01.03.2009 - 01.04.2009

1 0-2 Yaş arası 1 2-6 yaş arası 4 6-12 yaş arası sağlık 1 ADHD 1 adnan yıldırım nasıl zayıfladı 1 afrika bitkileri 11 afrodizyaklar 1 Agaricus Bisporus 2 agaricus mantarı 1 Agaricus Subrufescens 1 agarwood 1 agave şurubu 1 Aglaia odorata 1 Agrocybe Aegerita 2 ağaç sakızları 1 ajowan tohumu 1 ajwaini bishop 4 akciğer hastalıkları 1 akça ağaç 1 Albizia 1 Alchemilla vulgaris 2 alerjik rinit 1 alkanma 1 Allamanda cathartica 2 alternatif tıp 2 alzheimer 1 Alzheimer hastalığı 1 amaranth 1 amerikan ginsengi 3 anason 3 anason nedir 2 anasonun faydaları 1 Andrographis 32 anne bebek 2 anne sütü çayı 7 anti aging 3 anti bakteriyel 2 apiterapi 2 arı poleni 5 arı sütü 3 arı ürünleri 8 aromaterapi 13 aromatik bitkiler 2 aromatik yağlar 1 Aslan pençesi 1 aslan yeleği mantarı 1 aspen kabuğu 4 astım bronşit 1 astragalus 4 ayuverdik bitkiler 1 Badem mantarı 1 bağırsak çalıştıran bitkiler 2 bağırsak iltihaplanması 4 bağırsak solucanları 4 bağırsak şeritleri 1 bağırsak yaraları 1 bağışıklık güçlendirici 4 baharatlar 6 bal 1 bambu mantarı 1 basur 4 bebek sağlığı 3 bel ağrısı 1 beyin hastalıklları 2 bitki çekirdekleri 1 bitki zamkları 48 bitkilerin ilaçlar ile etkileşimleri 13 bitkilerin kullanım dozajları 45 bitkilerin yan etkileri 12 bitkisel banyolar 25 bitkisel caylar 6 bitkisel kokular 32 bitkisel macunlar 59 bitkisel maskeler 1 bitkisel sular 67 bitkisel yağlar 3 boyun ağrısı 3 böbrek 1 bronşit 1 burclar 1 candidia 1 castor oil 1 castor yağı 1 chaga mantarı 134 cilt bakimi 3 cilt hastalıkları 15 cilt lekeleri 24 cilt temizligi 23 cilt tipleri 28 cinsel saglik 26 cinsellik 1 Cordyceps 1 coriolus 1 çiğdem türleri 1 çin geveni 13 çocuk sağlığı 1 çölyak 1 DEHB 10 dekolte bakimi 2 deniz yosunları 8 deprasyon 1 depresyon 3 detoks 2 dikkat eksikliği 1 dilara kocak 6 dis ve agiz bakimi 1 diş sağlığı 1 diüretik 5 diyabet 77 diyet listeleri 8 diyet yemekler 2 diz ağrısı 96 dogal saglik 54 dogal tedavi 3 doğal antibiyotik 7 egzama için krem 5 egzama nedir. egzama nasıl tedavi edilir. egzama için şifalı bitkiler 12 egzama tedavisi 4 egzamadan kurtulma yolları 15 egzersiz 2 eklem rehatsızlıkları 24 el ayak tirnak 1 enokitake mantarı 26 erdem yesilada 6 erkan topuz 8 erkek bakim 13 erkek saglik 1 erkekler özel ürünler 3 esansiyel yağlar. 7 esra tüzün 6 ev yapımı 1 faranjit 1 farmakoloji 1 filizlenmiş bitkiler 1 ganoderma 6 geleneksel tıp 1 gıda takviyeleri 3 ginseng türleri 1 glokom 11 goz cevresi bakimi 1 göğüs büyütücü 1 göz hastalıkları 9 gribal enfeksiyon 8 grip 4 gul ile guzellik 20 hamilelik te bakim 14 hamilelikte beslenme 1 hasan insel 1 hayıt tohumu 1 hazımzıslık 1 hemoroid 99 herbalist adnan yildirim 1 herpes 1 herpes simpleks 1 hindi kuyruğu mantarı 1 hint yağı 1 hiperaktivite 5 homemade remedie 2 hormonlar 1 hsv 1 hububat 4 ibn-i sina 2 ibs 5 idrar yolları enfeksiyonu 3 influnza 1 insülin 1 ipek bitkisi 1 irritabl bağırsak sendromu 6 ishal 1 iştah artırıcı 2 jel bitkiler 1 jelatin 2 kabızlık 18 kadın sağlık kürleri 65 kadin saglik 1 kakule 16 kalca bacak 5 kalın bağırsak 4 kalori hesabi 36 kalp sagligi 1 kan 3 kanser 5 kansizlik 1 kar mantarı 4 karaciğer hastalıkları 1 katran 1 kemik kanseri 2 kemik sağlığı 12 kepek 2 kil 4 kilo almak 52 kilo verin 1 kistik fibrozis 2 koah 5 kolestrol 1 kordiseps mantarı 29 kök bitkiler 3 kuruyemişlerin faydaları 2 lupus 1 lupus tedavisi 1 maitake mantarı 2 mantar 5 meme kanseri 14 menopoz 58 meyve ve sebzeler 21 mide 3 mide-gaz 2 migren 27 mineral vitamin 1 moda aksesuar 13 mutlu evlilik icin 2 nezle 4 obezite 2 omega 3 1 osteaporoz 1 ödem atıcı bitkiler 8 öksrüğe şifalı bitkiler 4 öksürüğün nedenleri 5 öksürük 1 Ölmeyen hekimlerimiz 1 pankreas kanseri 1 performans artırıcı 1 Phallus indusiatus 1 Phellinus linteus 1 Pleurotus Pulmonerus 4 polen 1 Polyporus Umbellatus 1 poria mantarı 6 propolis 5 prostat 1 reçineli bitkiler 6 regl 1 reishi mantarı 1 rezene 7 romatizma 1 sa 2 sabit bitkisel yağlar 1 sabun 49 sac bakimi 5 saç dökülmesi 1 safra 1 safra hastalıkları 1 safra taşı 106 saglikli beslenme 103 saglikli zayiflama 1 sang huang mantarı 2 seboreik dermatit 6 sedef 11 selulit 1 shiitake mantarı 2 sibirya ginsengi 7 sifalı bitki kabukları 12 sifalı bitkiler 319 sifali bitkiler 32 sifali yaglar 2 siğil tedavisi 1 sindirim sorunları 6 sinir stres 2 Sistemik lupus tedavisi 1 sistit 20 sivilce ve akneler 6 siyah noktalar 1 SLE 1 sodyum aljinat 1 sodyum türeri 4 soğuk algınlı 1 sonbahar çiğdemi 7 stres 13 su ile guzellik 1 Suehirotake mantarı 10 süper gıdalar 1 süt çayı 1 şeker 1 şeytan tersi 1 şifalı bitki tozları 72 şifalı bitkiler. şifalı tohumlar 3 şifalı kokular 20 şifalı mantarlar 4 şifalı sebzeler 8 şifalı şerbetler 8 şifalı yemişler 3 tahıl grupları 1 tansiyon 8 temizleme sutleri 2 tenya 15 tıbbi mantarlar 2 tip 1 diyabet 2 tip 2 diyabet 3 tonik ve maskeler 3 troit 1 unfilanza 5 uykusuzluk 2 ülser 2 ülseratif kolit 2 vajinit 7 video 63 vucut bakimi 3 vucut ritmi 4 yara yanık 1 yorgunluk 3 zayıflama haplarının zararları 11 zehirli bitkiler

Az su tüketen kadının cildi kuruyor, bozuluyor
Az su tüketen kadınların ciltlerinin kuruduğu ve bozulduğu öne sürüldü.

Kayseri'de cilt denge uzmanı Zeliha Köksal, az su tüketen kadınların ciltlerinin kuruduğunu ve bozulduğunu öne sürdü. Köklas, az su tüketen ve yanlış bakım ürünleri kullanan Türk kadınlarının, önümüzdeki 5 yıl içinde ciddi cilt problemleriyle karşılaşabileceklerini de vurguladı.

Kayseri Park Yaşam ve Alışveriş Merkezi’nde kadınlara cilt sorunlarını anlatan cilt denge uzmanı Zeliha Köksal, Türkiye’deki kadınlarda en çok kılcal damar probleminin olduğunu söyledi. Almanya’da cilt dengesi konusunda uzman eğitimi aldığını belirten Köksal, şöyle konuştu:

“Yüzü al renginde olan kadınların daha sağlıklı olduğu düşünülürdü. Türk kadınları kuru bir cilde sahip olduğu için sivilce problemi ile uğraşmak zorunda kalıyor. Az su tüketimi ve yanlış bakım ürünleri kullanıyorlar. Az su tüketen insanların ciltleri kuruyor ve pul pul oluyor. Cildin PH dengesi 5.5’dir, sabunun PH değeri 10’dur. Suyun PH değeri ise 7.0’dir. Sabun ve su ile yıkanan cildin PH değeri 7.0’ye yükseliyor. Cildin PH değerinin 5.5’e düşmesi 7- 8 saat sürüyor.”

‘TÜRK HALKI CİLDİNDEN ÖDÜN VERİYOR’
Kendisini ilgiyle izleyen kadınların sorunlarını yanıtlayan Zeliha Köksal, Türk insanının cildinden ödün verdiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Duştan ya da banyodan sonra cildin, nemlendirici krem veya başa cilt bakım ürünleriyle PH değerinin 5.5’e getirilmesi gerekiyor. Eğer, PH değerine Türk insanı dikkat etmezse gelecek 5 yıl içinde daha büyük cilt problemleri ile uğraşır. Kadınlarımızı çok az su tükettiği için cilt problemleri de artıyor. Yapılan araştırmalara göre sebze ağırlıklı beslenen insanların ciltlerinin daha yavaş yaşlandığı kanıtlanmış.”

Vücut sağlığınız saçlardan sorulur!
Saçlarınızı nasıl göründüğü vücut sağlığınızı ele veriyor. Saç sağlığı hakkında tüm merak ettikleriniz haberimizde saklı...

Bakımlı saçlar, yüzyıllardır özellikle kadınlar için güzelliğin en önemli unsurlarından birisi. Öyle ki saçlarda meydana gelen her patolojik durum, kişide derin psikolojik sorunlara neden olabiliyor. Dolayısıyla saç problemleri kişiler için önemli bir stres kaynağı oluşturuyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Deri Hastalıkları Uzmanı
Dr. Figen Akın, kadınlarda saç dökülmelerinin nedenleriyle ilgili bilgi verdi.

24 Şubat 2009, İstanbul - Kadınlarda; “yaygın” ve “erkek tipi” olmak üzere iki tip saç dökülmesi görülüyor. Erkek tipi saç dökülmesinde, özellikle saç üst kısımlarında seyrelme ve bu bölge saçlarında incelme gerçekleşiyor. Erkek tipi saç dökülmesi genellikle yumurtalık kistleri, hormonal bozukluklar ve böbrek üstü bezi büyümeleri sonucu oluşuyor.

Hızlı kilo kaybı saçların dökülmesine neden oluyor
Anadolu Sağlık Merkezi’nden Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Akın, kullanılan ilaçlardan beslenme alışkanlıklarına kadar pek çok faktörün saç dökülmesi üzerinde etkili olabileceğini belirterek şu bilgileri verdi:

“Saç, vücut sağlığının spesifik bir barometresidir. Saç dökülmesinin yaygın nedenleri arasında tansiyon düşürücü, kan sulandırıcı, lipid düşürücü ve guatr ilaçlarının da araların da bulunduğu ilaçların yanı sıra radyasyon ve kemoterapi gibi kimyasal maddelere maruz kalınması yer alıyor. Hormonal nedenler ile sıkı diyetler ve hızlı kilo kaybı gibi beslenme faktörleri, anemi, gebelik, ateşli hastalıklar da saç dökülmelerinde etkili oluyor. Vitamin ve özellikle çinko ve selenyum gibi mineral eksiklikleri, yaşlılık, tiroid ve bağışıklık sistemi hastalıkları, yaygın veya bölgesel deri hastalıkları, psikolojik veya fiziksel stres gibi nedenler de saç dökülmelerine yol açıyor.

Saçın her gün yıkanması doğru değil
Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Akın Saç dökülmesini önlemek için önce buna neden olan hastalıkların tedavi edilmesi gerektiğini söyledi ve saçın her gün yıkanmasının doğru olmadığına dikkat çekti:

“Saç dökülmesini önlemek için öncelikle altta yatan hastalıkların tedavi edilmesi gerekiyor. Bunun dışında beslenme alışkanlıklarına, özellikle proteinden zengin, karbonhidrattan fakir beslenmeye, yeşil sebze, süt, yumurta, baklagiller tüketimine dikkat edilmeli. Saça mümkün olduğu kadar boya, jöle, fön gibi fiziksel ve kimyasal uygulamalar yapılmamalı. Kışın soğuğa, yazın güneş ve deniz suyunun oluşturduğu kuruluğa karşı gerekli önlemler alınmalı. Saçı her gün yıkamak doğru değil. İki üç günde bir PH değeri 5,5 olan şampuanlar ile yıkamak yeterli. Saçı sık yıkamak saçın yağ dengesini bozar. Eğer bu hususlara dikkat edilirse zaten saç dökülmesi de en aza indirilir.”

