01.09.2014 - 01.10.2014

1 0-2 Yaş arası 1 2-6 yaş arası 4 6-12 yaş arası sağlık 1 ADHD 1 adnan yıldırım nasıl zayıfladı 1 afrika bitkileri 11 afrodizyaklar 1 Agaricus Bisporus 2 agaricus mantarı 1 Agaricus Subrufescens 1 agarwood 1 agave şurubu 1 Aglaia odorata 1 Agrocybe Aegerita 2 ağaç sakızları 1 ajowan tohumu 1 ajwaini bishop 4 akciğer hastalıkları 1 akça ağaç 1 Albizia 1 Alchemilla vulgaris 2 alerjik rinit 1 alkanma 1 Allamanda cathartica 2 alternatif tıp 2 alzheimer 1 Alzheimer hastalığı 1 amaranth 1 amerikan ginsengi 3 anason 3 anason nedir 2 anasonun faydaları 1 Andrographis 32 anne bebek 2 anne sütü çayı 7 anti aging 3 anti bakteriyel 2 apiterapi 2 arı poleni 5 arı sütü 3 arı ürünleri 8 aromaterapi 13 aromatik bitkiler 2 aromatik yağlar 1 Aslan pençesi 1 aslan yeleği mantarı 1 aspen kabuğu 4 astım bronşit 1 astragalus 4 ayuverdik bitkiler 1 Badem mantarı 1 bağırsak çalıştıran bitkiler 2 bağırsak iltihaplanması 4 bağırsak solucanları 4 bağırsak şeritleri 1 bağırsak yaraları 1 bağışıklık güçlendirici 4 baharatlar 6 bal 1 bambu mantarı 1 basur 4 bebek sağlığı 3 bel ağrısı 1 beyin hastalıklları 2 bitki çekirdekleri 1 bitki zamkları 48 bitkilerin ilaçlar ile etkileşimleri 13 bitkilerin kullanım dozajları 45 bitkilerin yan etkileri 12 bitkisel banyolar 25 bitkisel caylar 6 bitkisel kokular 32 bitkisel macunlar 59 bitkisel maskeler 1 bitkisel sular 67 bitkisel yağlar 3 boyun ağrısı 3 böbrek 1 bronşit 1 burclar 1 candidia 1 castor oil 1 castor yağı 1 chaga mantarı 134 cilt bakimi 3 cilt hastalıkları 15 cilt lekeleri 24 cilt temizligi 23 cilt tipleri 28 cinsel saglik 26 cinsellik 1 Cordyceps 1 coriolus 1 çiğdem türleri 1 çin geveni 13 çocuk sağlığı 1 çölyak 1 DEHB 10 dekolte bakimi 2 deniz yosunları 8 deprasyon 1 depresyon 3 detoks 2 dikkat eksikliği 1 dilara kocak 6 dis ve agiz bakimi 1 diş sağlığı 1 diüretik 5 diyabet 77 diyet listeleri 8 diyet yemekler 2 diz ağrısı 96 dogal saglik 54 dogal tedavi 3 doğal antibiyotik 7 egzama için krem 5 egzama nedir. egzama nasıl tedavi edilir. egzama için şifalı bitkiler 12 egzama tedavisi 4 egzamadan kurtulma yolları 15 egzersiz 2 eklem rehatsızlıkları 24 el ayak tirnak 1 enokitake mantarı 26 erdem yesilada 6 erkan topuz 8 erkek bakim 13 erkek saglik 1 erkekler özel ürünler 3 esansiyel yağlar. 7 esra tüzün 6 ev yapımı 1 faranjit 1 farmakoloji 1 filizlenmiş bitkiler 1 ganoderma 6 geleneksel tıp 1 gıda takviyeleri 3 ginseng türleri 1 glokom 11 goz cevresi bakimi 1 göğüs büyütücü 1 göz hastalıkları 9 gribal enfeksiyon 8 grip 4 gul ile guzellik 20 hamilelik te bakim 14 hamilelikte beslenme 1 hasan insel 1 hayıt tohumu 1 hazımzıslık 1 hemoroid 99 herbalist adnan yildirim 1 herpes 1 herpes simpleks 1 hindi kuyruğu mantarı 1 hint yağı 1 hiperaktivite 5 homemade remedie 2 hormonlar 1 hsv 1 hububat 4 ibn-i sina 2 ibs 5 idrar yolları enfeksiyonu 3 influnza 1 insülin 1 ipek bitkisi 1 irritabl bağırsak sendromu 6 ishal 1 iştah artırıcı 2 jel bitkiler 1 jelatin 2 kabızlık 18 kadın sağlık kürleri 65 kadin saglik 1 kakule 16 kalca bacak 5 kalın bağırsak 4 kalori hesabi 36 kalp sagligi 1 kan 3 kanser 5 kansizlik 1 kar mantarı 4 karaciğer hastalıkları 1 katran 1 kemik kanseri 2 kemik sağlığı 12 kepek 2 kil 4 kilo almak 52 kilo verin 1 kistik fibrozis 2 koah 5 kolestrol 1 kordiseps mantarı 29 kök bitkiler 3 kuruyemişlerin faydaları 2 lupus 1 lupus tedavisi 1 maitake mantarı 2 mantar 5 meme kanseri 14 menopoz 58 meyve ve sebzeler 21 mide 3 mide-gaz 2 migren 27 mineral vitamin 1 moda aksesuar 13 mutlu evlilik icin 2 nezle 4 obezite 2 omega 3 1 osteaporoz 1 ödem atıcı bitkiler 8 öksrüğe şifalı bitkiler 4 öksürüğün nedenleri 5 öksürük 1 Ölmeyen hekimlerimiz 1 pankreas kanseri 1 performans artırıcı 1 Phallus indusiatus 1 Phellinus linteus 1 Pleurotus Pulmonerus 4 polen 1 Polyporus Umbellatus 1 poria mantarı 6 propolis 5 prostat 1 reçineli bitkiler 6 regl 1 reishi mantarı 1 rezene 7 romatizma 1 sa 2 sabit bitkisel yağlar 1 sabun 49 sac bakimi 5 saç dökülmesi 1 safra 1 safra hastalıkları 1 safra taşı 106 saglikli beslenme 103 saglikli zayiflama 1 sang huang mantarı 2 seboreik dermatit 6 sedef 11 selulit 1 shiitake mantarı 2 sibirya ginsengi 7 sifalı bitki kabukları 12 sifalı bitkiler 319 sifali bitkiler 32 sifali yaglar 2 siğil tedavisi 1 sindirim sorunları 6 sinir stres 2 Sistemik lupus tedavisi 1 sistit 20 sivilce ve akneler 6 siyah noktalar 1 SLE 1 sodyum aljinat 1 sodyum türeri 4 soğuk algınlı 1 sonbahar çiğdemi 7 stres 13 su ile guzellik 1 Suehirotake mantarı 10 süper gıdalar 1 süt çayı 1 şeker 1 şeytan tersi 1 şifalı bitki tozları 72 şifalı bitkiler. şifalı tohumlar 3 şifalı kokular 20 şifalı mantarlar 4 şifalı sebzeler 8 şifalı şerbetler 8 şifalı yemişler 3 tahıl grupları 1 tansiyon 8 temizleme sutleri 2 tenya 15 tıbbi mantarlar 2 tip 1 diyabet 2 tip 2 diyabet 3 tonik ve maskeler 3 troit 1 unfilanza 5 uykusuzluk 2 ülser 2 ülseratif kolit 2 vajinit 7 video 63 vucut bakimi 3 vucut ritmi 4 yara yanık 1 yorgunluk 3 zayıflama haplarının zararları 11 zehirli bitkiler

