01.04.2009 - 01.05.2009

Az ve sık yiyerek zayıflamak bir diyet masalıdır!

Dr. Wolf Eckhart Funfack'e göre; az ve sık yiyerek kilo verenler kalori yakıyor, diyeti bırakınca verdikleri kiloları hemen geri alıyorlar. 'Metabolic Balance' sisteminde ise yağ yakıldığı için kilolar geri gelmiyor..
Bilinen bütün diyetler az ve sık yemeyi öğütlerken, 'Metabolic Balance/Metabolic Denge' sistemi günde üç kere, beş saat ara ile beslenmeyi öneriyor. Programın yaratıcısı Dahiliye ve Beslenme Uzmanı Alman Doktor Wolf Eckhart Funfack, 'Metabolic Balance' sistemiyle ilgili sorularımızı yanıtlamaya devam ediyor:

* Birçok diyet ana kural olarak az ve sık yemeyi önerirken, siz tersini öneriyorsunuz, neden?
Herkes sık yemeyi önerebilir ama unutmamak lazım ki, vücudun besinleri rahatlıkla sindirebilmesi için makul bir dinlenme zamanına ihtiyacı vardır. Her ara öğün metabolizmanın dengesini bozarak, insülin düzeyini yükseltiyor ve acıkma ataklarını tetikliyor. 'Metabolic Balance' sisteminin en önemli kurallarından biri, günde üç öğün yemek. Diğeri de öğünler arasında beş saat ara vermek. Bu nedenle beş saatlik mola süresine sadık kalmak büyük önem taşıyor. Beş saat aralıkla beslenince, vücutta insülin seviyesi düşüyor ve yağ yakımı gerçekleşiyor.

* Yani az ve sık yemek bir diyet masalı mı?
Sık ve az yediğiniz zaman kalori yakarsınız. Dolayısıyla diyeti bırakıp normal beslenmeye dönünce, vücut kalori kaybettiği için verdiğiniz kiloları kolayca geri alırsınız. Biz buna 'Yoyo etkisi' diyoruz. Oysa 'Metabolic Balance' ile kalori değil de yağ verdiğiniz için, kolayca kilo almazsınız.

KİŞİYE ÖZEL PROGRAM
* Sistemde kadın ve erkekler için farklı uygulamalar var mı?
Zaten sistemin en önemli özelliği kişiye özel olması. Program hazırlanırken; kişinin kan değerleri ölçülerek, parmak izi gibi kişiye özel bir beslenme programı çıkarılıyor. Yani programı uygulayan kişinin kadın veya erkek olması fark etmiyor. Yalnız kişiye uygun beslenme programı hazırlandıktan sonra, gramajlarda bazı farklılıklar ortaya çıkıyor. Örneğin, aynı öğünde aynı besini yemesi gereken daha kilolu erkeklere, kadınlardan daha fazla gramaj veriliyor. Erkeklerin bir öğünleri kadınlara verdiğimiz gramajdan normalde yüzde 10-20 daha fazla oluyor. En önemli fark bu.

* Erkekler mi, yoksa kadınlar mı daha kolay kilo verebiliyor?
Erkekler farklı bir vücut yapısına sahip oldukları için daha avantajlı aslında. Vücuttaki yağlar genel olarak kaslarda yakılır. Erkeklerde de kas oranı daha yüksek olduğu için, daha çabuk ve daha fazla kilo verirler. Vücut tiplerini genelde elma ve armut olarak ikiye ayırıyoruz. Elma vücut, karın bölgesinde fazla yağlanma olan; armut ise basen bölgesinde fazla yağlanma olan vücut tipi. Genelde erkekler elma tipi vücuda sahiptir. Karın bölgesinde yağlar hafiftir, beyaz dediğimiz yağlardandır ve daha çabuk erir. Armut tipinin göstergesi olan basen bölgesindeki yağ dokuları ise daha sıkıdır, o yüzden erimesi biraz daha zordur. Ama şunu da unutmamak lazım; bazı kadınlar da elma formunda olabiliyor. Onlar da daha çabuk yağ yakıyor.

Bu diyet çocukların boyunu 12 santim uzatıyor!
ESRA TÜZÜN
Doktor Funfack, 'Metabolic Balance' sisteminin çocuklar için de yararlı olduğunu söylüyor: Hem kısa zamanda kilo veriyorlar, hem de özellikle gelişme çağındaki çocukların boyları 10-12 cm'e kadar uzuyor.....
'En İyi Sağlıklı Beslenme Tarzı' ödülünü alan 'Metabolic Balance', şu an dünya çapında 300 bin kişi tarafından uygulanıyor. Sistemin kurucusu Dahiliye ve Beslenme Uzmanı Alman Doktor Wolf Eckhart Funfack, 'Metabolic Balance'ın çocuklar üzerindeki etkisini anlattı:

* 'Metabolic Balance' sistemini çocuklar da uygulayabiliyor mu?
Program, sekiz-dokuz yaşını geçmiş çocuklar tarafından uygulanabiliyor. 'Metabolic Balance' ile beslenen çocuklarda insülin seviyesi daha düşük oluyor. İnsülin fazlalığı büyüme hormonunu olumsuz etkiler. Dolayısıyla, bu programı uygulayan çocukların vücutları büyüme hormonu salgılar ve gelişimleri daha da hızlanır.

* Ergenlik çağındaki obez çocuklar için bu program öneriliyor mu?
Aslında yemek alışkanlıkları değişince, hareketlilik daha da artıyor. Hatta okuldaki konsantrasyonlarında artış görülüyor. En büyük avantajı; çocukların boylarının uzamasına olumlu etkisi. Çocuklar hem kısa zamanda kilo veriyor, hem de özellikle gelişme çağındaki çocukların boylarında 10-12 cm'e kadar uzama görülüyor.

* Programa hangi kilonun üzerindeki çocuklar başlayabiliyor?
Programın başlaması kiloya değil, beden kitle indeksine bağlı. Beden kitle indeksi 25'in üzerinde olan çocuklar kilolu sayıldığı için, bu programı uygulayabilirler.

HİPERAKTİFE DE FAYDALI
* Programın, hiperaktif çocuklarda da olumlu etkileri var mı?
Evet, programının başka bir avantajı da hiperaktif çocuklarda görülüyor. Genellikle hiperaktif çocuklar daha sinirli olur, yerlerinde duramaz ve konsantrasyon problemi yaşarlar. Bu yüzden birçok çocuk psikolog kontrolünde ilaç kullanır. 'Metabolic Balance' ile doğru beslenmeye başlayan ve bu alışkanlığı elde eden çocukların uykularının düzene girdiği, yüzde 70-80'inin ilacı bıraktığı gözlemlendi. Günümüzde çok tüketilen şekerli ve içinde katkı maddesi olan hazır yiyecekler, çocukları hiperaktif ve sinirli yapıyor. 'Metabolic Balance' programı; çocukların hem kilo vermesini, hem de ilacı bırakmaklarını sağlama konusunda çok başarılı oldu. Hazır gıdalardaki boyalar zaten hiperaktiviteyi artırıyor. Bu besinlerden uzaklaşınca çocuklarda düzelme görülüyor. Çünkü 'Metabolic Balance', hazır yiyeceklerden uzak duran bir sistemdir. Önerilen beslenme programı ile metabolizmaları dengeye girince, çocuklar daha güçlü bir konsantrasyona sahip oluyorlar.

* Bu program hem anne, hem baba, hem de çocuk tarafından ailece uygulanabilir mi?
Hayır, bu programın özelliği tamamen kişiye özel olmasıdır. Adeta parmak izi gibidir. Yapılan kan testlerinden sonra kişiye özel beslenme programları çıkarıldığı için ailece aynı programı uygulamak mümkün olmuyor. Örneğin, hastalarım arasında programı uygulayan bir kadın vardı. Kocası da onunla beraber aynı şekilde beslenmeye başlamış. Kendisi 12 kilo verdiği halde kocası çok daha az kilo verebilmiş. Eşinin de kan testlerini yaptırmasını istedim ve sonuçlara göre onun için özel bir beslenme planı hazırladık. Eşinin ihtiyacı olan besinlerin çok farklı olduğu ortaya çıktı.



Uyku ömrü kısaltıyor mu?

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Arslan, uykunun bağışıklık sistemini şarj ettiğini belirterek, 8 saatten az uyuyanların bağışıklık sisteminin, 8 saat ve üzerinde uyuyanlara göre daha zayıf olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Arslan, insanın ömrünün üçte birinin uyuyarak geçtiğini, uykunun ruhsal, zihinsel, bedensel sağlık için oldukça gerekli bir fizyolojik süreç olduğunu söyledi. Uykunun önemli işlevlerinden birinin bağışıklık sistemine yaptığı katkı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, ABD'deki Carnegie Mellon Üniversitesinde bu yıl başında yapılan araştırmada, 7 saatten az uyuyan deneklerin, 8 ve daha fazla saat uyuyanlara göre 3 kat daha sık enfeksiyona yakalandığını saptadıklarını bildirdi. Prof. Dr. Arslan, uykunun kalitesizliğinin, sık uyanmalar ve uyku latansındaki uzamanın, soğuk algınlığına yakalanma olasılığını 5 kat artırdığının belirlendiğini ifade ederek, ''Bu ilk bilimsel kanıt, hafif bir uyku yetersizliğinin dahi vücudun enfeksiyonlara reaksiyonunu etkileyebileceğini göstermiştir'' dedi.

AŞI BİLE UYKU OLMADAN SONUÇ VERMİYOR

Canlılar üzerinde uykunun önemine dikkati çeken Prof. Dr. Arslan, şöyle konuştu:

''Uyku bağışıklık sistemini şarj ediyor. 8 saatten az uyuyanların bağışıklık sistemi, 8 saat ve üzerinde uyuyanlara göre daha zayıf. Örneğin 10 gün uyumayanlarda bağışıklık sistemi zayıfladığı için bağırsaklarda bulunan endojen maddeler kana geçmekte ve enfeksiyon nedeniyle ölümlere neden olmaktadır. Bu da uykunun ne kadar gerekli olduğunu gösteren verilerden bir tanesidir. Grip, hepatit aşısı sonrasında yeterli derecede uyumayan kişilerde kanlarında bu aşılara karşı oluşan antikorların yüzde 50 azaldığı bulguları var. Yani yeterince uyumazsak, aşılansak bile bedenin bağışıklık sistemi yarı yarıya düşmektedir.''

''AZ YA DA UZUN UYUMAK ÖMRÜ KISALTIYOR''

Uyku esnasında vücudun dinlendiğini, kan akışının yavaşladığını, toksinlerin azaldığını kaydeden Prof. Dr. Arslan, İsviçreli bilim adamlarının yaptığı araştırmalarda az ya da çok uyumanın insan ömrünü kısalttığını tespit ettiklerini bildirdi.

Prof. Dr. Arslan şöyle devam etti:

''İnsanlar ortalama 8 saat uyumalı. Dikkat edilirse geceleri uyuyamayan kişilerin hastalığa yakalanma riskinin daha yüksek olduğu görülebilir. Gece çok geç yatmak sağlığımız için oldukça zararlı. Uzun uyku da kısa uyku da insanın ömrünü kısaltıyor. Günde 5 saat uyuyanların da 8 saatten fazla uyuyanların da ömrü daha kısa oluyor. Bu İsviçreli bilim adamlarının yaptığı araştırmaların sonucudur.

Uyku tekdüze bir süreç değil. Bir derin uyku, bir yüzeysel uyku var. Derin uyku, bağışıklık sistemini destekleyen hormonların salgılandığı 23.00 ile 03.00 arasındaki uykudur. Bu arada alınan uyku, vücudun en çok ihtiyaç duyduğu uykudur. Ben saat 04.00'te yatayım 8 saat uyuyayım demek bu süreçteki uyuma kadar etkili değildir. Yüzeysel olarak 6 saat uyumaktansa 3 saat bile derin uyunsa bu daha faydalıdır.''

Az değil doğru beslenin

Yaza daha sağlıklı ve güzelleşerek girmek için doğru beslenmenin çok önemli olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Akören, "Yaza girerken metabolizmanın çalışması da değişir. Doğru beslenme ile metabolizma daha çok çalışabilir. Bunun için baharat ve otlardan faydalanılmalı" dedi.

