01.12.2008 - 01.01.2009

1 0-2 Yaş arası 1 2-6 yaş arası 4 6-12 yaş arası sağlık 1 ADHD 1 adnan yıldırım nasıl zayıfladı 1 afrika bitkileri 11 afrodizyaklar 1 Agaricus Bisporus 2 agaricus mantarı 1 Agaricus Subrufescens 1 agarwood 1 agave şurubu 1 Aglaia odorata 1 Agrocybe Aegerita 2 ağaç sakızları 1 ajowan tohumu 1 ajwaini bishop 4 akciğer hastalıkları 1 akça ağaç 1 Albizia 1 Alchemilla vulgaris 2 alerjik rinit 1 alkanma 1 Allamanda cathartica 2 alternatif tıp 2 alzheimer 1 Alzheimer hastalığı 1 amaranth 1 amerikan ginsengi 3 anason 3 anason nedir 2 anasonun faydaları 1 Andrographis 32 anne bebek 2 anne sütü çayı 7 anti aging 3 anti bakteriyel 2 apiterapi 2 arı poleni 5 arı sütü 3 arı ürünleri 8 aromaterapi 13 aromatik bitkiler 2 aromatik yağlar 1 Aslan pençesi 1 aslan yeleği mantarı 1 aspen kabuğu 4 astım bronşit 1 astragalus 4 ayuverdik bitkiler 1 Badem mantarı 1 bağırsak çalıştıran bitkiler 2 bağırsak iltihaplanması 4 bağırsak solucanları 4 bağırsak şeritleri 1 bağırsak yaraları 1 bağışıklık güçlendirici 4 baharatlar 6 bal 1 bambu mantarı 1 basur 4 bebek sağlığı 3 bel ağrısı 1 beyin hastalıklları 2 bitki çekirdekleri 1 bitki zamkları 48 bitkilerin ilaçlar ile etkileşimleri 13 bitkilerin kullanım dozajları 45 bitkilerin yan etkileri 12 bitkisel banyolar 25 bitkisel caylar 6 bitkisel kokular 32 bitkisel macunlar 59 bitkisel maskeler 1 bitkisel sular 67 bitkisel yağlar 3 boyun ağrısı 3 böbrek 1 bronşit 1 burclar 1 candidia 1 castor oil 1 castor yağı 1 chaga mantarı 134 cilt bakimi 3 cilt hastalıkları 15 cilt lekeleri 24 cilt temizligi 23 cilt tipleri 28 cinsel saglik 26 cinsellik 1 Cordyceps 1 coriolus 1 çiğdem türleri 1 çin geveni 13 çocuk sağlığı 1 çölyak 1 DEHB 10 dekolte bakimi 2 deniz yosunları 8 deprasyon 1 depresyon 3 detoks 2 dikkat eksikliği 1 dilara kocak 6 dis ve agiz bakimi 1 diş sağlığı 1 diüretik 5 diyabet 77 diyet listeleri 8 diyet yemekler 2 diz ağrısı 96 dogal saglik 54 dogal tedavi 3 doğal antibiyotik 7 egzama için krem 5 egzama nedir. egzama nasıl tedavi edilir. egzama için şifalı bitkiler 12 egzama tedavisi 4 egzamadan kurtulma yolları 15 egzersiz 2 eklem rehatsızlıkları 24 el ayak tirnak 1 enokitake mantarı 26 erdem yesilada 6 erkan topuz 8 erkek bakim 13 erkek saglik 1 erkekler özel ürünler 3 esansiyel yağlar. 7 esra tüzün 6 ev yapımı 1 faranjit 1 farmakoloji 1 filizlenmiş bitkiler 1 ganoderma 6 geleneksel tıp 1 gıda takviyeleri 3 ginseng türleri 1 glokom 11 goz cevresi bakimi 1 göğüs büyütücü 1 göz hastalıkları 9 gribal enfeksiyon 8 grip 4 gul ile guzellik 20 hamilelik te bakim 14 hamilelikte beslenme 1 hasan insel 1 hayıt tohumu 1 hazımzıslık 1 hemoroid 99 herbalist adnan yildirim 1 herpes 1 herpes simpleks 1 hindi kuyruğu mantarı 1 hint yağı 1 hiperaktivite 5 homemade remedie 2 hormonlar 1 hsv 1 hububat 4 ibn-i sina 2 ibs 5 idrar yolları enfeksiyonu 3 influnza 1 insülin 1 ipek bitkisi 1 irritabl bağırsak sendromu 6 ishal 1 iştah artırıcı 2 jel bitkiler 1 jelatin 2 kabızlık 18 kadın sağlık kürleri 65 kadin saglik 1 kakule 16 kalca bacak 5 kalın bağırsak 4 kalori hesabi 36 kalp sagligi 1 kan 3 kanser 5 kansizlik 1 kar mantarı 4 karaciğer hastalıkları 1 katran 1 kemik kanseri 2 kemik sağlığı 12 kepek 2 kil 4 kilo almak 52 kilo verin 1 kistik fibrozis 2 koah 5 kolestrol 1 kordiseps mantarı 29 kök bitkiler 3 kuruyemişlerin faydaları 2 lupus 1 lupus tedavisi 1 maitake mantarı 2 mantar 5 meme kanseri 14 menopoz 58 meyve ve sebzeler 21 mide 3 mide-gaz 2 migren 27 mineral vitamin 1 moda aksesuar 13 mutlu evlilik icin 2 nezle 4 obezite 2 omega 3 1 osteaporoz 1 ödem atıcı bitkiler 8 öksrüğe şifalı bitkiler 4 öksürüğün nedenleri 5 öksürük 1 Ölmeyen hekimlerimiz 1 pankreas kanseri 1 performans artırıcı 1 Phallus indusiatus 1 Phellinus linteus 1 Pleurotus Pulmonerus 4 polen 1 Polyporus Umbellatus 1 poria mantarı 6 propolis 5 prostat 1 reçineli bitkiler 6 regl 1 reishi mantarı 1 rezene 7 romatizma 1 sa 2 sabit bitkisel yağlar 1 sabun 49 sac bakimi 5 saç dökülmesi 1 safra 1 safra hastalıkları 1 safra taşı 106 saglikli beslenme 103 saglikli zayiflama 1 sang huang mantarı 2 seboreik dermatit 6 sedef 11 selulit 1 shiitake mantarı 2 sibirya ginsengi 7 sifalı bitki kabukları 12 sifalı bitkiler 319 sifali bitkiler 32 sifali yaglar 2 siğil tedavisi 1 sindirim sorunları 6 sinir stres 2 Sistemik lupus tedavisi 1 sistit 20 sivilce ve akneler 6 siyah noktalar 1 SLE 1 sodyum aljinat 1 sodyum türeri 4 soğuk algınlı 1 sonbahar çiğdemi 7 stres 13 su ile guzellik 1 Suehirotake mantarı 10 süper gıdalar 1 süt çayı 1 şeker 1 şeytan tersi 1 şifalı bitki tozları 72 şifalı bitkiler. şifalı tohumlar 3 şifalı kokular 20 şifalı mantarlar 4 şifalı sebzeler 8 şifalı şerbetler 8 şifalı yemişler 3 tahıl grupları 1 tansiyon 8 temizleme sutleri 2 tenya 15 tıbbi mantarlar 2 tip 1 diyabet 2 tip 2 diyabet 3 tonik ve maskeler 3 troit 1 unfilanza 5 uykusuzluk 2 ülser 2 ülseratif kolit 2 vajinit 7 video 63 vucut bakimi 3 vucut ritmi 4 yara yanık 1 yorgunluk 3 zayıflama haplarının zararları 11 zehirli bitkiler

Sağlıklı yaşamın sırları
Bazı insanlar kolay kolay hasta olmazken geri kalanımız niçin hastalanıp yataklara düşer? Böyle durumlarda, sağlıklı insanları kıskanmak yerine sağlıklı yaşamın ve bağışıklık sistemini güçlendirmenin sırlarını öğrenenin. İşte size bazı ipuçları:

Egzersiz yapın: Egzersiz yapmanın beyni sakinleştirdiği ve stresten kurtardığı belirtiliyor. Güçlendirici ve kondisyon hareketlerinin bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olduğunu söyleyen, dövüş sporu eğitmeni olan Jennifer Cassetta, kendisinin ve dövüş sporu öğrenen babası ile büyükannesinin asla hasta olmadığını iddia ediyor. 8 yıl önce dövüş sporlarına başladığında hayatının değiştiğini belirten Cassetta, "Spora başlamadan önce sigara ve kahve içiyordum, her gece dışarı çıkıyordum. Egzersizlere başladığımda, tüm alışkanlıklarım değişmeye başladı. Yediklerime dikkat ediyorum, sigarayı bıraktım, daha çok egzersiz yapıyorum. Şu an 30'lu yaşlarımdayım, daha fazla enerjim var, daha iyi görünüyorum ve güçlüyüm" dedi.

Ağız sağlığınıza özen gösterin: Ağız sağlığına dikkat etmemek, yetersiz ağız hijyeni ve dişeti hastalıklarının yanı sıra diyabet gibi ciddi hastalıklarla ilişkilendiriliyor. Chicago Halkla İlişkiler Danışmanı Joanna Broussard, antiseptik ağız suyuyla düzenli olarak gargara yapmanın diş sağlığını geliştirdiğini ve diğer hastalıkları uzaklaştırmaya yardımcı olduğunu söyledi. 12 yıl önce, diş doktorunun önerisini dinleyerek her gün dişlerini fırçaladıktan sonra gargara yaptığını belirten Broussard, "O günden beri hiç soğuk algınlığı geçirmedim. Çevremdeki insanlar grip ya da soğuk algınlığı olurken, ben bağışıklık kazanmıştım" dedi.

Günde bir elma yiyin: Elma, içerdiği 'quercetin' isimli antioksidan madde sayesinde birçok hastalığa iyi geliyor. Alzheimer da bunlardan biri. Yapılan bir araştırmalara göre, hücrelerin zarar görmesine karşı direnci artıran güçlü bir antioksidan içeren elma, güneş ışığı, kimyasal reaksiyonlar ve günlük yaşamın sebep olduğu stresten kaynaklanan zararlara karşı güçlü bir koruma sağlıyor. Özellikle kırmızı elmada, brokoli ve yeşil çayda da bulunan quercetin isimli antioksidan, stres altındaki kişilerin bağışıklığını destekliyor.

Endişe etmeyin, stresi yenin: Hastalanmak hakkında endişe etmeyin. Korku ve muhalifliğin bağışıklığı azalttığı belirtiliyor. Sürekli kaygı, kortizol ve adrenalin seviyesinin artmasına yol açıyor ve bu stres hormonları da vücudun bağışıklığını azaltıyor.

Vitamin alımınızı artırın: Herkesin somon balığı, yumurta ve süt gibi yiyeceklerde bulunan D vitaminine ihtiyacı olduğunu belirten uzmanlar, bunun yanında insanların yeterince C vitamini almadıklarını açıklıyorlar. Narenciyeler iyi bir C vitamini kaynağı olarak biliniyor. C vitaminin soğuk algınlığını önlediği bir efsane, ancak meyve ve sebzelerden yeterli miktarda C vitamini almak bağışıklık sistemini destekliyor.

Vücudunuza önem verin: Pozitif tutum vücuttaki bağışıklığı geliştiren, dolaşımı artıran nitrik oksit seviyesini artırıyor. Bu nedenle uzmanlar, hastalıklara karşı direncinizi artırmak için pozitif olmamız ve olumlu düşünmemiz gerektiğini söylüyorlar.

Sosyal bağlarınızı artırın: Sağlık ve bağışıklık üzerinde stresin ve sosyal desteğin etkisini araştıran Carnegie Mellon Üniversitesi'nden Psikoloji Profesörü Sheldon Cohen, mutlu insanların gribe yakalanma ihtimalinin diğerlerine göre yüzde üç daha az olduğunu, 300 kişi üzerinde yaptığı bir araştırmaya dayanarak söylüyor. Araştırma sonucunda, mutlu insanların soğuk algınlığı kapma olasılığının düşük olduğu, hastalığı kapanlarda da semptomların daha az şiddetli olduğu görüldü. Bu tür hastalıklara karşı direncin ruh haliyle paralel olduğunu söyleyen Cohen, "Mutlu ve pozitif olmak, bağışıklık sistemini güçlendiriyor" dedi.