Sonbaharda saçlar daha çok dökülüyor!
Sonbaharda saç dökülmesi diğer mevsimlere göre daha fazla oluyor. Bunun nedeni bu mevsimde sebze ve meyvenin az olması nedeniyle vitamin alımının azalmasıdır. Ayrıca havaların soğumaya başlamasıyla saçı besleyen kısım olan ve saç soğanı olarak adlandırılan bölgedeki kanlanmanın azalması, soğan kısmının boyutlarında küçülmeye neden oluyor. Bu da saçta dökülmeye yol açıyor. Fakat bir süre sonra bu dökülme kendiliğinden geçiyor. Devam etmesi durumunda bir doktora başvurmakta yarar var.

Gebelik döneminde saçların tümü büyüme evresine girerken, doğumdan üç dört ay sonra saçların hepsi dökülme evresine giriyor ve dökülüyor. Fakat bu, mevsimsel saç dökülmesi gibi geçici bir durum. Doğumdan sonra başlayan bu saç dökülmesi 6 ay ila 1 yıla kadar uzayabiliyor. Gebelik döneminde ek çinko kullanımıyla doğum sonrası meydana gelen saç dökülmesinin şiddeti azaltılabiliyor. Ayrıca gebelik döneminde demir eksikliğinin giderilmesi de bu dökülmenin azaltılması açısından önem taşıyor.

Sağlıklı saçlar için deniz mahsulleri tüketin
Saç dökülmesinin en önemli nedenlerinden birisi dengesiz beslenmedir. Sağlıklı saçlar için öncelikle;

• Yeterli protein ve çinko (özellikle yumurta, deniz ürünleri, fasulye, ceviz ve süt),
• B12 vitamini (karaciğer, börek gibi sakatatlar, deniz ürünleri ve süt),
• Folik asit (yeşil yapraklı sebzeler, mısır ve mercimek),
• Bakır (lahana, karnabahar ve diğer yeşil yapraklı sezeler)
• Selenyum (deniz ürünleri, soğan, sarımsak) gibi vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınmasına dikkat edilmesi gerekiyor.

Ayrıca sigaradan uzak durmak saç sağlığı için önem taşıyor.
Bilinenin aksine saçları kısa kestirmekle saçların gürleşmesi arasında doğrudan bir bağlantı bulunmuyor. Sadece saçların uzaması ile saç telleri daha kırılgan bir hale geliyor. Saç bu kırılmaların temizlenmesi ile daha kolay uzuyor ve daha canlı hale gelebiliyor.

Kramp gelmeden önlem alın
Krampın nedeninin ne olduğunu tespit edip önlemini almak gerekiyor.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faik Altıntaş, sürekli kramp girmesinin normal bir durum olmadığını belirterek “Krampın nedeninin ne olduğunu tespit edip önlemini almak gerekir” diyor.

Kramp nedir?
Adalenin ani kasılmasına kramp denir. Aslında adale normal fonksiyonu sırasında kasılıp gevşer. Ama bazı hallerde adale aniden kasılıp sert bir hal alırsa buna kramp diyoruz.

Kramp neden olur?
Adalenin çalışması için oksijen ve şekere ihtiyaç vardır. Oksijen ve şeker enerjiye dönüşerek adaleyi çalıştırır. Ancak enerjiye dönüşürken de yıkım ürünleri oluşur. Bu yıkım ürünleri hızlı biriktiği zaman adale bunu atamaz ve yorulduğuna dair bir sinyal verir. Bu sinyal kramp olarak karşımıza çıkar.
Krampın çeşitli nedenleri vardır. En yaygın iki nedeni soğuk ve yorgunluktur. Soğukta kan dolaşımı azaldığı adaleye oksijen ve şeker az geldiği için adale bu durumda kendini korumak ister ve kramp girer. İkinci neden ise adale yorgunluğudur.

Magnezyum eksikliği veya kandaki bazı minerallerin eksikliği de krampa neden olabilir.

Kramp girince ne yapmak gerekir?
Kramp girdiğinde kasılan adaleyi gevşetmek gerekir. Mesela ayak parmakları yukarı kalkmışsa ayağı tersi yönde yani aşağı yönde hareket ettirip sonuna kadar açarak kramp önlenmeye çalışılır. Sonra hemen adaleyi bir termofor ya da sıcak bir havlu ile ısıtmak gerekir.

Krampın girmemesi için önceden alınması gereken önlemler var mıdır?
Kramptan korunmak için adaleyi sıcak tutmak, adaleyi güçlendirmek, yorgunluktan uzak durmak veya eksiklik varsa magnezyum desteği almak gerekebilir.

Hangi durumda doktora başvurmak gerekir?
İlk kramp girdiğinde doktora gitmek gerekir çünkü nedeni öğrenmek önceden tedbir almayı getirir. Bir insana her gün kramp giriyorsa kandaki magnezyum (mg) eksikliğine bakıp mg desteği vermek gerekir.
İkinci olarak kişinin yaşam biçimini inceleriz. Hangi adalesine kramp giriyorsa günlük egzer-sizlerle o adaleyi güçlendirmesi gerekir. Yoksa kramp sürekli girecektir. Adalenin güçlendirilmesini sağlamak krampla mücadelede çok önemlidir.

Çizgilerle ruh tedavisi!
Çizgilerin sanatı olan resimle panik atak, depresyon, şizofren, kanser, alkolik, özgüven eksikliği ve ergenlik sorunları gibi ruh sağlığı problemli hastalar tedavi ediliyor.

İsviçre’de 6 yıl resim ve sanat terapisi üzerine aldığı eğitimle uzmanlaşan Emine Bauer Burkay, çizgilerin sanatı olan resimle panik atak, depresyon, şizofren, kanser, alkolik, özgüven eksikliği ve ergenlik sorunları gibi ruh sağlığı problemli hastaları tedavi ediyor.

Burkay, 1981 yılında okumak amacıyla İsviçre’ye yerleştiğini ve ardından 6 yıl süresince resim ve sanat terapisi
üzerine eğitim aldığını belirtti.

1999 yılından bu yana göl kıyısındaki kliniğinde her yaş ve sosyal gruptan insanı resimle terapi yöntemiyle tedavi ettiğini dile getiren Burkay, resimle terapi yöntemini, insanın sözle anlatamayacağı duygularını ve düşüncelerini çizgilerin sanatı olan resimle dışa vurumu olarak tanımladı.

Resimle terapinin tamamen spontane geliştiğini ve anlık ortaya çıkan resimlerin kişinin kendisine yazdığı mektuplar olduğu kaydeden Burkay, bu alanın çok geniş olduğunu, Amerika ve Avrupa’da çok uzun yıllar öncesinde tedavi amaçlı kullanılmaya başlandığını anlattı.

Aslında sanatın içine giren her şeyin iyileştirici bir etkisinin olduğunu savunan Burkay, bu tedavinin insanın kendisini keşfetmesi ve tanımasını, günlük yaşamını kolaylaştırmasını, kişinin yeteneğinin farkına vararak özüne ulaşmasını, kişinin içindeki çelişkileri görmesi, gerginlikleri azaltması, yeni enerjiler uyandırma ve özgüvenin artmasını sağladığını kaydetti.

-HER RENGİN VE ŞEKLİN ANLAMI-
Panik atak, manik depresif, depresyon, şizofreni, psikoz, kanser, alkolizm, özgüven eksikliği, ergenlik sorunları, hayata pozitif bakmak, ruhsal ve bedensel sağlıklarını korumak, günlük yaşam motivasyonu kazanmak, kendine sevgi, saygı ve anlayışla yaklaşmayı öğrenmeyi ve yakınını kaybedenlerin yaşadığı travmayı atlatmak isteyenlerin tedaviye geldiğini ifade eden Burkay, klinikte yapılan tedaviyi şöyle anlattı:

"Tedavi amaçlı bize gelen kişiyi ilk seansta sakin bir odaya alarak 15 dakika tek başına kalarak resim çizmesini istiyoruz. Ardından bir kağıda resminde neler anlatmak istediğini yazıyor. Daha sonra kendisiyle sorunlarına ilişkin sohbetler yaparak onları aşmasına çalışıyoruz. Hastalığın şiddetine göre tedavi süresi değişebiliyor. Tedavideki temel noktamız kişinin iyileşmesini istemesi ve sorumluluk alması. Tedavide aldığı kazanımları günlük hayatına aktarması çok önemli. Kişi burada özgüvenini ve kendine saygısını kazanıyor."

Resimleri insanın ruhunun röntgeni olarak tanımlayan Burkay, genel olarak her rengin ve formun bir anlamının olduğunu, bunu kategorileştirmek istemediklerini, çünkü renklerin ve şekillerin insandaki çağrışımlarının farklı olduğunu belirtti.

Siyahın karamsarlık, beyazın masumiyet, kırmızının aşk, karenin ayağının altında yeri hissetmek, sertlik, sınırlara önem vermek, dairenin bütünlük, yumuşaklık, açıklık, yuvarlağın iyi duygular ve üçgenin ise anne, baba, çocuk yani aile ile ilişkileri, kendini aşma isteği anlamına geldiğini ifade eden Burkay, terapilere katılmak için iyi resim çizmenin şart olmadığını anlattı.

Kişinin yaptığı ilk resimle son resim arasındaki pozitif gelişmeyi zamanla gördüklerini söyleyen Burkay, sağlıklı insanların bile danışmana ihtiyaç duyduğunu, kişilerin sorunlarını tek başına çözmekte yetersiz kalabileceğini bildirdi.

-TÜRKLER’İN ÖZELLİKLERİ-
İsviçre’deki kliniğinde Türk hastaların da olduğunu söyleyen Burkay, Türkler’in daha çok paylaşımcı olduğunu ifade ederek, "Ancak Doğu toplumlarında maddi gelişim arttıkça bireyselleşme artıyor. Bu da ruh sağlığı sorunlarını arttırıyor" dedi.

Her şeyin bağımlılığının tedavi gerektirdiğine dikkati çeken Burkay, "Terapilerimde insanlara hayatlarında sahip oldukları pozitif değerleri hatırlatarak onları gözden geçirmelerini tavsiye ederim. Çünkü insanlar
genellikle negatifliğe odaklanıyor. Bu nedenle hep karamsarlığa düşüyor. Bardağın boş tarafına bakmak kolay geliyor" diye konuştu.

Burkay, can sıkıntılarında kağıtlara çizilen anlamsız çizgilerin aslında içsel bir durum olduğunu, bunun kötüye gidiş anlamına gelmediğini söyledi.

İNTERNETİN YOL AÇTIĞI OLUMSUZLUK
Bütün rahatsızlıkların temelinde özgüven ve sevgi eksikliğinin yattığını belirten Burkay, insanları dışlamanın onların kendilerini yalnız hissetmelerine neden olduğunu, psikolojik sorunları olan insanlara sevgiyle ve şefkatle yaklaşılması gerektiğini anlattı.

Her insanın hayatının belli dönemlerinde depresyon geçirdiğini kaydeden Burkay, depresyonun insanın kendisine özenli davranması için bir uyarı olduğunu, bunun ciddiye alınmaması durumunda intihara kadar götürebildiğini belirtti.

Küresel krizin ruh sağlığına etkilerini de değinen Burkay, "İnsanlar küresel krizi sadece bireysel değil, toplumu da etkilediğini düşünseler kendilerini daha iyi hissedecek. Herkesin yaşadıkları farklı olmasına rağmen aynı şekilde zorlanıyor" dedi.

"Sanal dünya insanları yalnızlaştırıyor ve sevgiden yoksun bırakıyor. Bu durum ruh sağlığımızı bozuyor" diyen Burkay, teknolojinin insan ilişkilerini körelttiğini, insanların birbirini görmeden internetten saatlerce görüştüğünü belirtti.

İspanya’da 30 gencin internet bağımlılığı nedeniyle terapi gördüğünü anlatan Burkay, kendisinin de bu tür hastalarının olduğunu söyledi.

-ZEKİ VE HASSAS İNSANLAR-
Burkay, "Zeki ve hassas insanlar çevrelerindeki sorunları çok düşündükleri için daha çok ruhsal sorun yaşıyor. Çünkü her şeyin farkındalar ve algıları çok geniş. Bu tür insanlar şizofren bile olabiliyor. Zeki insanların
duyarlılık ve hassaslık durumlarını ayarlamaları gerekiyor. Her şeyden etkilenmemeyi öğrenmeleri gerekiyor. Çünkü çevremizde duyarlılık gerektiren çok fazla şey var" diye konuştu.

Televizyon ve gazetelere yansıyan savaş fotoğraflarının insanın ruh sağlığını olumsuz etkilediğini söyleyen Burkay, çünkü o görüntülerin ömür boyu akıllardan çıkmayacağını anlattı.