Yaz aylarına girildiği bu dönemde, fazla kilolardan kurtulmak ve sağlıklı bir yaz geçirmek isteyenlerin beslenmelerine dikkat etmeleri gerektiği belirtildi. Her insanda farklı olan metobolizmanın sağlıklı çalıştırılması halinde daha formda kalınabileceğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Akören, özellikle sebze ve meyve tüketilmesi tavsiyesinde bulundu. Beslenmenin karın doyurmak olarak algılanmaması gerektiğini söyleyen Akören şöyle konuştu:

BİBERİYE VE KEKİK KANI TEMİZLER

"Metabolizmanın çalışması, yaşa, boya, cinsiyete, gündelik aktiviteye göre değişir. Beslenme karın doyurmak değildir. Beslenme vücudun ihtiyacı olan 40 çeşit besini gün içinde almak demektir. Vücudumuzun metabolik fonksiyonlarını yaza hazırlamak için bu dönemde beslenmemize dikkat etmemiz ve hareket etmeye özen göstermemiz gerekiyor. Öncelikle mevsim değişikliklerinde baharatlardan ve otlardan faydalanmak gerekir. Otlar ve baharatlar kanımızın temizlenmesini sağlar. Mesela biberiye, kekik gibi baharatlar metabolizmanın çalışmasında çok etkili baharatlardır. Biberiye et yemeklerine eklenebilir, salatalara konabilir, yağı kullanılabilir. Aynı şekilde kekik yemeklere, salatalara katılabilir. Zencefil de çok önemli bir bitkidir. Depresyondan bağırsakların düzgün çalışmasına kadar pek çok faydası vardır.

Bahar aylarında beslenme listemizde sebze ve meyvelerin olması çok önem taşır. Sebze ve meyveler betakaroten ve mikro besin öğeleri, vitaminler ve antioksidantlar içerir. Betakaroten cildimizin güzelleşmesi ve parlaklığı için çok önemlidir. Dolayısıyla öğünlerimizde gökkuşağı gibi bir salata olması hem sindirim sistemi, hem de cildin yenilenmesi için çok yararlıdır. Baharda çıkan enginar da karaciğerin en iyi dostudur. Özellikle karaciğer rahatsızlığı olanlar 31 gün buharda pişmiş birer enginar tüketsinler".

Sağlıklı ve doğru beslenme için düzenli ve olması gereken gıdaların tüketilmesi tavsiyesinde bulunan Akören, beslenme listemizde olmaması gereken şeyler ve yapılan hataları ise söyle sıraladı :

"Öğün sırasında taze sıkılmış meyve sularını içmek doğru değildir. Meyve suları ara öğünlerde alınmalıdır. Çünkü yemekle kalori alınıyor, meyve suyundan ise ekstra kalori alınıyor. Fazla kalori almak hiperglismiye yani kan şekerinin hızla yükselmesine neden olur fazla yükselen şeker, fiziksel aktivite ile yakılamıyorsa öncelikle karın bölgesinde yağa dönüşerek kilo alımını tetikler. Öğün esnasında enerjisi fazla besin tüketmek yorgunluk halsizlik ve uyku hali oluşturur. Öğünlerde hacim olarak büyük,

besin değeri yüksek, enerji değeri düşük gıdaları tercih etmek daha sağlıklıdır. Gece yatmadan önce kefir, süt ya da yoğurt gibi kalsiyumlu bir gıda almakta yarar vardır. Çünkü kalsiyum emilimi gece fazlalaşır. Ayrıca kalsiyum sinir sistemini onardığından, kalsiyumlu gıda almak, daha derin ve sakin bir uyku sağlar. Beyaz pirinç yerine rafine edilmemiş esmer pirinç ya da kızıl pirinç; beyaz ekmek yerine çavdarlı ekmek tercih edilmelidir. Tabii ki bu öneriler sağlıklı bireyler için. Kırmızı etli yemekleri

özellikle orta yaş grubu üstünün, akşam öğünleri yerine öğlen öğünlerinde tüketmesi tercih edilmelidir. Kırmızı etin sindirimi zor olduğundan, fiziksel aktivitenin daha yoğun olabileceği öğlen öğünlerinde tüketilmesinde yarar vardır. Ancak çok sıcak aylarda kırmızı et tüketimi azaltılmalıdır. Bol sıvı veya sıvı içeren gıdalar almaya özen gösterilmelidir. Bu daha çok su içmek demek değildir. Su ihtiyacı kişiden kişiye değişir. Aldığımız gıdalarda bulunan su, su ihtiyacımızın önemli bir bölümünü karşılayabilir".

Hamileyken ne kadar balık yenmeli?
Hamile kadınlar, hem kendi hem de bebeklerinin sağlığı ve gelişimi için beslenmelerinde mutlaka balık yemeliler. Fakat hamilelerin bebeğin yüksek oranda cıvaya maruz kalmaması için ne kadar balık tüketecekleri çok önemli.

HealthDay News'deki habere göre Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, kadınlara haftada 340 gramdan fazla balık tüketmemelerini öneriyor, ancak beslenme uzmanları ve bilim adamlarından oluşan bir koalisyon hamile kadınların en az bu kadar balığa ihtiyacı olduğu konusunda ısrar ediyorlar.

Ulusal Sağlıklı Anneler ve Bebekler Koalisyonu'ndan Judy Meehan, "Son veriler bize kadınların halen yeterince balık yemediklerini gösteriyor, bu gerçekten korkutucu. Beyin gelişimi için Omega 3 elde etmenin yolu balık yemektir" dedi.

İngiliz ve Amerikalı araştırmacılar, 2007 yılında Lancet dergisinde yayınladıkları araştırmada, tavsiye edilen balık miktarını azaltmanın çocuğun zihinsel gelişimine zarar verebileceğini söylediler. Yaptıkları çalışmada, hamileliği süresince haftada en az 3 porsiyon balık yiyen annelerin çocuklarının zihinsel fonksiyon testlerinde daha iyi performans gösterdiklerini açıkladılar.

Başka bir çalışmada, Harvard Tıp Fakültesi'nden Dr. Emily Oken'in başkanlığındaki araştırma ekibi, balığın beyne yararlı bir besin olduğunu ortaya koysa da hamilelik döneminde düşük cıva oranına sahip balıkları tercih etmelerinin önemine dikkat çekiyor.

Oken, 3 yaşındaki 341 çocuğu inceledi ve annesi hamilelik döneminde haftada iki porsiyondan fazla balık yiyenlerin sözel, görsel ve motor gelişimine dair testlerde daha iyi performans gösterdiklerini ortaya çıkardı. Ancak diğer tarafta kanlarındaki cıva seviyesi nispeten yüksek çıkan annelerin çocuklarının test sonuçları yaşıtlarına göre daha düşük kaldı. Oken, haftada ortalama 400 gram balık tüketen hamile kadınların çocuklarının gelişimlerinin yüzde 30 daha iyi olduğunu söyledi.

Diğer bir çalışmada ise 25 bin 446 çocuk incelendi. Hamileliği boyunca anneleri daha fazla balık yiyen çocukların daha iyi motor ve bilişsel test skorlarına sahip olduğu bulundu.

FDA, hamile bayanların köpekbalığı, kılıçbalığı, kral uskumru ve bir çeşit levrek (tilefish) yememelerini, çünkü içerdikleri yüksek cıva seviyelerinin bebeğe zarar verebileceği sebebiyle uyardı. FDA, hamilelerin cıva oranı düşük balıkları tercih etmelerini ve haftada 340 gramdan fazla balık tüketmemelerini öneriyor.

Zaman Online



Mutfaktaki yangını söndürmenin yolları
Malum ülkemiz küresel krizin etkisi altında. Mutfak harcamalarımızdan giyime birçok kalemde daha dikkatli davranmak zorundayız. Devir tasarruf devri yani... Ama az yiyelim, çok çalışalım derken sağlıklı beslenmeyi de ihmal etmememiz gerekiyor. Hem tasarruf yapıp hem sağlıklı besinler tüketmek elinizde. İşte kriz döneminde mutfak harcamalarını dengeleyerek sağlıklı beslenmenin yolları...

Liste hazırlamadan alışverişe çıkmayın

Ne alacağınızı bilmeden alışverişe çıkmak gereksiz harcamalar yapmanıza sebep olacaktır. Hem ucuz hem taze hem de mevsim sebze ve meyvelerini almak için ilk başvuracağımız yer semt pazarları olmalıdır. Pazara gidilemiyorsa marketlerin manav ve şarküteri reyonlarındaki halk günlerini takip etmek gerekir. Kişi aç olduğunda lüzumsuz bazı besinler de alabilmektedir. Bunu engellemek için alışverişe açken çıkmamak önemlidir.

Muz yerine elma almayı tercih edin

Satın alacağınız meyve sebzeleri tercih ederken mutlaka mevsiminde olmasına dikkat ediniz. Mevsimlik sebze ve meyveler, turfanda sebze ve meyveden daha besleyicidir ve fiyatları da çok daha ucuzdur. Örneğin kış mevsiminde meyve alacaksınız; çilek veya kiraz yerine portakal, mandalina, elmayı tercih etmenizi öneririz. Elmanın ve muzun besin değerleri arasında çok fazla fark yoktur; fakat fiyat farkı oldukça fazladır. 1 orta boy elma ile 1 küçük boy muzun kalorileri eşittir.

Kişi başına bir tatlı kaşığı zeytinyağı, hem kilonuzu hem de kesenizi korur

Karnabahar, lahana, kereviz, Brüksel lahanası, ıspanak, pırasa, pazı gibi sebzeler iyi birer antioksidandır. A, C, E vitaminleri açısından zengin, bağışıklık sistemini kuvvetlendirici ve kanserden koruyucudur. Fiyatları da uygun olan bu sebzeleri pişirmenin yanında çiğ olarak salatalarınızda da yiyebilirsiniz. Zeytinyağlı olarak tercih edecekseniz zeytinyağını çiğ olarak eklemeniz çok daha sağlıklı olacaktır. Zeytinyağını her bir porsiyon sebze yemeğine 1 tatlı kaşığı olarak eklemeniz hem kalori miktarı açısından hem de ekonomik açıdan size fayda sağlayacaktır.

Salatada göbek yerine marul ve maydanozu tercih edin

Salatalarınızı hazırlarken yapraklı marulu tercih etmenizde fayda vardır. Çünkü yapraklı marulla göbek marul arasında besin değeri açısından bir fark yokken yapraklı marulun fiyatı göbek marula göre daha ucuzdur. Ayrıca salatalarınıza ekleyeceğiniz maydanoz hem C vitamini ve demir açısından zengindir hem de bütçenize ek bir yük getirmeyecektir. Portakal, mandalina, greyfurt, limon gibi meyveler de günlük C vitamini ihtiyacımızı karşılayabiliriz.

Et yerine yumurta, kurubaklagil veya süt

"Kriz döneminde et tüketimimiz azaldı, yeterli beslenemiyoruz" diye üzülenler için yumurta, kurubaklagiller ve süt, alternatif protein kaynakları olabilir. Yumurta iyi kalite protein içerdiği gibi demir içeriği de yüksek ve ete göre çok daha ucuzdur.

Kriz sofrasında etin yerini tutan akşam yemeği menüsü

Kurubaklagiller ve tahılı bir arada içeren bir menü, besin değeri açısından etin yerini tutabilir. Kuru fasulye-nohut ve pirinç-bulgur pilavı ya da yeşil mercimek ve bulgur pilavı yeterli ve dengeli birer menü oluştururlar. Örneğin; etli sebze yemeği yediğinizi düşünelim, alacağınız enerji 350 kalori ve protein 15 gr. olacaktır. Kuru fasulye ve pirinç pilavı toplam 480 kalori ve 16 gr. protein içerir ya da yeşil mercimek ve bulgur pilavını tercih edebilirsiniz; o da ortalama 480 kalori ve 16 gr. proteinle et yerine çok iyi alternatif olacaktır. Bu ikilinin yanına mevsim yeşilliklerinden yapılmış bir kâse salata, ayran ve tam tahıl ekmeğiyle oldukça besleyici üstelik çok ucuz bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Yemekten sonra tatlı tüketmek isteyenler için kabak tatlısı hem ucuz hem de sağlıklı bir tercih olacaktır. Bir porsiyon kabak tatlısı 330 kaloridir ve ortalama 500 kalori olan hamur tatlılarının yanında oldukça sağlıklıdır.