Huş ağacı, Birke, Betula Pendula
Ak ağaç Syn: Betula olba
Akhuş Betula rerrucosa
Akhuş ağacı “ ehrh.
Kum huş ağacı
Salkım Huş ağacı
Familyası: Huşağacıgillerden, Birkengewâchse, Betulaceae
Drugları:
Huş yaprağı; Betula folium
Huş katranı; Betula fix
Huş şurubu; Betula uquor
Huş özsuyu; Betula succus
Huş yaprakları çay ve natürel ilaç yapımında, katranı merhem yapımında ve bitki özsuyu içmek için kullanılır.
Giriş:
Huş ağacı Huşağacıgillerden olup bu grupta takriben 100 bitki mevcuttur. Bunlardan en önemlileri ve en yaygın olarak kullanılanları Akhuş; Betula pendula ve Bataklık huş ağacı; Betula pubescens’tir. Es-kiden bu iki tür aynı isimle anılmış sonradan ayrı isimler verilmiştir. Ağacın gövdesi beyaz olduğundan Ak ağaç diye ve dallarının saklık ve narin olması, rüzgar esince hışırtı çıkarması nedeni ile ve yahut da ilkbaharda bitki gövdesinden yukarı doğru hışır hışır akan su sesi duyulan bu nedenle de Huş ağacı diye anılır. Almanca Bikre kelimesinin Hince, “Bharg” kelimesinden türediği ve beyaz anlamına geldiğidir. Bitkin vatanı Güney Türkistan ve Kuzey Hindistan olup zamanla dünyanın ılıman iklimli hemen her yöresine yayılmıştır. Bir huş ağacı günde 70 lt su emerek gövdeye verir ve oradan yapraklara ulaşan su işlendikten sonra büyük bir kısmı gaza (esansa) dönüşür ve bu güzel koku gaz (esans) biz farkına varmadan çevremize güzellikler saçar. Alman ilim adamlarının yaptıkları araştırmalara göre bir ağacın çevreye kattığı değerin 2500 Euro olduğunu tespit etmişlerdir.
Botanik:
Huş ağacı hemen her yörede özellikle de ormanlarda, kumluk yerlerde ve humuslu topraklarda yetişir. Soğuğa dayanıklı olması nedeni ile Sibirya’dan Kuzey Afrika’ya kadar çok geniş bir alana yayılmıştır. Türkiye’nin Erciyes ve Ağrı gibi dağ eteklerinde Marmara ve Karadeniz ve de Doğu Anadolu’nun ormanlarında yabani olarak yetişir. Yaprakları ortadan uca doğru ve de ortadan başa doğru üçgen şeklinde veya yumurta şeklindedir. Yaprakların üst yüzeyi açık yeşil, alt yüzeyi soluk yeşil renkli, kenarları kertikli, 3-5 cm uzunluğunda, 2-4 cm enindedir. Salkım huş ağacının yaprakları tüysüz iken bataklık ağacının yapraklarının alt yüzeyi tüylüdür ve bu da bu iki bitki arasındaki en büyük farktır. Erkek çiçekleri 8-10 cm uzunluğunda, 0,5-1 cm çapında, silindir veya kuyruğundan asılmış kedicik şeklinde olduğundan kedicik diye anılır. Dişi çiçekleri 2-3 cm uzunluğunda, 0,6-1 cm çapında silindir şeklindedir ve de her iki çiçek ilkbaharda koyu yeşil iken sonbaharda koyu kahverengimsi bir hal alır.
Yetiştirilmesi:
Türkiye’nin hemen her bölgesinde yetiştirmek mümkün-dür ve fazla bir özene gerek yoktur.
Hasat zamanı:
Yaprakları Nisan’dan Haziran’a kadar toplanarak havalı ve güneşli bir yerde kurutulur ve kurutulurken ısının 40˚’yi geçmemesine dikkat edilir. şayet ısı bu sıcaklığı geçerse birleşimindeki eter yağı (uçucu yağ) yok olur. Malesef şifalı bitkiler toplama, kurutma, paketleme ve depolama işlemleri sırasında çok yanlışlar yapılmaktadır. Bit¬kinin şifalı kısmı yaprak veya çiçekleri ise asla Güneş altında kurutulmaz ve mutlaka gölgede kurutulmalıdır. Ayrıca örneğin bitki 5 günde kurudu ise, 2 gün daha kurumada bırakmak mahzurludur, çünkü birleşimindeki eterik yağları kaybettiğinden kalitesi düşer. Sadece bitki kökleri Güneş’te kurutulur ve kurur kurumaz hemen paketlenip depolan¬ması gerekir. Şifalı bitkilerin Aktarlar’da açıkta satılması kalitesini kısa sürede düşürür ve etkisini oldukça azaltır.
Bitki özsuyu:
Huş ağacının gövdesine 5-10 cm derinliğinde matkapla bir delik açılır ve bu deliğe cam bir boru takılarak akan bitki özsuyu bir cam kavanozda toplanır. Bitki özsuyunun 1-5 lt’si 1-3 haftada elde edilebilir. Bunun bozulmaması için içine her lt için 5 karanfil tanesi ve 1-2 gr Tarçın ilave edildikten sonra buzdolabına konur.
Huş katranı:
Huş ağacının gövde ve kalın dallarının kapakları kapalı bir kapta, kazanda, alttan yakılarak veya damıtılarak katranı elde edilir.
Birleşimi:
Yaprakların birleşimindeki önemli maddeler şunlardır;
a) Flavonit türevleri; %2-3 arasında olup en önemlileri; Hyperosid, Quercitrin, Quercetin, Kâmpferolglikozit ve Myrcetindigalaktosit, Sinensetin
b) Triterpensaponin türevleri; Betulatriterpensaponin-Birbefula, Triterpensaponin-2 ve Betulatriterpensaponin-3, betulatriterpensaponin-1=12-β-Asetoksi-3α, 20(S)-Dihidroksi-dammar-24-en-3-(Hidrogenpropandiat), Betulatriterpensaponin-2=12-β-Asetoksi-3α, 17a, 20(S)-Trihidroksi-dammar-24-en-3- (Hidrogen), Betulatriterpensaponin-3=12-β-asetoksi-3α, 20(S), 25, Trihidroksi-dammar-24-en-3-(Hidrogen)
c) Fenolkarbonikasit türevleri; kahve asidi, chloragenasit ve fenolkarbonikasitler
d) Ayrıca eter yağı türevleri %0,05-0,1, taninler, acı maddeler, C-vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir.
Kabuklarının birleşiminde; Flavonitler, tanin, triterpen türevleri; Betulin ve Betulinasit, Luteol ve eter yağı içerir. Butelin gövde ve dallarına be¬yaz renk veren ana maddedir.
Katranda; Guajakol, kresol, xyloz ve fenol içerir.
Bitki özsuyunda ise genellikle ham madde olarak şeker bulunur.
Araştırmalar:
1) Amerikalı ilim adamları hayvanlar üzerinde yaptıkları deneylerde Betulin’den elde edilen betulinasidin derideki siyah kanseri iyileştirdiği tespit edilmiştir. Eskiden Ziziphus mauritiana’dan elde edilen betulalinasit şimdi Huş kabuğundan bolca bulunan Betulin’den elde edilmektedir. Bu alandaki çalışmalar devam etmektedir. (ZP.3.96.40)
2) Münih Üniversitesi tarafından romatizma hastası 1200 kişi üzerinde Huş yapraklarından elde edilen kapsülle tedavi denemeleri yapılmış ve hastaların iyileştiği görülmüştür. (GM.9.98.41)
3) Birleşiminde altın başak otu, ortosifon yaprağı ve huş yaprağı karışımından oluşan çay harmanı ve damlası idrar yolları rahatsızlıklarını iyileştirdiği tespit edilmiştir. (ZP.4.94.215, ZP.4.00.193 ve GM.02.95.14, ZP.3.98.167)
Tesir şekli:
İdrar söktürücü, antiseptik, güçlendirici (tonik), idrar yollarını dezenfekte edici, vücudu arındırıcı, temizleyici özelliklere sahiptir.
Kullanılması:
a) Araştırmalara göre birleşiminde huş yaprağı, altın başak otu ve ortosifon yapraklarından oluşan çay harmanları ve damlaları idrar yolları iltihaplanması, kumlarına karşı ve de romatizma türlerinde artroza karşı kullanılır.
b) Komisyon E’nin 13.03.1986 tarih ve 50 nolu Monografi bildirisine göre idrar yolları iltihapları bakterileri ve kumlarına ve de romatizma rahatsızlıklarına karşı kullanılır.
c) Halk arasında Huş yaprak ve natürel ilaçları başta böbrek ve mesane taşları, kramplar ve kumlarına ve de artroz, artrit, eklem şişmesi ve su toplaması (ödem) gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır.
Açıklama:
Prof.Dr.Olafadamın, Walter-Straub enstitüsünde yaptığı araş-tırmalar sonunda özellikle etin içerdiği yüksek orandaki proteinin arachidon asidi artırdığını tespit etmiştir. Bunun da eklem kıkırdaklarının tahriş olmasına neden olduğunu tespit etmiştir. Normalde eklem sıvısının PH değeri 7.4’dür, şayet aşırı miktarda et yenirse PH=6.2’ye kadar düşer yani asitleşir. Böyle bir ortamda eklem kıkırdakları bozulur ve bu da zamanla eklemlerin bozulmasına ve de artroza (eklem yapısının bozulması) dönüşür. Prof.Dr.O.adam ve ekibi yaptı araştırmalar neticesinde kişinin haftada en fazla bir defa et ve et mamulleri yemeleri, fazlasının çeşitli rahatsızlığa neden olabileceğini ispatlamıştır. (GM.9.98.41) Hatırlanacak olursa Peygamber Efendimiz (s.a.v) “her gün et yemeyiniz” buyurmuşlardır. İşte eklem kıkırdaklarında arachidon asidin çoğalması ile buralarda asitleşme oluşur ve bu asit kıkırdakları tahriş eder (yıpratır) bu noktada Huş’un birleşimindeki saponinler arachidon asidi sünger gibi emerek zararsız hale getirir.
Çayı:
Huş yaprağından iki kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine 300-400 ml kaynar su ilave edildikten sonra 5-10 dk demlenmeye bıraktıktan sonra süzülerek içilir.
Çay Harmanları;
Mesane ve Böbrek çayı
>20 gr Huş yaprağı
>20 gr Atkuyruğu otu
>20 gr Ayı üzümü yaprağı
>20 gr Ortosifon yaprağı
>20 gr Ayrıkkökü
Mesane ve böbrek çayı (idrar yollarını üşütmeye karşı);
>45 gr Ayı üzümü yaprağı
>20 gr Huş yaprağı
>20 gr Ayrık kökü
>15 gr Ardıçkozalağı
Mesane çayı (idrar yollarını üşütme, taş ve kumlara karşı);
>20 gr Huş yaprağı
>20 gr Ayrık kökü
>20 gr Altın başak otu
>20 gr Kayışkıran kökü
>20 gr Meyan kökü
Mesane ve böbrek çayı (mesane ve böbrek üşütmesine karşı);
>40 gr Ayı üzümü yaprağı
>20 gr Kayışkıran kökü
>15 gr Orta sifon yaprağı
>15 gr Ayrık kökü
>10 gr Isırgankökü
Mesane ve böbrek çayı (idrar yollarını üşütme, kum ve taşlarına karşı);
>25 gr Ortosifon yaprağı
>25 gr Kayışkıran kökü
>20 gr Altınbaşak otu
>20 gr Huş yaprağı
>10 gr Ayrıkkökü
Mesane ve böbrek çayı (idrar yolları üşüme, taş ve kumuna karşı kullanılır);
>25 gr At kuyruğu otu
>20 gr Huş yaprağı
>20 gr Altın başak otu
>20 gr Kayış kıran kökü
>15 gr Ayrıkkökü
Terletici çay (ateşli hastalıklarda terlemek isteniyorsa);
>20 gr Söğüt kabuğu
>20 gr Mürver çiçeği
>20 gr Ihlamur çiçeği
>20 gr Huş yaprağı
>10 gr Ergeç sakalı çiçeği
>10 gr Papatya çiçeği
Huş özsuyu:
Gövdeden elde edilen özsuyun bozulmaması için 8-10 karanfil ve 1-2 gr tarçın ilave edilir ve buzdolabına konur. Günde 3 defa bu özsudan birer yemek kaşığı 2-3 hafta süreyle alınır.
Huş ekstresi:
Huş yaprakları etanol ve su karışımı ile ekstraksiyonu yapılır. Elde edilen ekstreden günde 3-5 defa, 15-20 damla, 4-8 hafta süreyle alınır. Yukarıdaki çay harmanlarından da ayır ayrı ekstresi yapıldık-tan sonra karıştırılarak iksiri yapılır ve ekstresi gibi kullanılır.
Yan tesirleri: Bilinen bir yan tesiri yoktur.