Ellerinizi tekrar tekrar yıkayın: Mikroplarla mücadele etmek için ellerinizi sık sık yıkayın. Araştırmalar, birçok insanın tuvaletten çıktıktan sonra elleri yıkamaya dikkat etmediğini gösteriyor. Hastalıkları önlemek için elleri sık sık yıkamak çok önemli. Soğuk algınlığı ve grip mevsimi boyunca, ellerinizi gün boyunca sıklıkla yıkayın. Çünkü her gün kapı kolu, merdiven tırabzanları ve diğer insanlar gibi tüm patojenlerle temas halindeyiz. ABD'deki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi(CDC), elleri 20 saniye yıkamanın insanları 1 milyar soğuk algınlığı virüsünden korumada oldukça etkili olduğunu belirtiyor.

Uykunuzu iyi alın: Uyku sağlıklı kalmanın en iyi yollarından biridir. Gece kesintisiz 8 saat uyuyan bir insan kesinlikle kendini daha iyi hisseder. Prof. Dr. Sheldon Cohen, gece boyunca kesintisiz uyuyanların, sık sık uyananlara oranla daha az soğuk algınlığına yakalandıklarını söyledi. İyi bir gece uykusu aynı zamanda bağışıklık sistemini iyileştiriyor. Çünkü gece uykusundayken, melatonin seviyesi yükseliyor ve bu da bağışıklığı geliştiriyor. Tüm bunların yanında uykunun hiçbir yan etkisi yok.

Zaman Online

çayla gelen güzellik

Çayın faydaları ve zararları üzerine açıklamalarda bulunan ABD'li uzmanlar çayın, rengiyle göze, kokusuyla burna, şekerini karıştırırken kulağa, sıcaklığıyla tene, tadıyla ise dile iyi geldiğini söyledi.

İşte uzmanlardan çayın faydaları...

Saçı şampuanla yıkadıktan sonra, son su olarak bir çaydanlık ılık çayla durulayın.

Ayağınız kokuyorsa, ılık çay dolu bir leğene ayaklarınızı koyun ve her akşam yatmadan önce 10 dakika tutun. 10 günde koku diye bir şey kalmayacaktır.

Cildiniz yağlıysa banyodan çıkmadan bir çaydanlık çay ile teninizi ovuşturun, balsam vazifesi görür.

Eliniz balık ya da soğan kokuyorsa, elinizi demli çayla yıkayın.


Uzmanlar, ''Şişmanlar, kalp, sinir, mide ve karaciğer hastaları, romatizma ve nikristen şikayet edenler, böbreklerinde kum veya taş olanlar, yüksek tansiyondan yakınanlar, üremi veya albüminüri olanlar, mümkün olduğu kadar az çay içmeliler" uyarısında bulundu.


Çay içenler ile çay içmeyenler arasında, kalp krizi sonrası ölüm oranları da araştırıldı. Çay tüketimi fazla olanlarda, çay tüketmeyenlere oranla yüzde 44 daha az kalp krizi nedenli ölüm görülüyor. Bir haftada 14 bardaktan daha az çay tüketenler ise, hiç tüketmeyenlere oranla yüzde 28 daha az kalp krizi sonucunda ölümle karşılaşıyorlar.

Partnerini soy, kalori harca!

Seks... Şefkati, tutkuyu, uyumu, düşü, yaşamı, paylaşımı, sağlığı içinde barındıran, hem fiziksel hem de ruhsal ihtiyaç; hayatımızın bir parçası.

Yemek yemek, su içmek kadar doğal ve bir o kadar da kuvvetli bir istek. Doğanın oluşumuyla birlikte ortaya çık; bu içgüdüye, din, kültür, ırk farkı ve bunlara bağlı olarak büyüyen tabulara rağmen çoğu kez engel konulamamıştır. İnsan doğasına aykırı bir şekilde bastırılmaya çalışıldığında ise psikolojik ya da fiziksel rahatsızlıklar ortaya çıkmıştır.

Seks, sadece bir zevk kaynağı değildir. Mutlu bir cinsel ilişki yaşamımıza renk getirmekle kalmaz, yaşanan ilişkileri düzenler, sayesinde salgılanan östrojen ve endorfin hormonuyla hayatımıza mutluluk verir.

Ancak hepsinden önemlisi iyi yaşanan cinsel ilişki sağlıklı yaşamı da beraberinde getirir. Kimi zaman ağır sporlar kadar enerji harcatır. Düzenli bir cinsel hayatla yakılan kalori miktarı artar. Cinsel aktivite sırasında vücuttaki bütün kaslar çalışır ve beynimizde yüksek miktarlarda glikoz tüketilir.

Hafif bir yürüyüşte dakikada 3 kalori

Tempolu olmayan bir koşuda dakikada 5 kalori Daha aktif sporlarda dakikada 9-10 kalori
Cinsel aktiviteler sırasında dakikada 8-10 kalori harcanır.
Mutlu bir ilişkinin, sağlıklı bir vücudun, zevkli bir yaşamın ön koşulu olan seks, hormonları harekete geçiriyor ve sihirli değişimler sağlıyor

Seksi hormonlar...

Östrojen hormonu; en temel tanımlamayla, kadını cinsel ilişkiye hazırlayan hormondur. Vajinayı nemli ve kaygan hale getirir. Östrojen salgılandığında, kadının cinsel organındaki damarlara kan pompalanır, bu da uyarılmayı ve zevk almayı sağlar. Testosteron hormonu; cinsel isteği arttıran hormondur. Uzmanlar bu hormonun salgılanmasının pek çok dış etkene bağlı olabileceğini söylüyor. Fiziksel döngü içerisinde, kadınların yumurtlama döneminde artış gösteren testosteron, psikolojik nedenlerle azalabilir. Mutluluklar ya da gün içinde yaşanan sıkıntılar, eşlerin birbirlerine davranışları, bulunulan ortamlar cinsel isteği belirleyen etkenlerdendir.

Endorfin hormonu; beyin dokularında bulunan ve ağrı kesici özelliği olan bir hormondur. Beyindeki mutluluk ve haz merkezlerini harekete geçirdiği için halk arasında 'mutluluk hormonu' olarak da bilinir. Üzüntüde, sevinçte ya da fiziksel bir zorlamada da salgılanan endorfinin en yoğun salgılandığı aktivite cinsel ilişkidir. Uzmanların söylediği diğer bir özelliği de endorfinin iştah kestiğidir.

Serotonin hormonu; endorfin hormonunun ortaklarından biridir. Endor¬fin verdiği mutlulukla coşku yaratırken, serotonin rahatlık ve huzur verir. Serotonin eksikliği asabiyet, huzursuzluk ve strese neden olur.

İtalyan profesör Bruno Fabbri, 'Seks bir spordur' adlı kitabında seks yap¬manın zayıflattığını söylüyor. Prof. Fabbri'nin yaptığı araştırmalara göre;

¦ 18 dakika aralıksız yapılan seks büyük bir dilim çikolatalı pastayı yakar.
¦ Bir pizzanın yarı kalorisini yakmak için 26 dakika aralıksız seks yapmak gerekir.
¦ Bir cheeseburgerden aldığınız kaloriyi 53 dakikalık Fransız öpücüğüyle yok edebilirsiniz.
¦ Partnerini soyan bir kişi, soyarken tek elini kullanırsa 2 katı daha fazla kalori yakar.
¦ Soyma işlemi 'dişlerle' yapılırsa 87 kalori harcanır.
¦ Seviştikten sonra yatakta geçirilen rahatlama süresinde dahi kalori harcamaya devam edilir. >

ergenlik sorunları

Ergenlik çağındaki çocuklarda görülebilecek “ergenlik gecikmesi, erken ergenlik, aşırı kıllanma, erkek çocuklarda meme büyümesi ve düzensiz adet kanamaları" gibi rahatsızlıkların ilerleyen yaşlarda kısırlığa neden olabileceği bildirildi.

Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, ergenlik çağındaki çocuklarda görülebilecek “ergenlik gecikmesi, erken ergenlik, aşırı kıllanma, erkek çocuklarda meme büyümesi ve düzensiz adet kanamaları gibi rahatsızlıkların ilerleyen yaşlarda kısırlığa neden olabileceğini bildirdi. Op. Dr. Özgün, bu konuda anne ve babaların dikkatli olması gerektiğini belirterek “Her çocuğun daha ergenlik çağında, üreme sağlığı konusunda anne babalarının yönlendirmesiyle uzman doktorlar tarafından takip edilmesi gerekiyor dedi.

Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, kız ve erkek çocuklarda ergenliğe geçiş sırasında görülebilecek bazı sorunların; ilerleyen yaşlarda normal yollarla anne baba olabilmelerini doğrudan etkilediğini söyledi. Op Dr. Osman Denizhan Özgün, ergenlik çağındaki çocuklarda görülebilecek “ergenlik gecikmesi, erken ergenlik, aşırı kıllanma, erkekler çocuklarda meme büyümesi ve düzensiz adet kanamalarıö gibi rahatsızlıkların ilerleyen yaşlarda kısırlığa neden olabileceğini belirtti. Op. Dr. Özgün, ergenlik gecikmesinin kızlarda 13.5, erkeklerde 14 yaşında halen ergenlik bulgularının başlamaması durumu olduğunu söyleyerek “Nedeni yapısal ya da ailevi olabileceği gibi bazı doğumsal ya da hormonal hastalıklar olabilir. Mutlaka hekime başvurulmalıdır. Beslenme bozuklukları, aşırı egzersiz ve süreğen hastalıklar da ergenlik gecikmesine neden olabilirö dedi. Op. Dr. Özgün erken ergenliğin ise, kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik bulgularının ortaya çıkması olarak tanımlanabileceğini ifade ederek şunları söyledi:

“Kızlarda genelde erken dönemde tek veya çift taraflı meme gelişimi, erkeklerde testislerde büyüme ve genital bölgede kıllanma gözlenir. Bu durumda mutlaka çocuk endokrin hekimi tarafından muayene gereklidir. Kızlarda genelde neden saptanamazken, erkeklerde çoğunlukla altta yatan bir hastalık vardır. Boy kısalığı ve psikolojik sorunlara neden olduğundan tedavisi gereklidir. Aşırı kıllanma ise, kızlarda görülür. Yapısal, ailevi ve etnik özelliklere bağlı olabileceği gibi hormonal dengesizlikler de söz konusu olabilir. Erkeklerde meme büyümesi; adölesanın erken evrelerinde sık görülür. Genellikle geçici bir hormonal düzensizlik söz konusudur. Çoğunlukla kendiliğinden düzelebilir. Düzensiz adet kanamaları ise kızlarda özellikle ilk adet görmeyi izleyen 1-3 yıl içinde sık görülür. Aşırı kanama ya da düzensizliğin uzun sürmesi kansızlık gibi sağlık sorunlarına yol açabileceğinden hekimin izlemi gereklidir.


-ADET DÜZENSİZLİKELERİ VE SANCILAR KISIRLIĞA GÖTÜREBİLİR-

Kız ve erkek çocuklarında dikkat edilmesi gereken durumlar ve önemli hastalıkların takibine ilişkin olarak da değerlendirme yapan Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, şöyle devam etti:
“Tüberküloz, infertiliteye neden olabilir. Rahimiçi yapışıklıklara, adet düzensizliklerine ve bozulmuş rahimiçi doku hasarıyla, tekrarlayan gebelik kayıplarına ve tüplerde doku hasarıyla yapışıklıklara ve tıkanıklıklara neden olur. Ayrıca vajinal akıntılarda mutlaka rahmi ilgilendiren durumların olup olmadığının teşhisi için doktor kontrolü gerekmektedir.
Adet kanamalarının düzensizliği varsa, mutlaka doktor tarafından kontrol edilmelidir. Teşhise yönelik testler sonucunda ileriye yönelik kalıcı problemler ekarte edilmelidir. Adet kanamaları sırasında ve kanama harici aşırı ağrılar ihmal edilmemelidir. Doktor kontrolü sonucunda yumurtalığa ait kistler, tüplere ait iltihaplanmalar ekarte edilmelidir.