İstavritin besin değeri lüferle aynı

Kırmızı et yerine yine yüksek proteine sahip olan tavuk ve balık eti tercih edilebilir. Özellikle balık tüketirken dönemine uygun balık tüketilmesinde fayda vardır. Çünkü bu balıklar daha çok olduğundan ekonomik açıdan fiyatları daha ucuzdur. Kahvaltılarda tatlı olarak bal yerine pekmezi tercih etmenizi öneririz. Çünkü pekmez, baldan daha besleyicidir, demir ve kalsiyum açısından iyi bir besin kaynağıdır, kan şekerini daha yavaş yükseltir, ayrıca fiyatı da daha ucuzdur. Kaliteli protein kaynağı olan süt ve süt ürünlerini de soframızdan eksik etmememizde fayda vardır. Süt, A, D, E, K, riboflavin vitaminleri ile kalsiyum ve fosfor mineralleri açısından oldukça zengindir. Kasların çalışmasında, saç ve tırnak oluşumunda oldukça önemlidir. Kalsiyumun hem diş ve kemikleri güçlendirdiği hem kan basıncını düzenleyici etkisi olduğu hem de yağ yakımını hızlandırdığı düşünülürse süt, kalsiyum (Ca) açısından çok önemli bir kaynaktır. Yarım litre sütteki Ca miktarı 5 kg et ve 2,6 kg ekmek ve 6,3 kg patates veya 8,5 kg elmadaki Ca miktarına eşittir. Bu miktarları tüketmek kolay olmadığı için her gün en az iki bardak süt içmeliyiz. Sütün içerdiği laktoz (süt şekeri) bağırsak florasını geliştirir. Bu Fiyatı da oldukça uygun olan süt, yoğurt, ayran, cacık, sütlü tatlılara da sofralarımızda daha fazla yer vermeliyiz.

Bayatlayan ekmeklerinizi değerlendirin

İşte size birkaç öneri:

Sabah kahvaltısı için peynirli tostlar ya da beş çayınız için ekmeklerinizin üzerine salçalı sos gezdirip üzerlerine birer dilim domates ve peynir ile bir tutam kekikle beraber fırına verip atıştırmalıklar hazırlayabilirsiniz. Protein kalitesini artırmak için yumurta da ekleyebilirsiniz.

Ekmeklerinizi küçük parçalar haline getirip fırınlayarak sıcak çorbanızın üzerine koymak için harika kıtırlar yapabilirsiniz.

Hafif ve sağlıklı bir tatlı olarak da az şekerle hazırlanmış şerbeti bayat ekmeklerinizin üzerine gezdirip üzerine mevsim meyvelerini de ekleyebilir ya da muhallebiyle beraber buzdolabında soğutup yiyebilirsiniz.

Ekmek; etimek, grissini gibi ürünlerden çok daha ucuzdur

Sağlıklı beslenmede özellikle kilo vermek ve kan şekerini dengelemek için diyet yapan kişilerde önerdiğimiz ara öğünlerde grisini ve krem/kaşar/dil peyniri yerine ince bir dilim ekmek ve 1 dilim beyaz peynirle hazırlanmış bir öğün tüketebilirsiniz. Besin değeri açısından 1 dilim ekmek ile 1-2 dilim etimek veya 3-4 adet grissini açısından herhangi bir fark yoktur. Fakat grissini ve etimek fiyatı ekmeğe göre daha fazladır. 1 dilim ekmek 70 kalori iken 3-4 adet grissini de 70 kaloridir ve 2 gram protein içerir.

***

Kahvaltı:

2 dilim beyaz peynir veya lor peyniri

1 adet yumurta

1-2 dilim esmer ekmek

Bol yeşillik+1 adet dilimlenmiş portakal

Bitki çayı veya siyah çay- Toplam: 573 kalori, 15 gram protein

Buna karşılık;

2 dilim salamlı yumurta

2 dilim kaşar

1-2 dilim esmer ekmek

Yeşillik-Toplam: 650 kalori, 18 gram protein

Öğle yemeği;

1 porsiyon nohut yemeği

1 porsiyon bulgur pilavı

1 kâse cacık

1-2 dilim esmer ekmek

Mevsim salata-Toplam: 575 kalori, 25 gram protein

Buna karşılık;

1 porsiyon ızgara köfte (yaklaşık 100 gram)

Patates püresi

Ayran

Mevsim salata

1-2 dilim esmer ekmek-Toplam: 595 kalori, 27 gram protein

Akşam yemeği;

1 kase mercimek çorbası

1 porsiyon sebze yemeği

1 kâse yoğurt

1-2 dilim ekmek

Mevsim salatası-Toplam: 475 kalori, 16 gram protein

Buna karşılık;

Etli sebze yemeği

1 kâse yoğurt

Mevsim salatası

1-2 dilim esmer ekmek- Toplam: 430 kalori, 17 gram protein

YEŞİM ÇELİK (DİYETİSYEN)

'Margarini böcekler bile yemiyor!'
Margarinler; kimyasal yollarla sıvı yağlardan elde ediliyor ve yüksek oranda trans yağ asidi içeriyor.

Medical Park Göztepe Hastanesi'nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Keservuran, tabiatta normalde bulunmayan trans yağ içeriği yüksek bu ürünlerin doğal olmaktan uzak olduğunu söyledi. Margarinlerin oda sıcaklığında erimeden ve bozulmadan uzun süre kalabileceğini belirten Keservuran, "Kimyasal içerikleri oldukça yüksek olduğu ve doğal olmadıkları için karınca dahi yanına yaklaşmamaktadır; çünkü margarini bir besin ve gıda olarak görmemektedirler. Böcekler dahi kimyasallardan uzak dururken, insanlarımızın mutfaklarında hâlâ margarin bulundurmaları düşündürücüdür!" diye konuştu.

Keservuran, tüketicileri uyararak, "Türkiye'de içinde hidrojenize yağ bulunan gıdaların paketinde bu 'hidrojene nebati yağ' olarak ifade ediliyor; ancak buna bile çok az pakette rastlanıyor. Ülkemizde bu konu ile ilgili yasal düzenleme olmadığı için çoğunlukla etiket bilgilerinde bu ibareye yer verilmiyor. Etiket bilgileri okunurken bilinçli olunmalı; etiket bilgilerinde 'hidrojene bitkisel yağ' ibaresini gördüğünüzde o ürünün trans yağ asidi içerdiğinden emin olabilirsiniz." dedi. Hidrojenlenmiş yağların doğal olmadığını, kimyasal işlem görmüş yağlar olduğunu ifade eden Gizem Keservuran, trans yağ asitlerinin sebep olduğu rahatsızlıklara dikkat çekti ve ve şu uyarılarda bulundu: "Vücuda alınan fazla enerjinin yağ olarak depolandığını biliyoruz; vücutta dolaşan yüksek miktarda kötü huylu kolesterol karaciğerle başladığı harabiyeti tüm organlarımıza yaymakta ve zincirin halkaları dağılmaktadır."

Tereyağında da trans yağ olduğu doğru mu?

Doymuş yağ oranının tereyağında daha yüksek olduğu doğrudur; ancak margarinlerin trans yağ asidi içerikleri hâlâ tereyağına oranla daha fazladır ve en önemli nokta margarinler 'yapay'dır. Ayrıca, sağlık açısından zararlı olarak bilinen doymuş yağların (tereyağ, peynir, kaymak) bile vücutta bir işlevi vardır. Hidrojen yapısı değiştirilerek üretilen trans yağlar ise kesinlikle vücutta hiçbir işleve sahip değildir.

Hazır gıdalarda neden margarin tercih ediliyor?

Fast food restoranlarında ve büfelerde kullanılan kısmi hidrojenize kızartma yağları, trans yağların bulunduğu önemli bir kaynağı oluşturuyor. Bu yağlar, tekrar tekrar kullanılabildikleri ve daha ucuz oldukları için tercih ediliyor. Bir diğer önemli trans yağ asidi kaynağı ise; bisküvi, çikolata, kek, gofret, mayonez ve cips gibi ticari ürünler... Ürünlerin içindeki yağ oda sıcaklığında erimemekte, ayrıca ürünün raf ömrü uzamaktadır.

İşte diyette doğru bilinen 10 yanlış
İnternet, gazete ve dergilerdeki yazılar, beslenme ve diyet hakkında önerilerle dolu. Peki bu bilgilerin ne kadarı yanlış, ne kadarı doğru? İşte, en sık karşılaşılan bilgiler ve doğru bildiğimiz yanlışlar.
Chicago'da Amerikan Diyetetik Derneği'nin yıllık toplantısında konuşan Georgia State Üniversitesi'nden Christine Rosenbloom, diyette doğru bilinen 10 yanlışı ortaya çıkardı.


Gece yemek yemek şişmanlatır.
Doğrusu: Bunun bir kanıtı olmadığını söyleyen Rosenbloom, gece ya da gündüz alınan toplam kalorinin önemli olduğunu, ve gece ya da gündüz yenen yemeklerin kalorisinin hesaplanması gerektiğini belirtti.

Kan şekerini yükselten yiyeceklerden uzak durun.
Doğrusu: Rosenbloom, yiyeceklerin karbonhidrat seviyelerine göre ayarlanabileceğini söyleyerek, kilo kaybetmek ya da kan şekerinizi dengeli tutmak için bunun tek strateji haline getirilmemesini önerdi.

Yüksek fruktozlu mısır şurubu kilo artışına neden olur.
Doğrusu: Araştırmacılar, 2003 yılında obezitenin yüksek fruktozlu mısır şurubu kullanımıyla arttığına dair açıklama yaptıklarında, Rosenbloom bunun yanlış olduğunu açıkladı. Bunu destekleyen herhangi bir kanıt olmadığını savunan Rosenbloom, Amerikan Medikal Derneği'nin geçtiğimiz günlerde yüksek fruktozlu mısır şurubunun obeziteye katkıda bulunmadığını açıkladığını söylüyor.

Kafein sağlıklı değil.
Doğrusu: Rosenbloom, kafeinin ünlü zindelik veren etkisinin yanında Parkinson hastalığı ve gut gibi bazı hastalıklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deliller bulunduğunu belirterek, "Ancak düzenli olarak kafein tüketen insanlarda, kafein su kaybına yol açmaz" dedi.

Az şişmanlatan yiyecekler daha iyidir.
Doğrusu: Bazı insanlarda kilo kontrolü için yağ gramının hesaplanmasının işe yaradığını, ancak bazılarında bunun geçerli olmadığını belirten Rosenbloom, "Kalp hastalığı, diyabet ve metabolik sendromlu hastalar için karbonhidrat kesilerek tekli doymamış yağ gibi çok az miktarda sağlıklı yağ ilavesi yapılabilir" dedi.

Daha az sodyum yiyin, tuzlu yiyeceklerden uzak durun, sofra tuzu yerine deniz tuzu kullanın.
Doğrusu: Tat alma duyusunun her zaman sodyum ve deniz tuzunu fark edemeyeceğini ya da diğer gurme tuzları sofra tuzundan daha sağlıklı olmadığını açıklayan Rosenbloom, işlenmiş birçok yiyeceğin çok fazla tuz içerdiğini ve bu nedenle yiyeceklerin etiketlerinin kontrol edilmesi gerektiğini öneriyor.

Günde çok fazla su içmek kilo kaybına neden olur.
Doğrusu: Suyun kilo kaybettirdiğine dair bir kanıt olmadığını belirten Rosenbloom, "Çorba gibi su içeren yiyecekler, sizi tamamen doyurur. Fakat sadece su içmek aynı etkiyi yapmaz. Susuzluk ve açlık mekanizmamız iki farklı şeydir" dedi.

Tam hububatlar, rafine edilmiş ve arıtılmış olanlardan daha sağlıklıdır.
Doğrusu: Tam hububatların sağlıklı bir seçim olduğunu ifade eden Rosenbloom, "Fakat rafine edilmiş hububatları da terk etmenize gerek yok. İkisinden de biraz yemelisiniz"

Şeker çocuklarda davranışsal sorunlara yol açar.
Doğrusu: Birçok çocuk için "Çocuklar şeker yediklerinde daha coşkulu, hareketli oldukları söylenir" tezi üzerine Rosenbloom, şeker yemeseler dahi çocukların bazen daha hiperaktif davrandıklarını gösteren araştırmalar olduğunu belirtiyor.