Işıldak, Nachtterze, Oenothera biennis L.
Işıldak çiçeği Syn: Oenothera communis levrille
Işıl otu “ graveolens GILIB
Akşam çiçeği Onagra biennis SCOP.
Eşek otu “ vulgaris SPACH
Gece feneri
Familyası: Eşekotugillerden, Nachtkerzengewâchse, Oenotheraceae
Drugları:
Işıldak yağı; Oenotherae biennis oleum
Işıldak tohumunun yağı natürel ilaç yapımında kullanılır.
Botanik:
Asıl vatanı Kuzey Amerika olan Eşek otu 16.yy.’da Avrupa’ya getirilmiş ve buradan dünyanın birçok ülkesine yayılmıştır. Oeno kelimesi Oinos kelimesinden türemiş olup “Şarap”, Ther kelimesi Thera’dan türemiş olup “Yabani hayvan” anlamına gelir. Bienni kelimesi Latince olup “iki yıllık” anlamına gelir. Almanca bitkinin geceleri ışık saçar gibi parlaması nedeniyle gece mumu anlamına gelen “Nachtkerze” ismi ile anılır. Bu bitkinin yaprakları Eşekkulağına benzediğinden Eşek otu, akşamları parladığından Işıldak, Işık otu, Akşam çiçeği veya Gece feneri diye anılır. Bitkinin adından da anlaşılacağından iki yıllık olup, birinci yıl sadece rozet yaprakları ile kendini gösterir ve ikinci yıl dikine yükselen nadir çatallaşan 50-120 cm arasında bir bitkidir. Kökleri etli, iğ veya pancar kökü şeklinde olup ilk yıl sadece birkaç yapraktan ibarettir. Yaprakları geniş mızrak veya ters yumurta şeklinde, kenarları hafif dalgalı, koyu yeşil renkli ve değişken sıra ile dizilmiştir. Çiçekleri tomurcuk halinde yukarı doğru şamdan şeklinde, çiçek açınca önce yatay sonra sarkık şekilde durur ve uzun bir sapa sahiptir. Altın sarısı renkteki taç yaprakları 2,5-4 cm uzunluk, 3-5 cm eninde ters kalp veya ters koni şeklinde üst üste konmuş gibidir. Kupa yaprakları oldukça ince mızrak şeklinde, geriye doğru dönük, oldukça narindir ve döllenme tozlukları sarı renkte ve taç yapraklarından kısadır.
Yetiştirilmesi:
Işıldak’ın yetiştirilmesi oldukça basit olup çok özel bir bakıma ihtiyaç duymadan hemen her yerde yetişir.
Hasat zamanı:
Ağustos’tan itibaren olgunlaşan tohumları toplanır ve özel soğuk baskı metodu ile basılarak yağı çıkarılır.
Birleşimi:
Işıldak tohumu %20-25 Sabit yağ içerir ve bunu da önemine göre şöyle sıralayabiliriz;
a) Linolasit %60-80, γ-Linolenasit, Oleikasit %7, Palmitinasit %7-10 ve Stearinasit %2-4 oranındadır.
b) Ayrıca %40 Selüloz, %15 Protein ve %1 oranında Aminoasit türevleri içerir.
Araştırmalar:
1) Nörodermatoz (alerjik egzema) rahatsızlığı olan 127 çocuk, 204 yetişkin yani toplam 303 hasta üzerinde Işıldak yağından elde edilen kapsülle tedavi denemesi yapılmıştır. Bu tedavi denemesinde kaşıntının tamamen yok olduğu, nörodermatozun yayılmasının durduğu hatta bazılarına iyileşme olduğu görülmüştür. (HV.9.99.74)
2) G.A.Jamel, H.Carmichael ve ekibi 1990 diyabetiklerde (şeker hastaları) görülen çok yönlü sinirsel rahatsızlıkları (polyneuropathie =polinöropatoloji) olan 22 hasta üzerinde Işıldak kapsülü ile tedavi denemesi yapılmıştır. Bu tedavi denemesinde hastaların durumunun Plasebo (sözde ilaç=denek ilacı) ile tedavi olanlara göre daha etkili olduğu görülmüştür. (PT.144)
3) Wright ve Buton 1982’de Atopik ekzema (alerjik ekzema= nöroder-matoz) rahatsızlığı olan 99 hasta üzerinde Işıldak tohum yağından elde edilen kapsülle 3 ay süren tedavi denemesi yapılmıştır. Bu tedavi denemesinde kortikoid, antihistaminik gibi kimyasal ilaçlarla da tedaviye devam edilmiştir ve neticede hastalardan %43’ünde iyileşme görülmüştür. Burada bitkisel tedavi yanında kimyasal ilaçlarla da tedaviye devam edilmiştir. (Oysa Çörek yağından elde edilen kapsüllerle yapılan tedavi denemelerinde daha olumlu neticeler elde edilmiştir). (Age.356)
Tesir şekli:
İltihapları (antiflogistik), kaşıntıyı, derideki tahrişi ve yanmayı önleyici, tansiyon düşürücü ve aynı zamanda urların büyümesini önleyici özelliklere sahiptir.
Kullanılması:
Araştırmalara göre Işıldak tohum yağlarından elde edilen kapsüllerle nörodermatoz (alerjik ekzema=atopik ekzema) rahatsızlığına karşı kullanılır.
Açıklama:
1) Bir insanın günde 240-320 mg γ-Linolen aside ihtiyaç duyduğu yapılan araştırmalarda tespit edilmiştir. Işıldak yağının birleşiminde %8-10 oranında γ-Linolen asit bulunur ve her kapsülde 360 mg Linolen asit ve 45 mg γ-Linolen asit içerir. Bundan da bir yetişkinin günde 6-8 kapsül alması gerektiği anlaşılır. Linol asidin γ-Linolen aside dönüşmediği ve hayvansal besinlerde bolca olan Arahidonasit, Prostaglenin E1 ve E2’ye dönüşmediği ve zararlı olan Leukotrin’e dönüştüğü tespit edilmiştir. Bu dönüşümün olmaması enzim yetersizliği nedeni ile olur. Çinko yetersizliği enzim yetersizliğine neden olur. (Çörek’e bak.). Prostaglandin E1 ve E2’nin azalması T-Lenfosit azalmasını ve B-hücrelerinin aşırı İmmünglobulin ve Makrofaj (katil hücreler; bakteri ve virüsleri yiyerek parçalaması nedeni ile bu isimle anılır.) üretmesine sebep olur. Bu da iltihapların azması, kaşıntı, deride yanma ve şişmeye neden olur. Makrofajlar bakterileri ve virüsleri yok edeceği yerde aşırı oranda artması nedeni ile dokulara saldırır, bu da iltihaplanmaya neden olur çünkü kontrol hücreleri olan T-lenfosit hücreleri (Suppressor-T-hücreleri) yeterince üretilmediğinden kontrolden çıkan makrofajlar (katil hücreler) fayda yerine zarar verirler.
2) Linol asidin γ-Linolen aside dönüşmesi için Δ6-Desturaz enzimi, γ-Linolen asidin Dihomo-γ-Linolen aside dönüşmesi için Elongaz enzimi, Dihomo-γ-Linolen asidin Arachidon aside dönüşmesi için Δ5-Desturaz enzimi ve Arachidon asidin Prostaglandin E2’ye dönüşmesi için Cyclooxygenaz enzimi gerekir. Işıldak yağı ile γ-Linolen asit ihtiyacı giderilir, fakat Nörodermatiklerde görülen Δ6-Desturaz enzimi yetersizliği veya eksikliğini giderir mi? Bu sorunun cevabı pek bilinmemektedir. Çörek tohumunun bu enzim yetersizliklerini ortadan kaldırdığını iddia etmektedirler ki o zaman Çörek hem Hodan hem de Işıldak’tan daha üstündür.
3) Günümüzde insanların aşırı hayvansal protein tüketmesi, alkol, sigara ve kahve içmesi ve de az spor yapması nedeni ile aşırı Prostaglandin E1 ve E2 tüketir veya yeterince γ-Linolen asit içeren besin maddesi (Çörek) almaması nedeni ile çok çeşitli alerjik hastalıklar ortaya çıkabilir.
Yan tesirleri:
Bilinen bir yan tesiri yoktur. Bana göre bahar nezlesi, nörodermatis (alerjik ekzema) ve alerjik astıma karşı Çörek daha et-kilidir. Adet öncesi rahatsızlıklar (Premenstural sendrom) ve de adet sırasındaki anormalliklere karşı Hayıt daha etkilidir.