Özellikle kız çocuklarında yumurtalık kisti tespit edilmişse, ameliyat kararları çok dikkatli olarak verilmelidir. Yumurtalığa ait kist ameliyatları, ilerleyen dönemlerde yumurtalık rezerv problemi olarak karşımıza çıkabilir, mümkünse ilaç tedavisi veya gözlem ile takip protokolü uygulanmalıdır. Mutlak ameliyat gerekirse yapışıklıkları önlemek için kapalı ameliyat türü olan laparoskopik uygulamalar tercih edilmelidir. Ve mutlaka kısırlık üzerine çalışmalar yapan infertilite uzmanlarından görüş alınmalıdır.

-TESTİS İLTİHABINA DİKKAT-

Kısırlığın nedeni ergenlikte yatıyor!

Erkek çocuklarında da dikkat edilmesi gereken noktalara işaret eden Op. Dr. Özgün, inmemiş testis sık görülen, doğumsal bir anomali olduğunu söyledi. Görülme sıklığının doğum haftası ve doğum ağırlığı ile ilişkili olduğunu bildiren Op. Dr. Özgün, “Bin 500 gram ve altında doğan erkek çocuklarda görülme sıklığı yüzde 60-70’leri bulur. İnmemiş testisin tespiti son derece basit olup, ebeveynler tarafından bebeğin testisinin kontrolü sırasında şüphelenilen her durumda mutlaka doktora başvurulmalıdırö dedi. Özellikle testisin torbalarda hiç olmaması durumlarında mutlaka operasyon gerektiğine işaret eden Op. Dr. Özgün, “Operasyon zamanı çeşitli merkezlerde farklılık göstermekle birlikte, 12 ile 18 aylık dönem arasında yapılması önerilmektedirö diye konuştu. Orşit yani testis iltihabının da ilerleyen dönemde kısırlığa aday olabileceğini kaydeden Op. Dr. Özgün şunları söyledi:
“Bu nedenle son derece hassas davranılmalıdır ve mutlaka doktor kontrolü sağlanmalıdır. Yumurtalıkta şişme, hassasiyet ve ateş yükselmesi genellikle orşiti hatırlatır bu bulguların tespitinde derhal doktora başvurulmalıdır. Masum gözüken kabakulak enfeksiyonunun testisleri etkilemesi nadir de olsa beklenir. Etkilendiğinde de özellikle sperm sayısı, hareketi ve şekli bozulabilir, bu da ilerleyen dönemde çocuğun kısırlığa aday olmasına neden olur. Eskiden sık rastlanan bu hastalık kullanılan aşı sonucunda artık eskisi kadar sık rastlanılmamaktadır. Kabakulak aşısı mümkünse yaptırılmalıdır. Orşitin diğer nedenleri genellikle, cinsel yolla bulaşan hastalıklar da (zührevi) dahil olmak üzere bakteriyeldir. Özellik cinsellikle yeni tanışan gençlerin iyi sorgulanması ve cinsel eğitim verilerek cinsel yolla bulaşan hastalıklara sebebiyet verebilecek davranışlardan kaçınılması, orşitten korunmada etkili olacaktır. Testisi etkileyen tıbbi durumlardan biriside hidrosel yani testisin su toplaması halidir. Orşite nazaran ateş ve hassasiyet olmaması nedeniyle, genellikle ihmal edilir. Hidrosel halinde de mutlaka doktora başvurulmalıdır zira sperm yapımını bozabilir.

Bir diğer ihmal edilen husus; testise alınan darbelerdir. Bu konu ihmal edilmemelidir, testis dokusunun harabiyeti ve ilerleyen dönemde sperm yapımını etkileyen durumlar söz konusu olabilir.ö(ANKA)

Sağlıklı bir hayat için 6 basit adım
Herhangi bir çaba ya güç harcamadan yapabileceğiniz basit şeylerle daha sağlıklı olabilirsiniz.

Rush Üniversitesi Medikal Merkezi'nin sağlıklı bir yaşam sürmek için 6 önerisine bir göz atalım:

1. Uzmanlar stresi azaltmak için düzenli egzersiz, nefes alma-verme teknikleri öneriyor. Hatta yatıştırıcı müzik dinlemek, iyi bir kitap okumak, evcil hayvanınızla oynamak ya da sıcak bir küvete girmek gibi basit şeylerin bile insanı stresten arındırdığı belirtiliyor.

2. İyi bir ağız hijyeni sağlayın. Dişlerinizi günde en az 2 kez ve minimum 2 dakika boyunca fırçalayın ve diş ipliği kullanmayı unutmayın. Dişlerin fırçalanması ve diş ipiyle temizlenmesi sadece diş çürüklerini önlemez, ayrıca ağızda oluşabilecek diğer hastalıkları da engeller.

3. Bulmaca çözün. Araştırmacılar, okumak ya da satranç oynamak gibi zihinsel düşünmeye iten aktivitelerin beyin üzerinde koruyucu etkisi olduğunu buldular. Beyni düzenli olarak bir şeylerle meşgul etmenin Alzheimer hastalığı ile bağlantılı bunama riskini azalttığı belirtiliyor.

4. Horlamayı bırakın. Evli çiftlerden biri horladığında diğeri uykusuz kalıyor. Horlayanlar sıklıkla yoruluyor, çünkü yüksek sesle horlayan insanlar genellikle uyku apnesi oluyorlar. Bu durumda hava yolu tıkanıyor, insanın nefesi kesiliyor ve aniden uyanıyor. Araştırmacılar, hava yolunun açık tutulmasıyla daha iyi uyku sağlanabileceğini belirtiyorlar.

5. Emniyet kemerinizi takmayı unutmayın. Çok kısa bir mesafe için bile araba kullansanız ya da birkaç saniye için arabanızı kenara çekseniz bile emniyet kemerinizi bağlayın.

6. Ergonominizi kontrol edin. Bilgisayar karşısında çalışıyorsanız, çalışma pozisyonunuzun ergonomisine bakın ve rahat şekilde oturun, arada kalkıp dolaşın. Bu sizi boyun, sırt ve göz gerilmelerinden koruyacaktır.

Zaman Online

Kendi aspirininizi kendiniz üretin!
Araştırmacılar, insanların meyve ve sebze tüketerek kendi aspirinlerini üretebileceği gerçeğini su yüzüne çıkardılar.

Yapılan yeni araştırmaya göre, aspirinin acı ve ateşi hafifletmedeki etkisinden sorumlu olan salisilik asidin (SA) isimli maddenin, vücudumuzda yeni bir düzenleyici sınıfında ilk olacağı belirtiliyor. Britanya Ulusal Sağlık Servisi (NHS)'nden Gwendoline Baxter ve meslektaşları, aspirin içmemiş insanların kanındaki salisilik asitin nasıl var olduğunu tartışıyorlar. Araştırmada, kanlarında daha yüksek seviyede salisilik asit bulunan vejetaryenler ile düşük dozda aspirin alanlar karşılaştırıldı. Salisilik asit, meyve ve sebzelerde bulunan doğal bir madde olduğundan dolayı, bulgular vejetaryenlerin kanında bulunan asidin de yedikleri yiyeceklerden geldiğini gösteriyor.

Zirai ve Gıda Kimyası Dergisi'nde yayınlanan araştırmanın amacı, insanlarda ve hayvanlarda bulunan salisilik asitin sadece sebze ve meyve tüketiminden mi meydana geldiğini ortaya çıkarmak ya da ateşle ve hastalıkla savaşmak için doğal bir ajan gibi insanların kendi salisilik asitlerini üretip üretmediklerini belirlemek olduğu açıklandı.

Zaman Online

'Aynı yemeği yiyoruz ama neden sadece ben şişmanlıyorum?' sorusu cevaplandı
FTO geni şişmanlığı tetikliyor. Obeziteyle bağlantılı gen değişkeni taşıyanların yemek başına ekstra 100 kalori daha aldıkları bulundu.

Dundee Üniversitesi tarafından Yeni İngiltere Tıp Dergisi'nde yayınlanan araştırmada, yaşları 4 ile 10 arası değişen 100 çocuk üzerinde yemek yeme testleri uygulandı. Gen değişkeniyle ilgili daha şekerli ve yağlı yiyecekler seçildi. Araştırmacılar, gen değişkeninin vücudun yiyecekleri parçalama hızı üzerinde etkisi olmadığını buldular.

İnsanların yüzde 63'ünün FTO geninin anahtar değişkeninin taşıdığı düşünülüyor. Genin daha çok kalorili yiyecekleri etkilediği görüldü. Araştırmacı Profesör Colin Palmer, "Bu çalışma genin aşırı yemek yenilmediğinde tek başına obeziteye yol açmadığını gösteriyor ve bu genle ilişkili obezitenin dikkatli diyet kontrolüyle değiştirilebileceğini ileri sürüyor" dedi. Araştırma FTO gen çeşitliliğinin bir kopyasını taşıyan insanların yüzde 30 yüksek obezite riski taşıdığını gösteriyor. Genin 2 kopyasını taşıyanlarda ise risk yüzde 70 oluyor.

Zaman Online

Depresyon kalbe de zarar veriyor
Sağlıksız beslenme, sigara, hareketsizlik ve obezite kadar depresyonun da kalbe zarar verdiği ve kalp krizi riskini artırdığına hiç şüphe yok. Ruh sağlığımızın kalp üzerinde bu denli etkili olmasının sebebi her zaman merak edilmiştir ve şimdi yeni bir araştırma sayesinde bu soruya cevap bulunacak.

Time dergisinde yer alan habere göre, araştırmacılar depresyon ve kalp rahatsızlığı arasındaki bağlantıyı açıklamaya yönelik ilk bulguları elde etti. "Journal of the American Medical Association" adlı tıp dergisinde yayınlanan araştırma sonuçları, depresyonun sigara gibi zararlı alışkanlıkları tetikleyerek kalp rahatsızlıklarına dolaylı yönden sebep olduğunu ortaya koydu.

Uzmanlar iltihaplanma ve beyindeki serotonin gibi maddelerin değişen seviyeleri gibi depresyonla bağlantılı faktörlerin kalp sağlığında etkili olduğunu söylüyor. Ancak araştırmacılar, kalp rahatsızlığı riskinin en yüksek olduğu grubun sigara içen ve egzersiz yapmayanlar arasından çıktığını vurguladı.

İncelemeye tabii tutulan kişilerden depresif olanların, diğerlerine oranla %50 daha fazla kalp rahatsızlığı riski taşıdığı, ancak egzersiz yapıldığında iki grup arasındaki risk farkının ortadan kalktığı belirlendi. Egzersiz yapmamak depresif kişilerde mevcut rahatsızlık riskini %44 oranında daha da fazla artırıyor.

Uzmanlar, depresyon tedavisinin tek başına işe yaramadığını, depresyonun beraberinde getirdiği davranışların da ele alınarak sorunun çözülebileceğini ve dolayısıyla kalp sağlığının artırılabilceğini vurguladı.

Zaman Online

Kızılcık meyvesi, idrar yolu enfeksiyonlarına çare
Kızılcık meyvesinin içerdiği yüksek asit idrar yolu boyunca bakteri gelişimini engellemeye yardım ediyor.

Tedavi edilmezse basit bir idrar yolu enfeksiyonunun mesane ve böbrekler için çok kötü sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. Bakteri idrar yoluna girdiğinde ve burada çoğaldığı zaman idrar yolu enfeksiyonunun oluştuğu ve enfeksiyonun kontrol altına alınmadığı takdirde bakterinin idrar yolunun derinlerine kadar ilerleyerek, mesanede sistite yol açtığı ve böbreklere girerse piyelonefrite (Böbrek pelvisini ve üriner yolları saran bir infeksiyona bağlı interstisyel nefrit) neden olduğu açıklanıyor. Böbrek enfeksiyonları oldukça tehlikeli olduğunu ve tedavi edilmediği takdirde yaşam koşullarını tehdit eden bakteremiye (kan dolaşımında bakteri) yol açtığını belirten ürologlar, kızılcık meyvesinin herkese yardım edemeyebileceğini ve idrar yolu enfeksiyonu olan hastaların mutlaka tedavi olmaları gerektiğini söylüyorlar.

