Ads (728x90)

Türkçe yazılan ilk tıp kitabı MÜRECCEBNAME

Anadolu çok medeniyetli çok kültürel motiflere sahip bin yılı aşkın bir türk yurdudur. Sultan Alparslanın muştusunda diyar-ı rum olan bu toprakların Alp erenler vasıtası ile kılıçsız fethi yatmıştır. O mirası üstüne vazife bilen onlarca Alperen Tüccar, Hekim, Fırıncı, Çarıkçı, Çerçi, Nalbant, Vb ahilik dergahından geçmiş esnaf ecdadımız bu topraklara yerleşerek hem islamı yaşayarak anlatmış hemde edep terbiye ve insan olmanın vasıflarını, orta çağ karınlığına gömülmüş rum ahaliye göstermiştir. Şunuda görmekteyiz ki Anadolu il il, önce gönüllere girerek fethedilirken halkın karşı koymayışı selçuklunun adeletini bizansın entrikalarına tercih etmelerindendir. Selçuklu Anadoluda ilk büyük şehir olarak Konya vilayetimizi imar etmiş Ardından ikinci büyük şehir olarak ise sivası o muhteşem taş işçiliği ile parmakla gösterilen bir şehir haline getirmiştir. Selçuklu sadece binalar yapmamış binayı mana katan eğitim ve bilminde son derece arkasında durmuş ve çağını aşan astronomi, matamatik ve tıp alimleri yetiştirmiştir. Bir Başka meşhur şehrimiz ize selçuklu döneminde tam bir ilim irfan yuvası olan Amasya vilayetimizdir. Yazımızın ana konus ise bu şehrin yetiştirmiş olduğu en önemli tıb alimi Şerafeddin Ali Sabuncuoğlu ve onun kaleme aldığı tarihimizdeki ilk türkçe tıp kitabı Müreccebnamedir.

Devrinin asırlar ötesine ışık tutan en ünlü cerrah ve tıp alimi olan Şerafeddin Ali 1465 yılında yazdığı Cerrahiyetül Haniyye adlı eserinde 83 yaşında olduğunu söylemiş 1468 yılında yazdığı eseri Müreccebnamede ise 85 yaşında olduğunu söylemiştir. Bu kaynaklar bize Şerafeddin Alinin 1383-4 yılları arasında doğduğu isbat etmektedir. Şerafeddin Sabuncuoğlu hekim bir aileden gelmekle birlikte Sabuncuoğlu ailesi genelde tıp ilmiyle meşgul olmuşlardır. Bu çağını fersah fersah aşan hekimimiz Fatih Sultan Mehmet döneminin en ünlü ikinci hekimidir.Sabuncuoğlu'nun, on dört sene baştabipliğini yaptığı Amasya darüşşifası, Anadolu'nun Moğol hakimiyeti altında, Moğol hü- kümdarı Olcayto Mehmet'in zevcesi lldus (llduş) hanım'ın kölesi Amber bin Abdullah tarafından, Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılış tarihi olarak kabul edilen (724HJ 1308M) tarihinde inşa edilmiştir. 1308 yılından cumhuriyetin ilk yıllarına kadar hastane olarak vazife veren Bimarhane Şuan müzeye çevrilmiş ve Aslından tamamen koparılmıştır. Şahsi fikrim bu tür yapıların Aslına uygun olarak vazifesini gelecek nesillere dahi taşımasıdır. Umarız Amasya ilince açılacak Tıp fakültesinin Derslikleri Bu bina içersinde de olur.

Şereafeddin Ali ikinci beyazitin Özel isteği ile O güne kadar yazılmış tıp kitablarını Belli bir sistematik içinde Türkçeleştirerek Akrabadin diye çok önemli bir esere imza atmıştır. Esas konumuz büyük tıp alimlerimizden ne yazıkki yeteri miktar yararlanamıyor oluşumuz. BAKDER olarak Anadolu halk hekimliğine ışık tutmuş bu yüce simaları Her sayımızda sizlere tanıtmak ve onların tarihin tozlu sayfalarına mahkum edilmiş tedavi yöntemlerini ve terkiplerini sizlerle paylaşmak boynumuzun borcudur.