Itır, Umkaloabo, Pelergonium sidoides D.C.
Şifalı Itır ve Pelergonium reniforme W.CURTİS
Güney Afrika Itırı
Umkaloabo
Öksürük kökü
Bronşit kökü
Familyası: Itırgillerden, Storchschnabelgewchse, Geraniaceae
Drugları:Itır kökü; Umckaloabo radix
Itır otu; Umckaloabo herba
Itırın genellikle kökü çay, tentür ve natürel ilaç yapımında kullanılır ve nadiren de otunun kullanıldığı olur.
Giriş: Itırgillerin takriben bilinen 300 türü mevcuttur ve bunlardan bizi ilgilendiren Şifalı Itır diye anılan iki türdür. Bu iki bitki aynı şekilde kullanılırsalar da botanik olarak bazı farklılıkları vardır.
a) Narin (Bordo) Itır; Pelergonium sidoide De CANOOLLE ve
b) Kadife (Pembe) Itır; Pelergonium reniforme W.CURTIS.
Bu iki türün haricinde çok farklı maksatla kullanılan Büyük Itır; Pe-lergonium graveolens ve Kokulu Itır; Pelergonium odoratissium’u saya-biliriz. Leylekotugillerle Itırotugiller çoğu kez birbirine karıştırılmaktadır. Itırgillere örnek olarak Şifalı Itırı ve Büyük Itırı , Leylekotugillere ise Leylek otunu örnek vereceğiz. İngiliz asıllı binbaşı Charles Henry Stevens Güney Afrika’da görevli iken 1897’de yakalandığı oranın yerlileri olan Zulu kabilesinin Hekimleri tarafından Itır kökünden elde edilen Dekokt’tan (kaynatma) birer bardak içirerek onu iyileştirir. C.H.Stevens Itır kökünü o zaman bütün Avrupa’da çok yaygın olan Vereme karşı İngiltere’ye getirerek pazarlamasını yapar. İngiliz Tabipler Odası Stevens’ın pazarladığı Verem ilacının ne olduğunu bilmediklerinden onu kocakarı ilaçları ile servet yapıyor diye suçlarlar ve de 1914’de yargılanmasını sağlayarak onu suçlu duruma düşürürler. İsviçreli Doktor Adrien Sechehaye 1920’de ilk Veremli hastasını Itır çayı ile iyileştirdikten sonra Cenevre (Genf) Tıp Odası ile birlikte çalışarak 9 yılda 800 Veremli hastayı iyileştirir. 1939’da Regensburg’taki (I…) bir firma tarafından 1 draje (Um…) (ağır öksürük anlamına gelir) adıyla anılan damlayı üretmeye başlar. Um… hangi bitkilerden ve nasıl elde edildiği 1971 yılına kadar bir sır gibi saklanmıştır.
Botanik:
a) Bordo veya Narin Itır; Pelergonium sidoides D.C.’nin boyu 1m’yi bulabilir ve çok narin olması nedeni ile dik durması mümkün değildir. Çatallaşarak geniş bir alanı kaplar. Yaprakları böbrek şeklinde, üç loplu, kenarları kertikli, üst yüzeyi yeşil, hafif tüylü, alt yüzeyi iri damarlı, oldukça uzun saplı (10-20 cm) ve değişken sıra ile dizilmiştir. Çiçeklerinin boyu 50 cm’yi bulabilen uzun bir sap üzerindedir ve bu saptan çıkan yan saplarda 5 adet yine uzunca saplar üzerinde birer çiçek bulunur. Çiçekleri iki çenekli olup üstte iki bitişik ve dik, altta üç ayrı ve sarkık dil şeklinde bordo renkli taç yaprakları ve ortada bir göbek ve bu göbeğin ucunda püskül gibi döllenme tozlukları mevcuttur. Kupa yaprakları 5 adet oval şekilli ve yeşil renklidir.
b) Pembe veya Kadife Itır; Pelergonium reniforme W.CURTIS boyu biraz daha kısa ve birazda sertçe bir yapıya sahiptir. Çiçekleri yine uzun bir sap üzerinde ve yanlarında 10-12 adet bir arada bulunan ana veya yan çiçek demetlerinden oluşur. Çiçeklerinin taç yaprakları önce¬kinden farklı olarak pembe renkli ve taç yapraklarının ortasında birer kırmızı benek mevcuttur. Yaprakları 5-10 cm eninde, 3-7 cm uzunluğunda böbrek şeklinde, üzeri kadife gibi, sık ve kısa tüylü, derin damarlı mavimsi yeşil renkte, alt yüzeyi beyazımsı gri renkli ve tüylü ve iri damarlı kenarları kertikli ve 10-20 cm uzunluğundaki saplara sahiptir.
Yetiştirilmesi:
Güney Afrika’nın iklimi bizim Akdeniz iklimine çok ben¬zer, bu nedenle Şifalı Itır başta Akdeniz ve Ege bölgesinin sahile yakın olan (don olmayan) yörelerde rahatlıkla bahçe ve tarlalarda yetiştirilir. Diğer bölgelerde kış aylarında sera veya sıcak odalara almak gerekir. Ben takriben 3-4 yıl her iki türden de yetiştirdim ve şayet bu iş el atılır ve yetiştirilir ise çok büyük maddi imkânlar elde edilebilir. Bugüne kadar Kirpi otu ve kökünden 172 firma 850 çeşit sade veya Kompleks ilaç üretmişlerdir. Itır daha etkili olmasına rağmen sadece Akdeniz ikliminde yetişmesi nedeni ile sadece bir firmanın tekelinde kalmıştır. Bugüne kadar Kirpi otu veya kökü ile 172 ilaç firması 850 çeşit sade veya Kompleks ilaç üretmişlerdir. Hemen hemen aynı yönde etki eden Itır kökünden ise sadece bir firma bugüne kadar tekelci üretimine devam etmektedir. Bu da Kirpi otunun dünyanın hemen her yöresinde yetişebilme özelliğine sahipken, Itırın Akdeniz iklimine benzer özellikler gösteren Güney Afrika’da yetişmesi ve başka yörelerde henüz deneme üretimine geçilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Itırın Türkiye’de yetiştirilmesi mutlak bir zarurettir.
Hasat zamanı:
Şifalı Itırın her iki türü de söküldükten sonra kökleri havalı ve güneşli bir yerde kurutulur ve kaldırılır. Şayet tentürü yapılacak ise taze olarak kullanılır.
Birleşimi:
Itır kökünün birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sıralayabiliriz;
a) Cumarin türevleri (Kumarin türevleri); Umckalin, 5,6,7-Trimethoxycumarin, 6,8-dihydroxy-5,7-dimethoxycumarin, 5,6,7,8-Tetramethoxycumarin, 6,7,8-Trihydrox-cumarin, 6-hydroxy-7-mthoxy-cumarin (Scopoletin) ve 7-Acetoxy-5,6-dimethoxycumarin
b) Taninler %9 oranında olup en önemlileri; Afzelechin, Catechin (Kateşin), Epicatechin ve Gallocatechin
c) Flavonitler; Quercetin, Kmpferol, Izoorientin ve Taxifolin-3-O-β-D-glikozit
d) Gallusasit türevleri; Gallusasidi ve Gallusasitmetilester
e) Steroller; Sitosterol-3-O-β-D-glikozit, β-Sitosterin, Stigmasterin
f) Aminler; Thramin ve Ethanolamin
Araştırmalar:
1) Ekim 1993’ten Şubat 1995’e kadar 158 deney yerinde (doktorların muayenehaneleri veya çocuk klinikleri) 0-12 yaşlarındaki nefes yolları rahatsızlıkları olan 742 çocuk üzerinde Itır ilacı (Um…) ile tedavi denemesi yapılmıştır. Bu tedavi denemelerinde başta; akut bronşit ve¬ya kronik bronşit (genellikle yinelenen exazerbation) ve bunun yanında nezle, sinüzit, farenjit (yutak iltihaplanması) ve Trakeait (nefes borusu iltihaplanması) gibi rahatsızlıkları olan çocuklara 14 günlük tedavi denemesi yapılmıştır. Hastalardan %98,7’sinin durumu iyileşmiştir. Fakat kronik bronşitte bu tedavi süresi 2-3 ay sürebilir. (ZP.5.96.300)
2) C.H.Heil, U.Reitermann ve ekibi 1994’de akut ve kronik kulak, burun, boğaz ve nefes yolları enfeksiyonundan; bademcik iltihaplanması, sinüzit, farenjit ve bronşit gibi rahatsızlıkları olan 641 hasta üzerinde Itır ilacı (Um…) ile tedavi denemesi yapılmıştır. Bu tedavi denemesinde hastaların %85’inde iyileşme görülmüştür. (ZP.3. 98.141)
3) Dr.A.Sechehage 1921’de Verem hastası olan 800 kişi üzerinde tedavi denemesi yapılmış ve hastaların iyileştiği tespit edilmiştir. (Nhp.4.97 .560)
4) Akut bademcik iltihaplanması (tonsilit) rahatsızlığı olan 6-10 yaşları arasındaki 60 çocuk üzerinde tedavi denemesi yapılmış ve hastalar iyileşmiştir. (ZP.3.98.141)
Tesir şekli:
Bakterileri ve virüsleri öldürücü (antibiyotik ve virüstatik), iltihapları önleyici, balgam söktürücü ve İmmün sistemi güçlendirici özelliklere sahiptir.
Kullanılması:
a) Araştırmalar göre Itır ekstresinden elde edilen damla ve çay başta; bronşit, öksürük, Verem, sinüzit, farenjit, tonsilit (bademcik iltihaplanması) gibi nefes yolları ve enfeksiyon rahatsızlıklarına karşı kullanılır. Veremin bulaşıcı olması nedeni ile hastanede doktor kontrolünde tedavi edilmesi ve tedavi sonunda Itır ekstresinden elde edilen damla ile tedaviye devam edilmelidir. Eğer akciğerin herhangi bir noktasında kalan en küçük bir mikrop kalıntısı tekrar vereme sebep olur.
b) Halk arasında;
Afrika yerlileri de Itır kökü çayını aynı yukarıdaki rahatsızlıklara karşı kullanmışlardır.
Çayı:
İnce kıyılmış Itır kökünden bir kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine 300-400 ml kaynar su ilave edildikten sonra 3-5  dk kaynatılır, 5-10 dk demlenmeye bırakıldıktan sonra süzülerek içilir.
Çay Harmanları;
Öksürük çayı (kramp çözücü);
>40 gr Itır kökü
>20 gr Melek otu kökü
>20 gr Rezene tohumu
>10 gr Duvar sarmaşığı yaprağı
>10 gr Kekik otu
Öksürük çayı;
>15 gr Çörek tohumu
>25 gr Itır kökü
>25 gr Keklik otu
>15 gr Sinirli ot
>15 gr Öksürük otu
>10 gr Calba çiçeği
>10 gr Ebe gömeci çiçeği
Akciğer üşütmesi çayı;
>25 gr Çörek tohumu
>15 gr Itır kökü
>15 gr Hatmi kökü
>15 gr Akciğer otu
>15 gr Sinirli ot
>15 gr Öksürük otu
Bronşit çayı;
>20 gr Çörek tohumu
>15 gr Kekik otu
>15 gr Sinirli ot
>25 gr Itır kökü
>15 gr Öksürük otu
>10 gr Çuha kökü
Verem çayı;
>25 gr Çörek tohumu
>15 gr Verem otu
>15 gr Itır kökü
>15 gr Akciğer otu
>15 gr Güneş gülü otu
>15 gr Adaçayı yaprağı
Bademcik çayı
>20 gr Çörek tohumu
>25 gr Beşparmak kökü
>25 gr Adaçayı
>15 gr Itır kökü
>10 gr Arnika çiçeği
>5 gr Şekerci otu kökü
Kronik bronşit çayı (silisik asitli);
>25 gr Itır kökü
>25 gr Atkuyruğu otu
>25 gr Kuşekmeği otu
>15 gr Calba çiçeği
>10 gr Kekik otu
Öksürük çayı (tahrişi önleyici, gıcık giderici ve mukozayı koruyucu);
>40 gr Itır kökü
>30 gr Hatmi kökü
>20 gr Ebe gömeci çiçeği
>10 gr Calba çiçeği
Öksürük çayı;
>20 gr Çörek tohumu
>30 gr Itır kökü
>30 gr Sinirli ot
>10 gr Kekik otu
>10 gr Öksürük otu
>10 gr Calba çiçeği
Terleme çayı;
>25 gr Ihlamur çiçeği
>25 gr Papatya çiçeği
>25 gr Mürver çiçeği
>25 gr Itır kökü
Immün çayı;
>40 gr Çörek tohumu
>20 gr Itır kökü
>10 gr Grip otu
>30 gr Sinirli ot
Kronik bronşit çayı (silisik asitli);
>30 gr Itır kökü
>25 gr Kuşekmeği otu
>25 gr Atkuyruğu otu
>20 gr Kedi başı otu
Akciğer çayı (bronşitli kramp, bronşitli astım ve balgama karşı);
>30 gr Itır kökü
>20 gr Taş anason kökü
>20 gr Veba kökü
>20 gr Kekik otu
>10 gr Rezene tohumu
Akciğer çayı (kramplı bronşit, bronşitli astım ve balgama karşı);
>30 gr Itır kökü
>20 gr Taş anason kökü
>20 gr Çuha kökü
>20 gr Kekik otu
>10 gr Duvar sarmaşığı yaprağı
Akciğer çayı (kramp çözücü ve balgam söktürücü);
>30 gr Itır kökü
>20 gr Melek otu kökü
>20 gr Çuha kökü
>20 gr Kekik otu
>10 gr Duvar sarmaşığı yaprağı
Akciğer çayı (balgam söktürücü, balgam attırıcı ve öksürüğü önleyici);
>20 gr Sinirli ot
>20 gr Calba çiçeği
>20 gr Öksürük otu
>20 gr Hatmi kökü
>20 gr Itır kökü
Homeopati’de:
20 gr Itır kökü ince kıyıldıktan sonra bir şişeye konur ve üzerine %70’lik 80 ml Alkol ilave edilir ve güneş görmeyen bir yerde, iki günde bir çalkalamak suretiyle 4-6 hafta muhafaza edilir. Daha sonra nesne süzülerek Homeopati’de< >ismi ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4 defa 15-20 damla 4-6 hafta süreyle alınır.
Ekstresi:
Itır kökleri ince ince kıyılır hatta daha iyisi öğütülerek toz haline getirilir ve Etanol+su karışımı ile ekstraksiyonu yapılarak ekstraktı elde edilir. Itır kökünün ekstresi tentüründen daha kalitelidir. Çünkü birleşimindeki maddeleri daha çok içerir. Şayet ekstresini elde etme imkanı yoksa o zaman tentürü kullanılabilir.
Yan tesirleri:
Bilinen bir yan tesiri yoktur. Kirpi kökünden elde edilen na-türel ilaçlar İmmün sistemini (bağışıklık sistemi) kuvvetlendirmek içindir fakat en fazla 4-5 hafta kullanılmaktadır. Çünkü aşırı kuvvetlenen İmmün sistemi bu sefer zarar vermeye başlar. Oysa Itır kökünün ve Çörek tohumunun böyle bir yan tesiri yoktur.