Ürologlar ayrıca, uygun hidrasyon ve doktor tarafından önerilen tedbirli antibiyotik kullanımı ile idrar yolu enfeksiyonundan korunabileceğimizi açıkladılar.

Zaman Online

Sigara dumanı kalp ritmini bozuyor
Sigaranın kalp sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran ABD'li araştırmacılar, uzun süre sigara dumanı solumanın kalbin temel pompalama odasında değişiklik meydana getirdiğini tespit etti.

Ayrıca sigaranın kalpteki stres hormonunu artırdığı ve bunun da sol karıncığın şeklini bozduğunu ortaya koydu. Chicago Üniversitesi'nin araştırmasında 5 hafta boyunca sigara dumanı soluyan farelerde kalp kasında hücre gelişimini düzenleyen MAPK (mitojenle aktive edilmiş protein kinaz) isimli enzimlerin aktivitesi incelendi. Çalışmada, fareler sigara dumanı olan ve olmayan odalara konuldu. 5 hafta sonra, hayvanlara ekokardiyografi testi uygulandı. Mikroskop altında kalp dokuları incelendi. Sonuçlara göre, dumana maruz kalan farelerde sol karıncığın şekli ile kalbin temel pompalama odası önemli ölçüde değişti ve kalp kasındaki enzimlerin aktif tablosunda artış oldu. Araştırmacılar, farelerden aldıkları idrar örneklerinde norepinefrin seviyesinin arttığını buldu. İ

ZAMAN ONLİNE

Siyah çikolata hipertansiyona şifa
Siyah çikolatanın kan basıncını düşürdüğünü belirten araştırmacılar, ancak bu yararı sağlaması için büyük miktarlarda yenmesi gerektiğini ifade ettiler.

Araştırmacılar, çok miktarda çikolata yemenin kalori birikimine yol açacağını söyleyerek, başka bir önerileri olduğunu açıkladılar: "Çikolatanın uzun süreli yarar sağlaması için her gün küçük parçalar halinde tüketebilirsiniz."

Siyah çikolatanın sihri nereden geliyor? Siyah çikolatadaki kakao, polyphenol (zerdeçal) gibi bitki kimyasalları içeriyor. Bu polyphenoller kan damarlarını gevşetiyor.

Geçen yıl Almanya'da yayınlanan bir araştırmada, 4,5 ay boyunca yüksek tansiyon hastası ve yüksek tansiyon başlangıcı görülen 44 kişide siyah çikolata tüketiminin kan basıncı üzerindeki etkisini incelediler. Katılımcılar her akşam yemekten sonra yaklaşık 6,3 gr (yaklaşık 30 kalori) siyah çikolata ya da aynı ölçüde polyphenol içermeyen beyaz çikolata yediler.

Araştırmacılar sadece kan basıncının yanında, güçlü bir kan damarı gevşeticisi olan kandaki nitrik oksit denilen maddeyi de ölçtüler. Çalışmanın sonunda, siyah çikolata yiyenlerin kan basıncında küçük fakat sürekli bir düşüş gördüler. Araştırmacılar, bu kişilerin kanında yüksek miktarda nitrik asit olduğunu buldular ve bunun da kan basıncını düşürdüğüne inanıyorlar.

Araştırmacılar ayrıca DASH diyetinin de kan basıncını düşürdüğünü buldular. Bu diyette, her gün 8-10 porsiyon meyve-sebze tüketimi ile az yağlı protein içeren yemekler ve tuz alımının azaltılması öneriliyor.

ZAMAN ONLİNE

Gıda katkı maddelerine dikkat
Ülkemizde gıda katkı maddelerinin kullanımı günden güne artmasına rağmen olası yan etkilerini tüketiciler bilmiyor.

Gün geçtikçe daha çok miktarlarda tüketilen bu katkı maddeleri, beslenmeyle ilgili kalp hastalıkları, allerjik astım ve ürtiker gibi çeşitli hastalıkların gelişimine yol açıyor. İşte kullanmaktan kaçınmanız gereken 9 katkı maddesi:

Aspartam (sentetik tatlandırıcı): Equal ve NutraSweet marka tatlandırıcı ve binlerce gıdada bulunan tatlandırıcılar eleştirilere maruz kalıyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylansa da, birçok araştırmada aspartamın kanserle ilişkisi olduğu açıklanıyor. Ayrıca FDA'nın tartışılır aspartam onaylaması meclis soruşturmasına davetiye çıkarıyor.

Kısmen hidrojene nebati yağ (trans yağlar): Trans yağ asitleri, sıvı bitki yağlarını hidrojen bulunan bir ortamda ısıtarak elde ediliyor. Hidrojenleme olarak bilinen işlem raf ömrünü uzatmak için yapılıyor. Birçok sağlık uzmanı bu yağların koroner damar hastalıkları riskini ve kötü kolesterol düzeyini artırdığı konusunda aynı fikri paylaşıyor. New York City geçen günlerde restoranlarda suni trans yağ kullanımını yasakladı.

Sodyum Nitrit: Sodyum nitrit sıklıkla koruyucu madde olarak kullanılıyor. Yediğimiz bazı etler bu maddeyle korunuyor. Sodyum nitrit kanser riskini artırıyor, çünkü nitrit kızartma tavasında ya da midemizde asitli ortamla karşılaşınca kanserojen bileşime dönüşüyor.

Suni Renklendiriciler: Birçok suni renklendirici içeren gıdaların üretiminde sentetik boya kullanılıyor. Yıllarca FDA, fırınlanmış yiyecekler, meşrubatlar ve şekerlemelere sertifika verirken birçok boyanın da kullanımını yasakladı. Halen bazı sağlık grupları onaylanmış boyalar Mavi 1 ve 2, Kırmızı 3 ve Sarı 6'nın kanser riskine yol açtığını iddia ediyor.

Olestra: Yağsız patates cipslerinden bulunan katkı maddesi olestra, daha çok Olean markası ile biliniyor. FDA tarafından onaylanmış olmasına rağmen, yıllardır üzerlerindeki "Bu gıda olestra içermektedir" uyarı etiketiyle gıdalarda bu madde kullanılıyor. Olestra temel vitaminlerin emilimini engellediği gibi karın ağrısına ve mide-bağırsak sorunlarına yol açabiliyor.

Stevia: Doğal tatlandırıcı yerine geçen Stevia, FDA'nın yasaklanmış katkı maddeleri listesinden çıkarıldı. Halen diyet bütünleyicisi olarak kullanılan Stevia'nın gıda katkı maddesi olarak kullanımına izin verilmiyor. Dünya Sağlık Örgütü, kanserojen olmadığını buldu, fakat daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtti.

Sakarin: En eski suni tatlandırıcı olarak bilinen sakarin birçok diet ürününde ve sodalarda bulunuyor. İlk kez 1907 yılında Amerika Tarım Departmanı (USDA) tarafından yapılan araştırmayla sağlık riski olduğu bulunan sakarinin, bu tarihten sonra kanserle ilişkisi olduğunu gösteren çok sayıda araştırma yapıldı. 1977 yılında FDA tarafından kullanımı yasaklanan sakarinin halen kanserojen olma olasılığı üzerinde duruluyor.

Sülfitler: Kesilen meyve ve sebzelerin kararmaması için kullanılan bir kimyasal. Önce güvenilir olduğu düşünülen sülfitin daha sonra ölümcül alerjik reaksiyonlara neden olduğu bulundu. 1980'lerde Amerikan Senatosu çiğ sebze ve meyvelerde sülfit kullanımını yasaklaması için FDA'yı zorladı. FDA bundan beri sülfit yasağını genişleterek katkı maddesi olarak da kullanımını yasakladı.

BHA & BHT: Gıdalarda otooksidasyon oranını düşüren iki kimyasal BHA (butylated hidroxyanisole E320) ve BHT (butylated hidroxytoluene E321), gıdalarda renk, koku ve tat değişikliğini önlüyor. Antimikrobiyal, antioksidan özellikleri ve besinlerdeki E vitaminini koruma özellikleri nedeniyle kullanılıyor. Bazı araştırmalar, BHA'nın kanserojen olabileceğini gösteriyor.

Cep telefonları sinir sağlığını tehdit ediyor
Uzmanlar, teknolojik ilerlemenin kişilerin nörolojik sağlığını tehdit eden risklere yol açtığı konusunda uyarıyor.

Yakın tarihe kadar beyin tümörleriyle cep telefonu arasındaki ilişkinin yetersiz kalmasına rağmen, son araştırmalar cep telefonlarının beyin tümörü gelişme riskinin artırdığını gösteriyor. Amerikan Nörolojik Cerrahlar Birliği (AANS), gerçek yaşam senaryolarından faydalanarak cep telefonlarının kişilerin nörolojik sağlığı için risk oluşturduğu konusunda uyarıyor.

Birçok örneğinin arasında, yaygın olarak cep telefonu kullanan 50 yaşındaki bir kadın parmaklarında ve cep telefonunu tuttuğu kolundaki ağrı nedeniyle gittiği doktorları tarafından boyunla ilgili radikülopati (Spinal sinir köklerinin hastalığı) teşhisi kondu ve şimdi sinir tahribatı sorunu yaşıyor. Diğer örneklerinde de, 16 yaşındaki bir erkek çocuğu cep telefonu mesajı yazarken telefon direğine çarptı ve beyin sarsıntısı geçirdi; 29 yaşındaki bir adam yürüyen merdivenlerde cep telefonuyla konuşurken arkaya doğru düştü ve başını çarparak yaralandı.

Ayrıca uzmanlar, cep telefonu nedeniyle dikkati dağılan sürücülerin daha fazla kaza yaptıklarına dikkat çekiyor. Araştırmacı bilim adamları, çeşitli cep telefonu yaralanmalarından korunmak için şunları öneriyor:

"Dikkat gerektiren fiziksel aktivitelerde asla mesajlaşmayın veya cep telefonu kullanmayın, bu durumlarda hands free modunda ya da kulaklıkla konuşun; eğer araba kullanırken telefon çalıyorsa, sesli mesaja yönlendirin ya da güvenli bir yere park ettikten sonra telefona cevap verin."

Zaman Online

Kozmetik ve ambalaj malzemeleri tehlike saçıyor
Kozmetiklerde ve gıda ambalaj malzemelerinde yaygın olarak kullanılan partiküllerin insan sağlığı için büyük tehdit oluşturduğu bulundu.

Tampere Teknoloji Üniversitesi Fizik Bölümü'nde Profesör Ilpo Vattulainen'in araştırma grubu ve Helsinki Teknoloji Üniversitesi Uygulamalı Fizik Bölümü'nden akademi araştırmacısı Emppu Salonen ile Amerika'daki Clemson Üniversitesi'nden Profesör Pu-Chun Ke's araştırma grubu birlikte çalışarak karbon bazlı partiküllerin hücrelerle nasıl birbirlerini etkilediğini araştırdılar. Nanopartiküllerin hücre yapısını değiştirdiğini ve sağlık sorunlarına yol açtığını buldular.

Araştırma süresince, hemen hemen tüm bitkilerde, örneğin çayda bulunan organik bir asit olan gallik aside maruz bırakılan hücrelerin değişmediğini buldular. Gallik asit ve fullerenes (karbonun grafit ve elmas haricindeki allotroplarina verilen isim) hücre kültürleriyle tanıştırıldığında, hücre yüzeylerini donduran yapıları etkilediler ve hücre ölümüne neden oldular. Toksik görünmeyen bir partikülün bile bu partiküllerle ve insan vücudundaki diğer bileşiklerle etkileşime girmesi halinde hücre fonksiyonlarında ciddi sorunlara yol açıyor.

Tüketim mallarında nanopartiküllerin kullanımı hızla artarken, bunların sağlığı olumsuz yönde etkilediği çok az kişi tarafından biliniyor.

ZAMAN ONLİNE

Şekersiz sakız strese yeni çözüm
Stresi ve bunalımı azaltmanın en ucuz yolu bulundu: Şekersiz sakız çiğnemek.

Yapılan araştırmada, sakız çiğnemenin zindeliği arttırdığı ve çoklu görevlerde performansı geliştirdiği bulundu. Swinburne Üniversitesi'nden Davranış Bilimleri Profesörü Andrew Scholey, Northumbria Üniversitesi'nde yürüttüğü çalışmada, sakız çiğnemek ile pozitif, rahatlatıcı sosyal davranışlar arasında bir bağ bulduğunu söyledi.