Hassas insanların bu tür görüntülerden 2 kat daha fazla etkilendiğini belirten Burkay, "Gazze’deki saldırılarda anne, baba ve kardeşlerini yitiren çocuklar ömür boyu bu olayı unutmayacak. Çünkü vahşice ve insanlık dışı. Bir anda
tüm ailenizi kaybediyor ve yalnız kalıyorsunuz. O yaşta bir çocuğun yaşadığı travma büyük ölçüde onun hayatının tüm kesitlerini etkileyecek. Çünkü savaş unutulmuyor. Vahşeti gören çocuk kime güveneceğini bilemiyor. O çocukların uzmanlarca tedavi edilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.

-İSTANBUL’DA KLİNİK AÇMAK İSTİYOR-
Türkiye’de resim terapisi alanında çok ciddi bir çalışmanın olmadığını savunan Burkay, İstanbul’da bir klinik açmak istediğini, ancak bunun için yerel yönetimlerden veya özel sektörden destek beklediğini, çünkü klinik açmanın maliyetli olduğunu anlattı.

Her ay yaklaşık 2 hafta İstanbul’da çeşitli yerlerde eğitimler düzenlendiğini dile getiren Burkay, ileri dönemlerde çalışmalarını kitapta toplayacağını sözlerine ekledi.


Yaş ilerledikçe neler değişir?
İnsan vücudunda yaşlanmayla birlikte belirgin değişiklikler olur. Görme ve işitme kayıpları olur, vücuttaki yağ oranı artar, su miktarı azalır.
Dr. Hasan İnsel

Her organizma birçok değişikliğe uğrayarak yaşlanır. Bilim adamları insanların neden yaşlandığı konusunda çeşitli teoriler geliştirdi, ancak bunların hiçbiri tam kanıtlanamadı ve herhangi biri yaşlanmanın tek başına sebebi olacak gibi görünmüyor.

Bazı teoriler daha akla yatkın gelmekte. Örneğin programlı yaşlanma teorisinde bir türün yaşlanma hızı o türün genleriyle önceden belirlenir. Genler hücrelerin ne kadar yaşayacaklarını belirler. Serbest radikal teorisinde ise hücrelerin kimyasal reaksiyonların yol açtığı zararın birikmesi nedeniyle yaşamlarını bir zaman sonunda artık sürdüremezler. Bu kimyasal reaksiyonlar sırasında serbest radikaller adı verilen toksinler üretilir. Yaşla beraber hücreler normal işlevlerini yitirinceye veya ölünceye kadar gittikçe daha fazla hasar oluşur. Sıklıkla bahsettiğimiz antioksidanlar da bu serbest radikallerle savaşıp, onların hücre seviyesindeki zararlı etkilerini ortadan kaldırmaya çalışan maddelerdir.

Vücuttaki değişiklikler İnsan vücudunda yaşlanmayla beraber belirgin değişiklikler oluşur. Yaşlanmanın ilk belirtisi gözün yakındaki nesnelere kolayca odaklanamamasıdır, yani okuma zorluğu denen durum. 40 yaş civarında gözlük kullanmadan okuma zorlaşır.

İşitme duyusu da yaşla beraber değişikliğe uğrar. Yaşlandıkça en tiz sesleri duyma becerisinde azalma olabilir. Dolayısıyla yaşlılar keman sesinin yaşlılıkta kendilerine gençken olduğundan daha az heyecan verdiğini fark ederler. Ayrıca k, t, p, s ve ç gibi harfler yüksek tonda olduğundan, yaşlı insanlar karşılarında konuşan kişinin lafı ağzında gevelediğini zannedebilirler.

Çoğu insanda vücuttaki yağ oranı yaşlandıkça yüzde 30’dan fazla artar. Yağın dağılımı da değişir: Derinin altındaki yağ miktarı azalır, karındaki artar. Dolayısıyla, deri incelir, buruşur, daha dayanıksız duruma gelir, yüzden başlayarak kırışıklıklar ortaya çıkar ve artar.

Yaş ilerledikçe elin sırt kısmının görüntüsü değişir. “Yaşlılık yavaş yavaş kurumaktır” diyen eski doktorlar da haksız sayılmaz, çünkü yaşlanmayla vücuttaki su miktarı da azalır.

İç organların fonksiyonu genel olarak 30 yaşından önce maksimuma ulaşır ve bundan sonra yavaş yavaş fakat sabit bir hızla gerilemeye başlar. Ancak bu gerilemeyle bile çoğu işlev, yaşamı idame ettirmek için yeterlidir. Çünkü organların çoğu bedenin gereksinim duyduğundan çok daha fazla kapasiteye sahiptir. Örneğin karaciğerin yarısı hasara uğrasa bile geri kalan doku normal işlevleri sürdürmek için yeterlidir.

Damarlardaki kan miktarı azalır
Bedende yaşla beraber
görülen değişikliklere bazı örnekler:
- Böbreklere, karaciğere, beyine ve ince damarlara giden kan miktarı azalır.
- Böbreklerin toksin ve ilaçları atma
becerisi azalır.
- Karaciğerin zehirli maddeleri uzaklaştırma ve ilaçları işleme becerisi azalır
- Nabız hızı ayarlama mekanizmalarında değişiklikler olur.
- Kalpten çıkan maksimum kan miktarı azalır.
-Glukoz toleransı azalır.
- Akciğerin hava dolaşım kapasitesi azalır.
- Akciğerlerde dışarı hava verildikten sonra kalan hava miktarı artar.
- Hücrelerin enfeksiyonla ve yangı (inflamasyon) ile
savaşma becerisi azalır.

Sağlıklı bir yaşam yaşlanmayı geciktirir
İleri yaşta işlev kaybı normal yaşlanmadan çok, hastalıktan kaynaklanır. Bu durumda yaşla birlikte insanlar ilaçların, çevresel değişikliklerin, toksinlerin, enfeksiyonların zararlı etkilerine açık olurlar.
Artık modern tıp tarafından kabul edilen son araştırmalara göre sağlıksız bir yaşam sürmek tüm bu olanları elle tutulur şekilde hızlandırmakta, serbest radikal yapımını da artırmakta.
Hareketsiz bir yaşam, kötü ve bilinçsiz beslenme, özellikle bel çevresini genişleten fazla kilolar, sigara ve alkol kullanımı, madde bağımlılığı, stres içinde bir yaşam, olaylara pozitif bakamamak hatta gülmeyi, sevmeyi dahi unutmak zaman içinde birçok organa yalnızca yaşlanmadan daha fazla zarar verir.
Genetik yapımız yeterince iyi olmasa bile bu değişikliklerin birçoğu, daha sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesiyle önlenebilir veya en azından gelişmeleri yavaşlatılıp, oluşmaları çok ileri yıllara atılabilir.
Bir örnek vermek gerekirse, hangi yaşta olursa olsun sigaranın bırakılması akciğerlerin işlevini iyileştirir ve akciğer kanseri gelişme riskini azaltır.

Mutfağınızı güçlendirmenin sırları
Mutfağınız ne kadar sağlıkysa vücut ve ruh sağlığınız da o kadar sağlıklıdır. İşte güçlü ve sağlıklı bir mutfağın sırları...

Ailenizde kanser riski varsa sofranızdan brokoli ve domatesi eksik etmeyin.Lahana ailesinin bir üyesi ve karnabaharla yakından akraba olan brokoli önemli anti kanser etkisi olan sulforafan ve indol fitobesinlerini içeriyor. Brokoli ve domates ayrı ayrı kansere karşı etkinliği tanınmış iki sebze ancak ikisinin günlük diyette beraber tüketimi prostat kanserine karşı daha da etkin. Brokoli ve domatesi beraber tüketmeye gayret edin. Brokolideki fitobesinler çok daha derin bir seviyede detoksta görev alan enzimlerin üretimini artırması sinyalini veriyor. Kansere karşı hücre hasarına karşı bedenimizi koruyor.


DOMATESLİ BROKOLİ
Malzemeler:
250 gr brokoli (az su veya buharda haşlanmış)
3 adet domates
Yarım su bardağı lor peyniri
1-2adet kuru soğan
2 yemek kaşığı sıvıyağ
2 diş sarımsak
Maydanoz
Az tuz

Hazırlanışı:
Tencereye yağı, soğanı, sarımsağı, tuzu koyup çok kavurmadan yumuşatın domatesleri küp küp ilave edip pişirin. Az pişmiş brokoliyi sotelediğiniz domatese ilave edin. Lor peynirini ekleyin 180 derecelik fırında üzeri kızarana kadar pişirin, Mayda-nozla süsleyip sıcak olarak servis yapabilirsiniz.

Kalp hastalığı için kuşkonmaz mükemmel seçim
Kuşkonmazda yüksek miktarda bulunan folat sağlıklı bir kardiyovasküler sistem için çok önemlidir. Folat seviyesi düşük olunca kalp hastalıkları riski önemli ölçüde artar. Bir porsiyon kuşkonmazda günlük folat ihtiyacının yüzde 66’sı bulunur. Kuşkonmaz ayrıca potasyum açısından da zengin bir kaynaktır ve sodyum içeriği oldukça düşüktür. Mineral profili içerdiği aktif amino asitle birleşince diüretik bir etki oluşturur.

Hamile kalmayı düşünenler de bolca kuşkonmaz yemeli
Özellikle hamile kalmayı düşünüyorsanız veya hamileliğin erken safhalarındaysanız kuşkonmazı öğünlerinize eklediğinize emin olun. Çünkü içerdiği folat hücrelerin düzgün bölünmesi için gereklidir. Folat olmazsa fetüsün sinir sistemi hücreleri düzgün şekilde bölünmez. Hamilelikte yetersiz folat tüketiminin çeşitli doğuştan sakatlıklara yol açtığı belirlenmiştir. Kuşkonmaz K vitamini, B vitamini (folat), C vitamini ve A vitamini açısından oldukça zengindir. Kuşkonmazda ayrıca folat dışında da B1, B2, B3 ve B6 B vitaminleri bulunur. Kuşkonmaz lif, manganez, bakır, fosfor, potasyum ve protein için iyi bir kaynaktır.

Bulgur posa ve lif açısından çok zengindir
Bulgur, kandaki yağları düşürücü yönü olduğu bilinen posa / lif bakımından oldukça zengin bir gıdadır. Karbonhidrat değeri düşük, protein değeri yüksektir. Ayrıca bulgurda bulunan B1 vitaminleri, sinir ve sindirim sisteminde önemli rol oynamaktadır. Yüksek mineral ve selülozdan dolayı kabızlığı engeller ve bağırsak kanserini önler. Pişirme işlemi esnasında tanenin ruşeymin kısmında bulunan besin maddeleri tane içerisine nüfuz ettiğinden besin değeri beyaz un ile yapılan diğer ürünlerden daha yüksektir. Glisemik endeksinin düşük olması sebebiyle, bulgur uzun süre tok tutar, kana yavaş karıştığı içinde diyetlerde kullanılabilecek bir üründür.

BULGURLU PIRASA
Malzemeler:
1 kg pırasa
2 orta boy havuç
1 orta boy soğan
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 su bardağı su
1/2 tatlı kaşığı tuz
3 yemek kaşığı bulgur

Hazırlanışı:
Pırasanın yeşil kısımları ayrılarak, çapraz şekilde kesilir. Soğanlar ve havuçlar yemeklik olacak şekilde doğranır. Soğan ve havuç yağ ile 2 dakika sote edilir. pırasa da ilave edildikten sonra su, tuz, limon suyu eklenerek yarım saat ağır ateşte pişirilir. Yıkanmış olan bulgurda ilave edilerek 10 dakika daha pişirilir.

Anti kanserojen etkisiyle karnabahar
Karnabahar lif içeriği yüksek ve düşük kalorilidir. 100 gramında; 27 kalori içerir. 124 gram karnabahar günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 91,5’ini, folatın yüzde 13,6’sını ve diyet lifinin de yüzde 13,4’ünü karşılamaktadır.
İçeriğindeki indol, bioflavonaid ve diğer maddeleri ile anti kanserojen etki göstermektedir. Prostat, kolorektal ve akciğer kanseri risklerini azaltmaktadır. Pişirmelerle birlikte folatın yüzde 20’si kaybolur.
Uzun süre pişirilmesi lapalaşmasına neden olur, ayrıca kükürtlü bileşenlerini dışarıya bıraktığından istenmeyen koku ve acı bir tat oluşur.
Tüm lahana grubundaki besinler gibi karnabahar da enzimlerin aktivitelerini artırarak, kanserojen maddeleri yok eder.
Özellikle içerdiği sulforapan ve izotiyosiyanat ile karaciğer aktivitesini artırıp toksik maddelerin vücuttan atılmasını sağlar.

Karnabahar salatası
Hazırlanışı:
Buharda haşladığınız karnabahar üzerine zeytinyağı, limon ve hardal ile sos hazırlayın. Bu salata et yemeklerinin yanında harika bir garnitür olacaktır...