Balon otu, Balonrebe, Cardiospermum halicacabum L.
Balon sarmaşığı
Balon asması
Familyası:
Sabunağacıgillerden, Seifenbaumgewâchse, sapindaceae
Drugları:
Balon otu; cardiosperi herba
Balon otunun genellikle otu (yaprak, çiçek, tohum ve sürgünleri) çay, tentür ve natürel ilaç yapımında kullanılır.
Giriş:
Balon otu sabunağacıgillerin bir alt grubu olan Paulsarmaşığıgillerdendir. Sabunağacıgilllerin bilinen 1200-1500 civarında türü mevcuttur. Botanikçi Carl Von Linne 1753 yılında bitkiye Latince kalp tohumu anlamına gelen Cardiospermum ismini vermiş ve soyadı olarak da yunanca tuz fıçısı anlamına gelen Halicacabum ismiyle adlandırmıştır. Bitki tohumu geriden bakınca bir küpü andırır ve üzerine kalp resmi çizmiş gibi bir beyazımsı gri renkte şekil mevcuttur. Türkçe kitaplarda ismi geçmeyen bitki ilk defa benim tarafımdan kaleme alınmıştır ve bitkiye Balon isminin yakışacağını zannediyorum, çünkü meyvesi balona benzer. Vatanının ABD’nin Güney eyaletleri olduğu tahmin edilen bitki günümüzde başta Hindistan, Endonezya, Malezya, Afrika ve Amerika’nın tropik ve subtropik ülkelerinde yabani olarak yetişmekte ve hatta Al¬manya’da dahi yetiştirilmektedir. Eskiden bitki romatizma, sindirim bozuklukları ve nefes yolları rahatsızlıklarına karşı kullanılmıştır. Günü¬müzde ise genellikle egzamaya karşı kullanılmaktadır. Bu bitki üzerine yazılıp söylenenler oldukça az ve yenidir. Bu nedenle DHU’dan (Deutsche Homeopatie Union= Alman Homeopati Birliği) bilgi istedim ve onların gönderdiği araştırma metinleri ve dergilerde çıkan araştırmalara dayanarak konuyu ele aldım. Bu bitki sabunağacıgillerden olmamasına rağmen sabun gibi kullanıldığından bu gruba dahil edilmiştir. Aslında Paul sarmaşığıgillerin sabunağacıgillerden ayrılarak başka bir grup olarak anılmaları gerekir.
Botanik:
Ana yaprak uzun bir sap üzerinde üç yapraktan oluşur ve her yaprak yine üç yaprakçıktan oluşur fakat orta yaprak yan yapraklardan büyüktür. Yaprakların kenarı, dişli oval şekilde, uçlara doğru sivricedir ve yeşil veya hafif sarımsı yeşil renklidir. Çiçekleri yaprak saplarının dibinden çıkan uzunca bir sap üzerinde 3-5 adet çok küçük beyaz çiçekleri vardır. Çiçeklerin taç yaprakları ters kalp veya ters yumurta şeklinde beyaz renkli ve beş adettir. Taç yaprakları kavrayan kupa yaprakları ise 3-4 mm büyüklüğünde ve oval şekildedir. Meyveleri eski futbol toplarının iç lastiği gibi üç parçadan meydana gelmiş ve dikilmiş gibi ceviz büyüklüğünde önce yeşilimsi iken olgunlaşınca sarımsı renk alır ve içinde üç adet tohum bulunur. Tohumları mercimek büyüklüğünde, küre şeklinde, siyahımsı renkli ve üzerinde grimsi renkli kalp şeklinde bir ağız gibi görünen bir renkli kısım vardır.
Birleşimi:
Balon otunun birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sıralayabiliriz;
a) Pentacyclik Triterpen türevleri; Glutinon, β-Amyrenon ve β-Amyrin
b) Steroller; β-Sitosterol, Stigmasterol ve Campesterol
c) Flavonitler; 7,4’-Dimetilapigenin, Triasetilapigenin, Triasetilchryseriol, Tetrasetilluteolin
d) Siyamlı birleşikler; Cardiospermin ve Cardiosperminsülfat
e) Ayrıca; Taninler, Mineraller, Vitaminler ve az miktarda Alkaloitler içerir.
II) a) Balon otu tohumu %20-33 oranında sabit yağ içerir ve bununda %55’ini Cyanolipidler oluşturur. %49 oranında Cyanolipid I (yağ asit ester-1-Cyano-2-hidroksimetilprop-2-en-1-ol) ve %6 oranında Cyanolipid II (yağ asit ester-1-Cyano-2-hidroksimetilprop-1-en-3-ol)
b) Sabit yağların %45’i ise doymamış yağ asitlerinden oluşur. Bu doymamış yağ asitleri de %42 Eicosenasit, %22 Oleikasit, %8 Linolenasit, %8 Linolasit, %3 Palmitinasit ve %2 Stearinasitten oluşur.
c) Phytosteroller; β-SAitosteroller, Stigmasteroler, Campesterol ve Cycloartenol
d) Flavonitlerden; Apigenin, Luteolin ve Chrysoerid
e) Siyamlı Bileşikler; Cardiospermi ve Cardiospermisülfat
f) Ayrıca; Triterpenler, Taninler, Vitaminler ve Mineraller içerir.
Araştırmalar:
Önceleri hayvanlar üzerinde W.Gehring ve M.Gloor tedavi denemesi yapmışlar ve bu araştırmalardan sonra Rudolph ve ekibi insanlar üzerinde tedavi denemeleri yapılmıştır. R.Rudolph, H.Benthien, U.Jappe ve B.Kunz geniş çaplı araştırmalar yapmışlar ve Balon otundan elde edilen Kremle Nörodermatit (besin alerjisi) ve egzemayı iyileştirmişlerdir.
1) R.Rudolph, H.Benthien, U.Jappeve B.Kunz Balon otu tinkturundan elde edilen kremle çeşitli şekillerdeki ekzema rahatsızlıkları olan 28 hastayı tedavi etmişlerdir. Tedaviye devam eden hastalarda 2/3’ sinde 21. günün sonunda tamamen iyileşme görülmüştür. Hastalarda kızarıklık, kabuk bağlama, kaşıntı, su toplama, kabarcık, derinin kuruması, deride çatlaklar ve sızıntı gibi haller tamamen iyileşmiştir. (ZP.5.95.264)
2) Aynı ekip tarafından 512 Nörodermatisli (besin alerjisinin sebep olduğu egzema) hasta üzerinde 2-4 hafta süren tedavi denemesi yapılmış ve hastalardan %65’i iyileştiklerini beyan etmişler ve %82’ sinde Balon otu merheminin yan tesiri olmadığını ve iyi etki gösterdiğini beyan etmişlerdir. (ZP.4.95.204, ZP.1.96.61)
3) Toplam 833 ekzemalı (%28,8 içten gelen, %25,8 alerjik, %18,7 sulu ve geri kalanı karışık) hasta üzerinde 140 doktor gözetiminde Al-manya, İspanya ve Hollanda’da Balon otu merhemi tedavi denemesi yapılmış ve hastaların %80 oranında iyileştiği görülmüştür. (DHU)
Tesir şekli:
Alerjik, kaşıntılı, kabarcıklı, kuru veya sulu, kızarık, kabuklu ekzema ve de nörodermatoza karşı etkilidir.
Kullanılması: 
a) Araştırmalara göre başta kabuklu, kızarık, sulu veya kuru, kaşıntılı, alerjik, çatlaklı ve de sızıntılı egzema ve nörodermatoza (atopik ek-zem, besin alerjisinin sebep olduğu egzema gibi yara) karşı kullanılır. Hastalık belirtilerinden (kaşıntı, kabarcıklı, sulu, kuru….) bir kaçı aynı anda olabilir.
b) Halk arasında romatizma, sindirim rahatsızlıkları ve nefes yolları rahatsızlıklarına karşı kullanılmıştır.
Açıklama:
Günümüzde özellikle besin maddelerine katılan katkı maddeleri (kimyasal maddeler) insanlarda nörodermatoza (besin alerjisinin sebep olduğu egzema gibi deri hastalığı) sebep olmaktadır. Balon otunun birleşimindeki maddeler nörodermatoza sebep olan hormonun salgılanmasını frenleyerek iyileşmeyi sağlar. Balon otu Argehidon asitin Prostag-landin ve Leupotrine dönüşmesine engel olur. Böylece nörodermatoz ve ekzemayı iyileştirir.
Çayı:
İnce kıyılmış taze veya kurutulmuş Balon otundan bir kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine 30-400 ml kaynar su ilave edilerek 5-10 dk demlenmeye bırakıldıktan sonra süzülerek içilir.
Homeopati’de:
Balon otundan (yaprak, çiçek ve sürgünü) 20gr bir şişeye konur ve üzerine 80 ml %70’lik alkol ilave edilir ve 4-6 hafta sonra süzülerek Homeopati’de <> ismi anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-5 defa 2-5 damla 4-6 hafta süreyle alınır.
Hastalığın belirtileri (semptom):
1) Kas ağrılarının çekiliyormuş gibi hissedilmesi
2) Derinin kaşınması
3) Mesane, göğüs, bacaklar ve basurda tıkanma hissi
4) Sabırsız ve telaşlı
5) Agresif ve depresif hallerin değişerek gelip gitmesi
6) Baş dönmesi ve dermansızlık
7) Böbrek civarında yakıcı bir acı
8) Analda kaşıntı ve basur
Merhemi:
Bir avuç ince kıyılmış taze Balon otu (50 gr) daha önceden eritilen yağa (250 gr Parafin ve 250 gr Vazelin) katılır ve soğumaya bırakıldıktan sonra 24 sa buzdolabında kalır ve sonra tekrar ısıtılarak süzülür. Süzülerek elde edilen sıvı yağ soğuyunca katılaşır ve bu merhem buzdolabında muhafaza edilir.
Yan Tesirleri:
Bilinen bir yan tesiri yoktur. fakat bazı Egzema türleri için Sofur daha uygundur. Şayet Balon oty merhemi yetersiz olur ise o zaman Sofur merhemi kullanılır.