Kontrollü çalışmada yaklaşık 22 yaşlarında rastgele seçilen 40 kişi, güvenilir bir şekilde strese teşvik edildikleri ve performanslarının ölçüldüğü platform olan "Tanımlı Şiddet Stresör Simülasyonu (DISS)" testine katıldı. Katılımcıların endişe, zindelik ve stres seviyeleri şekersiz sakız çiğnerlerken ve çiğnemedikleri anlarda, DISS testini tamamlamadan önce ve tamamladıktan sonra ölçüldü. Araştırmada, sakız çiğneyenlerdeki "ağız sulanması kortizol seviyesi"nin (psikolojik stres belirleyicisi) sakız çiğnemeyenlere oranla yüzde 16 daha az olduğu bulundu.

Psikoloji ve Davranış Dergisi'nde yayınlanan araştırma için Scholey, "Araştırma bulguları bize sakız çiğnemenin günlük yaşamın stresiyle başa çıkmamızda yardımcı olabileceğini gösterdi" dedi.

ZAMAN ONLİNE

Haftada iki kez balık diyabet hastalarına şifa
Yapılan bir araştırmaya göre, haftada en az iki kez balık yemek diyabet hastalarında sık görülen böbrek rahatsızlığı riskini azaltıyor.

İngiliz bilimadamları, orta yaş ve üzerindeki 22 bin 300 hastanın kayıtlarını inceledi. Aynı zamanda geniş çaplı bir kanser araştırmasına da konu olan bu kanser hastalarında balık yemenin etkileri gözlendi. USA Today gazetesinin haberine göre, bu hastaların yeme alışkanlıkları ile ilgili anketler yapıldı ve her birinden alınan idrar örneğinde böbrek rahatsızlığının belirtilerinden biri olan albümin proteinin olup olmadığına bakıldı.

Araştırma bulguları, bu hastalar arasında çoğunlukla 2.tip olmak üzere diyabet hastası olup haftada bir porsiyondan az balık yiyenlerin idrar örneklerinde, haftada iki kez balık yiyenlere oranla, albümin bulunma oranının dört kat fazla olduğunu ortaya çıkardı.

Böbrek rahatsızlığının diyabetin en ciddi komplikasyonlarından biri olduğunu söyleyen araştırma grubundan Salgın Hastalık Bilimcisi Amanda Andler, balıktaki besinlerin böbreğin çalışmasını etkileyebileceğini ve kan şekeri kontrolünde faydalı olabileceğini de belirtti.

Ancak hangi tür balığın daha faydalı olduğu henüz belirlenmedi. Uzmanlar bu bulgunun tam olarak kanıtlanması için bazı denemelere gerek olduğunun da altını çizdi. Ama sonuçlar henüz kesinleşmese de, daha fazla balık yemenin bir zararı olmayacağı söylendi.

Zaman Online

Meğer lifli gıdaların ne çok yararı varmış! İşte şaşırtan liste
Lifli gıdalar tüketmenin yararları
Her gün yeterli miktarda lifli yiyecek tüketmenin vücudumuzu birçok hastalıktan koruduğu tespit edildi.

İlaç Enstitüsü tarafından yapılan en son açıklama ve Amerikan Diyetetik Birliği (ADA) tarafından tanımlanan yazılı görüşe göre, diyet yemeği olan lifler, insanın ince bağırsağında sindirilmeyen ve emilemeyen karbonhidrat bileşenlerini içeriyor. Bunların vücudumuzu birçok hastalığa karşı koruduğu belirtiliyor.

Lifler diyetimizde ne kadar bu kadar önemli? İşte bunun nedenleri:

1. Yeterli lifli gıda alımı kalp hastalıklarına karşı koruyor. Araştırmalar, günlük 12-33 gram lif alımının kan basıncını düşürdüğünü, kandaki kolesterol düzeyini iyileştirdiğini ve kardiyovasküler hastalıklarla ilişkilendirilen iltihabı azatlığını gösteriyor. Ayrıca, yapılan birçok araştırmada, diyete eklenen 10 gr lifli gıdanın kalp krizi ölümlerini yüzde 27 oranında azalttığı bulundu.

2. Çözünebilir lifler, kandaki kötü kolesterolü düşürüyor. Çözünebilir lif içeren yiyecekler arasında elma, arpa, yulaf, fasulye ve diğer kuru baklagiller, meyve ve sebzeler yer alıyor. Diğer çözünebilir lif kaynakları ise psilyum (pire otu), guar gum, pancar lifi, xanthan gum ve pektin.

3. Çözünemeyen lifler mide, ince bağırsaklar ve kalın bağırsakların çalışmasını güçlendiriyor. Buğday ekmeği, kahverengi pirinç gibi tohumlu, taneli yiyeceklerin tümü çözünemeyen lif kaynağıdır. Bazı yiyecekler doğal müshil maddesi içeriyor. Bunlar: kabak, bal, rubarb (Antrakinont türevi glikozid içeren bitki), incir, kuru erik, ahududu, çilek, elma kompostosu.

4. Lifli yiyecekler diyabeti kontrol altında tutmaya yardım ediyor. Lif bakımından zengin diyet kan şekerinde daha yavaş artışa yol açıyor.

5. Lifli gıdalar mide, ince bağırsaklar ve kalın bağırsakların daha sağlıklı olmasını sağlıyor. Meyve, sebze ve tüm bakliyatlarda bulunan doğal lifler kalın bağırsakta mayalanıyor ve kalsiyum gibi önemli minerallerin emiliminde vücudumuza yardım ediyor.

6. Lifli yiyecekler bizi tok tutuyor. İnsan vücudu liften enerji ya da kalori almıyor. Bu nedenle lifli gıdalar yediğimizde şişiyoruz, tamamen doyuyoruz. Ayrıca, lifli gıdalar daha az kalori içeriyor. Örneğin, bir fincan brokoli yaklaşık 25 kalori iken bir fincan beyaz pirinç ise 200'den fazla kalori içeriyor.

Peki günlük ne kadar life ihtiyacımız var?

Yediğimiz her bin kalori için 14 gram lif tüketmeliyiz. Bu kadınlar için yaklaşık 25 gram, erkekler için ise 38 gram olarak tüketilmeli. 2 yaşın altındaki çocuklara lifli gıda önerilmiyor. Birçok meyve, sebze ve tüm hububatların bir porsiyonu yaklaşık 2-3 gram lif içeriyor. Pişmiş kuru fasulye ve bakliyatların bir kâsesinde ise 10-15 gram lif bulunuyor.

Zaman Online

Hamileler, kafeinden uzak durmalı. İşte nedenleri:
Günde bir fincan kahve içen hamilelerin bebeklerinin düşük kilolu olduğu saptandı

İngiliz Medikal Gazetesi'nde yayınlanan araştırmaya göre, çay, kola, çikolata ve bazı ilaçlar da dahil olmak üzere herhangi bir çeşit kafein kaynağı anne karnındaki bebeğin gelişimini yavaşlatıyor. Normal bir insanın tükettiği kafein miktarının kişinin sağlığını doğrudan etkilediği belirtilen araştırmada, özellikle hamile olanların daha çok etkilendiği vurgulanıyor.

Ocak ayında Amerikalı araştırmacılar, günde 2 fincan ya da daha fazla kahve içen hamile kadınların düşük riskinin kahve içmeyenlere göre 2 kat fazla olduğunu buldular. Düşük kilolu bebeklerin büyüdükleri zaman yüksek kan basıncı, şeker hastalığı ve kalp problemleri gibi çeşitli sorunlarla karşılaştıkları belirtiliyor.

Günde 1 ya da 2 fincan (100-199mg arası) kahve içen kadınlarda, düşük kilolu bebek dünyaya getirme riskinin yüzde 20 olduğu belirtilen araştırmada, bu oran günde 100 mg'dan daha az tüketen kadınlar ile karşılaştırılıyor.

Britanya'da Leicester Üniversitesi'nden Justin Konje ve meslektaşları, hamilelikte kafein tüketiminin fetal gelişim sınırlanması riskini artırdığını ve bu durumun hamilelik boyunca devam ettiğini bulduklarını açıkladılar. Araştırmacılar, hamilelikten önce ve hamilelik boyunca kafein alımının azaltılması gerektiğini belirtiyorlar.

Konje ve arkadaşları, ortalama 30 yaşlarında ve 8-12 haftalık hamile olan 2 bin 645 kadın üzerinde yaptıkları araştırmada, çalışmaya katılan kadınların verdiği bilgiler doğrultusunda hamilelik boyunca ortalama kafein tüketiminin Britanya'da önerilen 200mg'lık sınırın altında (günlük 159 mg) olduğunu buldular.

Günde 2 ya da 3 fincan (200-299mg) kahve tüketen kadınların düşük kilolu bebek sahibi olma riskleri ise yüzde 50 artıyor.

Hamilelikte alkol alımının da kafeinle aynı etkiyi gösterdiği belirtilen çalışmada, Konje, hamilelere günlük 100 mg'ın altında kafein tüketmelerini öneriyor. Konje, "Gerçekçi olmalısınız, insanlara kafeini tamamen kesmelerini söylemezsiniz. Ancak günlük kafein alımını minimum seviyeye indirmenizi öneririm" dedi.

Zaman Online

İşte diyette doğru bilinen 10 yanlış
İnternet, gazete ve dergilerdeki yazılar, beslenme ve diyet hakkında önerilerle dolu. Peki bu bilgilerin ne kadarı yanlış, ne kadarı doğru? İşte, en sık karşılaşılan bilgiler ve doğru bildiğimiz yanlışlar.

Chicago'da Amerikan Diyetetik Derneği'nin yıllık toplantısında konuşan Georgia State Üniversitesi'nden Christine Rosenbloom, diyette doğru bilinen 10 yanlışı ortaya çıkardı.

İşte diyette doğru bilinen 10 yanlış:

Gece yemek yemek şişmanlatır.

Doğrusu: Bunun bir kanıtı olmadığını söyleyen Rosenbloom, gece ya da gündüz alınan toplam kalorinin önemli olduğunu, ve gece ya da gündüz yenen yemeklerin kalorisinin hesaplanması gerektiğini belirtti.

Kan şekerini yükselten yiyeceklerden uzak durun.

Doğrusu: Rosenbloom, yiyeceklerin karbonhidrat seviyelerine göre ayarlanabileceğini söyleyerek, kilo kaybetmek ya da kan şekerinizi dengeli tutmak için bunun tek strateji haline getirilmemesini önerdi.

Yüksek fruktozlu mısır şurubu kilo artışına neden olur.

Doğrusu: Araştırmacılar, 2003 yılında obezitenin yüksek fruktozlu mısır şurubu kullanımıyla arttığına dair açıklama yaptıklarında, Rosenbloom bunun yanlış olduğunu açıkladı. Bunu destekleyen herhangi bir kanıt olmadığını savunan Rosenbloom, Amerikan Medikal Derneği'nin geçtiğimiz günlerde yüksek fruktozlu mısır şurubunun obeziteye katkıda bulunmadığını açıkladığını söylüyor.

Kafein sağlıklı değil.

Doğrusu: Rosenbloom, kafeinin ünlü zindelik veren etkisinin yanında Parkinson hastalığı ve gut gibi bazı hastalıklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deliller bulunduğunu belirterek, "Ancak düzenli olarak kafein tüketen insanlarda, kafein su kaybına yol açmaz" dedi.

Az şişmanlatan yiyecekler daha iyidir.

Doğrusu: Bazı insanlarda kilo kontrolü için yağ gramının hesaplanmasının işe yaradığını, ancak bazılarında bunun geçerli olmadığını belirten Rosenbloom, "Kalp hastalığı, diyabet ve metabolik sendromlu hastalar için karbonhidrat kesilerek tekli doymamış yağ gibi çok az miktarda sağlıklı yağ ilavesi yapılabilir" dedi.

Daha az sodyum yiyin, tuzlu yiyeceklerden uzak durun, sofra tuzu yerine deniz tuzu kullanın.