Protein, atletler için çok önemli bir besin.
Doğrusu: Atletlerin hareketsiz insanlardan daha fazla proteine ihtiyacı olduğunu doğrulayan Rosenbloom, "Ancak düşünüldüğü gibi çok proteine ihtiyaçları yok. İlave olarak protein almalarına gerek yok, yedikleri besinlerle bol miktarda protein alıyorlar" dedi. Fakat zamanlama sorunu yaşadıklarını belirten Rosenbloom, ağırlık antrenmanından sonra atletlerin yaklaşık 8 gram protein tükettiklerini ve bunu küçük bir kutu az yağlı çikolatalı süt ile karşılayabileceklerini açıkladı.


Hamilelikte cinsel yaşam
Çoğu kez, gebeliğin cinsel arzuyu artırdığı mı, yoksa azalttığı mı, sorusu ortaya çıkar. Fizyolojik açıdan, cinsel organlarda daha fazla kan toplandığı için,cinsel arzuların artması gerekir. Gebeliğin başlangıcında vagina duvarlarının esnek duruma gelmesi, erkekte de artan bir uyarılma oluşturur. Gebelik sırasında kadının cinsel yaşamla ilgili düşünceleri üç kategoriye ayrılabilir.


Birinci gruba giren kadınlar, gebe kaldıkları zaman, kadınlıklarına daha fazla güvenmeye başlar. Bu güven duygusu ve arzular birleşince, o zamana kadar olmadık şekilde, orgazmı tadarlar. Artık gebe kalmak korkusu da ortadan kalktığı için, kendilerini daha çok zevke kaptırırlar. Bu, özellikle ilk zamanlar ve ilk gebelik için söz konusudur. Fakat bu durumda kadınlar, fazla uyarılmadan kaçınmalı, çok sıkı ve derin birleşmelere yanaşmamalıdır.Çoğu kez, gebeliğin cinsel arzuyu artırdığı mı, yoksa azalttığı mı, sorusu ortaya çıkar. Fizyolojik açıdan, cinsel organlarda daha fazla kan toplandığı için, cinsel arzuların artması gerekir. Gebeliğin başlangıcında vagina duvarlarının esnek duruma gelmesi, erkekte de artan bir uyarılma oluşturur. Gebelik sırasında kadının cinsel yaşamla ilgili düşünceleri üç kategoriye ayrılabilir.
Birinci gruba giren kadınlar, gebe kaldıkları zaman, kadınlıklarına daha fazla güvenmeye başlar. Bu güven duygusu
ve arzular birleşince, o zamana kadar olmadık şekilde, orgazmı tadarlar. Artık gebe kalmak korkusu da ortadan kalktığı için, kendilerini daha çok zevke kaptırırlar. Bu, özellikle ilk zamanlar ve ilk gebelik için söz konusudur. Fakat bu durumda kadınlar, fazla uyarılmadan kaçınmalı, çok sıkı ve derin birleşmelere yanaşmamalıdır.

İkinci grup kadınlarda annelik sevgisi uyanır, bütün öteki arzular zayıflar. Annelik bilinci, özellikle gebeliklerin orta devresinde, cenin hareketlerini duyumsayan kadınlarda görülür. Böyle kadınlar, eşlerini cinsel birleşimden caydırmaya çalışır. Bu gruptan kadınlar, gebelik sırasında geçici olarak cinsel yakalanır.
Cinsel yaşama karşı tiksinti duyarlar ve bundan dolayı suçluluk duygusu çekerler. Çünkü bunlar, cinsel ilişkinin amacının üremek olduğuna inanmıştır. Başkaları ise kör inançlarla doludur ve cinsel birleşim sırasında ana rahmindeki çocuğun başı sarsıldığı takdirde, aşırı şehvetli ya da geri zekalı bir bebek dünyaya getirmekten çekinir.
Erken doğum veya düşük yapmaktan da korkabilirler. Erken doğum ya da düşük yapmak eğiliminde olan kadınların dışında, her türlü cinsel yaşamdan kaçınan kadınlar, akıllıca davranmış olmaz; bu durumda koca ile barış içinde yaşamak çok zorlaşır. Kadın direnmeye devam ettiğinde, kocasına başka türlü yardımcı olmalıdır.

Üçüncü gruba, gebelikleri ileri devresine varmış kadınlar girer. Vagina duvarları cinsel ilişki için çok yumuşak duruma gelmiştir. Her iki taraf da hemen hiç uyarılmaz. Zevk duygusu o kadar azdır ki, kadın cinsel yaşama karşı ilgi duymamaya başlar. Rahmin iyice genişlediği son aylarda, cinsel ilişki canını sıkar ve genellikle çok çabuk yorulur. Erken doğum ve düşük yapmak tehlikesi olmayan kadınlar da aşağıdaki önlemleri gözönünde bulundurmalıdır:

1. Cinsel ilişki; 4. ayın sonuna kadar ortalama haftada bir kez; 7. aya kadar, ayda üç ile dört kez ve 8. ayda iki kez yapılmalıdır. 9. ayda cinsel birleşimden kaçınılmalıdır.

2. Cinsel pozisyonlar gebelik ilerledikçe değiştirmelidir. Fazla derine girmemeyi ve ihtiraslı hareketler yapmamayı, erkek kendisine kural edinmelidir, kadın da hareketlere katılmalıdır.

3. Cinsel organlar kesinlikle uyarılmamalı; bunun yerine göğüsler okşanabilir. Göğüs uyarılmaları rahmin kasılmasını sağlar, fakat kadın eğer gebelikten önce buna alışıksa, erken doğum ve düşük yapmak tehlikesi hemen hemen yoktur. Gebelik sırasında göğüs uyarılmaları özellikle meme uçlarının emilmesi, kadını çocuğu emzirmeye hazırlar. Emmek, meme ucu derisini kuvvetlendirir ve uçları belirginleşir. Gebeliğin ileri devrelerinde hiç bir şekilde parmaklar vaginaya sokulmamalıdır.

4. Erkek cinsel birleşimi, yukarda önerilen sayılardan daha sık yapmakta diretirse ya da kadının canı ilişkide bulunmak istemezse, kadın durumun üstesinden ustalıkla gelmeli, erkeği kabaca reddetmemelidir. Karşılıklı uyarma sırasında, konuşma konusunu değiştirmeli ve erkeğin arzularını hafifletmelidir. Bunda başarılı olamazsa, kocasın okşamayla orgazma ulaştırmalıdır.Bazen ağız-cinsel organlar pozisyonu olan MF uygulanabilir. Bu durumda erkek cinsel organlarını çok temiz tutmalıdır ve kadın, spermleri yuttuğunda endişeye kapılmamalıdır. Bunun kadına bir zararı yoktur. Yalnız kadın erkeğe derin bir sevgiyle bağlı değilse, bu ona zor gelebilir.Kadının bu pozisyonu uygulaması, erkekte ortak sevgilerinin yeni bir bilincini doğurur ve onu mutluluk duygusuna ulaştırır. Penisin uyarılması herhangi bir nedenden olanaklı değilse ya da erkek birleşimde diretirse kadın arkadan yan pozisyonu alabilir. Erkeğin boşalmasını hızlandırmak için kadın, kaba etlerini ritmik hareketle kasabilir ve penisin uyarılmasını artırabilir.

Kısaca toparlamak gerekirse, kadın kocasının isteklerine uyabilir. Fakat bunda sağlığını tehlikeye sokmamalıdır.Eğer bunu gerçekleştirirse, ruhsal ve bedensel sevgiyi tam anlamıyla kazanır, kendisine de, gebeliğin bir hastalık olmadığını kanıtlar.


Soğuk algınlığına sihirli çözüm!
Soğuk algınlığı, hepimizin en sık rahatsızlandığı enfeksiyon hastalığı. Bu kadar sık karşılaştığımız hastalık hakkında acaba ne kadar bilgiye sahibiz? Doğru bilinen yanlışlardan bazı örnekler şunlar:

"Soğuk ve yağışlı havalarda üşütmek soğuk algınlığına sebep olur", "Alkol soğuk algınlığına karşı etkili bir çaredir", "Yorgunluk soğuk algınlığına karşı direnci azaltır", "Ter atmak soğuk algınlığına iyi gelir."
Uzmanların belirttiğine göre, "Soğuk ve yağışlı havalarda üşütmek soğuk algınlığına sebep olur" şeklindeki düşünce yanlış. Soğuk algınlığı, hava şartlarına değil, insandan insana bulaşmaya bağlıdır. Soğuk algınlığı olan bir kişinin burun akıntısının aksırık, öksürük veya elden ele bulaşması sonucunda virüslerin aktarılmasıyla insandan insana geçer.


"Bol miktarda C vitamini alınması soğuk algınlığına karşı korur": Doğru. C vitamini vücudun soğuk algınlığı virüslerine karşı savaşma gücünü arttırabilir.

"Kış aylarında soğuk algınlığına daha çok rastlanır": Doğru. Ama soğuk algınlığı veya üşütmenin sebebi doğrudan "soğuk" hava değildir. Soğuk havada kişiler kapalı mekanlarda yakın mesafede bulunur ve bu ortamda virüsün bulaşması kolaylaşır. Okul, toplu çalışılan yerler gibi kalabalık mekanlarda salgınların görülme sebebi budur.

"Hapşıran veya öksüren kişiler ağızlarını kapamadığında kolayca soğuk algınlığını bulaştırabilirler": Doğru. Bu kişilerin yanında durulması sırasında havaya saçılan virüslerden dolayı hastalık bulaşabilir.

"Ellerin yıkanması ve banyo lavabolarının sık sık temizlenmesi bulaşmaya karşı korur": Doğru. Soğuk algınlığı virüsleri ellerde saatlerce canlı kalır. Formika, tahta ve plastik gibi yüzeylerde de virüsler canlı kalırlar.

"Alkol soğuk algınlığına karşı etkili bir çaredir": Yanlış. Alkol, damarları genişleterek geçici bir rahatlama sağlayabilir ama tedavide hiçbir yeri yoktur.

"Yorgunluk soğuk algınlığına karşı direnci azaltır": Yanlış. Yorgunluğun veya kendini yorgun hissetmenin soğuk algınlığına karşı direnci azalttığını gösteren bir delil yoktur ama soğuk algınlığı halsizlik sebebi olabilir.

"Ter atmak soğuk algınlığına iyi gelir": Yanlış. Terleme geçici olarak kendinizi iyi hissetmenizi sağlayabilir, çünkü burun ve baştaki dolgunluk hissini giderir. Ne var ki bu, kesin bir çözüm değildir. Soğuk algınlığından kurtulmanın tek yolu, bağışıklık sisteminin, virüsleri yok etmeye yetecek kadar antikor üretmesini beklemektir. Bu süre genellikle üç-dört gündür.
Sıcak suda biraz bal ve limon soğuk algınlığına birebir. Havaların serinlemeye başladığı bugünlerde çevrenizde mutlaka soğuk algınlığı olan ya da öksüren birçok kişi vardır.


Bu hastalıkların ilacı olmadığını belirten uzmanlar tedavinin ucuz ve pratik bir yolunu açıkladı: Sıcak suya biraz bal ve limon ekleyerek çocuğunuza içirin.

Aileler sık sık soğuk algınlığı geçiren ve öksüren çocukları için kullandıkları ilaçların etkili ve güvenli olup olmadığı konusunda her zaman endişe duyarlar. Kemik Hastalıkları Tıp Okulu'nda Pediatri Başkanı Jacqueline Kaari, "Soğuk algınlığına antibiyotiklerle öldürülemeyen bir virüs neden oluyor. Öksürüğü ve soğuk algınlığını gideren şuruplar da dahil hiçbir şey belirtilerini tedavi edemez, yalnızca hastalığın daha çabuk geçmesini sağlar" dedi.

Kaari, çocuklara sıcak suyun içinde biraz limon ve bal içirilerek öksürüğün daha etkili biçimde iyileştirilebileceğini söylüyor. Ayrıca, iyi bir beslenme ve bol sıvı alımıyla çocukların daha çabuk toparlanacağını belirten Kaari, havayı nemlendirmek için soğuk buhar makinesi kullanmanın ya da yaşı uygunsa boğaz ağrısı için pastil vermenin iyileşmeyi kolaylaştıracağını ifade etti.