Zencefilin ismine aşina olmayanımız yoktur herhalde. Lakin hayatımıza hala içecek olarak sokabilmiş değiliz. Bu yazıda uzun uzadıya zencefilin faydalarını anlatmayacağız bunun için Prof.Dr.Erdem Yeşiladanın bu yazısını okuyabilirsiniz

Evet lezzetli bir zencefil şurubu evde nasıl yapılarbilir. özellikle tadı bizim damağımıza uygun değilse bu kökün.. Lazım olan şey yaş veya kuru zencefil yaşını bulamadı iseniz kurusuda olur illa yaş olmasına gerek yok. Yaş olanı kabuğunu soyup doğruyoruz kuru aldı iseniz bir gün suda bekletip doğruyoruz.
Zencefilimizin kabuğunu soyduktan sonra ince fileto halinde dilimliyoruz
Şeleri içine daha iyi alabilmesi için zencefilimizi çok kalın kesmiyoruz çok incede dilimlemiyoruz resimde gördüğünüz kalınlık ideal. Bundan sonraki aşamada çukur bir tencerinin içerisine koyup 2 su bardağı şeker

ilave ederek2-3  saat bekletiyoruz ..Kabak tatlısı yapar gibi bir uygulama şeker zencefilin suyunu salmasını sağlıyor... Zencefilin suyu iyice çıktıktan sonra zencefil taneleri süzülerek alınabilir. Benim tercihimde bu..
Sonra isteğe göre Armut ve elma eşliğinde kaynatabiliriz tabi 4 su bardağı su ilave ederek. Biz armutla kaynattık. Farklı tropikal meyvelerde kullanılabilir.. .yada kuru meyveler Çeşitlendirmeye oldukça açık sağlık içeren bir tarif. tadıda çok hoş kışın çocuğunuz severek içecek


