Ads (728x90)

Bu yaşam tarzı ve Atalarımızın Irkı olan bu Hunza Türklerinden haberdar olalı yaklaşık 8 yıl oluyor. son günlerde spekulatifolarak sanki onların kullandıkları ürünlermiş gibi internet üzerinde yapılan yayınlardan dolayı bu konu hakkında yazmaya karar verdim. Özellikle Doktor kisvesine bürünmüş ve milyarları kazanmış bir kaç kişiden birinin bu yaşam tarzını yeni satış stratejisinin dayanak noktası yapmaya kalkışması beni bu yazıyı yazmaya itti diyebiliriz.

Afganistan ve çin arasındaki yüksek dağları mesken tutan Hunza Türkleri Uzun ömürleri ile dünyada nam salmış bir millet. BM de 1974 yılında tanınana kadar dünyanın çok fazla haberdar olmadığı teknolojiye kısmen kapalı kendi yağında kavrulan bir halk diyebiliriz. Esa bu yazımızın konuzu Hunzaların hayat felsefeleri..

Yaşadıkları coğrafya itibari ile oksijen seviyesi oldukça yüksek ve şehirleri genelde deniz seviyesinden 3000-5000 metre yüksekte kurulu.
Bu oksijen ve hava temizliği elbet sağlık üzerinde oldukça olumlu etkilere sahip. Deniz seviyesinde 2500 metre yüksekte olan Hunza nehrine sahipler. Buzlu dağlardan akan sular Attabat gölünü dolduruyor. Ağır atık oluşturan fabrikaları yok. Sularına klor dahi katmıyorlar. Havayı kirleten termik santralleri yok. Betondan yapılar kurmak için doğaya zarar vermiyorlar. Tamamı müslüman olan halkın geneli dünya hırslarından yoksun sakin ve münzevi bir hayat sürüyor. Alkol ve Tütün bu topraklara uğramamış gözüküyor. Hayvancılık ana geçim kaynağı. Halkta müthiş bir tohum bankası var. Hibritleşmemiş Genetiği değiştirilmemiş tohumlar 100-150 yıldır aileler tarafından koruma altına alınmış el değmemiş tohumları mevcut. Halk bizim eskiden anadolu köylülerinin yaptığı gibi gıdasını kendi üretiyor. Öyle marketler zinciri göremezsiniz. Yazın turfanda kışın kurutmalıklar tüketiliyor. Bu topraklarda halkın yaşantısına adapte olmuş buz dolabu ve deepfreezde bulamazsınız.
Bu insanların sırrı Büyük bir çark gibi bizi dişlileri arasında ezen sanayi ve seri üretim ürünlerinin tercih edilmiyor olması. Genelde 100-120 yıl arası yaşıyorlar. 60-70 li yaşlarda hamile kalan kadınları var. Bu topraklarda Yaş 65 yolun yarısı. Bu güne kadar bir kanser vakasına hala rastlanmamış.. Şuna herhangi bir markete girip alacağınız en basit ürünler dahi halk tarafından fazla rağbet görmüyor.

Benim düşüncem Hunza türklerinin modern toplumlara bırakacakları büyük bir miras vardır. Lakin modern toplumların Hunza halkına verebileceği hiç bir şey yoktur. Teknoloji sanayi devrmimi, sağlıkmı? İnsanoğlunun sıkıştığı labirent budur.

Ne zaman sağlığı tercih etsek sosyal olarak dahi etkileneceğimiz bir hahat reformundan geçmemiz lazım. Galiba artık bu bile yeterli olmayacak Gıda katkı maddeleri aroma vericiler lezzet artırıcılar antibiyotikler devamlı kullanılan kimyevi ilaçlar fabrikaların doğaya bıraktığı atıklar. Gıdalarda renklendiriciler koruyucular tarim ilaçları hayattan çıkacak gibi değil. Tarım ilacı kullanılmayan bakir toprağımız kaldımı. Bu yara çok derin uzun bir TV program serisinin konusu. İnsan kendi kendini nasıl yok edebilir diye incelenebilir.

Düşüncem odurki bir dahaki 10-20 yıl içerisinde doğala dönmekten başka çaremiz kalmayacak.
Tepkiler:

Yorum Gönder

Blogger