Hangi bitki, neye iyi geliyor?
Ada çayı: Bedeni güçlendirir. Kalp krizi tehlikesini azaltır. Lavanta çiçeği ile birlikte aşırı terlemelere iyi gelir. Aşırı güçsüzlüğe, canlandırıcı etkisi sayesinde son verir.
Papatya: Ateş düşürücü ve mikrop öldürücü etkisi vardır. İştahı açar. Sinirleri yatıştırıcı özelliği mevcuttur. Bel ve baş ağrısı gibi rahatsızlıkları dindirir. Diş ağrısına da faydalıdır. Vücuda rahatlık verir.
Zencefil: Bulantılara karsı çok iyi gelir. Migren ağrıları önler. Migrenle ilgili bulantıyı önlemeye yardımcı olur. Kolesterolü düşürücü etkiye sahiptir. Nezle ya da soğuk algınlığı belirtilerini yatıştırır.
Ihlamur: Soğuk algınlığı ve gribe iyi gelir. Göğsü yumuşatır. Sinirleri yatıştırır ve rahatlatır. Kan dolaşımını düzenlemeye yardımcı olur. Uykusuzluğa iyi gelir. Sindirime yardımcı olur. İdrar söktürücüdür. Bağırsak ve böbrekleri temizler. Kansızlığı giderir. Terlemeye yardımcı olarak vücuttaki zararlı maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar. Bronşları açar ve balgamı söker. Burkulma ağrılarını hafifletir. Romatizmaya ve gut hastalığına iyi gelir.
Nane: Kusmayı, mide bulantısını ve ağrısını önler. Grip, bronşit ve soğuk algınlığına iyi gelir, öksürüğü keser. İştah açar. Sinirleri yatıştırır. Vücuda rahatlık verir. Strese ve baş ağrısına iyi gelir. Ateşi düşürür. Sindirim sistemi ve mide için çok faydalıdır. Gaz söktürücüdür. Bağırsak kurtlarını düşürmeye yardımcı olur. Ülsere ve mide yanmasına iyi gelir.


Cinsel Yaşantımız ve Çocuklar
Kimi zaman kendimiz de farkına varmadan çocuklarımızın cinsel yaşantımızı karıştırmasına yol açarız. Bu konuyu durup doğru dürüst düşünmezsek cinsel yaşantımızdaki kısıtlanmayı sözüm ona mantıklı birtakım sebeplere bağlayabiliriz: "Çok yoruluyoruz. Çocukları yedir, yıka, yatır, ortalığa çekidüzen ver, derken başka bir şey yapacak halimiz kalmıyor."


Ne var ki bu da gene çocukları bir tür siper olarak kullanmaktır. Cinsel yaşantımızı gölgeleyen sorunları kendi kendimize ya da eşimizle çözümleyeceğimiz yerde çocukların ardına saklanmaktayız. Çeşitli duygusal nedenlerle cinsel ilişkiden kaçınmaya dayanak arandığında "çocuklar" oldukça uygun bahane yaratır.

Çocukların cinselliğe siper olarak kullanıldığı çok daha karmaşık bir başka durum da, çocukların duygusal olarak karı ya da kocanın yerine konmasıdır: "Oğlumla ben birbirimize öyle yakınız ki! Kocamla aramdaki yakınlıktan çok daha ileri bir şey. Benim her şeyim o." İnsanın kendi çocuklarını eşinin yerine koyup, onu her şeyi yapmasının ardında yatan gerçek hayal, eşin yerine ana ya da babamızın konmasıdır. Böylece cinsel ilişkiden kaçınma isteğini oluşturan duygusal nedenler sağlanmış olur.

Evlilikte çocuk eşe yeğlendi mi, eş doğal olarak buna kızar, gücenir. Karı koca arasındaki çekişme ve çatışmalar giderek yoğunlaşır. Çocuk da arada kaldığı için elbet ruhsal ve duygusal yönden sağlıklı yetişemez. Eşlerden biri öbüründen kaçınmak için ya da ikisi de birbirlerinden uzak durmak için çocuğu kullanmaktadırlar. Yuvadaki geçimsizlik ve mutsuzluk artar.

Bu tür sorunlarımız olduğunu düşünüyorsak yapılacak en iyi iş bir uzmana başvurmaktır. Böyle bir uzmana başvurulsa da başvurulmasa da yapılacak en iyi iş, daha önce de belirttiğimiz gibi, eşlerin birbirleriyle konuşarak birbirlerinin duygularını paylaşmalarıdır:

- "Lütfen hayatım, birbirimize hatırlatalım. Sorunlarımızı konuşmak; tartışmak; gerekirse kavga etmek için birbirimize zaman ayırmalıyız." - "Ama çocuklar bizi duyar." - "Bu hiç önemli değil. Çocuklar da ana babanın insan olduğunu; onların tartışıp kavga edebileceğini; ama sonra anlaşıp yine birbirlerini sevebileceğini bilmeli." - "Herhalde evliliğimizin bütün ayrıntılarını, çocukların yanında tartışmayı düşünmüyorsun?" - "Haklısın. Onlara, birbirimize çok kızdığımızı ve içimizi boşaltmak istediğimizi, bizi biraz yalnız bırakmalarını söyleyebiliriz."

Çocuklar bu tür duyguları anlamaya hazırdırlar. Konuştukça birbirimizi anne-baba rolünde oynattığımızı birbirimizden ana veya babamızdan istediğimiz şeyleri istediğimizi fark edebiliriz. Sonra kendimize şunu sorabiliriz. "Bu benim istediğim şeyler gerçekçi mi acaba?"

Bu arada çocuklarımızın da birtakım eğilimlerinin ayırdında olmalıyız. Kız çocuklar çoğunlukla babaya, oğullar anaya düşkün olabilirler. Ya da herhangi bir nedenle çocuk ana babanın birinden birine daha bir yakınlık duyabilir. Hep onunla birlikte olmak isteyip ötekini dışlamak eğilimine kapılabilir. Çocuğumuzun bu gibi huylarını daha başlangıçta mimleyip törpülemek bizim görevimizdir.
Ama tatlılık ve sevgiyle. "Hadi bakalım, kızım, sen arkaya! Biliyorsun benim yanımdaki yer annenin. Senin yerin arabanın arka kanepesi." "Oğlum, anneni çok sevdiğini biliyorum ama sofra başında fısıldaşmak yasak! Zaten söylediklerini hepimiz duymak istiyoruz!"
Çocuğun bu masum, doğal (ve geçici) eğilimini birçok ana babanın, düzeltmek şöyle dursun, tersine kışkırttıklarına, eşleriyle kendi aralarındaki çatışmada silah niyetine kullandıklarına yazık ki tanık oluyoruz. Çocuklarını nasıl bir duygusal dengesizliğe ittiklerini ve çocuğun bu dengesizlikten belki de ömür boyu kurtulamayacağını bilmezler mi dersiniz?

Çoğumuz için en büyük sorunlardan biri çocuklarımız, evlerimiz ve cinsel yaşantımız. Çağımızda hemen hepimiz dar apartman dairelerinde, ince duvarlı odalarda yaşadığımız için çocuklarımızın görüp duymayacağı, bilip anlamayacağı biçimde sevişebilmek gerçek bir sorundur.

Birçok çocuk, ister istemez ana babalarının sevişmelerini duyar, ama genellikle hiçbir şey söylemez. Kaygı ve meraklarını içine bastırır. Bazen de korkulu bir rüya gördüklerini sanarak, "Babam annemin, annem de babamın canını yakıyordu," diyerek bize açılabilirler.

Ana babanın cinsel ilişki sırasında çıkardığı sesleri duyan her çocuk korkuya kapılır. Bunu böylece bilip dikkate almamız gerek. Duyduklarını sanıyorsak konuyu biz açıp onları rahatlatmaya çalışmalıyız. Cinsellik konusundaki başka sorunlar gibi bu soruyu da çocuklarımız kendileri sorsunlar diye beklersek hiç sormayabilirler. Sormanın yasak olduğu izlenimine kapılarak tedirgin olurlar. Bizimle konuşamadıklarını arkadaşlarıyla konuşarak kafalarını yalan yanlış şeylerle doldurmaları da cabası.

Çocuğa, "Dün gece bizim odamızdan sesler duydun, sanıyorum," diye giriş yapabilirsiniz. Bu ona kendi düşünce ve tahminleri konusunda açılıp konuşma fırsatı verecektir. Ama konuşsa da konuşmasa da sizin için bundan sonraki adım, ona bu konuda açıklama yapmaktır. Bunun da dünyanın en zor işi olduğunu belirtmeye gerek yok!


İlişki Sonrası Doğum Kontrolü
Doğum kontrolü nedir?
Doğum kontrolü (aile planlaması) bir çiftin istediği zaman ve istediği sayıda çocuk sahibi olmasıdır. Kontrolsüz, birbirini takip eden doğumlar, çok sayıda çocuk sahibi olmak ve istenmeyen gebeliklerin kürtaj ile sonlandırılması anneye fiziksel ve psikolojik zarar verir.İdeal bir korunma yöntemi nasıl olmalıdır?
İdeal bir doğum kontrol yöntemi:
Eşlerin ikisinde benimsediği bir yöntem olmalı Gebeliği kesin olarak önlemeli Sağlığa zarar vermemeli Uygulaması kolay olmalı Maliyeti düşük olmalı

Çiftler bu yöntemi kullanırken kendilerini rahat hissetmeli
Doğum kontrol yöntemini seçilirken hekime başvurmak gerekir mi?Hangi doğum kontrol yönteminin size uygun olduğunu belirlerken mutlaka hekime başvurmanız gerekir. Yaşam tarzınız, alışkanlıklarınız, sağlık durumunuz, üreme organlarınızın durumu, aileniz ve sizin tıbbi öykünüz beraberce değerlendirilerek sizin için uygun olabilecek doğum kontrol yöntemleri önerilir.

DOĞUM KONTROL HAPLARI
Doğum kontrol hapı nedir?Kombine doğum kontrol hapları günde bir kez alındığında gebeliği önleyen, östrojen ve progesteron hormonlarını içeren preparatlardır.Kombine doğum kontrol haplarının etki mekanizması nedir?
Doğum kontrol hapları;
Ovulasyonu (yumurtlamayı) engelleyerek gebeliği önler. Hapların içerdiği östrojen (kadınlık hormonu) FSH ve LH hormonlarının beyinden salınmasını engelleyerek yumurtlamayı önlerken, progesteron hormonu yumurtanın çatlamasını tetikleyen LH hormonunun beyinden salınımını baskılar.
Endometrium olarak adlandırılan rahmin iç tabakasının yapısını değiştirerek embryonun (döllenmiş yumurtanın) rahme tutunması engeller.
Hapların içerdiği progesteron rahim ağzındaki salgının koyulaşmasına neden olarak spermlerin yukarı doğru yüzmelerini engeller.

Doğum kontrol haplarının koruyuculuğu ne kadardır?Düzenli kullanıldığında doğum kontrol haplarının koruyuculuğu %99.9 dur. Cerrahi kısırlaştırma yöntemlerinden sonra en güvenilir doğum kontrol yöntemidir.
Doğum kontrol hapları nasıl kullanılır?Doğum kontrol hapları çoğunlukla 21 tanedir. Adet kanamasının başlaması ile ilaca başlanır. İlacın paketi üzerinde gösterilen sıra ile her gün bir hap alınır. İlacın her gün aynı saatte alınmasına dikkat edilmelidir. Haplar bittikten birkaç gün sonra adet kanaması başlar. Hapların kullanımına 7 gün ara verildikten sonra tekrar başlanılmalıdır. Doğum kontrol haplarını kullanırken nelere dikkat edilmeli?
İlaca adet kanamasının başlamasından sonra ilk yedi gün içinde başlanmalı.
İlaç her gün yaklaşık aynı saatte alınmalı.
Her sabah bir gün öncesinin ilacının alınıp alınmadığı kontrol edilmeli.
Doğum kontrol hapı kullanırken alınan diğer ilaçlar doktora danışılmalı.
Doğum kontrol hapı kullanırken sigara içilmemeli.
Her yıl jinekolojik muayene, smear incelemesi (rahim ağzından alınan sürüntü örneğinin patolojik incelemesi) ve meme muayenesi yapılmalı.
İlk ay ara kanama olursa normal karşılanmalı. Fakat ara kanama 2. ayda tekrarlarsa ilaç kesilerek doktora başvurmalıdır.