Doğrusu: Tat alma duyusunun her zaman sodyum ve deniz tuzunu fark edemeyeceğini ya da diğer gurme tuzları sofra tuzundan daha sağlıklı olmadığını açıklayan Rosenbloom, işlenmiş birçok yiyeceğin çok fazla tuz içerdiğini ve bu nedenle yiyeceklerin etiketlerinin kontrol edilmesi gerektiğini öneriyor.

Günde çok fazla su içmek kilo kaybına neden olur.

Doğrusu: Suyun kilo kaybettirdiğine dair bir kanıt olmadığını belirten Rosenbloom, "Çorba gibi su içeren yiyecekler, sizi tamamen doyurur. Fakat sadece su içmek aynı etkiyi yapmaz. Susuzluk ve açlık mekanizmamız iki farklı şeydir" dedi.

Tam hububatlar, rafine edilmiş ve arıtılmış olanlardan daha sağlıklıdır.

Doğrusu: Tam hububatların sağlıklı bir seçim olduğunu ifade eden Rosenbloom, "Fakat rafine edilmiş hububatları da terk etmenize gerek yok. İkisinden de biraz yemelisiniz"

Şeker çocuklarda davranışsal sorunlara yol açar.

Doğrusu: Birçok çocuk için "Çocuklar şeker yediklerinde daha coşkulu, hareketli oldukları söylenir" tezi üzerine Rosenbloom, şeker yemeseler dahi çocukların bazen daha hiperaktif davrandıklarını gösteren araştırmalar olduğunu belirtiyor.

Protein, atletler için çok önemli bir besin.

Doğrusu: Atletlerin hareketsiz insanlardan daha fazla proteine ihtiyacı olduğunu doğrulayan Rosenbloom, "Ancak düşünüldüğü gibi çok proteine ihtiyaçları yok. İlave olarak protein almalarına gerek yok, yedikleri besinlerle bol miktarda protein alıyorlar" dedi. Fakat zamanlama sorunu yaşadıklarını belirten Rosenbloom, ağırlık antrenmanından sonra atletlerin yaklaşık 8 gram protein tükettiklerini ve bunu küçük bir kutu az yağlı çikolatalı süt ile karşılayabileceklerini açıkladı.

Zaman Online

Hamilelikte stres bebeğe zararlı
Hamilelik döneminde yaşanılan stres, bebekte gelişme geriliği, öğrenme, dikkat zorlukları ve hatta otizme yol açıyor.

Araştırmacılar, buna ek olarak stresin bebekte gelişimsel ve duygusal problemlere neden olduğunu bildirdiler. Hebrew Üniversitesi Jerusalem Eczacılık Okulu'ndan Marta Weinstock-Rosin, yaptığı araştırmada, stresli annelerin bebeklerindeki davranışlarla stres altında olmayan annelerin bebeklerini karşılaştırdı.

Analizler, stres altında böbrek üstü bezi tarafından aşırı seviyede salgılanan kortizol hormonunun beyin gelişiminin kritik aşamalarında olumsuz etki yaptığını gösterdi. Araştırmacılar, normal koşullar altında bu hormonun geçici enerji sağlamada faydalı olduğunu, ancak bunun çok az miktarda ve kısa süreli salgılanması gerektiğini belirttiler. Aşırı stres altında ise, çok miktarda salgılanan kortizol hormonun anne karnındaki bebeğin beynine ulaşarak yapısal ve fonksiyonel değişikliklere yol açtığını ifade ettiler.

Normalin üzerindeki kortizol, plesenta tarafından salgılanan başka bir hormonu tetikleyerek bebeğin erken doğumuna yol açıyor ya da bebeğin normal gelişimini etkiliyor. Weinstock-Rosin, hormon seviyesinin yükselmesinin bebek üzerindeki muhtemel diğer etkilerini saptamak için daha fazla deneysel araştırmalar gerektiğini söyledi.

Bu çalışmanın sonuçları, "Stresin Uzun Dönemli Sonuçları" isimli uluslararası bir konferansla kamuoyuna duyuruldu.

Zaman Online

Yeşil çay şeker hastalığını önlüyor
Güçlü bir antioksidan olan yeşil çayın şeker hastalığını önlediği ve başlangıcını geciktirdiği tespit edildi.

Araştırmacılar, yeşil çayın yapraklarında bulunan EGCG adlı bileşimi, tip 1 diyabeti ve sjögren sendromu (ağız ve göz kuruluğuna yol açan hastalık) olan bir fare üzerinde test ettiler. Georgia Tıp Koleji Dişhekimliği Okulu'nda moleküler hücre biyologu olarak görev yapan Stephen Hsu, çalışmalarının sjögren sendromu üzerinde odaklandığını belirterek, "EGCG'nin tip 1 diyabetini önlediğini veya başlangıcını geciktirdiğini öğrenmemiz büyük bir sürpriz oldu" dedi.

Fare üzerinde EGCG sjögren sendromuna bağlı tükürük bezlerinin hasar görmesini geciktirdi ve hasarın şiddetini azalttı. EGCG'nin birkaç önemli geni değiştirdiğini söyleyen Hsu,"Tükürük bezlerindeki moleküler seviyedeki anormalliği durdurdu. Aynı zamanda sjögren sendromunun şiddetini azaltarak serum otoantikorlarını da önemli düzeyde azalttı" diye konuştu.

Tip 1 diyabeti ve Sjögren sendromunun vücudun savunma mekanizmasının bir hastalığı olduğunu söyleyen Tsu, otoimmun hastalıklarının Amerika'da en yaygın 3. hastalık grubu olduğunu ve nüfusun yaklaşık yüzde 8'ini etkilediğini ifade etti.

Zaman Online

Kilolu annelerin bebekleri de şişman
Hamilelikte ve öncesinde annenin beslenme tarzı çocukluk çağı obezitesine neden oluyor.

New South Wales Üniversitesi tarafından hayvanlar üzerinde yapılan çalışma, kilolu anne adaylarının kilolu bebek sahibi olduğunu ve ayrıca ileriki yaşamlarında diyabet ve lipid metabolik bozukluğa yakalanma riskinin yüksek olduğunu gösterdi.

Endokrinoloji gazetesinde yayınlanan araştırmaya göre, obez anne farelerin yavrularının daha fazla süt içtikleri ve düzenli süt emenlere oranla yaklaşık 2 kat daha ağır oldukları bulundu. Anne fareler üzerinde insanların uyguladıkları Batı diyetine benzer bir diyet uygulandı. Bu diyet çok yağlı yiyecekler ve lezzetli karışımlardan oluşuyordu. Araştırmacılar, anne farelerin kontrol grubundan 2 kat daha fazla kalori aldıklarını buldu. Profesör Morris, "Annelik obezitesi ve yaşamının başlarında aşırı besleme iştahı düzenleyen kimyasallarda önemli değişikliklere neden oluyor. İştahı düzenleyen beyin kontrolü yaşamın başlarında ayarlandığı gibi fetal ve doğumdan sonraki dönemde besin yararlılığı yetişkin obezitesine katkıda bulunabilir" dedi.

Zaman Online

Hızlı yemek şişmanlık riskini üçe katlıyor
Japonya'da yapılan bir araştırmanın sonucuna göre, doyana kadar ve hızlı yiyen insanlar, şişmanlığa üç kat daha meyilli.

30 ile 69 yaş arası 1122 erkek ve 2165 kadının dahil olduğu araştırmada, erkeklerin %50.9'u ve kadınların %58.4'ü doyana kadar yediğini, erkeklerin %45.6'sı ve kadınların %36'sının, hızlı yediği ortaya çıktı.

USA Today gazetesinde yer alan habere göre, hızlı yiyen ve doyana kadar yiyenlerin daha şişman ve şişman olmaya daha müsait kişiler olduğu gözlendi. Önceden yetişkinlerin çoğunun yağ depolamaya yarayacak kadar enerji tüketmeye fırsatı olmadığı belirtildi. Ancak modern yemek alışkanlıklarının bu durumu daha kolaylaştırdığı ve değişen yeme alışkanlıklarımız ile beraber tek başına yenen yemeklerin, büyük ve ucuz öğünlerin, fast food ve bilgisayar ya da televizyon başında yemek yenilmesinin şişmanlığa sebep olduğu söyleniyor. Doktorlar, ailecek yemek masasında ve yavaş bir biçimde yemek yenilmesini tavsiye ediyorlar.

Zaman Online

Sevdiklerinize sigarayı bıraktırmak için neler yapabilirsiniz?
Sevdiğiniz insanın sigara içmesi sizi çok üzer, onun için endişelenir ve bırakması için yardım etmek istersiniz. Ancak bunu en doğru şekilde onu üzmeden, sinirlendirmeden nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız, işte size sigarayı bıraktırma uzmanından 6 altın öğüt.

İşte Mayo Clinic'te yer alan altın öğütler:

1- Sabırlı olun: Sigarayı bırakmak için doğru zamanda arkadaşınızın ya da aile bireylerinin karar vermesinde sabırlı olun. Bununla birlikte hazır olduklarında desteğinizi görmeleri için açık kapı bırakın.

2. Pozitif olun: Sigarayı bırakmaktan vazgeçtiği anda, onu cesaretlendirici sözler söyleyin. Onların sarf ettiği güç hakkında neler hissettiğinize odaklanın, mutlu olduğunuzu ya da onlarla gurur duyduğunuzu bilmelerini sağlayın. Sevdiğiniz biri için çabalarının sizi pozitif şekilde etkilediğini görmek çok önemlidir.

3. Anlayışlı olun: Sigara içme alışkanlığı can sıkıntısı, stres, üzüntü ya da keyif gibi çeşitli duyguların etkisiyle kazanılmış olabilir. Sigarayı bırakmaya çalışan kişinin hayatındaki büyük karışıklığın üstesinden gelmesi önemlidir. Sevdiğiniz kişinin neler çektiğiyle ilgili empati kurmaya çalışın.

4. İnançlı olun: Arkadaşınızın ya da aile bireylerinin sigarayı bırakmadaki yeteneğini ve inancını küçümsemeyin. Onlara geçmiş başarısızlıklarını hatırlatmak yerin, onların şimdiki başarılarına odaklanın. Kendi çözümlerinden tereddüt ettikleri zaman, sizin güveniniz ve cesaretlendirmeniz hayati önem taşıyabilir.

5. Faaliyete geçin: Bırakma stratejisi ve planı hakkında sorular sorun ve yardımcı olmak için işe girişin. Örneğin, sizinle birlikte sabah yürüyüşlerine katılmasını isteyin ya da sigara içilmeyen bölümlerde bulunarak onun sigara içme planlarını engelleyin.

6. Gelişimini ödüllendirin: Gösterdiği çabanın farkına varması için arkadaşınızla ya da aile bireylerinizle özel planlar yapın. Küçük beğeni ve cesaretlendirme ifadeleriyle onu şaşırtın. Her ay ya da her hafta onun sigarayı bırakma başarısını bir yıldönümü gibi kutlayın.

Zaman Online

Çocuklarda D vitamini eksikliği çok tehlikeli. Peki Çözüm...
Anne sütü ve mamada yeterli D vitamini bulunmadığını söyleyen uzmanlar, tüm bebeklerin ve çocukların ek olarak mutlaka D vitamini şurubu içmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Boston'da Children Hospital'de yapılan araştırmaya göre, bebeklerin yüzde 40'ında D vitamini eksikliği görüldü. Bu eksikliğin özellikle güneş ışınlarının emilimini engelleyen esmer tenli çocuklar ile güneş ışınlarının daha az dik geldiği Güneydoğu'dan gelen çocukları etkilediği açıklandı. Bu eksikliğin giderilmesi için Pediatrik Amerikan Akademisi, çocuklar ve bebekler için günlük 400 IU D vitamini alınmasını öneriyor.

Boston'da yapılan bu araştırma, anne sütü alan bebeklerde D vitamini eksikliğinin formül mamayla beslenen bebeklerle karşılaştırıldığında 10 kat fazla görüldüğünü gösteriyor. Günlük alınması gereken dozun ancak 1 litre bebek mamasında bulunduğu açıklanan araştırmada, emziren anneler için sorunun daha büyük olduğu olduğu ifade ediliyor. Çünkü bu eksiklik, anne sütündeki eksiklikten çok muhtemelen annelerin yeterince D vitaminine sahip olmamasından kaynaklanıyor. Bunun ancak emziren annelere vitamin takviyesi verilerek doğrulanabileceği belirtilen araştırmada henüz böyle bir çalışmanın yapılmadığı kaydediliyor.