Bahar geliyor! Alerjiye dikkat!
Özellikle ilkbahar aylarında artan polenler nedeni ile alerjik astım hastalarının, çok dikkatli olmaları gerekiyor.

Amerikan Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölüm Şefi Prof. Dr. Levent Tabak, özellikle ilkbahar aylarında artan polenler nedeni ile alerjik astım hastalarını, dikkatli olmaları konusunda uyarıyor. Prof. Dr. Levent Tabak, ayrıca saman nezlesi olarak bilinen alerjik rinitin soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğini hatırlatıyor.

Yaz nezlesi deyip, geçmeyin!
Saman nezlesi, bahar alerjisi ya da yaz gribi olarak isimlendirilen alerjik rinit; kişilerin duyarlı oldukları alerjenler ile teması sonrası ortaya çıkan ve çok sayıda kişiyi etkileyen bir hastalıktır. Ağırlıklı olarak burun iltihabı belirtilerinin bulunduğu hastaların önemli bir kısmında; alerjik astım, konjonktivit ve deri hastalıkları da görülmektedir. Alerjik rinitin başlıca belirtileri; burunda kaşıntı, tıkanıklık, akıntı, hapşırma, kuru öksürük ve boğaz kaşıntısıdır.

Başta polenler olmak üzere; küf mantarları, çeşitli gıdalar (yumurta, çilek, balık… vb.), ev tozu, kedi ve köpek gibi hayvan tüyleri ve çeşitli kimyasallar da hastalığa neden olabilmektedir. Alerjik riniti olan kişilerde; sinüzit, kulak hastalıkları ve geniz eti gelişimi de sıklıkla görülmektedir.

Alerjik astımın tanısını koymak testler ile artık çok kolay!
Alerjik astım, genetik olarak alerjiye yatkın olan kişilerin, belirli bir süre boyunca duyarlı oldukları alerjene maruz kalmaları sonucunda gelişebilmektedir. Alerjik astım; hava yollarının, mikrobik olmayan iltihabına bağlı gelişen bronş aşırı duyarlılığıdır. Bu kişiler, duyarlı oldukları alerjenler ile temas etmeleri sonucunda; kuru öksürük, nefes darlığı, hırıltı, hışıltı ve göğüste sıkışıklık hissi gibi şikâyetler duyabilmektedir. Bu şikâyetler tekrarlayan nöbetler halinde seyretmekte; şikayetler geceleri ve sabaha karşı artmakta; alerjenden uzaklaşma ya da ilaç kullanımı sonrasında azalmakta ve hatta tamamen kaybolabilmektedir. Alerjik astım, bazı hastalarda yılın belli aylarında daha fazla görülmektedir.

Alerjik astımlı hastalarda en sık rastlanılan alerjiler; ev tozu (akar), ağaç ve çimen poleni, kedi-köpek tüyü, hamam böceği ve küf mantarı alerjileridir. Alerjik astımlı hastalarda çoğu kez tanı, iyi bir hikâye alınması ile konulabilmektedir. Kesin tanı konulabilmesi için kişinin alerjen ile karşılaşması sonrasında şikâyetlerin başlaması ve muayene bulgularının ortaya çıkması; alerjenden uzaklaşması sonrasında ise şikâyetlerin azalıp, kaybolması gerekmektedir. Muayene sırasında tanı, solunum fonksiyon ve çeşitli laboratuvar testleri ile konulabilmektedir.

Polenlerden korunmak için uygulanabilecek yöntemler:
• Doktorunuza danışarak uygun bir yöntem ile hangi polenin bünyenizde alerjiye yol açtığını belirleyin. Her bitki, yılın belli bir döneminde polen ürettiği için alerjik olduğunuz polene göre önceden koruyucu tedaviye başlayarak hazırlık yapabilirsiniz.
• Polen sayısının ılık, kuru ve güneşli günlerde artması; sabahları erken saatlerde ve yağmur sonrasında azalması nedeni ile özellikle polen miktarının fazla olduğu saatlerde, açık alanlarda olabildiğince az sürelerde kalınmalıdır. Çim polenine alerjisi olanlar, bahçe çimlerini kendileri biçmemelidir.
• Polenler ile kaplanma sonucu iç mekânlarda alerjiye neden olma riskine karşı; giysiler ve çamaşırlar yazın açık havada kurutulmamalıdır. Polen mevsiminde pencereler, kapalı tutulmalıdır.
• Eğer mümkün ise polen mevsiminde tatile çıkılmalı ve şikâyetleri tetikleyen polenlerin bulunmadığı, kıyıdaki esintiler vasıtası ile polen sayısının nispeten daha az olduğu deniz kıyısında yer alan bölgelere seyahat edilmelidir.
• Otomobil alma ya da değiştirme ihtiyacı gündeme geldiğinde; polen yakalayıcı hava filtreleri olan otomobiller tercih edilmelidir. Otomobillerinde polen filtresi olan kişiler de otomobillerinin bakımları esnasında polen filtrelerinin değiştirilmesine özen göstermelidir.
• Alerjisi olduğu halde çiçek yetiştirmekten vazgeçmek istemeyenler, böcekler vasıtası ile döllenen renkli süs bitkilerini; örneğin gülü tercih etmelidir. Bu tarz çiçeklerin polenleri, hava ile taşınamayacak kadar ağır olduğu için semptomlara yol açma olasılıkları daha düşüktür.

Mesleğe bağlı gelişen astımın saptanabilmesi için solunum testleri çok önemli!
Spirometri cihazı ile solunum fonksiyonlarını ölçerek, çeşitli akciğer hastalıklarına tanı koymak mümkündür. Nefes darlığı, öksürük ve göğüste sıkışıklık hissi olan hastalarda bu şikâyetlerin, öncelikle akciğer hastalığına bağlı olup olmadığı ölçülmelidir. Solunum fonksiyon testleri ile bu şikâyetlerin, akciğer hastalığına bağlı olup olmadığı büyük ölçüde anlaşılabilmektedir.

Solunum fonksiyon testleri ile önce hastanın akciğer fonksiyonları değerlendirilmekte; çıkan sonuca göre ilaç tedavisi uygulanmakta ve yeniden uygulanan solunum fonksiyon testlerinde düzelme gösterilmesi ile tanı konulabilmektedir. Solunum fonksiyonları normal olan kişilerde de bronş provokasyon testi ile yine astım hastalığı olup olmadığı belirlenebilmektedir.

Ofis ortamı göz kurutuyor!
Ofislerin klimalı ortamları ve bilgisayar ekranları, göz kuruluğunun gün geçtikçe daha fazla görülmesine neden oluyor.

Göz sulanmasıyla belirti veren göz kuruluğu, bir süre sonra kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemeye başlıyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden (ASM) Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Naci Sakaoğlu, göz kuruluğu ile ilgili bilgi verdi.

20 Mart 2009, İstanbul - Gözyaşı, kornea tabakasının tahriş olmasını engelleyerek rahat bir görüş sağlıyor. Ayrıca gözü besliyor ve yabancı maddelerin teması durumunda gözü temizliyor. Göz kırpma refleksinin azalması, kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen göz kuruluğunun en önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Göz kuruluğu kadınlarda, özellikle menopozla birlikte daha fazla görülüyor. Bunun dışında bazı göz hastalıkları da kuruluğu tetikliyor.

Göz kuruluğunu tetikleyici en önemli dış etkenler;
• Uzun süre bilgisayar kullanımı
• Televizyon izleme
• Araba kullanma gibi göz kırpmamızı yavaşlatan günlük hayattaki alışkanlıklarımız

Göz kuruluğu nasıl oluşuyor?
Korneanın beslenmesinin gözyaşına bağlı olduğuna ve gözyaşı kalitesinin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi’nden (ASM) Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Naci Sakaoğlu şunları söyledi:

“Kornea tabakası, damarsız bir dokudur ve beslenmesini sadece gözyaşıyla yapabilir. Kişi, normalde her 15-20 saniyede bir göz kırpar ve her kırpmada gözyaşı, göz kapağıyla birlikte kornea üzerinde ince bir film tabakası şeklinde dağılır. Kornea, açık kaldığı süre içerisinde beslenmesini, savunmasını ve nemlenmesini bu gözyaşından sağlar. 15-20 saniye sonra gözümüzü tekrar kırptığımızda bu gözyaşı gider yerine yenisi gelir. Göz kuruluğunda asıl sorun gözyaşı kalitesinin bozukluğudur. Korneanın, beslenmesini sağlayabilmesi için gözyaşının belli bir süre bu bölgede kalması gerekir. Normalde, dikey bir yapının üzerine sıvı döküldüğünde sıvının orada durması mümkün değildir. Ancak gözyaşı yapısını oluşturan maddelerden birisi olan musin, gözyaşının retina üzerinde 40-50 saniye boyunca kalmasını sağlar. Göz hiç kırpılmazsa bu süre içerisinde göz yaşı aşağı doğru kaymaya başlar. Ancak göz yaşında, musin maddesinin eksikliği gözyaşının korneadan daha hızlı bir şekilde akmasına neden olur. Musin eksikliğine bağlı olarak oluşan gözyaşı kalitesizliği sonucu gözyaşı, 10 saniyeden hızlı akarsa kuruluk sorunu başlar. “

Gözde kumlanma hissi belirtilerden birisi
Göz kuruluğu yaşayan hastalar çoğunlukla gözde sulanma şikayetiyle doktora başvuruyorlar. Çünkü gözyaşı korneada tutunamıyor ve kapağın altında göllenme ve sulanma, korneada ise kuruma yaşanıyor.

Göz kuruluğunun diğer belirtileri;
• Göz batması
• Yanma
• Kızarıklık
• Nadiren göz açıp kapatırken takılma hissi

Göz kuruluğu, kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Çok ileri seviyede hasta günlük yaşam aktivitelerini yerine getiremez ve gözünü açamaz hale geliyor.

Katkı maddesiz suni gözyaşları kullanılabilir
Anadolu Sağlık Merkezi’nden (ASM) Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Naci Sakaoğlu, göz kuruluğuna karşı şu önerilerde bulunuyor:

“Göz kuruluğunun tedavisinde suni gözyaşları kullanılıyor. Günümüzde suni gözyaşlarından en yararlısı katkı maddesiz olanlarıdır. Katkı maddesiz suni gözyaşları, hiçbir yan etkisi bulunmadığı için kişi istediği kadar kullanabilir. Göz kuruluğunu engellemek için maalesef herhangi bir tedbir bulunmuyor. Ama kişinin, göz kuruluğu hissettiği zaman gözlerini kırpıştırması şikayetini geçirecektir. Güneş gözlüğü kullanımı sadece güneşi değil rüzgarı da önleyeceğinden faydalı olabilir ancak doğrudan gözyaşıyla ilgisi yoktur. “

Ellerinizdeki tehlike
Güvenli gıda, besleyici değerini kaybetmemiş, fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik açıdan her türlü bozulma ve bulaşmaya yol açan etkenden arındırılarak tüketime uygun hale getirilmiş, temiz, bozulmamış besinlerdir.

Güvenli gıda, besleyici değerini kaybetmemiş, fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik açıdan her türlü bozulma ve bulaşmaya yol açan etkenden arındırılarak tüketime uygun hale getirilmiş, temiz, bozulmamış besinlerdir. Gıda güvenliğini sağlamak için;


- Kişisel hijyen
- Besin hijyeni
- Yiyecek içecekle ilgili alanlar ve araç-gereç hijyeni ile ilgili kurallara mutlaka uyulmalıdır.

El yıkamanın önemi
Ellerin yıkanması besinlerin hazırlama süresince besin kaynaklı hastalıkların oluşmasındaki anahtar noktalardan biridir.

Eller ne zaman yıkanmalıdır?
- Elleri kirli gördüğünüz zaman
- Yemek hazırlamadan ve yemek yemeden önce
- İşe başlamadan önce
- Temizlik yaptıktan sonra
- Tuvaleti kullandıktan sonra
- Yemek yedikten sonra
- Sigara içtikten sonra
- Para elledikten sonra
- Bozulmuş gıda ve çöplere dokunduktan sonra
- Kimyasal madde kullandıktan sonra
- Saçlarınızı taradıktan veya elledikten sonra
- Para veya kredi kartı alışverişinden sonra
- Dışarıdan eve geldiğinizde
- Hasta kişilere dokunmadan önce ve sonra
- Burnunuzu temizledikten sonra
- Kedi, köpek ve diğer tüm hayvanları elledikten sonra
- Çiğ et, tavuk, balık ve yumurta gibi hayvansal besinlere dokunduktan sonra hemen eller akan su altında sabunla yıkanmalıdır. Çiğ hayvansal besinlerde milyonlarca mikrop bulunur.