İlaç üreticilerinin en büyük yalanı KOLESTROL
Hep merak etmişimdir kolestrole ilk kim kanda yağlanma dedi :) halkımız nerde ise inanmış. İlk ortaya çıkışını ansiklopediler 1754 olarak belirler.. Ya eskiden insanlar bu dertten pek muzdarip değillerdi uzun uzun yaşarlardı yada yeni yeni kanda bir şeyleri ölçmeye başladıkça devada olmayan ilaçlar üretildikçe bunun gibi bir çok hastalıkta türeyecektir.
Varsayımlarla ilerleyen ve kendine modern diyen devletler tekelindeki tıp bize bunun gibi bir çok hastalğı ve ilaçlarını dayatmıyormu sonuçta.. Hayatlarına normal bir şekilde devam eden 500-800 arası kolestrollü okadar çok kişi ile tanıştımki günümüze çok az insanın hedeflenen kolestrol değerinde olduğunu söyleyebilirim. büyük risk faktörü 120 LDL üst sınır olarak kabul edilince galiba 75 milyonun 20 milyonu ilaç kullanması gereken rakamlarda diyebiliriz. Eee büyük para ilaç şirketleri için... Muhtemel okurlarımız türkiye ilaç pazarında değişik miligramlarda 256 farklı kolestrol ilacının satıldığınıda bilmiyorlar.. Fiyatlar hep aynı aşaı yukarı ama alfabetik olarak ilk ürünü ele alırsak fiyatlandırma şöyle
ortalama 90 kapsüllük 60 tl olsa bir kişi yılda 4 kutu kullansa devlete maliyeti 240 tl şahsa maliyeti 36 tl 
Türkiyede tesbit edilmiş ve reçete verilmiş 12 milyon üzeri kolestrol hastası var ise rakam 2 milyar 880 milyon lira yıllık harcama demek. yani bir milyar euro.. Bu rakam ilginçtir tüm bitkisel ürün üreten firmaların yıllık cirosu değil :) TVde çıkan şaklabanların ürünleri hariç tabi  Bu yalanın nekadar büyük olduğunu siz düşünün. 
Dünyada en çok satılan ilaç grubu kolesterol ilaçlarıdır. Lipitor yaklaşık yıllık 15 milyar dolarlık satışı ile en çok satılan kolesterol ilacıdır. Kolesterol ilaçlarını üreten firmalar (Merck, Astra Zeneca, Bristol-Myers Squibb ve Pfizer) dünyanın en güçlü ve en zengin firmaları arasındadırlar. Muazzam bir reklâm bütçeleri vardır. Açık veya gizli reklâmlarla, ünlü insanları kullanarak yaptıkları reklâm kampanyaları sayesinde tüm kamuoyunu etkilerler. 

Neyse lafı fazla uzatmayalım kolestrolü tanıyalım
Kolesterol, hayvanların vücut dokularındaki hücre zarlarında bulunan ve kan plazmasında taşınan bir sterol, yani bir steroid vealkol birleşimidir. Daha düşük miktarlarda bitkilerde de bulunur. İlk defa 1754'te safra taşlarında kolesterol bulunduğu için bu maddenin ismi Yunanca chole- (safra) ve steros (katı) sözcükleri ile kimyadaki -ol ekinden türetilmiştir.


Kolestrol vücut tarafından sentezlenir ve hücre zarının bakımı ve inşaası için gereklidir. Aynı zamanda kolestrol yağların sindirimini sağlayan safranın salgılanmasında da kullanılır. Kolestrolü ikiye ayırırsak HDL ve LDL diye...HDL ve .LDL yi eğer şehir hattı taksileri gibi düşünürsek  LDL  karaciğerden aldığı kolestrolü diğer dokulara taşıyan taksi HDL ise diğer dokulardan karaciğere kolestrol taşıyan taksidir.  

Kolestrol nasıl denge altına alınabilir
Bu konuda atılacak en önemli adım hayat standartını belli bir oranda değiştirmektir.
1-Lif açısından zengin gıdaları tüketmek. Omega 3 yağ asitlerini bolca almak ve günde 2 çorba kaşığı keten tohumu yemek. sizin LDL leriniz parçalar ve sayısını azaltır. 
2-şekerli içeceklerdeki glikozdan uzak durmak
3-Düzenli egzersiz yapmak
4-kiloyu sağlıklı aralıklarda korumaya çalışmak vs

Şahsi fikrim değil 2012 FDA nın raporu kolestrol ilaçlarının yan etkileri kolestrol hastalığından daha tehlikeli. tip2 diyabet yapabiliyormuş hafıza kaybı bilinç bulanıklığı yapabiliyormuş

Kolestrolü düşürdüğü tesbit edilmiş gıdalar
Yapılan araştırmalarda sarımsağın LDL yi düşürdüğü tesbit edilmiştir.
omega 6 içeren keten tohumu LDL yi düşürmektedir.
Alfa linoleik asit F vitamini olarakta bilinir ALA soğuk su balıklarında soya yağında fındıkta cevize ve buğday çiminde bulunur bol bol fındık ve ceviz yiyelim 
Omega 3 yağ asitleri EPA ve DHA da kolestrolü çok güzel düşürüyor memleketimizinde 3 tarafı denizlerle çevrili bol bol balık tüketelim

Son söz olarak şunları söyleyebilirimki
Kolesterol tedavisine alının insanlar sanki bir derneğe üye olmuş gibi bir merkeze / laboratuvara bağlanıyor ve her dört ayda bir gelip kan tetkiki yapıyor, aidatlarını ödüyorlar. Pek çok cihaz üreticisi firmanın laboratuvarlara aylık belirli sayıda kit satmak şartıyla cihazları bedava verir.   
 
Doktorlar kazanıyor
            Doktorlar kronik hastaları, yani düzenli aralıklarla muayeneye gelen hastaları severler. Hastaya devamlı kullanacağı bir ilaç vermek bu açıdan yararlı olur, hasta belirli aralıklarla doktora gelmek zorunda kalır. Hele bir de hastanın aklına karaciğeri kontrol etmek gibi bir neden yerleştirirseniz sistem tam olarak işlemeye başlar; hasta her dört ayda bir doktoruna gitmek zorundadır.           
 
İlaç firmaları kolesterol ilaçlarının yararını abartıyor, yan tesirlerini azaltıyorlar.
            Firmalar ilaçla yapılan araştırmaların sonuçlarını yayınlarken işlerine gelen bulguları büyük harflerle öne çıkarırken bazı bilgileri gayet küçük puntolarla gizliyorlar. Örneğin büyük harflerle ilaçlarının koroner atheroskleroz açısından risk faktörü olan kişilerde ölüm riskini % 36 düşürdüğünü söylüyorlar. Hâlbuki tüm çalışmalar aynı sonucu vermiyor. Örneğin hasta olmayan kişilerde kolesterol ilacı ile plasebo hapların koruyucu rolünün kıyaslandığı bir çalışmada üç yıllık sürenin sonunda ilaç kullanan 100 kişiden 2’sinin, ilaç kullanmayan 100 kişiden ise 3’ünün kalp krizi geçirdiği görülüyor. Şimdi soruyorum kalp krizi riskinizi % 1 azaltmak için kaslarınızda ağrılar, hafızanızda gerileme, seksüel gücünüzde azalma ve diğer ilaç yan etkilerinde maruz kalma riskine razı olur musunuz? İlaç firmaları bu argümana şöyle cevap veriyorlar: “Yüz kişiden bir kişi faydalanıyor ama on milyon kişinin ilaç kullandığını düşünürseniz 1000 kişi faydalanmış olur.” Gördüğünüz gibi bu arada dokuz milyon dokuz yüz doksan dokuz bin kişi boşuna ilaç kullanması onları ilgilendirmiyor.
            Kolesterol ilaçlarının etkisi ile ilgili olarak yapılan bir başka ünlü çalışma daha var: JÜPİTER çalışması. Bu çalışmaya kolesterolleri yüksek olmayan ama SCRP’leri yüksek hastalar alınıyor. İki yıl süren çalışmanın sonunda kolesterol ilaçlarının kalp krizi riskini, kalp damar hastalığı riski düşük olanlarda bile % 50 azalttığı iddia edildi. Çalışmayı yapanlar, takip süresince çalışmaya katılan ve ilaç kullanmayan her yüz kişiden 1.8 'inin önemli kardiyak sorun yaşadığını, statin ilacı alan grupta ise bu oranın % 0.9 olduğunu söyleyerek kolesterol ilaçlarının % 50 etkili olduğunu söylüyorlar. İşin aslına bakarsanız ilaç kullanan ve kullanmayan iki grup arasında kalp hastalığı görülme farkı % 1. Ancak ilaç firması bunu % 50 azalttım olarak lanse ediyor.
            Bir ilacın faydası hakkında bize fikir veren önemli göstergelerden birisi "number need to treat" dediğimiz rakamdır. Bu rakam bir kişinin faydalanması için kaç kişiye ilaç vermemiz gerektiğini gösterir. Yukardaki çalışmada bu rakam 120 kişidir. Bir diğer deyimle bir kişinin kalp damar hastalığından vefat etmesini engellemek için iki yıl boyunca 120 kişiye ilaç vermemiz gerekiyor. Bu çalışmada dikkat çeken bir bulgu daha var; çalışma süresince statin alan grubun % 3'ünde diabet gelişiyor, halbuki kontrol grubunda bu oran % 2.4 ve aradaki fark anlamlı, yani ön plana çıkarılmasa da statinlerin diabet gelişimini kolaylaştırma gibi bir etkileri var.   
            Pek çok araştırma kalp hastalığı olmayan kişilerde kullanılan statin grubu kolesterol ilaçlarının kaç yıl kullanılırsa kullanılsınlar toplam ölüm oranının azaltmadığını göstermiştir. Bu nedenle ispat edilmiş kalp damar hastalığınız yoksa sadece kolesterolünüz yüksek diye kolesterol ilacı kullanmayın.
Herbalist Adnan Yıldırım

ÇOCUKLARDA MİDE BULANTISI VE KUSMANIN NEDENLERİ
Mide bulantısı, midenin kendi kendini boşaltmak istemesi hissidir. Kusma
herhangi bir nedenle mide de bulunan içeriğin karın kaslarının kasılmasıyla
birlikte dışarı atılmasıdır. Çocuk kusmalarının sebepleri çok çeşitlidir.
En sık görülen kusma sebeplerini şunlardır:
mide bulantısında ik gıdamıs su olasun

İdrar yolu ve orta kulak enfeksiyonları, bulaşıcı hastalıklar, kızıl, menenjit
kusmalara sebep olabilirler. Kusma enfeksiyonun bir sonucu olduğundan
kusmanın kesilmesi için enfeksiyonun iyileştirilmesi gerekir. Yoksa sadece
kusmayı kesmeye yönelik tedavi vermek, enfeksiyon için hiçbir şey
yapmamak, vücudun verdiği sinyali iyi anlamamak demektir. Enfeksiyon
sonucu gelişen kusmalarda çocuğun muayene edilerek tedavinin
uygulanması ve gerekli görülürse anti-emetiklerin(kusma kesiciler) verilmesi gerekebilir. Kusma
kesici ilaçları ailenin kendi kendine kullanması yanlıştır.