Güneş ışığı, balık yağı, yumurta, süt, portakal suyu ve tahıllarda bulunan D vitaminin aynı zamanda şurup ve hap şeklinde dışarıdan da karşılanabildiğini ifade eden uzmanlar, D vitaminin vücutta metabolizmayı etkileyerek doğrudan hücreler üzerinde çalıştığını ve son derece önemli olan bu vitaminin eksikliğinde raşitizm, kemik erimesi, kalp hastalıkları, diyabet, bunama, Multipl Skleroz (MS) hastalığı, bazı kanser türleri, otoimmun hastalıkları ile enfeksiyon görüldüğünü açıkladılar.

Bu nedenle anne sütü alan ve mamayla beslenen tüm bebeklere ve çocuklara güneş ışığı almasının yanında mutlaka şurup ile D vitamini takviyesi yapılması öneriliyor.

Zaman Online

Uyku hakkında bilinmeyen gerçekler
Kime sorarsak soralım, biraz daha uyumak ister misiniz sorusuna çoğumuz evet cevabını veririz. Bu durum genelde kronik olarak uyku yoksunluğu çektiğimiz kanısını doğuruyor. Tüm bunların üstüne, yetersiz uyumanın obezite ve buna bağlı diyabet gibi hastalıklara sebep olduğu endişesi gündemde şimdi de.

UYKUSUZLUK BİR ABARTI

Uyku yoksunluğu aslında yeni bir durum değil. Daha 1894'de bir İngiliz tıp dergisi modern yaşam biçiminin insomni (uykusuzluk) hastalığına yol açtığını öne sürmüştü. Ancak NewScientist dergisinin haberine göre, bu kanı pek de doğru değil ve uyku yoksunluğu çekenlerin varlığına rağmen aslında yetişkinlerin çoğu yeterli miktarda uyuyor ve dahası uyku yoksunluğunun obezite, diyabet gibi hastalıklara yol açtığı da abartılan bir gerçek.

SAĞLIKLI UYKU KAÇ SAAT?

Geçtiğimiz kırk yıl içerisinde, insanların gerçekte ne kadar uyumaları gerektiğini inceleyen pek çok çalışma yapıldı. Ve incelemeler sonucunda sağlıklı yetişkinlerin günde yedi veya yedi buçuk saat kadar uyuduğu ortaya çıktı.

Eskiden insanların dokuz saat uyudukları doğru değil. Bu inanış 1900' lerin başında Stanford Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya dayanıyor ve bu oran sadece 8-17 arası çocuklar için geçerli aslında. Günümüzde bu yaşlardaki çocuklar zaten aşağı yukarı dokuz saat uyuyor günde.

Bugünün uyku yoksunluğu ile ilgili bilgilerin çoğu laboratuvar ortamında yapılmış hassas testlere dayanıyor. Bu testlere göre, nüfusun çoğunda yüksek oranda uykulu olma durumuna rastlandığı iddia ediliyor ancak testlerin dinlendirici şartlar altında yapılması uyuklama güdüsünü artırıyor ve normalde gündelik yaşamda bunun olması pek mümkün değil.

Kronik uyku yoksunluğuyla ilgili bir diğer iddia ise, insanların hafta sonları veya tatillerde daha uzun saatler uyumasının sebebinin hafta içi eksik kalan uyku ihtiyacını gidermekle ilgisi olduğu yönünde. Fakat fırsatını bulunca daha uzun uyuyor olmamız, aslında o kadar uykuya ihtiyacımız olduğunu göstermez. Tıpkı insanların zevk için biyolojik ihtiyacından fazla yiyor olması gibi, aynı durum uyku için de geçerli olabilir. Bunun yanı sıra, bilimsel araştırmalar memeli canlıların çoğunun sıkılma, kafese koyulma veya fazla yeme durumunda normalden çok uyuduğunu gösteriyor.

68,000 KADIN ÜZERİNDE İNCELEME

On altı yıl boyunca 68,000 kadın üzerinde devam ettirilen bir inceleme de dahil olmak üzere, pek çok araştırma, yetersiz uyku ve obezite arasında bir ilgi olduğunu ortaya koyuyor. Fakat bu endişelenmeyi gerektirecek kadar ciddi bir bağ değil. Uyku eksikliği, günde beş saatten daha az uyumayı bir alışkanlık haline getirmiş kişileri etkiliyor sadece. Uyku düzeni buna benzeyen bir kişi yılda yaklaşık bir kilo alır uyku yoksunluğuna dayalı olarak ama bunu yediklerimize dikkat ederek telafi etmemiz mümkün.

Aslında az uyuyanların çok azı obez ve obez olanların da ufak bir oranı az uyuyor. Araştırmalar az uyuyan bir kimse ile günde dokuz saatten fazla uyuyanların eşit derecede risk taşıdığını öne sürüyor. Bunun yanı sıra, obezite ve uyku yoksunluğu ilişkisi çocuklarda da görülüyor; ama sonuçlar yine çok ciddi değil.

UYKU İÇİN EN ALT DOĞAL SINIR BEŞ SAAT

Uyku yoksunluğu ve diyabet arasındaki ilişki de fazla abartılıyor. Yapılan incelemelerde, üst üste birkaç gece dört saatten az uyuyan kişilerde glikozu tolere edememe gibi durumların ortaya çıkmaya başladığı gözlemleniyor ama bu gerçek hayatta da bunun olacağını göstermiyor. Çünkü uykusuz birkaç gecenin ardından yeterli miktarda uyuyan kişide oluşan bu durumun düzeldiği gözlemlendi. Ayrıca dört saatten az uyumak normal hayatta pek de rastlanan bir şey değil ve hiç kimsenin çok uzun zaman boyunca bu kadar az uyumaya dayanamayacağı iddia ediliyor. Uyku için en alt doğal sınır beş saat olarak belirlendi ancak beş saatlik uykunun metabolizma üzerindeki etkileri ile ilgili herhangi bir araştırma yapılmadı henüz ve iddialar genelde dört saatlik uyku ile ilgili verilerin her miktar kısa uyku için geçerli olduğu varsayımına dayanıyor.

FAZLA UYKU İHTİYAÇLA İLGİLİ DEĞİL

İnsanların çoğunun uyumak isteyip istemedikleri sorulduğunda evet cevabı vermesi, sorunun soruluş biçimine ve genel olarak toplumda kronik bir uyku yoksunluğu olduğuna dair olan yaygın kanıyla ilgili. Örneğin 11 bin kişiye yapılan bir anket fazla uyku isteğinin ihtiyaçla ilgisi olmadığını ve kişilerin çoğunun vakit bulduklarında uyumak yerine başka aktivitelerle meşgul olmayı istediğini gösterdi. Uyku yoksunluğuna dair abartılanyaygın kanı insanları gereksiz yere kaygılandırıyor, sağlıkla ilgili endişelerini artırıyor ve daha fazla uyku ilacı tüketmeye sevk ediyor. Halbuki, uzmanlara göre uykuya ayrılacak ekstra birkaç saat yerine, bu vaktimizi daha üretici şeyler yapmaya ayırmalıyız.

Zaman Online

Yiyerek zayıflamak mümkün olacak mı?
Vücudunuzu doyduğuna inandırın ve yiyerek zayıflayın. Yiyerek zayıflamaya ne dersiniz? Bunu sağlamak için bilim adamları vücudu tok olduğuna inandıran besinler üzerinde çalışıyor.

İngiltere'deki Yiyecek Araştırma Enstitüsü'nden gıda uzmanı Peter Wilde ve meslektaşları sindirim sistemini yavaşlatan ve beyinde iştahı bastıracak olan bir sinyali harekete geçiren besinler geliştiriyor. Time dergisinin haberine göre, bu tip besinler tam doymamış olsanız da fazla yemiş gibi hissettiriyor. Wilde yağ sindirimi üzerine yaptığı araştırmalarına dayanarak, ekmekten tutun da yoğurda kadar diyeti kolaylaştıracak pek çok besin üretmenin mümkün olduğunu söylüyor.

Wilde'ın araştırması henüz başlangıç düzeyinde olsa da, araştırmanın dışındaki bazı doktorlar da iştahı azaltmanın obezite hastalığıyla mücadelede anahtar faktör olabileceği konusunda hemfikir. Kuzey Amerika ve Avrupa'daki pek çok bilimadamı kimyasal aşılarla veya vücuda yerleştirilen, sindirim sistemini etkileyen bir takım cihazlarla iştahı kontrol altına almaya çalışıyor.

Prof. Steve Bloom değiştirilmiş besinlerle iştahı düzenlemenin teorik olarak mümkün olduğunu belirtti. Kolesterol üretimi gibi vücuttaki diğer mekanizmalar zaten rutin olarak bir takım ilaçlarla ayarlanabiliyor. Fakat Prof. Bloom iştah kontrol etmenin daha zor olacağı görüşünde çünkü vücutta düzenleyici sistemlerin "kandırılmasına" karşın pek çok savunma mekanizması var. Örneğin, iştah bazı hormonlar tarafından düzenlense de, beyin bununla yetinmiyor ve midede yiyecek olup olmadığını ve ne zaman doyduğunu anlamak için sinir reseptörlerine de bakıyor.

Normalde yağ ince bağırsağın ilk kısmında çözülüyor. Fakat yüksek oranda yağ içeren bir şey yediğinizde, sindirim işi ince bağırsağın en alt kısmında gerçekleşir ve bu süreç iştahı bastıran bir hormon salgılar. Wilde'ın çalışması da bu sürece benziyor. Yiyecekteki yağ zerreciklerini bitkilerden elde edilen değiştirilmiş proteinlerle kaplıyor ve böylece enzimlerin yağa ulaşıp parçalaması daha uzun sürüyor. Bu durumda vücut yüksek oranda yağ almamış olsa da, öyle yapmışcasına iştahı bastıran hormonlar devreye giriyor. Eğer yağ daha erken bir aşamada sindirilirse, beyin böyle bir sinyal algılamıyor. Wilde bu tekniğin yağ içeren ekmek, mayonez, sos gibi herhangi bir ürün üzerinde uygulanabileceğini ve tatlarının değişmeyeceğini iddia ediyor.

Zaman Online

Abur cubur Alzheimer riskini tetikliyor!

Alzheimer'a yakalanmak istemiyorsanız abur cuburdan uzak durun. İsveçli bilimadamları yağ, şeker ve kolesterol açısından zengin besinler tüketmenin beynin bunamanın erken aşamasıyla ilişkilendirilen kısmını harekete geçirdiğini keşfetti.

Yapılan bu yeni araştırma sağlıklı beslenmenin Alzheimer riskini azaltığına dair sayıları git gide artan kanıtlara bir yenisini daha eklemiş oldu. Herald Sun'da yer alan habere göre, bilimadamları deneyde genetik olarak Alzheimer'a yatkın hale getirilmiş farelerde abur cubur ile beslenmenin etkilerini inceledi. Aylar süren şeker, yağ ve kolesterol açısından zengin bir beslenme sonrasında farelerin beyni incelendi. Testler abur cubur yiyeceklerin Alzheimer hastalarının beyninde karışıklığa yol açan "tau" ismindeki proteinin yapısını değiştirerek beyin hücrelerinin küçülmesine ve ölmesine sebep olduğunu ortaya koydu.

Ayrıca kolesterolün beyinde anıları kaydetmeye yarayan protein seviyesini düşürdüğü ve altmışlı yaşlarda ortaya çıkan kilo fazlasının da ilerki yaşlarda bunamayı tetiklediği de belirtildi.

Gelecek nesil içerisinde Alzherimer hastalarının sayısının iki katına çıkacağı düşünülüyor dolayısıyla bu riski azaltmaya yarayan herhangi bir metot büyük bir önem taşıyor.

Zaman Online

Kas güçlendiren egzersizlerin bilinmeyen faydaları
Ağırlık kaldırmak gibi kas güçlendirici sporlar aslında iri kaslara sahip olmanın ötesinde faydalar sağlıyor. Hatta sağlıklı bir yaşam edinmenin yollarından bahsedildiğinde, daha güçlü kaslara sahip olmak listenin çok yukarılarında yer alıyor.