En doğru el yıkama şekli nasıldır?
1. Ellerinizi akan, ılık suyla ıslatın. Islak ellerinizi sabunla iyice köpürtün.
2. Ellerinizin her noktasını (avuç içi, parmak araları, bilekler) iyice ovalayın.
3. Ellerinizin her noktasının sabunla iyice temizlendiğinden emin olun. İyi el yıkama işlemi sabunla 20’ye kadar sayarak gerçekleşir.
4. Ellerinizi yıkadıktan sonra iyice durulayın.
5. Yıkama işleminden sonra ellerinizi temiz bir havlu veya kağıt havlu ile iyice kurulayın.
Bakterilerin üreme için neme ihtiyacı vardır. Bu yüzden kurulamadığınız elinizde gerçek bir temizlik tam olarak sağlanmış olmaz. Mutlaka elinizi temiz havlu veya kağıtla kurulayın. Üzerinize silmek daha fazla kirlenmeye sebep olur unutmayın.

Bakteri nedir?
Bakteri çıplak gözle görülmeyen, ufak canlı organizmalardır. Ancak mikroskopla görülebilirler. Bakteriler her yerde bulunabilir, her yerde yaşayabilirler (besinlerin çoğunda, derinizin üstünde, tırnaklarınızda, her türlü yüzey ve hayvan üstünde). Bakterilerin üremesi için 5 ile 63°C arası en tehlikeli bölgedir. Zararlı olan bakterilere patojen bakteriler denir. Patojenik bakterilerin gıdalara bulaştığını koklayarak veya tadarak anlayamayız. Bu nedenle gıda güvenliğine çok dikkat edilmelidir.

Bakteri nasıl ürer?
Bakterilerin üremesi için 4 temel etmen vardır;
1. Yeterli süre
2. Yeterli sıcaklık
3. Yeterli asidite (pH)
4. Yeterli nem
Bu koşullar yerine geldiğinde dakikada binlerce bakteri çoğalabilir. Mutfak bu yüzden tehlikelidir çünkü besin, nem, sıcaklık koşulları her zaman mevcuttur. Evde tezgâhların üzeri, kurulama bezleri, el yıkama kuralları, yemeklerin pişirme ve saklama sıcaklığı çok basit görünen ama sağlığı tehdit edebilen önemli detaylardır.

Balıkyağı ve astımlı bebek ilişkisinde yeni bir araştırma!
Rahim içi ortam ve anne adayının beslenme şekli ceninin astım riskini artırabiliyor. Yapılan bir araştırmada hamile kadınlar üç gruba ayrılarak bir gruba balık yağı, bir gruba zeytinyağı, bir gruba ise plasebo (beden üzerine etkisi olmayan) verildi.

Sonuçlar balık yağı verilen annelerin çocuklarında astım görülme oranının zeytinyağı verilenlere göre daha az olduğunu ortaya koydu. Zeytinyağı verilen anneler ile plasebo verilenlerin çocuklarında ise astım riski açısından bir farka rastlanmadı. Hamileliği sırasında supleman şeklinde balık yağı alındığında astım görülme riski en aza iniyor. Diyetle yeterli omega 3 alamıyorsanız dışarıdan tablet olarak takviye yapabilirsiniz.


Sağlığın yolu balıktan geçer!
Sağlıklı bir vücut ve ruh sağlığı için balığın, haftada 3 kez tüketilmesi gerektiği belirtildi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Alparslan, balığın, haftada 3 kez tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Alparslan, yaptığı açıklamada, balık etinin, yağıyla birlikte son derece yararlı bir besin olduğunu bildirdi.

Balıkta "OMEGA 3 ve OMEGA 6" yağ asitleri, A, B ve K vitaminleri ile magnezyum, selenyum, fosfor gibi minerallerin yoğun olarak bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Alparslan, hangi balığın ne kadar sıklıkla ne ölçüde ve de hangi mevsimde tüketileceğinin de önemli olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Alparslan, Türkiye’de her mevsim yenilebilecek balık türlerinin bulunduğunu, pişirme yöntemlerinin de sağlıklı beslenmede etkin rol oynadığını bildirdi.

Balığın kızartılmadan, tava, ızgara, pilaki ya da sebzeli olarak tüketilmesinin sağlık açısından daha uygun olduğunu, bu besinin, beslenme diyetine dahil edilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Alparslan, "Hepimizin, özellikle de sporcu ve mankenler gibi meslekleri gereği ince ve zarif kalmaları gereken kişiler, diyetlerinde balığı asla uzak tutmasınlar" dedi.

Prof. Dr. Alparslan, çok lezzetli ve yararlı bir gıda olan balığın, haftada ortalama 3 kez tüketilmesinin faydalı olacağını söyledi.

-BALIK, YAĞLANMA MEVSİMİNDE TÜKETİLMELİ-
Prof. Dr. Mustafa Alparslan, balıkların, belirli mevsimlerde yağlandığını, bu dönemde çok lezzetli olduklarını bildirdi.

Sarpa balığının, deniz otlarıyla beslendiğini, koruk zamanı, yani mayıs ayında bu balığın lezzetinin doruğuna eriştiğini ifade eden Alparslan, diğer zamanlarda balıkta aynı lezzetin bulunamayacağını belirtti.

Özellikle Saros Körfezi ve Gelibolu sardalyasının lezzetiyle ünlü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Alparslan, hamsinin aralık ayından başlayarak mart ayına kadar tüketilmesinin mümkün olduğunu, hamsinin lezzetini içinde yaşadığı
merada sindirim sistemine dahil ettiği tek hücreli canlıların çeşitliliğinden ve içinde yaşadığı deniz suyunun özelliklerinden aldığını açıkladı.

Balığın, diyette olanlar, fiziklerine önem verenler ve çeşitli rahatsızlıkları olanlar için olmazsa olmaz bir gıda olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Alparslan, şöyle konuştu:

"Gelişmiş ülkelere baktığımızda, balığın çok yüksek oranlarda tüketildiğini görüyoruz. Bizde ise kişi başına yılda 8 kilogram gibi bir rakam karşımıza çıkıyor. Bu oran Japonyada 90, ABD’de 23, Avrupa Birliği ülkelerinde ise ortalama 22 kilogram. Hep diyoruz, 3 tarafımız denizlerle çevrili ama biz bu denizlerden ne kadar yararlanabiliyoruz? Sağlıklı beslenmek için su ürünlerini tercih etmeliyiz. Hatta büfelerde dahi sandviç ve tostlarda balığın kullanılmasını ve tüketiminin yaygınlaştırılmasını, insan sağlığı açısından çok önemsiyoruz."

Ünlülerin güzellik sırları
Hangi ünlü hangi bitkiyle güzelleşiyor? İşte ünlülerin güzellik sırları... Hepsi doğal ve ucuz!
Birçok ünlü güzelleşmek uğruna pahalı kozmetik malzemeleri kullanma alışkanlığını geride bıraktı. Şöhretler artık tamamen doğal ve ucuz yoldan güzelleşmeyi tercih ediyor. Ciltlerinin güzelliği ile ünlenen birçok ünlü ismin ortak özelliği, kozmetik ürünler yerine doğal ürünler kullanmaları. Bunu yaparken de uzmanların tavsiyelerine uymanın yanı sıra dostlarının tavsiyesini de dikkate alıyorlar. İşte ünlülerin ilginç güzellik formülleri:

Pınar Altuğ
Kirpiklere badem yağı
Ünlü oyuncu ve sunucu Pınar Altuğ geceleri yatağa girmeden önce kirpiklerine badem yağı sürüyor. Ayrıca cildinin tazeliğini korumak için de gül suyu ile siliyor ve salatalık kabuklarından
maske yapıyor.
Altuğ'un bir diğer sırrı ise cilt dengesini korumak için bol bol su içmesi.

Aydan Şener
Maydonozdan tonik
Mecbur kalmadıkça yüzüne makyaj yapmadığını söyleyen Aydan Şener her zaman için doğal yöntemlerle güzelleşmekten yana.
Dönem dönem cildine çeşitli maskeler uygulayan Şener'in son tercihi ise maydanozlu cilt maskesi. Sanatçı maydanozu kaynatıp suyunu tonik olarak yüzüne sürüyor.

Deniz Seki
Kahveli maske
Deniz Seki cildinin güzelliğini korumak ve tahriş olmasını önlemek için haftada bir özel maske uyguluyor.
Az şekerli Türk kahvesi içmeyi seven Seki, kahvenin telvesini dökmüyor ve yüzüne maske olarak uyguluyor. Kahvedeki kafeinin gözenekleri açtığını ve cildi beslediğini vurgulayan Seki böylece pürüzsüz bir cilt görünümüne kavuştuğunu söyledi.

Şebnem Schaffer
Üzüm çekirdeği
Podyumların güzel mankeni Şebnem Scheafer, güzelliğini yoğurt ve üzüm çekirdeğine borçlu olduğunu söyledi.
Ünlü manken her sabah, bir çay kaşığı yoğurt ve bir çay kaşığı çekilmiş üzüm çekirdeğini karıştırıp yüzüne sürüyor.

Seray Sever
Yumurta ve zeytinyağı
Seray Sever'in cildinin güzelliğinin sırrı ise evde yaptığı maske.
Sever bir yumurtanın sarısını, hakiki bal, hakiki zeytinyağı ile karıştırıp yüzüne sürüyor. Sever, bazen zeytinyağının yerine badem yağı uyguladığını söylemeyi de ihmal etmedi.

Gül Gölge: Her hafta iki ayrı program sunan Gül Gölge, cildinin bakımına ve güzelliğine büyük önem veriyor. Bol bol havuç, balık, elma ve yoğurt yediğini söyleyen ünlü sunucu şöyle konuşuyor: “Cildimi temizlemek için mağazalarda satılan kozmetik ürünlerini kullanmayı sevmiyorum. Ben her konuda suyu tercih ediyorum. Ayrıca makyajımı çıkardıktan sonra her gün yüzümü buzla yavaş yavaş ovarım. Bu hem beni dinlendiriyor, hem de gözeneklerin açılmasını sağlayıp cildimi canlandırıyor. Ayrıca haftada bir kere mutlaka vücuduma kese yaptırıyorum.

Gül suyu masajı
Nefise Karatay
Oyunculukta da şansını deneyen ünlü manken, güzelliğini bir süredir 'gül suyu' seanslarıyla koruduğunu söylüyor. Hiçbir zaman pahalı kozmetik ürünleri kullanmadığını, onun yerine doğal yöntemlerle bakım yapmayı tercih ettiğini belirten Karatay, “Her sabah ve akşam cildimi mutlaka gül suyu ile masaj yaparak dinlendiririm. Hanımlara tavsiye ediyorum" dedi.

Ballı ısırgan otu
Arzum Onan: Mankenlikten sonra, kameraların karşısına geçen ve oyunculukta da isminden söz ettirmeyi başaran Onan, güzelliğini doğal içerikli ürünlerle korumaya çalışıyor. Kemerburgaz'daki evinin bahçesinde domates, biber yetiştiren Onan, organik besin tüketmenin sağlık için çok önemli olduğunu söylüyor. Onan, oğlu Can ile birlikte her sabah 'Ballı Isırgan Otu Suyu' içiyor.

Sırrı "süt tozu":
Meral Kaplan: Ünlü Hollywood oyuncusu Cameron Diaz'a benzerliğiyle ünlenen manken ve oyuncu, cildini temizlerken hırpalanmamasına büyük önem verdiğini söylüyor. Cildine herhangi bir kozmetik ürünü sürmek yerine 'süt tozu' masajı yapmayı tercih ettiğini kaydeden Kaplan, “Bu yöntemi yabancı bir kadın dergisinden öğrendim. Süt tozunu su ile hafifçe ıslatarak yüzüme halkalar şeklinde masaj yapıyorum. Bu sayede cildim yumuşak ve taze kalıyor" diye konuştu.

Orkide çiçeği kremi
Lerzan Mutlu: Singapurlu ve Malezyalı kadınların ciltlerinin tazeliğine hayran kaldığını belirten şarkıcı Mutlu, bu konuyu uzun süre araştırmış. Ve sonunda Orkide çiçeğinin çok yetiştiği Uzakdoğu'da kadınların bol kullandıkları, 'Orkide özü' ihtiva eden krem çeşitlerinden getirtmiş. Ünlü şarkıcı şimdi akşamları, orkide kremleriyle masaj yaptırdığını ve bunun çok büyük faydasını gördüğünü söylüyor.

Sudan vazgeçmiyor
Çağla Şıkel:Podyumların başarılı mankeni güzelliğini 'su' ile korumaya çalışıyor. Her gün hiç aksatmadan duş aldığını belirten Şıkel şunları söylüyor: “Ben de tüm hanımlar gibi ara sıra yeni çıkan kremleri deniyorum. Faydasını gördüklerim de oluyor ama ben suyun 'hayat' demek olduğuna inanıyorum. Su ile çok barışık bir insanım. Her gün balık gibi mutlaka suyun içindeyim. Mutlaka günde iki litre su içiyorum. Suyu hiçbir yönteme değişmem."




Anne sütünün alternatifi pekmez
Bebeklik çağında beynin çok hızlı geliştiği, bu nedenle enerjiye çok fazla ihtiyaç duyduğu, anne sütü olmadığında ise bebeklere hekim kontrolünde pekmez verilebileceği bildirildi.