Doğum kontrol hapları hangi durumlarda kesinlikle kullanılmamalıdır?
Tromboflebit gibi pıhtılaşma problemleri ve damar hastalıkları Kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon Karaciğer tümörleri ve aktif karaciğer hastalığı Meme kanseri Anormal vajinal kanama Gebelik veya gebelik şüphesi 35 yaşın üzerinde ve sigara içen kadınlar Doğum kontrol haplarının kullanılmasının sakıncalı olabileceği diğer durumlar nelerdir? Orak hücreli anemi Böbrek yetmezliği Doğum sonrası ilk altı hafta Diabet (şeker hastalığı) Planlı cerrahi işlemler öncesi Epilepsi Safra kesesi hastalıkları ve tıkanıklığa bağlı sarılık Aşırı sigara tüketimi (günde 20 ve daha fazla sigara) Migren baş ağrıları

Doğum kontrol haplarının ne gibi yan etkileri vardır?
Doğum kontrol hapları bulantı, baş ağrısı, ara kanama, adet kanamasında azalma, deride lekelenme, göğüslerde ağrı ve dolgunluk, kilo artışı, mizaç değişikliği ve depresyon gibi yakınmalara yol açabilir. Bu yakınmaların bir kısmı birkaç ay içinde azalır. Yakınmalar ortaya çıktığında hekime bildirilmelidir.
Doğum kontrol hapları hakkındaki yanlış inanışlar nelerdir?
Doğum kontrol haplarının doğumsal anomalilere, kısırlığa, cinsel yetersizliğe, vücutta irileşmeye neden olduğu ve kullanımdan sonra bir süre ara verilmesi gerektiği inanışı doğru değildir.Doğum kontrol hapı kullanılmasının rahim, yumurtalık ve meme kanseri ile ilişkisi var mıdır?Yapılan çalışmalar doğum kontrol hapı kullanılmasının rahim ve yumurtalık kanserine yakalanma ihtimalini azalttığını göstermiştir. Yapılan bazı çalışmalar 5 yıl ve daha uzun süre doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda, rahim ağzı ve meme kanseri görülme sıklığının arttığını göstermiştir. Bu bulgular kanıtlanamadığı için bu konuda yapılan çalışmalar devam etmektedir.
Doğum kontrol hapı kullanırken gebe kalınması bebeğin gelişimini olumsuz etkiler mi?
Doğum kontrol hapı ile korunan kadınların hapları kullanmaya devam ederken veya kestikten hemen sonra gebe kalmaları, bebeğin sağlığını olumsuz etkilemez. İlacı bıraktıktan sonra ilk ay içinde gerçekleşen gebeliklerde ikiz görülme ihtimali fazladır.
Doğum kontrol hapı kullanılması ileride elde edilecek gebeliklerin düşükle sonlanma ihtimalini arttırır mı?
Doğum kontrol hapı kullanmış kadınlarda düşük ve ölü doğum yapma riski daha azdır. Doğum kontrol hapı ile korunan kadınlarda ileride elde edilecek gebeliklerde anomalili bebek (anormal bebek) doğurma riski de artmaz.Emziren kadınların doğum kontrol hapı kullanmasında sakınca var mıdır?Doğum kontrol haplarının sütün miktarını ve besin değerini azalttığı gösterilmiştir. Doğum sonrası doğum kontrol hapı kullanan annelerde emzirme süresinin de kısaldığı düşünülmektedir. Emzirirken doğum kontrol haplarının kullanılmasıyla ilgili diğer bir kaygı da içerdikleri hormonların bebeğe geçerek zarar verme ihtimalidir, fakat bu doğrulanamamıştır. Bu dönemde minipill olarak adlandırılan sadece progestin içeren hapların kullanılması önerilir.
Doğum kontrol hapları enfeksiyonlara karşı korur mu?
Doğum kontrol haplarını 12 aydan fazla kullanan kadınlarda pelvik inflamatuvar enfeksiyonların (karın içine yayılan genital enfeksiyonların ) görülme sıklığının azaldığı saptanmıştır. İlacın etkisi ile koyulaşan rahim ağzı salgısı mikropların vajinadan rahme ve daha yukarı doğru ilerlemesini önler. Doğum kontrol haplarının cinsel temas yolu ile bulaşabilen enfeksiyonlara karşı koruyucu etkisi yoktur.
Doğum kontrol haplarının koruyuculuğu ne zaman başlar?
Hapın kullanımına adetin ilk günü başlanırsa hapın koruyuculuğu o ay (adet siklusu) başlar. Doğum kontrol hapı kullanımına daha geç başlanıldığında o adet siklusu boyuncu prezervatif gibi ek korunma yöntemleri uygulanmalıdır.
Doğum kontrol hapı kullanırken hap içilmesi unutulduğunda ne yapılmalıdır?
Eğer tek bir hapın alınması unutulmuşsa en kısa zamanda unutulan hap içilmeli ve takip eden haplara normal sırası ile devam edilmelidir. Bu durumda ek bir doğum kontrol yöntemi uygulanmasına gerek yoktur.Eğer ilaç kullanımının ilk iki haftası içinde arka arkaya 2 gün hap alınması unutulursa takip eden iki gün ikişer tane hap alınır ve 7 gün prezervatif gibi ek bir doğum kontrol yönteminin kullanılması önerilir.Eğer ilacın üçüncü haftasında iki hap veya herhangi bir zamanda ikiden fazla hap kullanılmazsa yeni paket ilaca başlanmalı ve bir hafta boyunca ek bir doğum kontrol yöntemi kullanılmalıdır.
Doğum kontrol hapı kullanılmasının faydaları nelerdir?
Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda kürtaj ve cerrahi sterilizasyona gerek kalmaz. Rahim ve yumurtalık kanseri daha az görülür ve dış gebelik riski azalır. Adet kanamaları düzenli ve daha az ağrılıdır. Adet kanamaları azalır ve anemi (kansızlık) daha az görülür. Yumurtalık kanallarının iltihabı, endometriozis (karın içine kanamalar yapan bir kadın hastalığı), yumurtalık kistleri, iyi huylu meme hastalıkları, damar sertliği ve eklem romatizmasına daha az görülür ve kemik yoğunluğu artar.Doğum kontrol haplarının tedavide kullanıldığı durumlar var mıdır?Adet dışı düzensiz kanamalar ve adet düzensizlikleri, adet ve yumurtlama ağrısı, sivilce ve aşırı tüylenme, hormon eksikliğine bağlı adet görememe, adet öncesi gerginlik sendromu, yumurtalık kistlerinin tedavisi ve endometriozisden korunma amacı ile doğum kontrol hapları kullanılabilir.

İLİŞKİ SONRASI DOĞUM KONTROLÜ
Acil doğum kontrolü ne demektir?
Doğum kontrolü olmadan gerçekleşen cinsel ilişkiyi takiben uygulanan doğum kontrol yöntemidir. Cinsel ilişki sonrası ilk 72 saat içinde yüksek doz kombine doğum kontrol hapları veya yüksek doz progestin içeren hapların alınması ile gebeliğin gerçekleşmesi önlenir. İlacın ikinci dozu ilişki sonrası alınan ilk dozdan 12 saat sonra alınmalıdır.
İlişki sonrası kullanılan doğum kontrol haplarının avantajları nelerdir?
İlişki sonrası kullanılan doğum kontrol hapları güvenilir, etkili ve kullanımı kolay olan ilaçlardır. Adet siklusunun herhangi bir döneminde kullanılabilen bu haplar kolaylıkla elde edilebilir. Acil doğum kontrolü düşüğe neden olmaz ve mevcut gebeliğe zarar vermez.
Acil doğum kontrolü için kullanılan hapların yan etkileri nelerdir?
Bu hapları kullanan kadınlarda bulantı, kusma, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk ve göğüslerde gerginlik görülebilir.

HORMON İMPLANTLARI VE ENJEKSİYONLARI
Hormon implantları (norplant) nelerdir?
Hormon implantları derinin altına yerleştirilen yumuşak kapsüllerdir. İmplantlar progesteron hormonu salarak yumurtlamayı önler ve beş yıl boyunca koruma sağlar. Doğum kontrol hapları kullanması sakıncalı olan kadınlarda implantları da kullanmaması gerekir. İmplantları kullanırken yıllık jinekolojik muayene, Pap smear testi ve meme muayenesi yapılmalıdır.
Norplant’ın avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Norplant güvenilir, etkin, devamlı ve çok fazla uğraş gerektirmeyen bir doğum kontrol yöntemidir. İstenildiği anda vazgeçilebilir ve doğumdan hemen sonra yerleştirilebilir. Bütün bu avantajların yanında Norplant, vakaların %80’inde ilk yıl içinde adetlerin kesilmesine neden olur. Norplant’ın yerleştirilmesi ve çıkartılması için cerrahi bir işlem gerekir. Bu, yöntemin maliyetini artırmanın yanında enfeksiyon, kanama ve allerjik reaksiyon gibi cerrahi riskler taşır. Bazı bayanlar Norplant’ın cilt altından belli olmasından rahatsız olabilir.
Hormon enjeksiyonları nelerdir?
Ayda bir veya üç ayda bir uygulanan ve progesteron hormonu içeren hormon enjeksiyonları uzun etkili korunma sağlayan doğum kontrol yöntemidir. Bir yıldan daha uzun süre kullanıldığında adetlerin kesilmesine neden olabilen hormon enjeksiyonları ileride çocuk sahibi olmayı düşünen kadınlara önerilmez. Doğum kontrol haplarını kullanması sakıncalı olan kadınların bu enjeksiyonları da kullanmamaları gerekir.
Hormon enjeksiyonlarının avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Hormon enjeksiyonları kullanımı kolay, güvenilir, etkin ve östrojen hormonuna bağlı yan etkilerin görülmediği doğum kontrol yöntemidir. Bu enjeksiyonlar, adet düzensizliklerine, kilo alınmasına ve psikolojik gerginliğe yol açabilir. İstenildiğinde bırakılamaması da bu yöntemin bir diğer dezavantajıdır.

RAHİM İÇİ ARAÇ
Rahim içi araç (spiral) gebeliği nasıl önlerler?
Değişik şekillerde ve boyutlardaki rahim içi araçlar saf plastik veya bakırlı olabilir. Spiralin son yıllarda hormon salan tipleri de üretilmiştir. Spiral rahim içinde yabancı bir cisim gibi reaksiyon oluşturur. Bu reaksiyon sonucunda rahim içinde spermleri öldüren bir ortam oluşur. Böyle bir ortam aynı zamanda tüplerin içini de etkileyerek yumurtanın döllenmesini engeller. Döllenme gerçekleşse bile rahim içindeki ortam döllenmiş yumurtanın yerleşmesini engelleyerek gebeliği önler. Koruyuculuk oranı %97-99 dur.
Hormonlu rahim içi araç kullanılmasının ek avantajları nelerdir?
Hormonlu rahim içi araçlar rahim ağzı salgısını yoğunlaştırarak, tüplerin hareketliliğini azaltarak ve sperm yumurta ilişkisini bozarak ek bir koruma sağlar. Son yıllarda üretilen gestagen hormonu içeren tipleri progesteron hormonu içeren tiplerine (1 yıl) göre daha uzun süre (5 yıl) kullanılabilir. Bu tip rahim içi araçlarda kilo alma, baş ağrısı, uzun süren ve ağrılı kanama gibi yakınmalar en aza indirilmiştir.
Rahim içi araç nasıl uygulanır, nelere dikkat edilmelidir?
Rahim içi araç adetin 3.- 4. günü rahme yerleştirilir. Birkaç dakika süren bu işlem sırasında nadiren ağrı hissedilir. Jinekolojik muayeneyi takiben rahim ağzı bir solüsyon ile temizlenerek dezenfekte edilir. Rahim ağzı bir aletle sabitleştirilerek spiral rahim kanalından içeri yerleştirilir. Enfeksiyon gelişmesini engellemek için antibiyotik kullanılabilir. Eğer genital organlarda enfeksiyon varsa spiral enfeksiyon tedavi edildikten sonra takılmalıdır.
Rahim içi aracın avantajları nelerdir?
Rahim içi araç takıldığı andan itibaren gebeliği önler ve sekiz yıla kadar koruma sağlar. İstendiğinde hemen çıkartılabilen rahim içi araçlar yenisi ile değiştirilebilir, çıkartıldıktan hemen sonra gebe kalınabilir. Rahim içi araçlar cinsel ilişkiyi ve emzirmeyi etkilemez, ekonomiktir ve yan etkisi azdır.Rahim içi aracın dezavantajları nelerdir?Rahim içi araç kullananlarda kasık ağrısı, vajinal akıntı, ara kanamalar görülebilir. Adet kanamalarının miktarı artar ve kanama uzun sürebilir. Uygulaması ve çıkartılması ağrılı olabilir. Cinsel temas yoluyla bulaşan enfeksiyonları önlemez. Üreme organlarında enfeksiyon görülme sıklığı artar.
Rahim içi araç ne zaman çıkartılmalıdır?Yakınmalar artarsa, üreme organlarında tekrarlayan enfeksiyonlar görülürse, rahim içi araç yer değiştirirse veya rahim ağzında kanser şüphesi varsa rahim içi araç çıkartılmalıdır.Rahim içi aracın iplerini hissedebilir miyim?Rahim içi aracın ipleri rahim ağzından dışarı doğru uzanır, bu ipleri dokunarak kontrol edebilirsiniz.