Reader's Digest dergisinin haberine göre, kuvvetli ve kaslı bir yapıyı sadece gençlerle ilişkilendirmek yanlış bir tutum çünkü güçlü kasların özellikle 50 yaşın üstündekilerde ve hele de kadınlarda pek çok faydası var.

Güçlü kaslarla kilo vermek daha kolay

Güçlü kaslar kilo vermenizi kolaylaştırır. Bu sadece yapılan egzersizle ilgili değil. Kas dokusu yağ dokusuna oranla günde on beş kat daha fazla kalori yakıyor;üstelik dinlenirken bile. Metabolizmayı en iyi canlandıran şey kaslarımız.

Güçlü kaslara sahip olmak kalp sağlığı için de çok faydalı. Kaslarınız güçlüyse daha az oksijene ihtiyaç duyar ki bu da aktif haldeyken kalbin daha az kan pompalamak zorunda kalması demektir. Güçlü kaslar kan basıncı için de yararlıdır.

Kaslar eklemler ve sırt için de çok faydalı

Güçlü kas, eklemleri ve sırtı da korur. Daha fazla kas kuvveti demek, bir şey kaldırırken veya herhangi bir şeye güç uygularken, eklemlerinize ve onlara bağlı dokulara daha az yük bindirmek demektir. Bu ise, artrit, kireçlenme tedavisinde ve bu hastalığın önlenmesinde büyük önem taşır.

Bunun yanı sıra, güçlü kaslar sıkı bir görüntü verir size. Sarkan, gevşek bir görüntü yerine, dinç ve sıkı bir görüntünüz olur ve bu da hem daha enerjik hissetmenizi sağlar hem de moralmen kendinizi daha iyi hissettirir.

Haftada en az iki kere ağırlık çalışın

Yetişkinlere haftada en az iki kere temel kaslarını güçlendirecek egzersizler yapmaları tavsiye ediliyor. Ayrıca kaslarımızı; yemek, herhangi bir bitki veya hap ile güçlendiremeyeceğimiz için kuvvetli kaslara sahip olmak beraberinde aktif bir hayat gerektirir. Dolayısıyla aktif bir yaşam daha sağlıklı bir hayat sürmenizi sağlar. Uzmanların her zaman söylediği gibi durağan, hareketsiz bir yaşam, sağlığımızın en büyük düşmanlarından biridir.

Zaman Online

Çok su içmek cilde gerçekten faydalı mı?
Günde sekiz bardak su içilmeli şeklindeki inanış çoktan eskidi ancak insanlar çok su içmenin cilt sağlığı için faydalı olduğuna inanmaya devam ediyor.

Bu inanışın nereden kaynaklandığı bilinmiyor ancak önerilenden fazla su içmenin özellikle cilt için çok faydalı olduğuna dair hiçbir kanıt yok aslında.

The New York Times Gazetesi'nde yer alan haberde, su tüketiminin etkileri üzerine 2007 yılında yapılan bir çalışmaya yer veriliyor. Çalışmada günde 500 ml. su içmenin cilde giden kan akışını artırdığı ortaya çıktı. Ancak suyun kırışıklıkları azalttığı veya ten rengini ve genel görünümü iyileştirdiğine dair hiçbir kanıta rastlanmadı.

Yapılan diğer çalışmalar ise, C vitaminin kırışıkları önlediği, östrojen kullanımının menopoz öncesi dönemde kadınlarda görülen cilt kuruluğuna engel olduğu ve cilt yaşlanmasını geciktirdiğine işaret ediyor. Ancak mevcut kanıtlar henüz sınırlı miktarda ve östrojen tedavisinin olumsuz yan etkileri olabiliyor.

Amerikan Dermatoloji Akademisi Sözcüsü Dr. Margaret Parsons, fazla suyun cilde etkisi olmadığını ancak susuz kalmış, kurumuş ciltlerde kırışıkların daha belirginleştiğini söyledi. "Yeterli miktarda su almak genel sağlığımız için faydalı. Sağlıklı olduğumuzda cildimiz de öyle olur zaten," diye ekledi.

Diğer bir deyişle, fazla suyun cilde iyi geldiğine dair pek bir kanıt yok. Sağlıklı bir cildin anahtarıysa, her zaman güneş koruyucu kullanmak, sigaradan uzak durmak ve sağlıklı beslenmek.



Sütün Zayıflama Rejimlerine Etkisi Nedir?

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler, şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklendiği ve kalsiyum düzeyi yükseltildiğinde zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Besler, yaptığı açıklamada, kalsiyumun vücut ağırlığı denetimi konusunda etkin olduğuna yönelik bilimsel veriler olduğunu belirtti.

Kalsiyum açısından ve kalsiyumun kullanılabilirliği açısından en zengin besinin süt ve süt ürünleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:

''ABD'de yapılmış bir seri çalışma var, hala da devam ediyor. Çok net olarak bir sonuç olmamakla birlikte genellikle süt tüketiminin, yani kalsiyum sütten geldiği zaman vücut ağırlığı denetiminin çok daha iyi olduğu belirtiliyor. Şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklediğimiz ve kalsiyum düzeyini yükselttiğimiz zaman zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma var.

Şişman bireylerde vücut ağırlığının düşmesinde kontrollü bir diyet içinde süt ve süt ürünlerini arttırılması ve yüksek kalsiyum seviyesinin sağlanmasının zayıflamaya neden olduğu ve vücut yağ oranını düşürdüğünü gösteren çalışmalar mevcut.''

Prof. Dr. Besler, süt ve süt ürünlerinin beslenme açısından son derece önemli olduğunu belirterek, çalışmaların özellikle sağlık bozucu bir kavram, bir sorun olması nedeniyle şişmanlıktan korunmada da süt ve süt ürünlerinin önemli bir besin grubu olduğunu gösterdiğini kaydetti.

SÜTÜ SÜT OLARAK TÜKETMELİYİZ'
Prof. Dr. Besler, sütün bazen sade olarak değil içine katılan, bal pekmez, kakao ve meyve püreleriyle tüketildiğini belirtti. İçine farklı ürünler katılmış sütü beklemeden içmek gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:

''Biz aslında sütü süt olarak tüketmeyi öneriyoruz. Ancak süt tüketimi istediğimiz oranda değil. Sütü daha fazla içmek için bazen içine farklı ürünler katıyoruz. Böylelikle sütün içine çoğunlukla karbonhidrat kaynağı ekliyoruz.

Bu sütü bekletmekle bakteri üremesine zemin hazırlayacak bir ortam oluşturuluyor. Bu nedenle bu karışımları yaptığımız zaman sütü bekletmeden tüketmeliyiz. Süte karıştırılan bu ürünler sütün besin değerini etkilemiyor.''

Prof. Dr. Besler, sağlıklı olmak ve hastalıklardan korunmak için mutlaka süt içmek gerektiğini kaydetti.

Şekerden korunmanın 7 yolu

Şekerden korunmanın 7 yolu
Son dönemin en yaygın hastalıklarından biri olan şekerden korunmak mümkün.İşte önemli ipuçları...

Şeker hastalığı, birçok hastalığı da beraberinde getiriyor. Kalp krizi, yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliği bunlardan sadece birkaçı. Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Ali Tarım, bu konu hakkında önemli bigliler verdi:


“Organları bozuyor”

“Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen ‘diabetes mellitus”, pankreastan salgılanan ve kanda şeker seviyesini düzenleyen insülin adlı hormonun hiç yapılamaması veya kullanılamaması sonucu gelişen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kanda şeker seviyesi yükselmekte ve sonuçta bir çok organda bozulmalar oluşmakta; eğer yapılan tedavi ve önerilere uyulmazsa ölümle sonuçlanmaktadır. Şeker hastalığında kalp krizi, yüksek tansiyon, böbrek yetmezliği, felçler, körlük ve daha birçok hastalık gelişmektedir.


“Çok ciddi sağlık sorunu”

Şeker hastalığı çok ciddi bir sağlık sorunu olup hastanın yaşam kalitesini kötüleştirmekte ve hatta ölümlere yol açmaktadır. Ayrıca hastayla beraber etrafındaki insanları da, kendisi ile birlikte moral ve ekonomik olarak yıkmaktadır.

Günümüz dünyasında şeker hastalığının görülme sıklığı her geçen gün artmaktadır. Bundan nasibini ülkemizde almaktadır. Bunun sebepleri arasında şehir yaşamının getirdiği stres, hareketsizlik, dengesiz beslenme (yağlı ve katkı maddeli hazır gıdalarla beslenme, taze sebze ve meyvenin azalan seviyede yenmesi, ayrıca bunların üretiminde suni kimyasal maddeler kullanılması), alkol ve sigara içiminin her geçen gün artması, uyku problemleri ve sonuçta şişmanlığın gelişmesi gösterilebilir.


Şeker hastalığından korunabilmek için neler yapmalıyız?

1 ) Günümüz yaşamının getirdiği stresten mümkün olduğu kadar etkilenmemeye çalışmak. Burada herkes kendi ruhsal yapısını iyi tanımak ve buna göre tedbirini geliştirmek zorundadır.

2 ) İdeal kiloya gelmek ve şişmanlıktan kaçınmak

3 ) Sigara, alkol ve kötü alışkanlıklardan uzak durmak

4 ) Dengeli ve doğal beslenmek. Suni kimyasal madde katkılı yiyeceklerden uzak dur mak. (özellikle halk arasında abur cubur denilen hazır gıdalardan)

5 ) Düzenli uyumak.

6 ) Düzenli spor yapmak (özelikle doğada yürüyüşler)

7 ) Kendi merak ve yapısına uygun hobi tarzında uğraşlarla ilgilenmek.

Yukarıdaki öneriler aslında kaliteli ve sağlıklı bir yaşamın sırları olup şeker hastalığının dışında da bir çok hastalığın önlemini oluşturmaktadır. Ayrıca şeker hastalığında genetik yatkınlık olup önümüzdeki yıllarda gelişen gen tedavisi bir umut ışığı gibi görünmektedir.”

Cildinizin ilacı ılık duş

Cildinizin ilacı ılık duş
Günde bir kez alınacak ılık duşun vücudun yorgunluğunu alarak cildin daha sağlıklı olmasını sağladığı, cilt kurumasına karşı ise nötr sabun ve jel kullanılması gerektiği bildirildi.Cildiniz ılık duş her şeyden daha etkili ve kolay. İşte öneriler...

''Aşırı duş almanın cilde zararlı olduğu'' yönündeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığını belirten Uzmanlar, ''Günde bir kez alınacak ılık duş, vücudun yorgunluğunu alarak cildi temizler. Ayrıca kan dolaşımını düzenleyerek, daha güzel ve sağlıklı olmasına yol açar'' dedi.

Duş sonrasında cildin kurumamasına özen gösterilmesi gerektiğini bildiren Uzmanlar, asitli sabunların deriye zarar vereceğini kaydetti.

Duş sırasında, asitlerden arındırılmış, nötr sabunlar ve jeller kullanılmasını öneren Uzmanlar, şöyle konuştu:

''Deriye rahat bir nefes aldırmanın en kolay yolu, günde bir kez alınacak duştur. Ancak bunu yaparken, ona zarar verecek etkenlerden uzak durmak gerekir.

Sağlıklı bir cilt istiyorsak, nötr sabun ve jel dışında ürünler kullanılmamalı.

Bunun yanı sıra duş sonrasında, cildin kurumasını önlemek için deriye mutlaka nemlendirici kremler uygulanmalı.''


Lif Ve Keseden Uzak Durun

Deri üzerinde, zararlı maddelerin içeriye nüfuz etmesini engelleyen bir katman (manto) bulunduğunu belirten Uzmanlar, bu katmanın tahriş edilmesinin bazı deri hastalıklarına davetiye çıkaracağını bildirdi.

Geleneksel Türk aile yapısında yoğun olarak kullanılan lif ve kesenin deriye büyük zarar verdiğini bildiren Uzmanlar, ''Banyo ve duş sırasında kullanılan kese, deriyi soyar, yağını alır ve deri kuruluğu oluşturur. Derinin sağlıklı bir şekilde görevini yürütmesi için bunlardan vazgeçilmesi gerek'' dedi.



İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.