Gıda Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Ramazan Çelebi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, içeriğinde organik asitler, mineral maddeler ve vitaminler bulunan pekmezin, sağlıklı yaşam için önemli bir besin kaynağı olduğunu ifade etti.

Çelebi, 100 gram pekmezde bulunan kalori miktarının 575 gram süte, 150 gram ekmeğe, 195 gram ete eşdeğer olduğunu, pekmezdeki şekerin yüzde 80'i glikoz ve fruktoz halinde bulunduğundan, bebeklerin beslenmesinde pekmezin çok önemli bir role sahip olduğunu vurguladı.

Bebeklik çağında beynin çok hızlı geliştiğini, bu nedenle enerjiye çok fazla ihtiyaç duyduğunu, bebeğe yeterli glikoz verilmediği takdirde ise beyin gelişmesinde duraklama veya yetersizlik görülebildiğini dile getiren Çelebi, ''Anne sütü olmadığında, bebeklere hekim kontrolünde pekmez verilebilir'' diye konuştu.

Kana karışması çok kolay ve beynin tek enerji kaynağı olan glikozun, pekmezde yeterince bulunduğuna işaret eden Çelebi, ''Bu yüzden çocukların sağlıklı gelişmesinde pekmez büyük önem taşımaktadır'' dedi.

Çelebi, pekmez yendiği zaman vücudun yaklaşık 30 dakika gibi kısa bir sürede enerji kazandığını, enerjiye acil ihtiyacı olan sporcu veya ağır işçilere pekmez verilmesi durumunda kısa sürede bu insanların enerji ihtiyacının karşılandığını vurguladı.

-PEKMEZ, İYİ BİR DİYET GIDASI-
Protein açısından fakir olan üzüm ve pekmezin bu özelliği sayesinde iyi bir diyet gıdası olduğuna dikkati çeken Çelebi, pekmezin çinko ve fosfor bakımından da zengin olduğunu, bu nedenle vücudu çinko ve pekmeze ihtiyaç duyan hamile ve emziren kadınlar için de büyük yarar sağladığını vurguladı.

Pekmezin içindeki potasyumun ise kalp atışlarının düzenlenmesine yardımcı olduğunu anlatan Çelebi, pekmezin, vücutta oluşan toksik maddelerin atılması ve alkali-asit dengesinin sağlanması için de kullanılabileceğini ifade etti.

Anne sütü birinci peki ya ikinci?
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatma Arık Çolakoğlu, balığın anne sütünden sonra en değerli besin kaynağı olduğunu açıkladı.

Açlık duygusunu gidermek ve karın doyurmak için yemek yemenin iyi beslenme olmadığını, karın doyurmanın normal büyüme ve gelişmeyi sağlamadığı gibi sağlığı da korumadığını söyleyen Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatma Arık Çolakoğlu, balığın anne sütünden sonra en değerli besin kaynağı olduğunu belirtti. Balık etinin ucuz protein ve enerji kaynağı olduğunu belirten Doç. Dr. Çolakoğlu, kolay sindirilebilir, protein, doymamış yağ asitleri, iyot ve selenyum kaynağı olması nedeniyle balığın beslenme açısından çok değerli olduğunu kaydetti. Dengeli beslenmenin esas öğesinin protein olduğunu belirten Doç. Dr. Çolakoğlu, "Anne sütü biyolojik değer açısından 100 olarak kabul edilirse takip eden sıralamada 93 ile deniz balığı geliyor. Balık, anne sütünden sonra en değerli besindir. Normal şartlarda 200 gram tüketilen balıketi, bir insanın günlük protein ihtiyacının yüzde 70`ini karşılamaktadır" dedi.

Ünlü balık restoranları zincirinin sahibi Kenan Balcı ise, balığın anne sütünden sonra en değerli besin kaynağı olduğu yönündeki tespitleri halka anlattıklarını belirtti. Balcı, herkesin haftada en az iki kez balık tüketmesi gerektiğini hatırlatarak, bunun yanı sıra balığın tazeliğine ve hangi mevsimde hangi balığın yenilmesi gerektiğine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Balığın yararlarını, taze balığın nasıl anlaşılacağını ve pişirme yöntemlerini anlatan Kenan Balcı,"Balık başka bir besin kaynağıyla kıyaslanamaz. Yaz-kış balık tüketilebiliyor. Ancak, en doğru olanı balığı mevsimine göre tüketmektir" şeklinde konuştu.


HER DERDE DEVA
Balığın anne sütünden sonra en değerli besin kaynağı olmasının yanı sıra kalp krizi riskini de önlediğini ve kolesterolü dengelediğini hatırlatan Balcı, "Küçük çocuklarda gözün retinası ile beyin gelişimine yardımcı olur. Gebelikte anne adayları da hamilelik süresince bol bol balık tüketmelidir. Balık düşük yağ ve kalori içerdiği için diyette mükemmel bir besindir. Buğulama, ızgara gibi pişirme şekillerini daha çok öneriyoruz. Balık yağları romatoid hastalıklar ve şişlikleri için yararlıdır. Bu nedenle haftada birkaç kez balık yenmelidir. Eğer düzenli olarak balık yerseniz romatizmal hastalıklardan korunabilirsiniz. Balık aynı zamanda göğüs kanserini önlemeye yardımcı olur" dedi.

Çocuğunuz ilk adımlarını çıplak ayak atsın
ESRA TÜZÜN
Bebeğinizin ilk adımları ileride nasıl bir ayağa sahip olacağının da ipuçlarını veriyor. İlk adımlarda ayak parmaklarının yere temas etmesi, yürüme reflekslerinin gelişmesine yardımcı olur. Bu nedenle bebeğinizin yürümeye çıplak ayakla başlaması daha iyi olur..
Bebeklikten itibaren büyümeye başlayan ayaklar için aileler neler yapmalı, çocuklarına nasıl ayakkabı seçmeliler? İstanbul Ortopedi Merkezi Başhekimi Op. Dr. İsmail Yılmaz, çocuk ayak sağlığı ile ilgili sorularımızı yanıtladı:

* Çocuklara nasıl ayakkabı alınmalı?
Belli bir yaşa kadar ayak kemikleri gelişimlerini tamamlamaz. Bebek ya da çocuklara çok sert ayakkabılar alınmamalıdır. Doğal maddelerden yapılmış ayakkabılar tercih edilmeli. Ayak şeklini alabilen, esnek, çocuğun ayak parmaklarını kavrayacak tabana sahip ayakkabılar kullanılmalı. Çünkü yumuşak doku; ergenlik çağına, özellikle de yedi yaşına kadar gelişimini devam ettirir.

ÇIPLAK AYAK YÜRÜSÜN
* Bebekler ilk adımlarını nasıl bir ayakkabıyla atmalılar?
Bebekler ilk adımlarını atmaya başladıkları zaman, mümkün olduğu kadar ayakkabı giydirilmemelidir. Ayak parmaklarının yere temas etmesi, yürüme refleksinin gelişmesine yardımcı olur. Bebekler yumuşak ve doğal zeminlerde çıplak ayakla yürümeli. Zeminin kaygan olmamasına da dikkat edilmeli. Bebekler toprakta, çimde, yumuşak bir halı veya örtü üzerinde rahatlıkla yürüyebilirler.

* Yanlış ayakkabı seçimi bebeklerde ne gibi sorunlara yol açar?
Çok sert ve ayak gelişimine zararı olan ayakkabılar; çocuğun ayak tabanındaki kavisin, yani çukurun düzgün oluşmasını, ayak adalelerinin sağlıklı gelişmesini ve yürüme denge refleksinin doğal gelişimini engeller.

YAŞINA GÖRE SEÇİN
* Çocuklar sevimli lastik ayakkabıları ne zaman, kaç yaşında giyebilir?
Ayakkabıları, çocuğun ayak gelişimine paralel olarak yaşına uygun seçmek lazım. Çocuğun iki yaşından sonra bu ayakkabıları giymesi daha uygun olur. Mesela üç yaşındaki bir çocuğa tabanı ve derisi çok sert bir ayakkabı giydirilmesi çok uygun olmaz.

* Lastik ayakkabı giyen çocukların ayak sağlığında bozukluk oluşabilir mi?
Ayakkabının tabanı çocuk ayak tabanına uygunsa bozukluk yapmaz. Ancak çocuğun ayağının gereğinden fazla ayakkabı içerisinde kalması, ayağı çıplak kalması gerekirken evde bile bu ayakkabıyı giymek için ısrar etmesi; ayakta birtakım bozukluklara sebep olur. Özellikle de ayağında içe basmaya eğilim varsa, çok yumuşak ayakkabılar ayak bileğinin daha çok içe dönmesine neden olur. O bakımdan çocuğun ayağını düzgün tutup, içe dönmesini engelleyecek ayakkabılar tercih edilmeli.

* Çocukların ayakları hızla büyüyor. Ayakkabıyı yarım numara büyük mü almak lazım?
Alınacak ayakkabının çok sıkı olmaması gerekir. Sıkmaya başladığı an, o ayakkabıyı değiştirmek gerekir. Ayakkabı derisinin esneme kabiliyetinin olması lazım. Yarım numara büyük ayakkabı alınabilir, ancak ayakkabı fazla bol olursa, yürüme refleks ve dengesinin oluşumunu zorlaştırır.

TABANI YÜKSEK OLSUN
* Lastik botlar çocuk ayak sağlığı açısından faydalı mı? Yoksa normal bot mu giydirmek lazım?
Lastik botların bir kısmının taban yapıları ayak sağlığı açısından uygun değil. Bunların bazılarının tabanları son derece ince. Yürüdüğünüz zaman zemindeki olumsuzluklar, taş gibi ayak tabanına aynen aktarılır. Tabanı yüksek ve ayak tabanının şeklini alan botlar tercih edilmeli.

* Hangi ayakkabılar çocukların ayaklarını daha çok yorar?
Çok sert veya çok yumuşak, tabanı ağır veya çok ince (bez) ayakkabılar çocukların ayaklarını gereksiz yere yorar. Ama ağır ayakkabılar kadar ince ayakkabılar da, ayak sağlığında sorunlara yol açıyor.

* Okula giderken nasıl ayakkabı giyilmeli?
Okulda çocukların ayakları bütün gün ayakkabının içinde kalacağı için rahat, sıkmayan, terletmeyen, hafif ve doğal malzemelerden yapılmış kaliteli ayakkabılar tercih edilmeli.

günaydın gezetesi

Sağlıklı bilinen sağlıksız gıdalar
Çoğu kişinin sağlıklı olarak bildiği bir çok gıda aslında bizlere zarar vererek, normalin üzerinde kalori almamıza ve şişmanlamamıza neden oluyor:

Foxnews.com'daki habere göre bazı gıdalarla ilgili aşağıdaki hususlara çok dikkat etmek gerekiyor.

1. Kahvaltılık tahıl gevreği, sağlığına ve kilosuna dikkat eden insanların kullandığı bir gıda olarak biliniyor, fakat tahıllar da kendi başına gerçekten hayli kalorili olabiliyor. İçinde hindistan cevizi yağı, şeker, ceviz ve diğer yüksek kalorili gıdalar bulunan kahvaltılık tahıl gevrekleri yüksek oranda doymuş yağ içeriyor.



2. Donmuş ana yemekler düşük kalorili ve kullanıma hazır, ancak yüksek oranda işlenmiş olan bu gıdalarda tuz oranı yüksek. Bu gıdaların birçoğunda 600 mg'dan fazla tuz bulunuyor ve porsiyonlar gerçekten çok küçük ve doyurucu değil. Akşam yemeğinde bunlardan 1 tabak yiyorsunuz ve birkaç saat sonra tekrar acıkıyorsunuz.


3. Protein barlar aslında abartılmış şeker barları oluyor. Yüksek oranda kalori ve yağ içeriyorlar ve açlığı bastıracak kadar doyurucu değil. Bunun yerine salata barları tercih edin. Balzamik sirkeyle birlikte marul, enginar ve brokoliden oluşan bir salata hazırlayabilirsiniz.




4. Fiyonk şeklindeki tuzlu krakerler az yağ içeriyor ve besleyici değeri de düşük. İçinde kalori
bulunmayan tuzlu krakerler sağlıksız, şeker içerdikleri için sizi acıktırıyorlar ve aşırı yemenin bir sonucu olarak kilo almanıza yol açıyorlar.





5. Küçük kekler de genellikle 600 kalori içeriyor. Fakat kılık değiştirmiş kekler ve özellikle iki ölçü çikolata dilimli kekler ise yüksek kalori içeriyor. Hatta kepekli kekler bile çok yoğun ve yüksek kalorili. Aynı şey çörekler için de geçerli. İnsanlar çöreklerin tatlı olmadığını ve bu nedenle sağlıklı olduğunu düşünüyorlar, ancak çörekler yağ dolu.




6. Salça yüksek oranda likopen içeriyor. Dünyadaki tüm likopenler, pizzanın sağlıklı bir gıda olduğu konusunda ikna edici değil. Mozarella peyniri ise iyi bir kalsiyum kaynağı, aynı zamanda kalorisi yüksek. Orta boy bir pizza 600-700 kalori içeriyor.