Zehirlenmeler de önemli bir kusma nedenidir. Çocukluk çağı zehirlenmelerinde her zaman kısa
zamanda teşhis koymak mümkün olmayabilir. Çünkü aile çocuğun hangi zehirli maddeye maruz
kaldığını bilmeyebilir. Birden kusmaya başlayan, kusma için başka sebep bulunamayan, özellikle 1-
11 yaş arasındaki çocuklarda zehirlenme akla getirilmelidir. Besin zehirlenmeleri de kendini kusma
ile belli edebilir. Mide bulantısı ve kusma genellikle bozuk yiyeceği yedikten 6– 48 saat sonra başlar
ve bu belirtiler 1 – 2 gün içinde kendiliğinden geçer. Mide bulantısının geçmediği ve kusmanın
devam ettiği durumlarda, çocuğun karnında şişlik ve kakasında kan varsa, sıvı kaybı belirtileri de
görülüyorsa bu acil durum göstergeleridir.


 Merkezi sinir sistemini ilgilendiren bir takım olaylar kusma nedenidir. Beynin darbe alması, beyinde
tümör, enfeksiyon veya başka bir nedenle kafa içi basıncının artmış olması(beyin kanamaları vb)
kusma nedeni olabilir. Merkezi sinir sistemi kökenli bir kusma düşünülüyorsa hastanın nörolojik
muayenesi ve tomografi, MR gibi tetkikler gerekebilir.
 Mide ve bağırsak hastalıkları, apandisit kusmalara sebep olurlar. Özellikle apandisit durumlarında
vakit kaybetmeden çocuğun ameliyata alınması gerekebilir.
 Tansiyon yüksekliği çocukluk çağında bile kusma nedeni olabilir. Kusan çocuklarda tansiyon
değerleri dikkate alınmalıdır. Kusma ile birlikte ağızda aseton kokusu, sık idrara çıkma, bol su içme,
ağız kuruluğu gibi bulgular varsa çocuk diyabeti düşünülebilir.
 Aspirin ya da ibuprofen gibi steroit yapısında olmayan entienflamatuar ilaçlar mide astarını tahriş
edebilir ve mide bulantısı ve kusmaya neden olabilirler.
 Bazı psikolojik ya da sosyal sorunları olan çocuklarda da kusma görülebilir. Örneğin okulla ilgili
sorunu olan ya da okula gitmek istemeyen çocukların hafta içi sabahlarda mide bulantısı ve kusma
gözlemlenebilir. Bazı çocuklar heyecanlandıkları zaman kusarlar.
 Sevmediği ve istemediği bir şeyin çocuğa zorla yedirilmeye çalışılması da kusmaya neden olur.
Yeme sorunu olan iştahsız çocuklar genellikle zorla yedirildikleri için bir süre sonra kusmaya
başlarlar. Normal iştahlı çocuklarda da anne eğer yemek miktarını iyi ayarlayamazsa, çocuğa
gerekenden veya kabul edebileceğinden fazla miktarda besin verirse çocuk kusabilir. Bu olay sürekli
devam ediyorsa çocuk kendi kendini kusturabilir.
Çocukta kusma sonrası neler yapılabilir:
 Altta ciddi bir neden yoksa çoğu kusma yaklaşık 12 saatte geçerek, çocuk rahatlar.
 Çocuk kustuktan hemen sonra bir şeyler yedirilmemelidir. En az bir saat midesi boş kalmalıdır.
Çocuğun hiçbir şey yememesi kendini korumasıdır. Yemeğe zorlamamak en doğrusudur.
 Bundan sonra bir çay bardağı veya yarım çay bardağı su verilir.
 Suyu çıkarmazsa yarım çay bardağı su tekrar verilir. Bundan sonra azar azar kraker, bisküvi, kek gibi yiyecekler verilir. Çocuk isterse çorba, komposto,
meyve suyu verilebilir.
 Ancak çocuk ilk etapta verilen suyu kusarsa, başka bir şey verilmez.
Yapılacak şey, su verdikten 20 dk. sonra yarım çay bardağı değil bir yemek kaşığı su vermektir.
 Kusma görülmediği taktirde meyve suyu, yağsız süt, çorba gibi sulu gıdalar verilir.
 Bulantı ve kusma 24 saat içinde geçmiyorsa, çocuğa bir şeyler yemesi konusunda ısrar
edilmemelidir.
 Çocuğun bulantısı geçmiş olsa bile, verilecek ilk yiyecek yağsız ve kızarmış bir dilim tost ekmeği
olmalıdır. Daha sonra hiçbir şey yemeden 1 saat beklenilmelidir. Çocuk bir saat içinde kusmuyorsa,
ikinci dilim de verilebilinir.
 Çocuğa verilecek herhangi bir gıda maddesi, bulantıya neden oluyorsa, bu yiyeceğin tüketilmesi
konusunda ısrar edilmemeli. Çocuk bir şeyler yemeye devam ettiğinde, yeniden kusmaya başlıyorsa,
kendisinden hiçbir şey yememesi istenir. Eğer yine kusarsa ilaç tedavisi gerektiği anlamına gelir.
Çocuklarda kusma tehlikeli midir?
Kusma tehlikeli değildir ancak kusmaya sebep olan etken tehlikeli olabilir. Bazı durumlarda kusma
tamamen zararsızdır. Örneğin, çocukların bazı besinleri istememesi ama zorla yedirilmesi durumunda
görülen kusma. Ancak bazı durumlarda kusma tehlikeli sayılabilir ve mutlaka doktor kontrolü gerekir.
Bulantı ve kusması olan çocuğu ne zaman doktora götürmelidir? :

Altı yaşından küçük çocuklarda;
 Birkaç saatten uzun süren bulantı ve kusma varsa
 Kusmuk bir ağız kesiği veya burun kanamasından kaynaklanmayan kan içeriyorsa
 Kusmuğun rengi parlak, sarı veya yeşilse
 İshal varlığında
 Sıvı kaybı bulguları varsa
 Ateş mevcut ve döküntü varsa
 Bebeğin uyanması zorsa veya uyanık olduğunda dikkat dağınıklığı görünüyorsa
 Bebek bir kafa yaralanması geçirdiyse. Pek çok çocuk herhangi bir tipteki yaralanmayı takiben
hemen kusar. Fakat eğer kusma devam ediyorsa ve buna uyuklama ve alışılmamış davranış eşlik
ediyorsa endişe edilmelidir.
 Son altı saattir idrar yapmadıysa doktora gidilmelidir.

Altı yaşından büyük çocuklarda;
 24 saatin üzerinde bulantı ve kusmaya ishal eşlik ediyorsa, 2 saatten uzun karın ağrısı varsa
 Susuzluk hissi kaybolmamışsa,
 Son 6-8 saattir idrar yapmadıysa, idrar yaparken acı hissediyorsa,
 Ağız ve dudaklar kuruysa, ağlama sırasında gözyaşı gelmiyorsa,
 Çocukta sayıklama varsa,
 Normalden fazla uyku hali, uykudan zor uyanıyor ve sersemlemişse,
 Ciddi baş ağrısı veya ense sertliği varsa
 Bir günden uzun süren bulantı-kusma varsa ve kusma ile birlikte mide ağrısı, karın ağrısının
devam etmesi durumunda mutlaka yeni yapılmış bir gaita örneğiyle birlikte doktora başvurulmalıdır.

UNUTULMAMALIDIR Kİ!
Mide bulantısı ve kusma bir hastalık değil, sadece sorun olduğunu gösteren belirtidir. Kusmanın ortadan
kaldırılması yeterli değildir. Kusmaya neden olan hastalığın bulunup tedavi edilmesi gerekir. Öte yandan
mide bulantısı ve kusma belirtilerinin kontrolü hem rahatlık, hem de sıvı kaybının önlenmesi açısından
oldukça önemlidir. Sıvı kaybı, mide bulantısı ve kusmayı daha da kötüleştirebilir. Mide bulantısı ve
kusmanın belirtilerinin önlenmesi için ilaç tedavileri mevcuttur. Ancak ilaç kullanımının doktor kontrolüyle
yapılması uygundur.
Odtü araştırma vakfı

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.