BARİYER METOTLARI
Bariyer metotları nedir?
Bariyer metotları spermin rahim içine girmesini engelleyen yöntemlerdir. Bazı çiftler diyafram, prezervatif gibi bariyer yöntemlerini kullanmayı tercih eder. Doğru uygulandığında bariyer metotları %96-97 oranında koruma sağlar.
Diyafram nasıl kullanılır?
Lateksten oluşan diyafram, ilişkiden 1 saat önce rahim ağzını kapatacak şekilde yerleştirilmelidir. Spermisid olarak adlandırılan sperm öldürücü kimyasallar ile muamele edilen diyafram tiplerinin koruyuculuğu daha fazladır. En büyük problem diyaframın bir uzman yerine kadının kendisi tarafından yerleştirilmesidir, istenmeyen gebelikler çoğunlukla yanlış yerleştirmeye bağlı olarak gerçekleşir.
Prezervatif ile korunma nasıl sağlanır?
Prezervatif erkeklerin kullandığı, ilişki sırasında penise geçirilen ince lastik bir kılıftır. Meninin vajinayla temasını önler. Bazı prezervatifler sperm öldürücü kimyasallar ile muamele edilmiştir. Koruyuculuğu %97’e ulaşan prezervatif ilişki sonrasında kontrol edilmelidir. Yırtılma veya çıkma söz konusu olduğunda ek bir doğum kontrol yöntemi için hekime baş vurulmalıdır.
Prezervatifin avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Kullanımı kolay, ucuz ve güvenilir olan prezervatif en önemli avantajı cinsel temas yolu ile bulaşan enfeksiyonlara karşı korunma sağlamasıdır. Prezervatif kullanımının bilinen tek yan etkisi bazı kadınlarda oluşan hafif alerjik reaksiyonlardır. Kauçuk, pudra veya kayganlaştırıcı maddelere karşı alerjik reaksiyon görülebilir. Hiç çocuğu olmayan çiftlerin uygulayabileceği güvenilir bir yöntemdir.
Spermisidler (sperm öldürücüler) nelerdir?Her ilişkiden önce vajinaya uygulanan spermisidlerin jel, krem, granül, köpük, ovül ve tablet formları vardır. Çok güvenilir olmayan bu ürünler diğer yöntemlerin etkisini arttırmak için kullanılır.

TAKVİM YÖNTEMİ
Takvim yöntemi nasıl uygulanır?
Güvenilir olmamasına ve önerilmemesine rağmen en sık kullanılan yöntemlerden biridir. Gebe kalma olasılığının bulunduğu günlerde cinsel ilişkiye girmekten kaçınarak uygulanan bir yöntemdir. Adet siklusları çok düzenli olan kadınlarda bir adet siklusunda ovulasyondan (yumurtlamadan) önceki ve sonraki yedi gün risklidir. Yumurtlama iki adet kanamasının tam ortasında 13-15. günlerde gerçekleşir. Düzenli adet siklusları olan bir kadın adet kanamasının başlangıcından itibaren 6-22 günler arasında toplam 16 günü riskli kabul edebilir.
Ovulasyonun (yumurtlamanın) gerçekleştiği nasıl anlaşılır?
Vücut sıcaklığını ölçmek, rahim ağzı salgısındaki değişiklikler, vücuttaki hormonal dalgalanmayı gösteren testler ve ovulasyon ağrısı ile ovulasyonun gerçekleşip gerçekleşmediği anlaşılabilir. Fakat ovulasyon gününü belirleyerek o günlerde cinsel ilişki de bulunulmaması güvenilir bir yöntem değildir.

STERİLİZASYON YÖNTEMLERİ
Sterilizasyon (kısırlaştırma) yöntemleri nelerdir?
Kadında üreme kanallarının (fallop tüpleri), erkekte ise sperm kanalının bağlanmasıdır. Gelişmiş toplumlarda çiftlerin yaklaşık %24’ü doğum kontrol yöntemi olarak cerrahi sterilizasyonu seçmektedir. Düşünülenin aksine çoğunlukla geri dönüşü mümkün olan bir yöntemdir. Geri dönüş ameliyatları başarılı olmayan vakalar çocuk sahibi olmak istediklerinde, tüp bebek veya mikroenjeksiyon tedavisi ile bebek sahibi olabilir.
Kadınlarda tüplerin bağlanması nasıl gerçekleştirilir?
Günümüzde bu işlem çoğunlukla laparoskopik (kansız-bıçaksız ameliyat) olarak gerçekleştirilir. İşlem yaklaşık 20 dakika sürer ve hasta aynı gün evine dönebilir. Laparoskopi karın içi organların direk görüntülenmesine imkan verdiğinden mevcut bazı hastalıkların da aynı zamanda teşhis ve tedavisine olanak sağlar. Tüplerin bağlanmasının cinsel yaşam ve adet siklusları üzerinde hiçbir yan etkisi yoktur. Koruma etkisi hemen başlar ve güvenilirliği %99.8 dir.
Genellikle 35 yaşın üzerinde ve istedikleri sayıda çocuk sahibi olmuş kadınlara önerilen cerrahi sterilizasyon çiftin birlikte onayı alındıktan sonra yapılır.
Erkeklerde kısırlaştırma nasıl yapılır?
Vazektomi olarak adlandırılan ve sperm kanalının bağlandığı sterilizasyon (kısırlaştırma) işlemi kadında tüplerin bağlanmasına göre daha güvenilir (%99.9), daha kolay ve daha ekonomik bir yöntemdir. Lokal anestezi altında ürolog tarafından yapılan bu işlem 10-15 dakika sürer ve komplikasyon oranı çok düşüktür. Vazektominin erkek cinsel sağlığı üzerine herhangi bir olumsuzluk etkisi yoktur.

DOĞUM SONRASI KORUNMA YÖNTEMLERİ
Emziren kadınların gebe kalmadığı düşüncesi doğru mudur?
Emziren kadınlarda süt hormonu olarak bilinen prolaktin düzeyi yükselir. Bu hormon ovulasyonu (yumurtlamayı) baskılayarak doğum kontrolünü sağlar ve yeni doğum yapmış anneyi gebelikten korur. Emzirme süreklilik kazanmadığında veya emzirmeye rağmen kan prolaktin düzeyi düştüğünde yumurtlama ve gebelik gerçekleşir. Emzirmenin koruyuculuğuna güvenilmez ve doğum kontrol yöntemi olarak önerilmez.
Doğum sonrası hangi doğum kontrol yöntemi kullanılmalıdır?
Bebeğini emzirmeyen anneler doğum kontrol hapı kullanabilir. Bebeğini emziren anneler düşük doz progestin içeren doğum kontrol hapları kullanabilir. Rahim içi araç doğumdan 3 ay sonra takılabilir. Prezervatif loğusalık döneminden sonra ilk cinsel ilişkiden itibaren kullanılabilir. Daha fazla çocuk istemeyen çiftler cerrahi sterilizasyon yöntemlerini tercih edebilir.


bitkilerle gelen güzellik
Gökyüzüne doğru uzanan ağaçlar, birbirini adeta iterek yer edinmeye çalışan sık çalılıklar ve rengarenk görünümleriyle bizi baştan çıkaran çiçekler... Doğa, aynı zamanda güzelliğin anahtarını da içinde saklıyor! Bize ışıl ışıl parıldayan saçlar ve pürüzsüz bir cilt vaat ediyor. Üstelik bununla da yetinmiyor; ruhumuzu sakinleştiriyor!


Doğal yöntemlerle sağlıklı saçlar, pürüzsüz bir cilt
Işıl ışıl parıldayan saçlar ve kadifemsi bir cilde sahip olmak sandığınız kadar da zor değil. Üstelik, doğanın bize sunduğu şifalı bitkiler sayesinde evde kolaylıkla uygulayabileceğiniz maskeler, tonikler ya da çaylarla kısa sürede sonuca ulaşabilirsiniz.

LAVANTA CİLDİ FERAHLATIYOR
Lavanta, eski zamanlardan bu yana aromatik ve şifalı bir bitki olarak kullanılıyor. Lavanta çiçekleri, hem canlandırıcı hem de ferahlatıcı etkiye sahip. İş gününün sonunda kendinizi yorgun hissediyorsanız, lavanta yağı ekleyeceğiniz banyoyla enerjinize yeniden kavuşabilirsiniz. Stres nedeniyle alnınızda oluşan o sevimsiz kırışıklardan kurtulmak ve ışıl ışıl bir cilde sahip olmak için de lavantanın gevşetici maskesinden yararlanabilirsiniz.

Banyosu: Lavanta çiçeğiyle hazırlayacağınız banyo kürü, vücudunuza zindelik verdiği gibi, cildinizin parlaklık ve tazelik kazanmasını da sağlayacak. 60 - 70 gr lavanta çiçeğini 2 - 3 litre suya ilave ederek kaynama derecesine kadar ısıtın. 10 - 15 dakika demlenmesini bekledikten sonra suyu süzün ve banyo suyuna ekleyin. Küvette 15 - 20 dakikadan fazla kalmamaya özen gösterin.

Maskesi: 1. Lavanta yağı, cildinizin ferahlamasına yardımcı olurken, biberiye yağı da kan dolaşımını hızlandıracak. 1 damla lavanta yağı ve 1 damla biberiye yağını, 1 kaşık kile ilave edin. Karışımın cilt üzerinde kolayca uygulanmasını sağlayacak kadar su ekleyin. Maskeyi, cildinizin yağlı bölgelerine sürdükten sonra kuruyana kadar bekleyin. Ardından cildinizi ılık suyla durulayın.
2. Kırışıklardan ve sivilcelerden kurtulmak için, iki avuç lavanta çiçeğini bir bardak portakal suyuyla birlikte ısıtın. Ateşten indirdiğiniz karışımı, kabuğunu soyduğunuz bir dilim salatalıkla birlikte ezin. Karışıma, iki kaşık kaymak ve bir yumurta sarısı ilave edin. Darı unuyla da iyice çırparak krema haline getirin. İki saat kadar buzdolabında dinlendirin. Ardından maskeyi yüzünüze uygulayın ve 10 15 dakika bekleyin. Maske kürüne en az üç hafta devam edin.


ADAÇAYI SAÇLARI GÜÇLENDİRİYOR

Genellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişen ada çayının etken maddeleri; uyarıcı, kan dolaşımını güçlendirici ve sinir sistemini destekleyici özelliğe sahip. Adaçayı, özellikle yağlı ciltler için kullanılan "temizleme" ürünlerinde yer alıyor. Çünkü bu bitki, yağlı ciltlerde iki kat daha etkili. İçeriğindeki flavonoid maddesi de serbest radikalleri nötralize ederek cildin yaşlanmasını engelliyor.