7. Dünyada Japon mutfağının sağlıklı olduğu bilinen bir gerçek, ancak bu yemeklere krema, peynir, avokado gibi değişik tatlar eklendiğinde kalorisi ve yağ oranı artıyor ve şişmanlatıyor.








8. Organik gıdalar koruyucu ve tarım ilaçlarından arındırılmış olabiliyor, ancak bu kalorisiz oldukları anlamına gelmiyor. Organik patatesten cips yapılınca içindeki yağlar yok olmuyor.





9. Ton balıklı sandviç sizce diyet bir öğle yemeği mi? Tekrar düşünün. Restoranlarda servis edilen orta boy bol malzemeli ton balıklı sandviç 700 kalori ve 43 gram yağ içeriyor.






10. Bu kalp dostu tekli doymamış yağ bile kalori ve yağ bakımından zengin. 1 çorba kaşığı zeytinyağı ya da farlı bir yağ 120 kalori ve 14 gram yağ içeriyor. Ekmeğinizi zeytinyağına bandırmak yerine üzerine margarin sürerek yemelisiniz. Çünkü ekmek sünger gibi yağı çekiyor. Bu nedenle ekmeğin üzerine sürülen bir parça yağ, daha fazla zeytinyağı yemekten daha iyi.
Zaman Online

Sağlıklı dişler için 5 pratik öneri
İdeal ağız ve diş bakımı için sadece diş fırçalama ve diş ipi kullanımından daha fazlası gereklidir. İlerleyen yaşla beraber insanların çoğu dişlerini kaybedeceklerini düşünür, ama bunu önlemek kişinin elindedir.
Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı, bu önerileri sıraladı:

1. Ağız sağlığını korumanın en önemli üç elemanı: Diş fırçası, diş macunu ve diş ipi
Ağız hijyeninin olmazsa olmaz en önemli üç bakım elemanı diş fırçası, diş macunu ve diş ipidir. Günde iki defa diş fırçalamak ve bir defa diş ipi kullanımı sağlıklı bir ağzın anahtarıdır. Bu alışkanlık çocuk yaşta kazanılırsa bireyler ilerleyen yaşlarda da sıkıntı yaşamaz.

2. Ağzınızı düzenli olarak kontrol edin
Diş hekimine düzenli olarak gitmeseniz de ağzınızı düzenli olarak kontrol edin. Kontrol zamanınız gelene kadar ağzınızda olan bir problemi fark etmeniz yapılacak tedaviyi daha kolay ve daha masrafsız hale getirebilir. Diş kırılması, dişetlerinde oluşan şişmeler, renkleşmeler ya da ağzınızda oluşan ve iyileşmeyen yaralar dikkatli bir şekilde kontrol ettiğinizde sizin gözlemleyip doktorunuza bildirebileceğiniz birçok durum arasındadır. Bu kontrol özellikle sigara içenler için daha önemlidir, ağız kanserine yakalanma açısından daha büyük risk taşıdıkları için aksatmadan bu kontrolleri yapmaları gerekir.

3. Sigaradan uzak durun
Sigara, vücudumuzdaki diğer organlar kadar dişlerimize de zarar verir. Sigara ağız içi kanser riskini önemli oranda artırır, dişeti hastalık-larının oluşmasına, dişlerde renkleşmeye ve nefesin kötü kokmasına neden olur.

4. Yemekten sonra su için
Yemek yedikten sonra diş için yapılacak en iyi davranış su veya süt içmektir. Yemekten sonra içilen bir bardak su, yemek parçalarını ağızdan uzaklaştırır ve ağızdaki asidik ortamı nötrler. Ayrıca süt içmek dişte kalsiyum oluşumuna katkıda bulunur.

5. Düzenli olarak diş hekiminizi ziyaret etmek
Diş hekimine yapılacak düzenli ziyaretler dişlerinizde oluşabilecek problemleri ve daha büyük sorunları önler.

Egzersiz öncesi esnemek şart mı?
Eğer daha önce egzersize başlamadan önce esneme bölümünü hiç atlamadıysanız, kurallarınızı esnetmeye ne dersiniz? Egzersiz öncesi yapılan esneme hareketlerinin; iddia edildiği gibi 'yaralanma riskini azalttığına dair' bir kanıt olmadığını bilmek belki fikrinizi değiştirir. Esneme hareketleri; esnekliğinizi artırır ve bedeninizi genç tutar ama kaslarınız soğukken değil sıcakken iyi gelir. Bu yüzden 'streching' de denen bu çalışmayı, egzersiz sonrasında yapmak çok daha yararlı olur.

FAZLA UZATMAYIN
Peki sağlıklı spor için nasıl bir ön hazırlık yapmak gerekir?

* İşe sizi fazla zorlamayacak hareketlerle başlayın. 10 kilo ağırlık kaldıracaksanız, önce 1.5 kiloluk olanları kullanın.
* Kaslarınızı korumak için başlangıçta orta zorlukta gerinme hareketleri yapın. Yani hareketleri uygularken acı çekmemeye dikkat edin. Gerildiğinizi hissedin ama acı çekmeyin!
* Esneme bölümünü çok uzun tutmayın. Her bir hareket için 30 saniye yeterli olacaktır. Fazlasının hiçbir yararı yoktur!
* Eğer gerinme hareketlerini doğru yaptığınızdan emin değilseniz; nasıl yapılması gerektiğini öğretecek bir spor hocasına danışın. Ya da yoga, tai-chi veya pilates gibi gerinme ve esnemeye odaklı derslere katılın

Çocuğumuza süt içirmenin 10 etkili yolu
Dr. GÖKHAN N. MAMUR *

Süt; D vitamini, kalsiyum, protein açısından muhteşem bir gıda. Normalde 8 yaşın altındaki çocuklar günde en az iki bardak süt, 8 yaş üstü çocuklar ise 3 bardak süt içmeli. Ancak toplum olarak süt içme alışkanlığımız nedense azdır.

Bu yazıda nedenleri anlatmak yerine, doğrudan hedefe yöneleceğim ve sizlere çocuğunuza süt içirmek için 10 etkili yöntem sunacağım.

Hamileyken süt için: Diyeceksiniz ki, "Bu da nereden çıktı? Hani çocuklarımızdan bahsedecektik?" Çok ilginçtir, ama gerçek şu ki; çocuğunuzun tat duyusu daha karnınızdayken gelişmeye başlar. Siz hamileyken yediğiniz yemeklerin tadı amniyotik sıvınıza geçer. Çocuğunuz doğup büyüdükçe vereceğiniz gıdalar bu nedenle ona hiç de yabancı gelmeyecektir. Süt de dahil olmak üzere.

Altıncı aydan itibaren süt verebilirsiniz: Biliyorum bu önerime çok şaşıracaksınız. Çünkü yıllardır biz doktorlar bebeklerinize 'ilk bir yıl inek sütü vermeyin' diyoruz. Ancak artık biliyoruz ki ek gıdalara altıncı aydan sonra geçildiğinde dengeli beslenme ile inek sütü de verilebilir. Bu şekilde çocuğunuz erkenden sütün tadına alışacaktır. Yalnız bir kural var: Aldığı günlük süt miktarı 500 ml'yi geçmesin, aksi takdirde demir eksikliği ve kansızlık olabilir.

Kendiniz süt için ve ona örnek olun: Çocuklar sözlerle değil, çevresinde gördüğü hareketlerle öğrenir. Yaptıklarınız onlar için "asla yanlış olamaz." Bu nedenle onun yanında sütü bardağınıza doldurun ve kana kana için.

Kardeşler arası yarış: Kardeşi veya akranları arasında süt içme yarışı başlatabilirsiniz. Bilirsiniz, aralarında rekabet olunca çocuklara hemen hemen her şeyi yaptırabilirsiniz.

Pipet: Çocuklar pipete bayılır. Yalnızca süt içerken kullanabileceği renkli, şekilli pipetler almasına izin verin.

Renkli, eğlenceli bardak: Eğlenceli bardak kullanmak da pipet gibi işinizi görebilir. Hatta "özel süt bardağını" markete gittiğinizde o seçsin. Siz işine karışmayın!

Takvim ve çıkartma: Her gün süt içmeli. İçtikten hemen sonra da en çok sevdiği çıkartmayı (sticker) belirlediğiniz "özel süt içme takvimine" kendisi yapıştırsın.

Meyveli süt: Bazı çocuklar ne yaparsanız yapın sütün tadına pek alışamaz. Bu tür durumlar için sevdiği meyveyi püre haline getirip süt ile karıştırabilirsiniz. Örneğin muz. Tabii bu, aromalı hazır süt içirin anlamına gelmiyor.

Dondurmalı süt: Dondurma da harika bir kalsiyum kaynağıdır, neticede sütten yapılıyor. Bir bardak sütün içine bir top dondurma harika bir çözüm olabilir. Unutmayın, dondurmayı koyarken çocuğunuz mutlaka görsün, hatta bırakın kendi koysun.

Kakaolu süt: Son çare olsa da kakaolu süt hazırlamayı deneyin. Hiç süt içmemesindense kakaolu süt içmesi daha iyidir.

* Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Etiler Memorial Polikliniği
***
Sağlıklı bir çocuk yetiştirmek için olmazsa olmazlar
Katkı maddeli gıdalar, çevre kirliliği, sigara ve günlük yaşamda sıkça karşılaştığımız kimyasal maddeler... "Sağlığımızın düşmanları" olarak adlandırılan bu durumlar, zayıf bünyeleri nedeniyle çocukların sağlığını tehdit ediyor. Hayatımızı kolaylaştıran teknoloji kimi zaman gözle görülmeyen olumsuz etkilerini birlikte getiriyor. Cep telefonları, bilgisayarlar ve evde kullanılan elektronik aletler, çocuklar için zararlı olarak kabul ediliyor.
***

Çocuğunuzun sağlığını, anne karnında düşünmeye başlayın
Çocuk, yaşama anne karnında başlar. Onu koruyan huzurlu ve sıcak bu ortamda dahi dış dünyanın zararlı etkilerine maruz kalabilir. Plasenta vasıtasıyla birçok zehirli madde bebek dolaşımına geçip, büyümekte ve gelişmekte olan organlarında kalıcı hasara yol açabilir. Bu nedenle çocuğunu korumak isteyen bir annenin yapacakları, daha bebek doğmadan başlar.

Gribe ve kansere karşı mutlaka yiyin!
Mısır'da, 7 bin yıl önce piramitlerin yapımında çalışanlara sağlıklarını korumak için verildiği bilinen sarmısağın, özellikle nezle, grip, boğaz ağrısı ve burun iltihabına iyi geldiği, zencefilin ise kansere karşı koruyucu etkisinin bulunduğu bildirildi.

Uludağ Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mihriban Korukluoğlu, son yıllarda antimikrobiyal özellikler taşıyan baharat ve tıbbi bitkilerin üretimlerinin arttığını söyledi. Dünya üzerinde 750 bin ile 1 milyon arasında bitki türünün bulunduğunun tahmin edildiğini belirten Korukluoğlu, "Bunlardan yaklaşık 10 bini gıda olarak kullanılırken, 13 bininin ise tıbbi tedaviye destek amaçlı kullanıldığı düşünülmektedir" dedi. Bitkilerden ekstreler hazırlanarak ilaç olarak kullanılmasının Çin'de M.Ö2700 yıllarına kadar uzandığını belirten Korukluoğlu, Anadolu halkının yabani bitkileri ilaç olarak kullanışının ise Hititler'e kadar dayandığını anlattı. Son 10 yılda tedavi amaçlı bitki satışlarındaki artışın fazla olduğunu dile getiren Korukluoğlu, sadece ABD'de bitkisel ürünlerin satışının 15 milyar dolara yaklaştığını bildirdi. Türkiye'de halen tedavi amaçlı kullanılan 1500'ün üzerinde bitki olduğunu ifade eden Korukluoğlu, şu bilgileri verdi:

"Sarmısağın antimikrobiyal özelliği eskiden bu yana bilinmektedir. 7 bin yıl önce Mısır piramitlerinin yapımında çalışanların sağlıklarını korumaları için her gün sarımsak verildiği bilinmektedir. Orta çağda salgın hastalıklardan korunma amacıyla kullanılan sarmısağın, ezilerek 2. Dünya Savaşı'nda Rus askerlerinin yaralarına konması bu ürünün tarihi hakkında önemli bilgiler vermektedir. Antimikrobiyal, antiviral ve antiparazit etkisi bulunan sarmısağın,nezle, grip, boğaz ağrısı ve burun iltihabına iyi geldiği bilinmektedir."

Özellikle kekiğin halk arasında çoklukla etli yemeklerde lezzet verici olarak kullanıldığını belirten Mihriban Korukluoğlu, bu ürünün gıda bozucu mikroorganizmalara karşı da güçlü bir katkı maddesi olduğunu söyledi. Adaçayı ve karanfilin özellikle boğaz ağrısına neden olan virüsler ile enfeksiyonların ve ağız içindeki zararlı mikroorganizmaların gelişmesinin engellenmesinde yararlanılan çok önemli iki baharat olduğunu anlatan Korukluoğlu,şunları kaydetti:

"Zencefilin ise antibakteriyel, antioksidatif, antiviral ve antitümör etkisi bulunuyor. Antitümör etkisi kansere karşı koruyuculuğunu gösteriyor. Antiviral ise virüs kaynaklı hastalıklara karşı iyi geldiğini ortaya koyuyor.Ancak baharat ve tıbbi bitkilerin etki mekanizmaları birbirinden farklıdır. Özellikle herhangi bir ilaçla olası olumsuz etkileşimin olmaması için dikkatli vekontrollü kullanılması gerektiği unutulmamalıdır."

Türkiye'de her dört kadından biri migrenli
Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu, Türkiye'nin baş ağrısı ve migren haritasını çizdi. Sonuca göre, ülkemizde her dört kadından birinde migren var. Erkekler ise daha şanslı..
Türkiye genelinde 5 bin 323 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen 'Türkiye'de Baş Ağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması' sonuçları açıklandı. Türkiye'de migrenin haritasını çizen çalışma, Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu tarafından, 21 ilde yüz yüze görüşmelerle gerçekleştirildi.

KADINLIK HORMONLARI ETKİLİYOR
Bu haritaya göre Türkiye'de her dört kadından birinde migren var. Her üç kadına karşılık sadece bir erkekte migrene rastlanıyor. Migrenin kadınlarda daha sık görülmesinin sebebi ise kadınlık hormonları. Araştırma sonucunda elde edilen ilginç sonuçlardan biri de eğitim düzeyi ile ilgili. Eğitim düzeyi arttıkça migren görülme sıklığının azaldığı tespit edildi. Üniversite ve lise mezunlarında migren görülme oranı yüzde 17.6, ortaokul mezunlarında yüzde 14.2, ilkokul mezunlarında yüzde 19.1, sadece okuryazar olanlarda yüzde 20.4, okuma yazma bilmeyenlerde ise yüzde 31.6.

GELİR DÜZEYİ ETKEN SAHİBİ
Benzer bir ilişki de gelir düzeyi-migren için geçerli. Araştırma bulgularına göre gelir düzeyi düştükçe migren görülme sıklığı artıyor. Ayda 10 bin TL'nin üzerinde gelire sahip olanlarda migren görülme oranı yüzde 7.8 iken aylık geliri 2 bin TL ve altında olanlarda bu oran yüzde 16.1. 500 TL'den daha az gelire sahip olanlarda ise migren görülme oranı yüzde 18.2. Bu sonucun, düzenli ve doğru beslenme, uyku düzeni gibi etkenlerle ilişkili olduğu düşünülüyor.

TEDAVİ KONUSUNDA BİLGİ YETERSİZ
Araştırmada elde edilen en önemli sonuçlardan biri; hastaların büyük çoğunluğunun hala, hastalığı ortadan kaldırmaya ve tedavi etmeye yönelik düzenli ilaç kullanma alışkanlığından uzak olmaları. Araştırma sonucunda düzenli ilaç kullanımının sadece yüzde 5 olduğu görüldü. Hastaların ortalama yüzde 40'ı bir ayda dörtten fazla, yüzde 50'si ise üçten fazla atak geçiriyor. Bunlar, düzenli ilaç kullanması gereken hastalar. Sonuç olarak; migren tedavisi yönünden yeterli bilinç düzeyine ulaşılamadığı görüldü.

İLAÇ YERİNE PATATES KULLANILIYOR 
Araştırma, Türkiye'de insanların baş ağrısı için doktora başvurma oranının düşük olduğunu gösterdi. Baş ağrısı çekenlerin yüzde 48.6, migrenlilerin ise yüzde 29.4'ünün doktora başvurmadığı ortaya çıktı. Araştırma sonucunda, doktora gitmeden ağrısıyla baş etmeye çalışanlara ait bulgular da elde edildi. Örneğin, migrenliler arasında başına patates bağlayanlar hâlâ yüzde 3.2 oranında. Yine migrenlilerin yüzde 1.7'si bitkisel ilaç kullanıyor. Yüzde 0.7'si ise akupunktur yaptırıyor. Araştırmaya göre; migren hastalarının yüzde 88.3'ü ilaç kullanıyor. Ama bu hastalardan sadece yüzde 36.9'u ilacı doktor tavsiyesiyle alıyor.

Şişmanlık tarih mi oluyor?
'İstediğin kadar ye' dönemi başlıyor, şişmanlık birkaç yıla kadar tarih olacak...
CNN TÜRK

Bağırsaklarda bulunan bir enzim sayesinde artık obezite sorun olmaktan çıkacak. Enzim, vücuttaki yağların enerjiye dönüşerek atılmasına karar veriyor.
Ye ye şişmanlama... Milyonlarca obezin bulunduğu dünyamızda, insanlık tarihinin bulunsa en büyük buluşlarından biri olur dendiği icat neredeyse gerçek oldu.

ABD'nin California Üniversitesi bilim adamları insan ve fare bağırsakları üzerinde yaptıkları araştırmada MGAT2 adlı bir enzime rastladı.

Bilim adamlarının buldukları enzimin, vücuttaki yağların enerjiye dönüşerek atılmasına karar verdiğini belirtti.

Uluslarası bilimsel kongrede bu buluşla ilgili konuşmaları dinleyen ve obezite konusunda ülkemizdeki en eski araştırmacılardan Prof. Dr. Ziya Mocan, "Bu gelişme ümit vadediyor, 1-2 yıl içerisinde hastalarımızda uygulamaya başlarız" dedi.

Mocan, "Ümit vadediyor. Bu konuda mutlaka başarılı olunacağından eminiz. Biz de tedavide gönül rahatlığıyla kullanabileceğiz" diye konuştu.

Mocan ayrıca, "En son bu iş bağırsakta düğümlenmekte, şeker hastalığını araştırırken şeker hastalarını etkileyen enzim ve hormonların bağırsaklardan salgılandığı görülmüştür. Yeni keşif de bununun devamıdı. Şu an bu enzim tedavisi deney aşamasındadır ve yakında da kullanıma girecektir. Bağırsaklar ilk başlangıç noktalarıdır yağ emiliminde burayı etkileyecek vücutta yağların depolanmadan önce yakılmasında çok faydalı olacak" dedi.

Fare üzerinde yapılan deneylerde, bağırsakdaki enzim üzerinde etkili olan hapı alan farelerin dört hafta içinde daha çok kalori yakmaya başladığı görüldü.

Ancak hapın piyasaya çıkmasına kadar yine şişmanlığa en iyi çare az yemek ve spor yapmak olacak

Lifli besin ve egzersiz sağlık için benzersiz
Önemli olan hastalandıktan sonra tedavi olmak değil, kişinin mümkün olduğunca sağlıklı yaşaması" diyen Anadolu Sağlık Merkezi Tıbbi Hizmetler Direktörü Prof. Dr. Metin Çakmakçı, hastalanmadan alınabilecek önlemleri sıraladı:

SİGARAYA VEDA EDİN
Önlenebilir hastalıklara en çok sigara neden oluyor. Dünyadaki ölümlerin temel nedenleri arasında da sigara üst sıralarda yer alıyor.

DOĞRU BESLENİN
Yeterli ve dengeli beslenebilmek için her gruptan belirli oranda alınması gerekir. Yüksek lifli, az yağlı besinler içeren dengeli bir diyet, düzenli egzersiz, azar azar kilo vermeye ve kilo korunmasına destek sağlar.

HAREKET EDİN
Egzersiz yapmak; tansiyon, diyabet, osteoporoz, depresyon, olası barsak kanseri, felç ve sırt hasarlarını azaltmaya yardımcı oluyor. Eğer düzenli egzersiz yapılırsa kişi kendini daha iyi hissediyor. Haftada üç kez, 45- 60 dakika egzersiz yapılmalı.

GÜVENLİ SEKS YAPIN
Kişi tek eşli ve cinsel yolla bulaşan bir hastalığı yoksa güvende demektir. Prezervatif kullanmak cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemede etkilidir.

KOLESTEROL ÖNLEMİ
Kolesterol düzeyi yüksek ise, yenilen yağ oranı azaltılıp, lifli besin tüketimi artırılmalı, egzersize başlanmalıdır.

DENGELİ TANSİYON
Kalp, felç ve böbrek hastalıkları riskini, yüksek kan basıncı artırır. Tansiyonu kontrol altına almak için, sodyum içeren besinler ve alkol az tüketilmeli.

MEME MUAYENESİ
Kadında en sık görülen kanser meme kanseridir. 20'li yaşlardan itibaren, her ay memeler elle muayene edilmelidir.

Bal yerine pekmez muz yerine elma
ESRA TÜZÜN

Ekonomik kriz döneminde az para harcayarak sağlıklı beslenmek mümkün. Örneğin et yerine kuru baklagiller tüketebilir, muz yerine elma yiyebilirsiniz. Bayatlayan ekmeklerinizi ise tatlı yapmak için kullanabilirsiniz..
Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Diyetisyen Yeşim Çelik, kriz döneminde mutfak harcamalarını dengeleyerek nasıl sağlıklı beslenebileceğimizi anlattı...

* Muz yerine elmayı tercih edin
Satın alacağınız meyve ve sebzeleri tercih ederken mutlaka mevsiminde olmasına dikkat edin. Mevsimlik sebze ve meyveler, turfanda sebze ve meyvelerden daha besleyicidir. Fiyatları da çok daha ucuzdur. Örneğin bu mevsimde çilek veya kiraz almak yerine portakal, mandalina, elma tercih etmenizi öneririz. Elmanın besin değeriyle, muzun besin değeri arasında çok fazla fark yoktur; 1 orta boy elma ile 1 küçük boy muzun kalorileri eşittir. Fakat fiyat farkı oldukça fazladır.

* Salatada göbek yerine marul ve maydanoz tercih etmenizde fayda var
Salatalarınızı hazırlarken yapraklı marulu tercih etmenizde fayda var. Çünkü yapraklı marulla göbek marul arasında besin değeri açısından bir fark yokken, yapraklı marulun fiyatı göbek marula göre daha ucuzdur. Ayrıca salatalarınıza ekleyeceğiniz maydanoz; hem C vitamini ve demir açısından zengindir, hem de bütçenize ek bir yük getirmez. Portakal, mandalina, greyfurt, limon gibi kış meyvelerini de bol miktarda tüketerek günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

* Kişi başına bir tatlı kaşığı zeytinyağı, hem kilonuzu hem kesenizi korur
Kış mevsiminde enfeksiyon riski yükseldiğinden, vitamin ve mineral gereksinimimiz de artar. Kış sebze ve meyveleri bu ihtiyacımızı kolaylıkla karşılayabilir. Karnabahar, lahana, kereviz, Brüksel lahanası, ıspanak, pırasa ve pazı gibi kış aylarında yetişen sebzeler iyi birer antioksidandır. A, C ve E vitaminleri açısından zengin, bağışıklık sistemini kuvvetlendirici ve kanserden koruyucudur. Fiyatları da uygun olan bu sebzeleri, pişirmenin yanında çiğ olarak salatalarınızda da afiyetle yiyebilirsiniz. Zeytinyağlı olarak tercih edecekseniz, besinlerinize zeytinyağını çiğken eklemenizin çok daha sağlıklı olacağını unutmayın. Kullandığınız zeytinyağını; her bir porsiyon sebze yemeğine 1 tatlı kaşığı olarak eklemeniz, hem aldığınız kalori miktarı açısından, hem de ekonomik açıdan size fayda sağlayacaktır.

* Et yerine yumurta, kuru baklagil veya süt tüketin
"Kriz döneminde et tüketimimiz azaldı, yeterli beslenemiyoruz" diye üzülenler için yumurta, kuru baklagiller ve süt alternatif protein kaynakları olabilir. Yumurta iyi kalite protein içerdiği gibi demir içeriği de yüksektir ve ete göre daha ucuzdur.

* İstavritin besin değeri lüferle aynı
Kırmızı et yerine yine yüksek proteine sahip olan tavuk ve balık tercih edilebilir. Özellikle balık tüketirken, dönemine uygun balık tüketilmesinde fayda vardır. Çünkü bu balıklar daha çok olduğundan, fiyatları da daha ucuzdur. Örneğin istavritin besin değeri lüferle hemen hemen aynıdır ve fiyatı daha uygundur.

* Kahvaltılarda tatlı olarak bal yerine pekmezi tercih edin
Çünkü pekmez, baldan daha besleyicidir, demir ve kalsiyum açısından iyi bir besin kaynağıdır, kan şekerini daha yavaş yükseltir. Ayrıca fiyatı da daha ucuzdur.
* Ucuza beslenin ama protin kaynağı olan süt ve süt ürünlerini sofranızdan eksik etmeyin. Süt; kasların çalışması için çok önemlidir.
* Ekmek; etimek ve grisini gibi ürünlerle aynı değerdedir. Fakat fiyatı çok daha ucuzdur.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.