Bu büyük Tıp alimimizin yazmış olduğu Mürecebbname isimli eser Şu bölümlerden oluşmaktadır.
1.Bölüm: Tiryaklar(Antidot)2.Bölüm: Macunlar3.Bölüm: Daireikler ve Toz İlaçlar4.Bölüm: Yakı ve Yakı Türü İlaçlar5.Bölüm: Astranjan İlaçlar ve Fumigasyon İlaçları6.Bölüm: Fitil ve Ovüller7.Bölüm: Şurup ve Gargaralar8.Bölüm: Göz Hastalıklarında Kullanılan İlaçlar9.Bölüm: Tablet ve Pastiller10.Bölüm: Cerahat Giderici İlaçlar11.Bölüm: Merhemler ve Yağlar12.Bölüm: Lavmanlar13.Bölüm: Kusturucular14.Bölüm: Burun Kanamasını Dindirici İlaçlar15.Bölüm: Tabletler16.Bölüm: Ağız, Boğaz, Diş, Dudak ilaçları17.Bölüm:Enfiye ve Kuturlar
Özellikle icat ettiği ameliyat malzemelerinin hala günümüzde kullanıldığını düşünürsek Asırları aşan bu büyük alimin ilk olarak cerrahat'ül Haniyesinden bir bölümü kendi kaleminden okumanın ayrı bir neşvesi olduğunuda bilmemiz gerekir.
CERRAHAT’ÜL HANİYYE’nin GİRİŞİNDEN BİR BÖLÜM Ben zayıfların zayıfı ve en muhtaç kul olan el-Hac İlyas oğlu, Ali oğlu, Sabuncuoğlu lakaplı Şerefeddin. Allah belalardan korusun, Amasya Darüş-şifasında tabibim. Bu şehirde geçimim kıtlık rüzgarında ve zamanın kalp kıran ellerinde düşkündü. Kendisi Zuhal yıldızının basamağı olan ve katında ilimden daha değerli bir şey bulunmayan ve makamında tıp ilminin tüm ilimlerin yarısı olduğu söylenilen sultana derdimi bildirmek ve zamanın sıkıntı rüzgarlarından kendimi korumak için tıp ilminden bir cerrahi kitap yazdım. Bu geçen ömür ve uzun süren istekler içerisinde, ilmiyle gördüğüm ve yaptığımla tecrübe ettiğim birçok acayip ve garip işleri bu kısaltılmış kitap içerisinde topladım. Şimdiki zamanın cerrahlarının çoğunluğu bu kitapta bahsedilen şeylerin çoğunu ne görmüşlerdir ne de duymuşlardır. Bu tip cerrahlar sadece bu dönemin revaçtaki kitaplarını incelemekte ve bunların içerisinde yazan şaibeli tedavileri uygulamaktadırlar ve bazen tecrübeleri olmadığı halde kendileri de hatalı şeyler ekleyip doğru yolu bulamamaktadırlar. Bu kitabı Türkçe yazmamın nedeni şudur; bu devirde Rum kavimleri Türk dilini kullanmaktadırlar. Ayrıca bu dönemin cerrahlarının çoğu okuma yazma bilmemektedir ve okuma yazma bilseler bile hepsi Türkçe kitap okumaktadırlar. Böylece, bu kitabı Türkçe yazmakla bundan daha çok kişi yararlanacaktır ve bu sayede işin aslını öğrenip, birçok sorunlarını çözerek kendilerini hatadan ve beladan koruyabileceklerdir. Bu kitabın 3 bab-ı vardır; ilk bab uzuvların ve hastalıkların dağlanması, ikinci bab cerahatlerin yarılması, dikilmesi ve tedavisi, üçüncü bab ise kırık ve çıkıların tedavisi hakkındadır. Bu kitaba Cerrahiyye-i Haniyye adını verdim. Tedavileri anlatırken önemli olanlarında üstadı, hastayı kullanılan aleti ve tedavi yöntemini tasvir ettim.”
Gördüğümüz üzere kendisini Allahın ilminin kapı kulu sayan Şerafeddin Ali Tevazuda da kendi asrının ötesine öğütler bırakmış ve bizlere gideceğimiz yolun güzergahını kalın kalemler ile şaşmazcasına çizmiştir.
Mücerrebname (Deneysel Tedavi Yöntemleri Kitabı) bir ‘deneysel tıp’ kitabıdır. Burada anlattığı deneylerinden iki örnek verecek olursak;
Bir gün zehirli bir yılanı (engerek) olduğunu söyleyen yılancı gelir ve Sabuncuoğlu yapmış olduğu tiryaka güvenir ancak test etmek ister. Bunun üzerine yılanı getirtirir (önceden tiryakı içmiştir) ve sol elinin orta parmağını ısırttırır. Sonra bu tiryaktan şerbet yapıp içer ve yılanın ısırdığı yere de tiryaktan sürer ve yılan zehrinin parmağında ya da vücudunda bir etkisi kalmadığını söyler. Zehri kendi üzerinde denemesi onun ilacına ne kadar güvendiğinin ve cesaretinin de bir kanıtıdır.
Tiryakının tazeliğini ve etkisini ölçmek için bu kez de bir horoz üzerinde deney yapar. Bir gün yine bir yılancı güçlü zehri olan bir yılanının olduğundan bahseder, yılanı inceleyen Şerefeddin zehrin kuvvetli olduğunu fark eder ve  bu defa da bir horoz getirir. Horozun budunun tüylerini yolar ve yılana 3 kez ısırtır. Bu defa tiryaktan küçük parçalar hazırlayıp horoza yutturur ve merhem şeklinde hazırladığı bir kısmını da yılanın ısırdığı yere sürer, horozu kümese geri koyar ve gözlem altında tutar. Bir süre sonra horozun yara yerinin yeşillendiğini görür. Ertesi gün tekrar gelip kontrol eder ve yeşil rengin kızarıklığa döndüğünü görür. Böylece tiryakın başarısını bir kez daha kanıtlamış olur. Burada kullandığı tiryakın Tiryak-ı Faruk  olduğunu belirtir.
Deneyimlerine birkaç örnek verecek olursak; Sabuncuoğlu ve yardımcısı İstanbul’dan Amasya’ya dönerken bitlenmişler. Tedavi için cıva ve çam reçinesini karıştırıp, keten ipliğinden de fitili hazırlayıp ilacı sürerek boynuna bağlamış, kalanını da koltuk altlarına sürmüştür. Daha sonra bu yöntemin daha önce omzunda var olan ağrıyı da giderdiğini görmüştür. Amasya’ya döndüğünde bu tedaviyi de kullanmıştır.
Bir başka örnek de çocuk düşürücü ilaç ile ilgilidir. Ana karnında ölen bir çocuğun düşürülmesi için verdiği ilacın rahimde oluşan ura da iyi geldiğini görmüştür.
Bir hastalığı tedavi edemediğinde bu konuda bilgisi olan kişilerin yöntemini ve o konudaki eksiğini alçakgönüllülükle kabul edebilmiş ve o kişilerden tedaviyi öğrenmiş, hekimlik ahlakına sahip bir kişidir.
İlerleyen sayilarimizda müreccebnameden daha çok faydalanacağız şimdilik bu kadar Hayırlı bir ramazan geçirmeniz dileklerimle 
Herbalist Adnan Yıldırım. 
Güney Kaliforniya üniversitesi USC. Herbalizm ve Fitoterapi mezunu

Tepkiler:

Yorum Gönder

Blogger