Toniği: 2 litre suya 80 gr papatya, 50 gr adaçayı, 50 gr mersin yaprağı döküp 5 dakika kaynatın. Çayı, 20 dakika demleyip, süzün. Her banyodan sonra saç diplerine bu tonikle masaj yapın. Bu tonik saçlarınızın güçlenmesine ve dökülmesinin önlenmesine yardımcı oluyor.
Buhar Banyosu: Adaçayı, dağ kekiği, ıhlamur ve lavanta karışımıyla haftada bir kez yapmanız gereken bu buhar banyosu, cildinizin daha sağlıklı ve daha canlı görünmesini sağlıyor.

ISIRGANOTU KEPEKTEN ARINDIRIYOR
Cilde temas ettiğinde kaşındırdığı için pek sevilmeyen ısırganotu, son derece yararlı bir bitki. Isırganotu; kansızlıktan böbrek taşına, romatizmadan varise kadar pek çok derde çare olabiliyor. Bitki ne kadar taze olursa, tedavi gücü o oranda artıyor. Sağlığımız üzerindeki yararlarının yanı sıra; ergenlik sivilcelerini yok ediyor, saçları canlandırıyor dökülmesini önlüyor, sıkılaştırıyor ve kepeği gideriyor.


Masajı: 1. Yarım litre taze kaynatılmış su içine, 5 poşet ısırganotu çayını ilave edin. Kabın ağzını kapatın ve 5 - 10 dakika demlendirip, soğutun. Elde ettiğiniz bu infüzyonu saçlarınızı yıkayıp duruladıktan sonra durulama suyu olarak kullanın. Saç diplerine yapacağınız masaj, zaman içinde saç kaybını önler, saçları güçlendirir ve kepek oluşumuna engel olur. Ayrıca bu infüzyonu tonik olarak kullanıldığınızda cildiniz de sıkılaşır.
2. 100 gram dulavrat otu kökü, 100 gram ısırgan otu kökü ve 60 gram simsir ağacı yaprağını iki litre sirke içine bırakın. Bitkileri sekiz gün sıcak bir yerde dinlendirdikten sonra süzün. Elde edeceğiniz sıvıyla kafa derisine masaj yapın. Düzenli olarak yapacağınız masaj sayesinde saçlarınız kısa zamanda eski gücüne kavuşacak.





PAPATYA CİLDİ DİNLENDİRİYOR
Kaynatılmış papatya çayı ile haftada bir kere yüzünüzü yıkadığınızda; cildiniz tazelenecek sağlıklı bir görünüme kavuşacak. Özellikle saçlarınız açık renkteyse kaynatılmış papatya suyundan yararlanın; saçlarınız güzelleşsin ve göz okşayıcı parlaklık kazansın.

Maskesi : İki avuç papatya ve bir tutam ceviz içi bademi ezin. Bir adet yumurta akı, yarım fincan limon suyu ve bir çorba kaşığı süzme balı iyice çırpın ve hazırlanan papatya ezmesiyle birlikte yoğurarak ateşte tutun. Maskeyi yüzünüzde yarım saat beklettikten sonra badem yağı karıştırılmış ılık suyla kompres yapın. Papatya maskesi kürünü en az 15 gün uygulayın. Bu maske aynı zamanda saçlarınıza da ayrı bir canlılık verir.
Banyosu : 5 - 6 avuç dolusu ince kıyılmış papatyayı, 2 litre kaynar suyla haşlayın. 15 dakika demlenmeye bıraktıktan sonra süzün ve banyo suyuna ilave edin. Banyoda 15 - 20 dakikadan fazla kalmayın.
Kompresi : Gözlerinizdeki yorgunluklara, şişkinliklere, kızarmalara ve yanmalara, kurutulmuş papatya banyosu iyi gelir. Bir fincan kaynamış suya, 1 kaşık kuru papatya çiçeği atın. Ardından 20 dakika demlenmeye bırakıp, süzün. Pamuğu papatya suyuna batırdıktan sonra göz kapaklarınızın üzerine yerleştirip 10 dakika bekleyin. Bu arada pamukları kuruyunca yeniden ıslatın.

ZENCEFİL CİLDİ TEMİZLİYOR
Hindistan ve Malezya'da yetişen zencefilin kökü kurutulduktan sonra toz haline getirilerek veya tanesi bıçakla kesilerek kullanılıyor. Taze kökleri sökülüp dilimlenerek bazı Uzakdoğu yemeklerine de katılıyor. Bu bitki kan dolaşımının yetersiz kaldığı durumlarda, özellikle kılcal damarlardaki dolaşımı hızlandırıyor ve böylece kanın yüzeysel bölgelere de rahatça ulaşmasını sağlıyor. Bu etkinliği sayesinde, üşüyen el ve ayakların ısıtılmasında son derece etkili görevler üstleniyor. Zencefil içeren maskeler de cildinizi temizliyor, dezenfekte ediyor ve aynı zamanda tüm yüzünüzün ısınmasını sağlıyor.

Macunu : Zencefil, zerdeçal, tarçın, karanfil ve süzme balla yapacağınız macun, cildiniz için ideal. Bu macunla uygulayacağınız 15 günlük kür, pırıl pırıl bir cilde sahip olmanız için yeterli olacak.

KUSURSUZ CİLT: YUMUŞAK VE PÜRÜZSÜZ
Yumuşak, porselen gibi pürüzsüz, kusursuz ve lotus çiçeği gibi düz... Uzakdoğu felsefesinde güzel bir cilt bu özellikleriyle tarif ediliyor! Aslında bitkiler sayesinde biz de ışıl ışıl parıldayan bir cilde sahip olabiliriz. Bunun yolu ise cilde düzenli olarak bakım uygulamaktan geçiyor. Önce cildinizi ılık bir suyla iyice temizleyin, ardından lavanta ya da papatya maskesi uygulayın. Papatya sayesinde cildiniz tazelenecek ve sağlıklı bir görünüme kavuşacak! Lavanta da cildinizin parlaklık kazanmasını sağlayacak. İsterseniz yeşil çay, gingko veya zencefil gibi özel bitkilerden elde edilen hazır ürünlerden de yararlanabilirsiniz. Maskeyi uygularken cildinizin hassas bir ipek olduğunu düşünün. Maskeyi, hafif hafif dairesel hareketlerle sürün. Bu sayede cildinizi uyarır ve hayat enerjisinin akışını desteklersiniz. Son olarak pamuğa biraz yeşil çay damlatın ve yüzünüzü iyice temizleyin. Cildiniz ışıl ışıl parlıyor, değil mi?

Doğanın kokularıyla bakım ve terapi
Eğer isterseniz, stres ve kargaşa hayatınızdan uçar gider... Bunun için öncelikle kendinizi, ruhunuzdaki sakinliğe teslim etmeniz gerekiyor. Kimi kokular sayesinde stresten tamamıyla arınabilirsiniz. Çünkü koku molekülleri burundan geçerek beyne ulaşıyor ve etkilerini anında gösteriyor. Bilinen en rahatlatıcı kokular ise aromatik yağlar. Bu nedenle günümüzde pek çok kozmetik firması, ürünlerinde, aromatik etkili doğal kokular kullanıyor. Bu ürünler, aromaterapik etkileriyle ruhu canlandırıyor ya da rahatlatıyor. Ayrıca bileşimlerinde bulunan bitkilerin şifalı etkileri sayesinde de cilde bakım uyguluyor. Lancome Aromatonic, vücuda bakım yapan ilk parfüm olma özelliğini taşıyor. Enerji ve serinlik verirken cildin pürüzsüzleşmesini de sağlayan Aromatonic, bu özelliğini, bileşiminde bulunan paraguay çayı ve zencefil esanslarından alıyor. Clarins Eau Dynamisante serisinde ise limon, portakal, kekik ve biberiyeden gelen hoş koku, ferahlık, zindelik ve canlılık veriyor. Ginseng, cildi sıkılaştırırken, ssarısabır ve ispahul gibi otlar da cildi nemlendiriyor ve yumuşatıyor


pürüzsüz bir vücut için bitkisel bakım önerileri
Dinlendirici bir banyo
Malzemeler: Taze nane + tuz

Hazırlanışı
: Yarım litre suyu kaynatın ve içine on adet taze nane yaprağını atıp on dakika dinlendirin. Ardından bu suyu süzerek ılık suyla dolu küvetin içine bir fincan tuzla beraber dökün.
Ne işe yarıyor:
Nane rahatlatıcı, dinlendirici ve sakinleştirici etkisi kuvvetli olan bir bitki. Tuz ise peeling yapma özelliğiyle cildinizi ölü deri ve hücrelerden arındırır.
Ne zaman kullanmalı
: Haftada bir kez ya da ihtiyaç hissettiğiniz an. Bu malzemeleri karıştırın ve damlalık ile alabileceğiniz bir kaba koyduktan sonra temizlediğiniz cildi nemlendirmek için kullanın.


Kuru ciltlere süt banyosu
Malzemeler: Süt + tuz + bal
Hazırlanışı
:
Boş bir plastik su şişesinin içinde bir litre süt, bir fincan tuz ve yarım fincan balı çalkalayarak karıştırın. Ve bu köpükle vücudunuzu ovun, sonra durulayın. Ne işe yarıyor: Süt banyosu derinlemesine temizler ama epidermisin hassasiyetine zarar vermediği için cildi kurutmaz. Tuz ölü derinin atılmasına yardımcı olur. Ne zaman kullanmalı: Haftada bir kez.

SELULİT
Seluliti oluşturan nedenlerin başında östrojen, doğum kontrol hapı, gebelik, sigara, hormonal bozukluklar, beslenmede doymuş yağ miktarının fazlalığı ve lenf sisteminin yetersizliği bulunuyor. Selulitten kurtulmak için birçok yönteme rastlamak mümkün. Bizim tercihimiz ise daha doğal ve daha kolay olan yöntemler. Soyun şu portakal kabuğunu


Malzeme: Rezene + anason + biberiye
Hazırlanışı
: Cildinizde oluşan portakal kabuğu görünümü artık canınıza tak etti. Öyleyse çok kolay hazırlanan bir karışımla sonunda selulitlere ‘elveda’ diyebilirsiniz. Bunun için sabahları, 1 litre suya 1 tatlı kaşığı rezene, bir tatlı kaşığı anason ve 1 tatlı kaşığı biberiye atın. Bu karışımı kısık ateşte 5 dakika kadar kaynattıktan sonra 10 dakika demlenmeye bırakın. Soğuyan karışımı gün boyunca bol limonla tüketin. Selülitlerinizin yok olduğunu ya da en azından gözle görünmeyecek kadar azaldığına şahit olacaksınız.


PAMUK GİBİ ELLER İÇİN
Kuru ellere losyon Malzemeler: Limon suyu + zeytinyağı

Hazırlanışı: Üç damla zeytinyağıyla bir limonun suyunu karıştırın. Bu karışımı hemen ellerinize sürün. Yarım saat bekledikten sonra bir parça pamukla ellerinizi silin, ardından da yıkayın.
Ne işe yarıyor:
Limon suyundaki C vitamini ellerdeki lekeler üzerinde etkili, ayrıca ölü hücreler üzerinde peeling işlevi yapar. Maskenin içindeki zeytinyağı da kuruluğu giderir ve cildi yumuşatır.
Ne zaman kullanmalı:
Ellerinizin kuruduğunu hissettiğiniz her an kullanabilirsiniz. Örneğin, suyla uzun süre temas ettikten sonra.....

TIRNAKLAR DA BAKIM İSTER
Tırnaklar güneşlenme süresince kalınlaşır, şekil anlamında bozulur, kolayca kırılabilir veya pul pul dökülür. Bu esnada deri de değişir. Lavanta işte bu noktada imdadımıza yetişiyor. Tırnaklarınızın üzerine süreceğiniz lavanta yağı etkin bir koruma sağlayarak, sözünü ettiğimiz olumsuzlukları yaşamanıza engel olur.

EL MASKESİ
Maskeyi uygulamadan önce bir süre ellerinizi ılık suda yumuşatın. Ardından tırnaklarınızı 5 dakika boyunca ılık zeytinyağı ve 1 çay kaşığı balın içinde bekletin. Sonra da zeytin yağla ellerinize ve parmaklarınıza masaj yapın.


ivythemes

{facebook#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {twitter#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {google-plus#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {pinterest#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {youtube#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {instagram#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget