01.02.2009 - 01.03.2009

1 0-2 Yaş arası 1 2-6 yaş arası 4 6-12 yaş arası sağlık 1 ADHD 1 adnan yıldırım nasıl zayıfladı 1 afrika bitkileri 11 afrodizyaklar 1 Agaricus Bisporus 2 agaricus mantarı 1 Agaricus Subrufescens 1 agarwood 1 agave şurubu 1 Aglaia odorata 1 Agrocybe Aegerita 2 ağaç sakızları 1 ajowan tohumu 1 ajwaini bishop 4 akciğer hastalıkları 1 akça ağaç 1 Albizia 1 Alchemilla vulgaris 2 alerjik rinit 1 alkanma 1 Allamanda cathartica 2 alternatif tıp 2 alzheimer 1 Alzheimer hastalığı 1 amaranth 1 amerikan ginsengi 3 anason 3 anason nedir 2 anasonun faydaları 1 Andrographis 32 anne bebek 2 anne sütü çayı 7 anti aging 3 anti bakteriyel 2 apiterapi 2 arı poleni 5 arı sütü 3 arı ürünleri 8 aromaterapi 13 aromatik bitkiler 2 aromatik yağlar 1 Aslan pençesi 1 aslan yeleği mantarı 1 aspen kabuğu 4 astım bronşit 1 astragalus 4 ayuverdik bitkiler 1 Badem mantarı 1 bağırsak çalıştıran bitkiler 2 bağırsak iltihaplanması 4 bağırsak solucanları 4 bağırsak şeritleri 1 bağırsak yaraları 1 bağışıklık güçlendirici 4 baharatlar 6 bal 1 bambu mantarı 1 basur 4 bebek sağlığı 3 bel ağrısı 1 beyin hastalıklları 2 bitki çekirdekleri 1 bitki zamkları 48 bitkilerin ilaçlar ile etkileşimleri 13 bitkilerin kullanım dozajları 45 bitkilerin yan etkileri 12 bitkisel banyolar 25 bitkisel caylar 6 bitkisel kokular 32 bitkisel macunlar 59 bitkisel maskeler 1 bitkisel sular 67 bitkisel yağlar 3 boyun ağrısı 3 böbrek 1 bronşit 1 burclar 1 candidia 1 castor oil 1 castor yağı 1 chaga mantarı 134 cilt bakimi 3 cilt hastalıkları 15 cilt lekeleri 24 cilt temizligi 23 cilt tipleri 28 cinsel saglik 26 cinsellik 1 Cordyceps 1 coriolus 1 çiğdem türleri 1 çin geveni 13 çocuk sağlığı 1 çölyak 1 DEHB 10 dekolte bakimi 2 deniz yosunları 8 deprasyon 1 depresyon 3 detoks 2 dikkat eksikliği 1 dilara kocak 6 dis ve agiz bakimi 1 diş sağlığı 1 diüretik 5 diyabet 77 diyet listeleri 8 diyet yemekler 2 diz ağrısı 96 dogal saglik 54 dogal tedavi 3 doğal antibiyotik 7 egzama için krem 5 egzama nedir. egzama nasıl tedavi edilir. egzama için şifalı bitkiler 12 egzama tedavisi 4 egzamadan kurtulma yolları 15 egzersiz 2 eklem rehatsızlıkları 24 el ayak tirnak 1 enokitake mantarı 26 erdem yesilada 6 erkan topuz 8 erkek bakim 13 erkek saglik 1 erkekler özel ürünler 3 esansiyel yağlar. 7 esra tüzün 6 ev yapımı 1 faranjit 1 farmakoloji 1 filizlenmiş bitkiler 1 ganoderma 6 geleneksel tıp 1 gıda takviyeleri 3 ginseng türleri 1 glokom 11 goz cevresi bakimi 1 göğüs büyütücü 1 göz hastalıkları 9 gribal enfeksiyon 8 grip 4 gul ile guzellik 20 hamilelik te bakim 14 hamilelikte beslenme 1 hasan insel 1 hayıt tohumu 1 hazımzıslık 1 hemoroid 99 herbalist adnan yildirim 1 herpes 1 herpes simpleks 1 hindi kuyruğu mantarı 1 hint yağı 1 hiperaktivite 5 homemade remedie 2 hormonlar 1 hsv 1 hububat 4 ibn-i sina 2 ibs 5 idrar yolları enfeksiyonu 3 influnza 1 insülin 1 ipek bitkisi 1 irritabl bağırsak sendromu 6 ishal 1 iştah artırıcı 2 jel bitkiler 1 jelatin 2 kabızlık 18 kadın sağlık kürleri 65 kadin saglik 1 kakule 16 kalca bacak 5 kalın bağırsak 4 kalori hesabi 36 kalp sagligi 1 kan 3 kanser 5 kansizlik 1 kar mantarı 4 karaciğer hastalıkları 1 katran 1 kemik kanseri 2 kemik sağlığı 12 kepek 2 kil 4 kilo almak 52 kilo verin 1 kistik fibrozis 2 koah 5 kolestrol 1 kordiseps mantarı 29 kök bitkiler 3 kuruyemişlerin faydaları 2 lupus 1 lupus tedavisi 1 maitake mantarı 2 mantar 5 meme kanseri 14 menopoz 58 meyve ve sebzeler 21 mide 3 mide-gaz 2 migren 27 mineral vitamin 1 moda aksesuar 13 mutlu evlilik icin 2 nezle 4 obezite 2 omega 3 1 osteaporoz 1 ödem atıcı bitkiler 8 öksrüğe şifalı bitkiler 4 öksürüğün nedenleri 5 öksürük 1 Ölmeyen hekimlerimiz 1 pankreas kanseri 1 performans artırıcı 1 Phallus indusiatus 1 Phellinus linteus 1 Pleurotus Pulmonerus 4 polen 1 Polyporus Umbellatus 1 poria mantarı 6 propolis 5 prostat 1 reçineli bitkiler 6 regl 1 reishi mantarı 1 rezene 7 romatizma 1 sa 2 sabit bitkisel yağlar 1 sabun 49 sac bakimi 5 saç dökülmesi 1 safra 1 safra hastalıkları 1 safra taşı 106 saglikli beslenme 103 saglikli zayiflama 1 sang huang mantarı 2 seboreik dermatit 6 sedef 11 selulit 1 shiitake mantarı 2 sibirya ginsengi 7 sifalı bitki kabukları 12 sifalı bitkiler 319 sifali bitkiler 32 sifali yaglar 2 siğil tedavisi 1 sindirim sorunları 6 sinir stres 2 Sistemik lupus tedavisi 1 sistit 20 sivilce ve akneler 6 siyah noktalar 1 SLE 1 sodyum aljinat 1 sodyum türeri 4 soğuk algınlı 1 sonbahar çiğdemi 7 stres 13 su ile guzellik 1 Suehirotake mantarı 10 süper gıdalar 1 süt çayı 1 şeker 1 şeytan tersi 1 şifalı bitki tozları 72 şifalı bitkiler. şifalı tohumlar 3 şifalı kokular 20 şifalı mantarlar 4 şifalı sebzeler 8 şifalı şerbetler 8 şifalı yemişler 3 tahıl grupları 1 tansiyon 8 temizleme sutleri 2 tenya 15 tıbbi mantarlar 2 tip 1 diyabet 2 tip 2 diyabet 3 tonik ve maskeler 3 troit 1 unfilanza 5 uykusuzluk 2 ülser 2 ülseratif kolit 2 vajinit 7 video 63 vucut bakimi 3 vucut ritmi 4 yara yanık 1 yorgunluk 3 zayıflama haplarının zararları 11 zehirli bitkiler

Ter kokmayın!
Yine bitkisel ürünler işbaşında!
Doğal bitkilerle istenmeyen vücut kokusunu önleyebilirsiniz. Çoğu vücut kokusunu gidericiler kokuyu gizlemeye, terlemeyi azaltmaya ve nemle dost olan bakterilerden cildi korumaya çalışır. Bununla beraber ter kokmaz, koltuk altlarında ve genital bölgelerde bulunan ter bezleri tarafından üretilen ter, protein ve yağlı mineraller yayar, kokuya neden olan bakterilerin gelişmesine yardımcı olur. Deodorantlı sabunlarla yıkanmak ciltteki hemen hemen tüm bakterileri uzaklaştırır. Koku önleyiciler (antiperspirantlar) ve deodorantlar da etkilidir ancak koltuk altını tahriş edebilir.. Karbonhidrat ya da mısır ununu terleyen bölgeleriniz için deneyebilirsiniz. Her iki toz da nemi emer ana antiperspirant değildir. Karbonat ortalama bir antiseptik ve koku gidericidir.
Bakteri gibi, yiyeceklerde koku yapabilir; Soğan, sarımsak, balık, lifli yeşil yiyecekler gibi çinko içeren gıdalar koku yapabilir. Aşırı terleme, kimyasal dengesizlik gibi ciddil hastalıklar vücut kokusu yapabilir. Koku yapan hastalıklardan şüpheleniyorsanız doktora görünün.

Adaçayı: Bu bitki oldukça popüler bir ter önleyicidir. (antiperspirant). Adaçayı yağı, tentür ve çay poşetleri kolay bulunur. Tentür ile sulandırılmış yağı, yüz ve genital bölgeleriniz hariç terleyen bölgelerinize doğrudan sürün. Çay olarak da içebilir ya da terleyen bölgelerinizi bununla yıkayabilirsiniz. Hamile kadınlar çayını içmemeli ya da tentür kullanmamalı.

Çay ağacı yağı: Bu tarçın kokulu yağ, Avustralya'daki bir 'Melaleuca alternifolia' ağacından elde edilir. Terleyen bölgelerinize uygulayın. Yağ, ortalama bir antiseptik ve deodorant dermatit (deri yanığına) neden olabilir.
KADINCA

Üzüm çekirdeği, yaşlanmayı geciktirip, kanseri önlüyor
Siyah üzüm çekirdeği meyvesinden 3 kat fazla antioksidan madde içerdiği antioksidanın, kanser, yaşlanma ve kalp krizi riskine karşı etkili olduğu açıklandı.

KONYA Selçuk Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nejdet Şen, siyah üzüm çekirdeğinin meyvesinden 3 kat fazla antioksidan madde içerdiğini antioksidanın, kanser, yaşlanma ve kalp krizi riskine karşı etkili olduğunu açıkladı.

Yrd. Doç. Dr. Şen, “Yaptığımız araştırmalarda özellikle siyah üzüm ve çekirdeğinin diğer sarı üzüme göre daha fazla antioksidan içerdiğini belirledik. Vücut için son derece önemli olan antioksidan madde, hormonal dengeyi ve vücudu zararlı maddelere karşı korur. Bu da üzüm çekirdeğinin önemini ortaya koymaktadır. Siyah üzümü veya kurusunu yerken çekirdeklerin antioksidan etkisini artırmak için meyvesiyle birlikte yiyin” diye konuştu.

CİLDİ SIKILAŞTIRIYOR
Yrd.Doç.Dr. Şen, serbest radikaller olarak nitelendirilen, hücre ve dokulara zarar veren maddelerin üzüm çekirdeğinde bulunan antioksidanlarla azaltıldığını da belirterek şunları söyledi:

“Serbest radikallerin neden olduğu zarar, en basit anlamda yaşlanma olarak tanımladığımız şeydir. Serbest radikallerden uygun şekilde korunmazsanız, çok daha hızlı yaşlanırsınız, eklemlerde bükülme zorluğu ve cilt sarkması da hızlanır. Üzüm çekirdeği antioksidan olmasının yanı sıra cildi daha sıkı ve elastiki yapar. Yaşlılık lekelerinin tedavisinde yararlıdır. Serbest radikaller, yaşlanmayla birlikte gelen eklem iltihabı, alerji, dolaşım bozuklukları, şeker hastalığı, karaciğer sirozu, kalp hastalıkları, damar tıkanıklığı gibi hastalıklarda rol oynar.”
Diğer meyve ve sebzelere göre üzüm çekirdeğinde antioksidan oranının fazla olduğunu belirten Şen, günde bir avuç siyah üzümün sağlık için faydalı olduğunu ifade etti.

Besinlerin uygun ortamlarda saklanmaması, yeterli derecede pişirilmemesi ve hazırlanmaları sırasında hijyen kurallarına uyulmaması, besin zehirlenmelerine yol açıyor. İşte hayat kurtaran önlemler...

Amerikan Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Emin Yekta Kişioğlu, çok şiddetli enfeksiyonlarda bağırsak delinmesine kadar gidebilecek komplikasyonların gelişebileceğini söylüyor.

Besin zehirlenmesi nasıl olur?
Besin zehirlenmesi bakteri, virus veya kimyasal toksinlerle kontamine olmuş veya temas etmiş besinlerin alınması ile gerçekleşen, kusma, ishal karın ağrısı ateş gibi belirtilerle seyreden hastalığa denir.

Besin zehirlenmesine neden olan nedir?
Besinler, temiz koşullarda ve uygun ortamlarda saklanmamaları, hazırlanmaları sırasında kişilerin ellerindeki mikropların bulaşması, yeterli derecede ısı ile pişirilmemeleri veya servis sırasındaki koşulların temiz olmamasından dolayı, mikroorganizmalar tarafından kontamine olurlar (kirlenirler). Bu durumda tüketilen besinlerin içindeki mikroorganizmalar veya bazı besinlerdeki kimyasal toksinler, sindirim sisteminde çeşitli yollarla hasara yol açarak zehirlenmeyi oluştururlar.

Hangi besinler zehirlenmeye daha çok neden olur?
Hemen hemen temiz koşullarda bulunmayan her besin zehirlenmeye neden olabilir. Ancak en sık zehirlenme salata, et, yumurta, kümes hayvanları, süt ürünleri ve kontamine su ile olur.

Besin zehirlenmesi nasıl belirtiler gösterir?
Bulantı, kusma, ateş, karın ağrısı ve ishal görülen belirtilerdir. Nadiren de olsa, sindirim sistemi belirtileri olmaksızın felç, hafıza kaybı, baş ağrısı, hepatit, menenjit ve düşük görülebilir.

Besin zehirlenmesinde ilk olarak yapılacaklar nelerdir?
Yukarıda saydığımız sindirim sistemi belirtileri olan hastalar öncelikle etraflarındaki kişilere de hastalığı bulaştırmamak için tuvalet ve el temizliklerine çok dikkat etmelidirler çünkü bu mikroorganizmaların çoğu dışkı yoluyla yayılabilir. Belirtiler görüldüğünde, bol sıvı ve su içilmelidir. Besin zehirlenmesi genellikle 2-3 gün içinde kendiliğinden düzelebilen bir durumdur. 2-3 gün içinde düzelme belirtisi yok ise mutlaka doktora başvurulmalı, doktora başvurmadan herhangi bir ilaç alınmamalıdır.

Besin zehirlenmesinin doğurabileceği sonuçlar nelerdir?
Kusma ve ishal gibi sindirim sistemi belirtileri dışında, sinir sistemini de etkileyen besin zehirlenmesi türleri az da olsa vardır. Ayrıca Hepatit ve Üre’ye neden olabilen mikroorganizmalar bulunmaktadır. Bazen ishal, dizanteri şeklinde yani kanlı ve mukuslu olabilir. Çok şiddetli enfeksiyonlarda bağırsak delinmesine kadar gidebilecek komplikasyonlar gelişebilir.

Besin zehirlenmesinden korunmak için nelere dikkat etmek gerekir?
Yiyecek alırken;
a. Donmuş bile olsa pişmemiş besin ile yan yana olan pişmiş besinleri tüketmeyin.
b. Hasarlı hiç bir konserve besini almayın.
c. Buzdolabında olmayan hiçbir kırmızı ve beyaz eti almayın.

Saklama;
• Et ve balıkların diğer besinlerle temasını plastik kap veya ambalaj kullanarak önleyin.
• Bozulabilecek besinlerin alındıktan sonra 1 saat içinde tekrar buzdolabına konması gerekir.
• Buzdolabı içi 0-4 derece, buzluk ise -18 derecede tutulmalıdır.
• Beyaz ve kırmızı etler, 48 saat içinde pişirilmeyecek ise dondurulmalıdır.
• Balıklar 48 saat buzdolabında saklanabilir.
• Yumurtaları buzdolabının kapağında (yeterli soğukluk olmayabilir) saklamayın.
• Pişirilmiş yiyecekleri 2 saat içinde buzdolabına koyun.
• Yemekleri ikinci kez yerken 74 derecede az ısıtın.

Yemek Hazırlama;
• Yemek hazırlamadan önce ve çiğ et, balık ve yumurta elledikten sonra mutlaka ellerinizi sabunla yıkayın.
• Donmuş et veya balıkları oda sıcaklığı yerine buzdolabında veya mikrodalgada çözün. Marine işlemini de oda sıcaklığı yerine buzdolabında yapın.
• Çiğ et, balık ve yumurta ile temas eden mutfak gereçleri mutlaka çok iyi yıkanmalıdır.
• Pişmiş ve pişmemiş yiyeceklerin birbirine temasını önleyin.
• Taze sebze ve meyveyi çok iyi yıkayın.
• Pişmemiş yumurta ile yiyecek hazırlamayın.

Pişirme;
• Mümkünse et termometresi kullanın, dana ve kuzu etini 63 derece, beyaz eti ise 77-82 derece iç sıcaklıkta pişirin.
• Yumurtaları sarısı katılaşana kadar pişirin.

Servis;
•Gıdaları oda sıcaklığında 2 saatten fazla, oda sıcaklığı 32 dereceden yüksek ise 1 saatten fazla bırakmayın.
• Dışarıda yemek yerken yapılabilecek tek şey güvendiğiniz ve bildiğiniz restoranlara gitmektir.

Besin zehirlenmesinde nasıl bir tedavi uygulanır?
Besin zehirlenmesi belirtileri çoğunlukla 2-3 gün içinde kendiliğinden geriler ve herhangi bir tedavi gerektirmez. Bu süre içinde bol miktarda su ve yağsız sıvı alınması, ishal ve kusma ile kaybedilen sıvının yerine konması için gereklidir. Kusma var ise bulantı önleyici ilaçlar kullanılabilir. Ancak çok şiddetli kusma ve çok fazla sıvı kaybı yapacak ishal varsa veya belirtilerde 2-3 gün içinde gerileme olmuyor ise doktora başvurmalıdır. O zaman destekleyici damardan sıvı tedavisi, zehirlenmenin nedeninin araştırılması ve gerekirse antibiyotik tedavisi gündeme gelebilir.

Halk arasında bilinen yanlış tedavi yöntemleri var mı, neler, yapılmaması gerekenler neler?
Bu konuda yapılan en sık hatalardan birisi ishali kesici ilaçların kullanılmasıdır. Bu durumda mikroorganizma veya toksinin bağırsaktan atılması gecikeceği için hastalığın hem seyri uzayabilir hem de şiddeti artabilir.

İkinci sık görülen yanlış davranış ise hemen antibiyotik kullanılmasıdır. Bu yanlışlık ise çok ciddi böbrek yetmezliğine kadar gidebilecek komplikasyonların gelişmesinden, antibiyotiğe bağlı olabilecek bağırsak problemlerine kadar birçok ilave soruna yol açabilir.

Yemekten önce içilen bir fincan kahve tokluk hissi yarattığı için uzmanlar tarafından diyabetlilere öneriliyor.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Şevki Çetinalp, yemekten önce içilen bir fincan kahvenin tokluk hissi yarattığından diyabetlilere önerdi. Ege Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı, Ege Obez Hasta Osteoporozlu Hasta Diyabetle Yaşamı Kolaylaştırma Derneği tarafından düzenlenen ‘7. Sağlık Halk Kongresi’nde düzenlenen panelde konuşan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Şevki Çetinkalp, diyabet tedavisinde alternatif tıp yöntemlerini anlattı.

Yrd.Doç.Dr. Çetinkalp, diyabet tedavisinde alternatif tıp yöntemlerini anlatırken içinde ne olduğunu bilmeden toz ve
bitkilerden medet umulmamasını istedi; bu konuda tarçın, yeşil çay, kahve ve sirke üzerinde yapılmış çalışmalara dikkat çekti. Doğal besinler açısından tarçının insanlık tarihinin en eski baharatlarından biri olduğunu vurgulayan Yrd.Doç.Dr. Çetinkalp, “Tarçından fayda görülmesi için en az 1.5 çay kaşığı alınması gerekiyor. Açlık kan şekerine olumlu etki ediyor ve kötü kolesterolü düşürüyor” dedi.

Yeşil çayın başta kanser olmak üzere yeni damar oluşumu ile ilgili hastalıkların oluşumunun engellenmesine yardımcı olduğunu kaydeden Yrd.Doç.Dr. Çetinkalp, “Kanser riskini azaltarak, kötü kolesterolü düşürmekte. Yapılan çalışmalar günde 5 bardaktan fazla çay içenlerin herhangi bir hastalıktan ölme riskinin günde bir fincandan az çay içenlerden daha az olduğunu gösteriyor. Yine günde 2 veya daha fazla kafeinsiz kahve içilmesi tip 2 diyabet riskini azaltmakta. Ailesinde diyabet öyküsü olanlar ve şişmanlamaya başlayan kişiler için faydalı olabilir. Yine yemekten önce 1 fincan kahve içmek tokluk hissi yaratmakta” diye konuştu.

Cildin en fazla yaz aylarında hasar gördüğü düşünülse de, araştırmalar çoğunlukla bunun tam tersini gösteriyor. Sert rüzgârların, soğuğun, asit yağmurlarının ve kirli havanın hüküm sürdüğü kış mevsimi yaşlanma sürecini de hızlandırıyor.

Soğuk havanın cilt üzerindeki olumsuz etkileri üzerine birçok araştırması bulunan Dr. Ali Kerim Diler; kış aylarında uygulanabilecek en sağlıklı ve en etkili yöntemleri bizimle paylaştı.

Cildin en fazla yaz aylarında hasar gördüğü düşünülse de, araştırmalar çoğunlukla bunun tam tersini gösteriyor. Sert rüzgârların, soğuğun, asit yağmurlarının ve kirli havanın hüküm sürdüğü kış mevsimi yaşlanma sürecini de hızlandırıyor.

Kış mevsimi ile birlikte cilt rahatsızlıklarında önemli bir artış yaşanır. Sert rüzgârlar, yağmur, hava kirliliği, kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirmek sivilcelenme, nem kaybı, sedef, egzama gibi çeşitli cilt sorunlarını da beraberinde getirir. Yaz aylarında ultraviyole ışınlardan zarar gören ciltte meydana gelen lekeler ise hava değişimi ile daha da koyulaşır ya da kabuk bağlarlar. Bu durumda, hem soğuk nedeniyle cildinizi korumanız hem de yazın meydana gelen cilt rahatsızlıklarını tedavi altına almanız gerekir. Soğuk ve kuru hava ya da asit yağmurları ise işimizi kolaylaştırmaz. Tüm bunların yanı sıra melatoin hormonunun güneşsiz ortamlarda daha fazla salgılanması kış aylarını daha stresli geçirmemize neden olup, cildin yaşlanma süreci de hızlanır. Hatta sedef ve vitiligo gibi bazı hastalıklar yine yılın bu zamanında ortaya çıkar ya da ağırlaşırlar. Kış güneşinin en az yaz aylarındaki kadar zararlı olduğunu dile getiren Dr. Ali Kerim Diler; soğuk günlerde uygulanması gereken cilt bakımı ve tedavi yöntemlerinin daha titizlikle uygulanması gerektiğinin altını çizerek, konu hakkındaki tecrübesini paylaşıyor.

"Nemlendirici kullanmak bir alışkanlık halini almalı"
"Cildinizi koruma altına alabilmeniz için her şeyden önce temizliği ve nem dengesini korumak çok önemli. Çünkü kış aylarında havadaki nem azalırken kalorifer, soba ve klima gibi cihazlar nem oranını daha da aşağıya çekiyor. Bu aşamada deri kuruluğuna bağlı gelişen ya da şiddetlenen deri hastalıklarının yaz aylarındaki kurumayla birlikte istenmeyen sonuçlar yaratabilir. Dolayısıyla; önlenmesinde nemlendirici kullanımı büyük önem taşıyor. Meslek hayatıma başladığımda temizlemeyle nemlendirme gibi temel bakımların çok önemli olmadığını düşünürdüm fakat aradan geçen 15 yılda tedavi ettiğim hastalarda, nemlendirici kullananlarla kullanmayanlar arasındaki farklılıkları görmeye başlayınca gerçekten çok faydalı olduğunu fark ettim" diyen Ali Kerim Diler, yaz mevsiminde yağsız ve su bazlı nemlendiriciler kullanılması daha uygun bulurken, kış aylarında daha yoğun ve yağlı nemlendiriciler ile kuruyan cildinizi koruma altına almanızı tavsiye ediyor. Ayrıca kış aylarında kayağa gidenlerin de ciltlerini güneşten korumayı unuttuklarını fakat bunu kesinlikle ihmal etmemeleri gerektiğini belirtiyor; "Genellikle kış aylarında güneş ışınlarının zararlı olmadığı zannediliyor ve kayarken güzel bir bronzluk kazanıldığı için kişiler koruma faktörlü kremler kullanma gereği dahi bulmuyorlar. Oysa cildi korumak çok önemlidir. Çünkü kış güneşi kılcal damarların çatlamasına neden olurken, ciltte lekelenmeler de meydana getirebilir."

Diler; kış aylarında beslenme tarzının da büyük önem kazandığını belirtirken, bol sebze ve meyve tüketmenin yalnızca hastalıklardan korunmak adına değil cildi beslemek adına da önemsenmesi gerektiğini vurguluyor.

Kalorilere dikkat!
Şu anda her lokmanız bir zamanlar içinizde gelişmekte olan bebeğinizle paylaştığınız kadar önemli olmasa da, besin seçiminiz süt kaliteniz açısından önem taşımaktadır. Özellikle yeni bir anne olarak çok daha fazla enerjiye ihtiyacınız olacak. Bu nedenle eğer emziriyorsanız hamilelik öncesi ağırlığınızı korumak için almanız gereken kalori miktarına günde 400 ile 500 ekstra kalori eklemeniz gerekiyor.


Proteinler;beslenmenin yapı taşları
Hamileliğiniz boyunca aldığınız proteinler, yavrunuz henüz bir embriyo iken onu sağlıklı bir bebeğe dönüştürmek için gerekli olan hücrelerin meydana gelmesini sağlayacak oluşumda en büyük görevi üstlendi. Şimdi ise, yeterli ve dengeli bir beslenme uygulamak için proteinlere ihtiyacınız bulunmaktadır. Enerjinin %15’i proteinlerden gelmelidir. Et, tavuk, balık, yumurta ve kurubaklagiller proteinler zengin olan besinlerdir. Ayrıca bu besinler B grubu vitaminleri, demir ve çinko açısından da


Kalsiyum; gelecek için önemli
Bu dönemde kalsiyum ihtiyacınızı tam anlamıyla karşılamak en çok dikkat etmeniz gereken konulardan biridir. Günlük beslenme içerisinde 3 porsiyon süt ve süt ürünleri tüketmek yeterli olacaktır. Kilo kontrolü açısından az yağlı olanları tercih edebilirsiniz.


Doğal vitamin kaynakları sebze ve meyveler
Meyve ve sebzelerde hayati önem taşıyan vitaminler ve mineraller bulunur. Her öğünde mutlaka sebzeve meyve tüketmeye çalışınız. Pişirme şekli vitamin ve mineral içerikleri üzerinde etkilidir. Bu nedenle sebzeler önce yıkanıp sonra mümkün olduğu kadar büyük parçalar şeklinde çiğden olacak şekilde pişirilmelidir.


Demir açığınızı mutlaka telafi edin
Vücuttaki demir eksikliği hamilelik döneminde birçok kadının karşısına çözülmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Bunun için hamilelikte demir ihtiyacına yönelik beslenmenin yanı sıra doktorun önerdiği şekilde dışarıdan demir takviyesi yapılıyor. Çünkü hamileliğin ikinci yarısında bebeğiniz, demir depolarını oluştururken sizin demir depolarınızdan yararlanır. Bu nedenle, doğum sonrasında da devam eden demir eksikliğinizi gidermek için öğünlerinizi demir yönünden zenginleştirmek için kırmızı et, pekmez, yumurta sarısı günlük beslenmeye eklenmelidir.Yiyeceklerle beraber alınan demirin vücutta kullanılmasını önemli ölçüde engelleyen çay tüketimini ise mümkün olduğunca azaltmalısınız. Ayrıca demir emilimini arttırmak için C vitamini içeren besinler ile tüketilmesi daha iyi olacaktır. Salata, taze sıkılmış meyve suları gibi.


Folik asiti ihmal etmeyin
Emzirme döneminde de tıpkı hamileliğinizde olduğu gibi folik asit yönünden zengin besinler tüketmelisiniz. Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, karaciğer, böbrek, yumurta, kabuklu tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, baklagiller ve taze sıkılmış portakal suyunda bulunuyor. Hamilelikte ve emzirme süresinde 400-800 mikrogram alınması gerekiyor. Bu miktarı besinlerle karşılamak zor olduğu için vitamin haplarıyla açığı kapatabilirsiniz. Ayrıca folik asit vücutta depolanamadığı için her gün almak gerekiyor.


Yağlarlardan uzak durun
Enerjinin %30’u bu gruptan sağlanmalıdır. Özellikle n-3, n-6 ve n-9 yağ asitleri örüntülerine dikkat edilmelidir. n-3 yağ asitleri deniz ürünleri özellikle yağlı balıklarda (somon, uskumru), soyayağı, kanola yağı, yumurta sarısı ve anne sütünde bulunmaktadır. n-6 yağ asiti; soyayağı, ayçiçek ve mısırözü yağında bulunmakta, n-9 yağ asiti ise fındık ve zeytinyağında bulunmaktadır.


İyotlu tuz dostunuz
Hamilelik dönemi vücudun iyot gereksiniminin arttığı bir dönem. Çünkü hamilelikte görülen iyot eksikliği düşük, ölü doğum ve bebek ölümlerinde artmaya neden olurken, bebeklerde zeka geriliğine, sağırlık ve cüceliğe neden oluyor. Emzirme döneminde iyotlu tuz kullanmak iyot ihtiyacını karşılamak için yeterli olacaktır. Tuzu kapalı ve ışık almayan yer saklayınız.


Bol bol sıvı tüketin
Doğumdan sonra emzirme döneminiz içerisinde günlük 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösteriniz.Bu miktar sıvının tamamını su ile tamamlayabilirsiniz veya hazır meyve suları ve asitli içecekler yerine, az şekerli komposto suyu ve taze sıkılmış meyve sularını tercih ediniz.


Vitamin takviyesi gerekebilir
Emzirme dönemi içerisinde doktor tavsiyesi ile ek vitamin takviyesi alınabilir. Bu noktada sebze-meyvede bulunan doğal vitaminlerden daha fazla yararlanabilmek için ;meyve suları sıkıldıktan sonra yarım saat içinde tüketlimeli, salata yaparken mümkün olduğu kadar az bıçak ile işlem uygulanmasına dikkat edilebilir. Ayrıca salatanın limonu yemeden hemen önce sıkılmasına dikkat edilmelidir.


Enerji için karbonhidrat tüketiniz
Emzirme döneminde hamilelikte olduğu gibi günlük enerjinin %55-60’ını karbonhidratlardan sağlamanız gerekmektedir Burada dikkat edilecek nokta şeker gibi basit karbonhidrat yerine pilav, makarna, patates, ekmek gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Kilo kontrolü sağlamak açısından iyi olacaktır.

İzmir'de düzenlenen 7. Sağlık Halk Kongresi'nde, düşük kalorili yemek hazırlanışı uygulamalı olarak katılımcılara anlatıldı.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi diyetisyenlerinden Canan Değirmenci, "Kızartma ve kavurma dışında kırmızı et yenebilir." diyerek, her 1 kilogramlık yiyeceğe en çok dört yemek kaşığı yağ konulmasının normal olduğunu belirtti. Ayrıca yiyeceklerin yüksek derecede pişmemesi gerektiğini vurgulayan Değirmenci, düşük kalorili yemeklerin kişilerin günlük ihtiyacını karşıladığını söyledi. Canan Değirmenci, aşure ve pizzanın bile sağlıklısının yapılabileceğini kaydetti.
Ardından hafif yiyecekleri hazırlayan aşçı Yılmaz Özcan, meyve ve sebzelerin nasıl kullanılacağını anlattı. Salatada kullanılan yeşil sebzelerin bıçakla kesilmemesi gerektiğini vurgulayan Özcan, "Sebzelere çelik değdiği an vitamini gidiyor. Ayrıca salatayı bekletmeden yemek gerekiyor." dedi. Aşçı Özcan, bir de düşük kalorili aşure tarifi verdi.

HAFİF AŞURE (15 KİŞİLİK)
1 porsiyonda:
Kalori 170 kalori
Protein 5,5 gram
Yağ 3 gram
Karbonhidrat 30 gram
Değişim ölçüsü 2 ekmek, 1/2 et

MALZEMELER
1 su bardağı buğday
½ su bardağı nohut
½ su bardağı kuru fasülye
1/3su bardağı pirinç
10 adet kuru kayısı
1/3 su bardağı kuru üzüm
50 adet fındık içi
3 çay kaşığı tarçın
1 kavonoz (80gr)toz tatlandırıcı
2 adet incir
50 gr kuş üzümü
2 adet karanfil
1/3 su bardağı nar
1 yemek kaşığı çam fıstığı
1/3 su bardağı ceviz kırığı

YAPILIŞI
Yuğday, nohut ve kuru fasulye bir gün önceden ıslatılır. Daha sonra pirinç ilave edilerek ayrı ayrı haşlanır ve hepsi karıştırılır. İncir, kayısı, kuru üzüm ve çam fıstığı doğranarak ilave edilir. Kısık ateşte 5 dakika pişirilir. Sonrasında toz tatlandırıcı ilave edilir ve 3 dakika daha pişirilir. Pişirme bittikten sonra servis kaplarına alınarak soğutulur. Üzeri ceviz, nar tanesi, tarçın ve fındıkla süslenir. (CİHAN)

Zayıflamak isteyenler dikkat! Doğru bildiğimiz yanlışlar var
Dönem dönem zayıflamak isteyenler arasında salgın bir hastalık gibi hızla yayılan 'mucize formüller' türer. Şu sıralar lahana suyu hapları popüler mucize formüllerin başında geliyor. Sabahları aç karına içilen ılık limon suyu, en meşhur formül.
Maydanoz sapı suyu, beyaz lahana suyu ve de kekik suyundan bıkmıştık ki şimdi de hapları çıktı. Bir de herkesin emin bir edayla "aman ha diye!" söze başladığı önerileri var ki, kilo almamak için, doğru yanlış bilmeden birçoğumuz uymuştur bunlara. Patates kilo aldırır, kepek ekmek zayıflatır, ıspanak diyet için iyidir... Bu tarz örnekleri çoğaltmak mümkün. Biz de işin uzmanına 'doğru bildiğimiz yanlışlar'ın şu sıralar en popüler olanlarını sorduk. Memorial Hastanesi'nin beslenme ve diyet bölümünden diyetisyen İpek Ağaca, 7 madde halinde sıraladığımız ve artık neredeyse sloganlaşmış diyet formülleri hakkında bakın neler söylüyor.

Sabah aç karına içilen limon suyu yağları yakar.
YANLIŞ! Sabahleyin içtiğiniz bir bardak ılık su, metabolizmanızı hızlandırıp kendinizi tok hissetmenizi sağlar, ancak limon suyunu aç karnına içtiğiniz için midenize zarar vereceği gibi yağları yakıcı bir özelliği de yoktur.

Maydanoz ve lahana suları/hapları zayıflatır.
YANLIŞ-DEĞİŞKEN! Maydanoz ve lahana, çok fazla tüketildiğinde ya da suları kaynatılıp içildiğinde iyi ödem atıcı özellik gösterirler, dolayısıyla tartıya çıktığınızda 2-3 kiloluk kayıplarla yüzünüzü güldürürler. Ancak bu kayıp, yağlardan değil de vücudunuzdaki sudan olacağı için gerçekten zayıflamış olmazsınız. Yani bu haplarla verilen kilolar gerçek kilo değil. Kalıcı bir şekilde kilo vermek için diyetisyeninizin size özel hazırladığı sağlıklı beslenme programı ile kilo vermenizi öneririz.

Kepek ekmeği zayıflatır.
YANLIŞ! Öncelikle bilinmesi gereken nokta, kepekli ekmeğin kalorisinin beyaz ekmekten pek de farklı olmadığıdır. Bu sebeple diyet yaparken kalorisinin düşük olduğu düşünülerek kepekli ekmeğe yüklenmek size kilo verdirmek yerine kilo aldıracaktır. Kepekli ekmek yüksek posa içeriği sayesinde hem tokluk hissi sağlayacak, hem de kan şekerinizin çabuk düşmesini önleyerek, yemekten sonraki tatlı krizlerinizi önleyecektir.

Zeytinyağı kilo aldırmaz.
YANLIŞ! Zeytinyağı, kalp ve damar sağlığımız açısından tercih etmemiz gereken yağların başında gelse de unutulmamalıdır ki, bütün yağların 1 gramı 9 kaloridir ve fazla tüketildiği takdirde kilo almamıza yol açar.

Diyet sırasında karbonhidratlarla proteinler asla karıştırılmamalıdır.
YANLIŞ! Sadece karbonhidrat ya da sadece protein üzerine kurulu diyetler kesinlikle sağlıklı değildir. Çünkü vücudumuzun yapıtaşı olarak proteinlere ihtiyacı olduğu kadar, enerji sağlamak için karbonhidratlara da ihtiyacı vardır. Aksine öğünlerinizi tüketirken tabağınızda hem protein hem de karbonhidratlara birlikte yer vermelisiniz, bu tip beslenme kan şeker düzeyinizin ayarlanmasında yararlıdır.

Patates şişmanlatır.
DEĞİŞKEN! Patates, her ne kadar sebze olsa da yapı olarak ekmek grubuna daha yakın olduğu için tüketilirken ekmek gibi düşünülmelidir. Doğal olarak fazla miktarda tüketeceğiniz patates, size yağ deposu olarak geri döner. Bu yüzden miktara dikkat edilmeli.

Ispanak, demir yönünden çok zengin olduğundan diyet sırasında sık sık tüketilmelidir.
DEĞİŞKEN! Ispanaktaki demir miktarı yüksektir ancak ıspanaktaki demirin yararı kırmızı et, yumurta ya da kuru baklagiller kadar yüksek olmadığından demir açısından iyi bir kaynak sayılmaz. Ama sağlıklı bir besin olması açısından bakıldığında sık sık tüketilmesinde bir sakınca bulunmaz. Diğer sebzelerle aynı sıklıkta tüketilmesi çok daha uygun olur.

Maden suyunun bilinmeyen yönleri
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Uluslararası Tıbbi Hidroloji ve Klimatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle, spordan önce ve sonra içilen maden suyunun, vücudun su kaybını önlediğini bildirdi.
Prof. Dr. Karagülle, AA muhabirine yaptığı açıklamada, maden suyunun Avrupa ülkelerinde sofra suyu olarak kullanıldığını, bunun nedeninin yemeklerle alınamayan bazı minerallerin maden suyuyla alınabilmesi olduğunu söyledi.

Türkiye'de çıkarılan maden sularının, içerdikleri mineraller sayesinde yüzyıllardır insanlara şifa dağıttığını vurgulayan Karagülle, şöyle devam etti:

''Maden suyunun, minerallere bağlı etkilerin dışında, bazı hastalıklardaki terapotik yararları da söz konusudur. Maden suyu, böbreklerde ve idrar yollarındaki taş oluşumunu önler ve iltihabı geriletici etki gösterir. Safra kesesi tembelliğinde yararlıdır. Pankreas fonksiyonlarını da destekler. Kronik mide mukozası iltihabında veya mide asidi fazlalığında yüksek bikarbonat içeren maden suları faydalıdır. Maden suyu, sindirim sisteminde de önemli etkileri olmakla birlikte kabızlığa da iyi gelir.''

-HER ALANDA VE HER YAŞTA MADEN SUYU-
Maden suyunun çocuk mamasında bile kullanılabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Karagülle, şunları kaydetti:

''Maden suyu bebeklikten yaşlılığa kadar her yaşta rahatlıkla kullanılabilir. Bebeklerde anne sütü vazgeçilmez besin ve sıvı kaynağıdır. Bunun yanında ek beslenmeye geçildiğinde, mamalar maden suyuyla hazırlanırsa ideal bir mama karışımı olacaktır.

Ayrıca spor yapan insanlarda görülen kilo kaybı, tamamen su kaybıyla orantılıdır. Bu nedenle spordan önce ve sonra içilen maden suyu, vücudun su kaybını önleyecektir. Bununla birlikte sıcak günlerde meydana gelebilecek su kaybı, maden suyuyla ideal şekilde önlenecektir.''

Özellikle çalışan kişilere, kahve ve çay yerine maden suyu içmeleri tavsiyesinde bulunan Karagülle, ''Sabah işe başlayan bir kişi, içinden kabarcıklar çıkan bir bardak soğuk maden suyuyla güne daha dinç ve enerjik başlayabilir'' dedi.

Maden suyunun cilde de çok faydalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karagülle, ''Maden suyu içildiği sürece, cilt pörsük, yorgun ve solgun görünmeyecektir. Maden suyu sadece içildiğinde değil, sürüldüğünde de cildi canlandırır ve gençleştirir'' diye konuştu.
aa

Horlamayı nasıl durdurursunuz?
Horlamak yanımızda yatanı rahatsız etmenin yanında düşündüğünüzden daha ciddi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Tri-State uyku bozuklukları Merkezi'nin yöneticisi Martin Scharf, horlama yaş ve cinsiyet ile önemli değişiklik gösterse de insanların yarısından fazlasının horladığını tahmin ediyor. Scharf, insanın uyuduğu zaman kas gücünü kaybettiğini ve bu kaybın her yerde, kısmen boğaz bölgelerinde oluştuğunu belirtti.

Horlamaya yol açan diğer bir nedenler ise, boyun genişliği ve kilo, uyku apnesinin en büyük belirleyicisidir. Ayrıca alerjiniz varsa ve burnunuzdan nefes almada zorlanıyorsanız muhtemelen ağzınızdan nefes alıp verirsiniz. Bu horlama için iyi değildir. Sabahları çok kuru bir boğazla uyanırsanız, ağzınız açık uyuyorsanız burada artan bir uyku apnesi riski vardır. Bunun yanında alkol de dokuları gevşeterek horlamaya yol açar.

İyi bir gece uykusu için yapmanız gerekenler:
Horlamadan kurtulmak için Dr. Scharf şunları tavsiye ediyor:
Kilo verin: Düşük vücut kütlesi daha küçük boyun, daha büyük hava yolu ve sağlıklı bir yaşam tarzı anlamına geliyor.

Snore ball tekniği: Hastaların uygun pozisyonda yatmaları tavsiye edilir. Hastanın bunu gerçekleştirebilmesi için snore ball tekniği kullanılabilir. Burada, hastanın sırt üstü uyumasını engellemek amacı ile hastanın sırtına bir tenis topu tutturulur ve böylece hasta sırt üstü yatırılmaz.

Burun akıntısı ve doğru burun spreyleri: Bu işe yarayabilir, ancak burundan çok boğaz için olan spreylerden uzak durun.

Eğer bu yöntemler işe yaramazsa doktora başvurun.

Sağlıklı diyet rehberi
Özellikle kadınların kabusu haline gelen fazla kilolardan korunmak için çeşitli diyet programlarına başvuruluyor. Peki, siz doğru diyeti uyguladığınızdan emin misiniz?

Mevsim geçişleri dönemlerinde, özellikle yaz aylarında hemen hemen herkes kilo verme telaşına düşer. Bu arayış içerisinde eş dosttan öğrenilen diyet programları bilinçsizce uygulanmaya çalışılır. Ancak uzmanlar, bu şekilde kilo vermenin çok sağlıklı olmadığını hatta kilo aldırabileceği konusunda uyarıyor.
Diyete başlamadan önce, diyet döneminde ve sonrasında dikkat edilmesi gerekenler:

- Zayıflamaya karar verdiğinizde kesinlikle bir doktor ya da diyetisyene başvurun.

- En önemlisi, diyet yapma kararını vermeniz. Bu kararı verirken nasıl yapacağım korkusuna kapılmamanız gerekir.

- Evinize bir tartı aleti almadan rejim yapmaya kalkışmayın. Rejim döneminde her gün değil, haftada 1-2 kez tartılın.

- Sevdiğiniz yemeklerden bir ömür boyu yoksun kalacağınızı düşünüp karamsarlığa kapılmayan. Bu yemeklerden haftada bir kez az miktarda yiyebilirsiniz.

- Değişik, alışılmadık yiyeceklerle beslenmenin hayatınıza renk katacağını, bu rejim döneminin sizin için ilginç bir dönem olacağını aklınızdan çıkarmayın.

- Hergün mutlaka bol miktarda sıvı tüketin (en az 2.5-3 litre) ve bu sıvının büyük bir kısmının su olmasına özen gösterin.

- Kendinizi fazla zorlamadan da kilo verebilirsiniz. Kilo vermeyi aceleye getirmenize gerek yok, ağır ama emin adımlarla hedefinize ulaşabilirsiniz.

- Bir haftada 5-10 kg verme düşüncesini aklınızdan çıkarın. Çok hızlı verilen kilolar hızla ve fazlasıyla geri alınır.

Diyet döneminde
- Diyetiniz mutlaka bize özel olmalıdır. Herhangi bir arkadaş ya da tanıdığınızın yaptığı diyet, sizde sonuç vermeyebilir, hatta size kilo bile aldırabilir.

- Yaşınıza, cinsiyetinize, boyunuza, kilonuza, aktivite düzeyinize, çalışma koşullarınıza ve beslenme alışkanlıklarınıza uygun, yeterli ve dengeli beslenmenizi sağlayacak diyetler yapmalısınız.

- 3 ana, 3 ara olmak üzere günde 6 öğün şeklinde beslenmeye özen gösterin. Yemeklerinizde çeşitliliği artırın ve besinleri bir arada tüketin. Porsiyonları küçültün.

- Günde en az 2 litre su tüketmeye çalışın.

- Daha fazla lifli besin yiyin. Bu besinler çabuk acıkmanızı önleyecek ve diyette sık karşılaşılan kabızlık sorununu ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle sebze, meyve, kuru baklagil gibi besinleri tüketmeye özen gösterin.

- Diyetle birlikte kendinize uygun bir egzersiz programı yapmalısınız. Fiziksel aktivite, kilo kaybı ve kontrolü açısından çok önemlidir. İster yürüyüş, ister başka bir aktivite seçin, mutlaka düzenli olarak devam ettirin.

Diyet sonrasında
- Bu sizin için en önemli dönemdir, çünkü verilen kiloların korunması kilo vermekten daha zordur.

- Doktor ve beslenme uzmanlarıyla sürekli iletişim halinde olun.

- Şimdi istediğiniz kiloya inin. Eskisi gibi yemeyedevam ederseniz 2-3 ay sonra tekrar kilo alırsınız. Bu nedenle, diyet dönemindeki kadar sıkı olmasa da, yedikleriniz arasında denge kurarak, miktarlara dikkat ederek yemeye çalışın.

- Tatlıları haftada 1-2 kez tüketin ve sütlü ya da meyveli olanları tercih edin.

- Yeni beslenme alışkanlığınızı bir yaşam biçimi haline getirin...

Mucize Miami diyeti ile 1 ayda 10 kilo verin!
Dünyaca ünlü Amerikalı eDiets firmasının tecrübeli diyetisyenleri tarafından geliştirilen bu diyetle hem aç kalmayacaksınız hem de düzenli yemek yeme alışkanlığı kazanacaksınız. 1 haftalık programını verdiğimiz bu diyeti 4 hafta boyunca düzenli bir şekilde uyguladığınız takdirde sağlıklı bir şekilde 10 kilo vermenin keyfine varacaksınız.
Ulaşmayı düşündüğünüz kilo kaç olursa olsun, hangi diyeti seçerseniz seçin, kilo vermek için tek bir şart var; istemek. Eğer kilo vermeye kesin kararlıysanız ve ilk adımı attıysanız, çevrenizdekilerin sizi olumsuz etkilemesine izin vermeyin.

Bu diyete başlayacağınız gün, farklı bir insan olarak uyanın. Yaşam stilinizi değiştirerek işe başlayın. Her zamankinden 30 dakika önce yataktan çıkın, egzersizle güne başlayın. Duşunuzu alıp, telaşsız kahvaltınızı edin. Işe gitmek üzere yola koyulduğunuzda egzersizin ve duşun canlandırıcı etkisini tüm vücudunuzda hissetmeye çalışın. Yolda, yazın kaç kilo olacağınızı, giysilerin üzerinizde nasıl duracağını hayal edin. Kendi kendinizi diyet ve egzersizle birlikte yaşam stilinizi değiştireceğiniz konusunda motive etmeye çalışın.

Gelelim nüfusunun yarıdan fazlasının ortalama kilonun üzerinde olduğu Amerika'da büyük ilgi gören diyetimize... Dünyaca ünlü Amerikalı eDiets firmasının tecrübeli diyetisyenleri tarafından geliştirilen bu diyetle hem aç kalmayacaksınız hem de düzenli yemek yeme alışkanlığı kazanacaksınız. 1 haftalık programını verdiğimiz bu diyeti 4 hafta boyunca düzenli bir şekilde uyguladığınız takdirde sağlıklı bir şekilde 10 kilo vermenin keyfine varacaksınız.

Bu diyeti uygularken dikkat etmeniz gereken birkaç ayrıntı bulunuyor. Diyeti uygularken belirtilenlere düzenli bir şekilde uymanız gereklidir.

* Ara öğünlerin önemi: Bu diyette, sabah, öğle, akşam gibi ana öğünlerin yanı sıra ara öğünler de en az onlar kadar önemlidir. Diyet yapan kişi, ana öğünlerinden birini yedikten 2 ya da 3 saat sonra bir açlık duygusu hisseder. Yemek arası tabir edilen ara öğünler sayesinde hem kişinin kan şekerinin düşmesi hem de açlık duyması engellenir.

* Diyette belirtilen oranda sıvı tüketilmesi diyetin en önemli unsurlarından biridir.

* Vitamin ve mineral açısından oldukça zengin olan
meyve ve sebzelere diyette belirtilen ölçülerde
uyulmalıdır.


1. gün
Sabah: 1 adet meyve 1 fincan kahve, çay ya da su, 1 buçuk çorba kaşığı ufalanmış ceviz, 3 tatlı kaşığı az yağlı veya yağsız margarin, 1 fincan az yağlı veya yağsız süt, 2 buçuk dilim light tost ekmeği

Öğlen: 2 dilim ekmek 1/3 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız mayonez 1 orta boy kasede karışık yeşil salata 2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız salata sosu 1 adet meyve 4 dilim tavuk göğsü 1 buçuk dilim az yağlı veya yağsız peynir
30 gram fırında dilimlenmiş patates

Akşam:
Fırında tavuk (TARİFİ AŞAĞIDA)
1 porsiyon haşlanmış brokoli
Fırında patates
1 ufak kasede yeşil salata
1 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız
salata sosu,
1 adet meyve

Fırında tavuk tarifi
150 gram kemiksiz, derisiz göğüs tarafından tavuk, 1/4 kase az yağlı veya yağsız süt, 8 çorba kaşığı galeta unu, 2 tatlı kaşğı kuru biberiye otu

Fırını orta derecede ısıtın. Fırın tepsisi üzerine hafif yağlı kağıt yerleştirin. Tavuğu yıkayıp hafifçe kurulayın. Sütü çukur bir kaseye dökün. Başka bir küçük kasede biberiye ile galeta ununu karıştırın. Tavuğu süte batırıp daha sonra diğer kasedeki karışımı bunun üzerine dökün. Tavuğu tepsiye yerleştirin. 45 dakika pişirip servis yapın.

Garnitürü
Patatesleri her iki tarafından bir çatalla deldikten sonra mikrodalga fırında 4-5 dakika pişirin. Pişerken bir kere çevirin.
Önemli not
Fırını 250 derecede 40 dakika kullandıktan sonra tekrar kullanmadan iyice soğutun. Brokoliyi microdalga fırında 5 dakikada pişirin, yumuşamış olmasına dikkat edin. Patatesleri uzunlamasına dilimleyin. Brokoli ve kaşar peyniriyle karıştırın. Karışımı mikodalga fırında 45 saniye daha pişirip peynirin erimesini sağlayın.

2. gün
Sabah:
3 adet diyet galeta
2 adet meyve
¾ bardak az yağlı veya yağsız süt
1 fincan kahve, çay ya da su
½ kase yağsız yoğurt

Öğlen:
1 parça yağsız tavuk yanında mantar ve garnitür
1 ufak kasede karışık yeşil salata
2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız salata sosu
1 adet meyve
4 adet şekersiz bisküvi
1 bardak az yağlı veya yağsız süt

Yemek arasında:
150 gram patlamış mısır
Yarım bardak meyve suyu
(portakal veya greyfurt)

Akşam:
Meksika usulü tavuk (TARİFİ AŞAĞIDA)
1 ufak kase ölçüsünde yeşil salata,
1 adet meyve
2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız
salata sosu

Meksika usulü tavuk tarifi
2 adet tortilla (büyük marketlerde bulabilirsiniz), 120 gram derisiz, kemiksiz tavuk, karabiber, küçük bir soğanın üçte biri. 1 tutam acı biber, 2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız ekşi krema, 1 buçuk çorba kaşığı zeytinyağı, 60 gram az yağlı veya yağsız kaşar peyniri rendesi

Tavuğu yıkayıp kurulayın. Dilim dilim kesin. Soğanı doğruyup karabiber ile karıştırın. Bir teflon tavada zeytinyağını orta ateşte ısıtıp tavuğu içinde hafifçe kızarana kadar çevirin. Tavanın ısısını yükseltin. Acı biberi ve soğanı tavuğun üstüne döküp sık sıkı karıştırın. Pişmiş yemeği tortillaların üzerine dökün. Üzerine peynir rendesini koyup ekşi kremayı ilave edin.

3. gün
Sabah:
2 adet diyet galeta
1 fincan az yağlı veya yağsız süt
2 adet meyve
1/2 kase az yağlı veya yağsız yoğurt
1 fincan kahve, çay ya da su

Öğlen:
1 porsiyon beyaz etli balık
1 ufak kasede karışık yeşil salata
2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız salata 1 adet meyve
1 ufak kasede kase az yağlı veya yağsız yoğurt

Akşam:
Fırında tavuk pirzola (TARİFİ AŞAĞIDA!)
Makarna
1 adet meyve
1 ufak kasede karışık yeşil salata
2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız salata sosu

Fırında tavuk pirzola tarifi
Yarım fincan az tuzlu domates salçası, 120 gram kemiksiz derisiz tavuk göğsü, 2 çorba kaşığı galetu unu, 1/4 çorba kaşığı karışık baharat, 1 adet yumurta akı, 1/4 çorba kaşığı pul biber, 60 gram kadar kaşar peyniri rendesi

Fırını 250 derecede ısıtın. Makarnayı ayrı pişirin. Tavuğu yıkayıp kuruladıktan sonra çukur bir kasede baharatlar ve galeta ununa batırın. Yumurtanın akını bir fincanda çırptıktan sonra galetu unu karışımına batırdığınız tavuğu yumurta akına batırdıktan sonra tekrar galeta unu karışımına batırın. Sonra, daha önce yağlanmış olan fırın tepsisine yerleştirin. 15-20 dakika kadar pişirin. Küçük bir tavada domates
salçasının içine kırmızı biber karıştırarak hafif ateşte ısıtın. Bu arada makarnayı da karıştırmayı unutmayın. Makarnanın üzerine kaşar rendeleyip tavuğun yanına garnitür olarak ekleyin. Makarnayı pişirdiğiniz su makarnanın en az iki misli olmalıdır. Su kaynadıktan sonra makarnayı atın, ara sıra karıştırın. Yumuşadıktan sonra ocaktan alıp, süzün


4. gün
Sabah:
2 dilim tost ekmeği
1 bardak az yağlı veya yağsız süt
1 adet meyve
1 fincan kahve, çay ya da su
2 dilim az yağlı veya yağsız peynir

Öğlen:
1 porsiyon beyaz etli balık
1 ufak kasede karışık yeşil salata
2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız salata
sosu
1 porsiyon meyve
2 bardak az yağlı veya yağsız süt
4 dilim peksimet

Yemek arasında:
100 gram taze brokoli
150 gram dilimlenmiş havuç

Akşam:
1 porsiyon kabak çorbası (TARİFİ AŞAĞIDA)
Tavuk ızgara
Az yağlı pilav
1 ufak kasede karışık yeşil salata
2 çorba kaşığı salata sosu
1 adet meyve

Kabak çorbası tarifi
Yarım taze kabak, yarım küçük soğan, yarım baş
sarımsak, 1 çorba kaşığı karışık baharat, 1 buçuk fincan az yağlı, az tuzlu sebze suyu, 6 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız yoğurt, 4 çorba kaşığı diyet ekşi krema, 1 çorba kaşığı hazır soğan çorbası

Ekşi krema ve soğan çorbasını mikserde iyice karıştırıp pişirin. Kabağı yıkayıp küp küp kesin. Soğanı ve sarımsakları ince ince kıyın. Kabak, soğan, sarımsak, baharat ve sebze suyunu orta boy bir tavaya koyup hafifçe kaynatın. Altını kısarak 10 dakika pişirin. Sonra sebzeleri bir miksere alıp püre yapın. Sebze suyunu tavaya koyup yoğurt ve pirinçle karıştırın. En son birlikte servis yapın.

5. gün
Sabah:
2 parça az yağlı börek
1 ufak kasede kase az yağlı veya yağsız yoğurt
2 adet meyve
1 buçuk fincan az yağlı veya yağsız süt
1 fincan kahve, çay ya da su
2 çorba kaşığı bal

Öğlen:
1 porsiyon alabalık
1 ufak kasede karışık yeşil salata
1 adet meyve
2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız salata sosu
4 adet diyet galeta

Akşam:
Tavuk ızgara
Sağlıklı patates kızartma
1 adet meyve
1 ufak kasede karışık yeşil salata
1 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız salata sosu

6.gün
Sabah:
3 çorba kaşığı diyet reçel
1 buçuk bardak az yağlı veya yağsız süt
1 fincan kahve, çay ya da su
3 adet kurabiye
2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız margarin
½ dilim az yağlı veya yağsız beyaz peynir
1 adet meyve

Öğlen:
1 porsiyon beyaz etli balık
1 ufak kasede karışık yeşil salata
2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız salata sosu
1 bardak az yağlı veya yağsız süt
4 adet şekersiz bisküvi
1 adet meyve

Yemek arasında:
1 adet gofret
½ bardak şekersiz meyve suyu

Akşam:
Baharatlı, elmalı tavuk (TARİFİ AŞAĞIDA)
2 dilim ekmek
1 ufak kasede karışık yeşil salata
1 buçuk çorba kaşığı az yağlı veya
yağsız salata sosu

Elmalı tavuk tarifi
Yarım çorba kaşığından az baharat, 1 elma, 1/3 fincan elma suyu, 120 gram kemiksiz, derisiz tavuk göğsü, 2/3 çorba kaşığı un, 2 çorba kaşığı az yağlı veya yağsız yoğurt, 3 çorba kaşığı limon suyu, 2 adet taze soğan, 100 gram taze mantar

Dilimlenmiş elmaları baharatla karıştırarak bir teflon tavada az ateşte çevirin. Üzerine soğanı ve dilimlenmiş mantarları ilave edin. Limon suyunu ekleyin. 1-2 kaşık da elma suyu ilave edin ve kaynayana kadar pişirin. Tavuğun göğsünü kurulayıp ince dilimler halinde kesin. Haşladığınız karışımın içine atınız ve tavuk pişene kadar hafif ateşte yaklaşık 10 dakika tutun. Tavuğu ayırıp bir tabağa dizin ve sıcak kalmasını sağlayın. Unun geri kalan kısmını elma suyunun içinde hafifçe sos haline getirin. Yoğurdu da karıştırıp tavuğun üstüne dökün. Soğan ve benzeri garnitürü üzerine ilave edin.

Neden doğal yollarla zayıflamak gerekiyor
Zayıflama diyetleri uygulayanlar; krom, magnezyum preparatları, antioksidant bileşikler, beta karoten extreleri, karnitin, linoleik asit, coenzim Q10, iştah kesen haplar gibi, gün geçtikçe sayıları süratle artan birçok hap haline getirilmiş ürünlerden medet umuyor. Gün gelecek bir avuç dolusu hapla yetmeyip, ikinci avuca geçilecek. Doping üstüne doping. Nereye varacak bu işin sonu?
Halbuki, ne hormonal dengeyi ne yağ, karbonhidrat, protein metabolizmalarını, ne de emosyonel dengeyi haplarla kuramazsınız. Yalnızca kurduğunuzu sanırsınız. Çünkü, her geçen gün yeni bir şey keşfediliyor ve sizin yaptığınız, ya yetersiz ve dengesiz kalıyor ya da tamamen yersiz ve hatta zararlı oluyor. Bugün iyi gibi görünen yarın kötü olabiliyor.


İŞTAH HASTALIK DEĞİL
Bu tip ürünlerle yola çıkarsanız yanılma yüzdeniz çok fazladır. İleride çok mahcup olabilir, hatta pişmanlık duyabilirsiniz.

İşte bu nedenle zayıflama tedavilerinde asla yan ürünlerden güya yardım, destek, takviye almamak gerekir. Ayrıca şunu da iyi bilmek gerekir ki, iştah hiçbir zaman haplarla karşılanamaz. Çünkü iştah bir hastalık değildir. Tıpkı aşk gibi, his gibi, duygu gibi... Düşünsenize “Birçok yan ürün hap aldım artık aşık olamıyorum” veya “Sürekli aşık oluyorum” ya da “Ben artık tamamen hissizim, bir şey hissetmiyorum. Hap alıyorum, artık duygusuzum” deniliyor. Böyle şey olmaz. İştah ve açlık, haplarla bastırılamaz. Çünkü, bu olgu insanın ruhunda, beyninde, metabolizmasında, kısaca doğasında vardır. İştah ve açlığı haplarla engelleyemeyeceğiniz gibi, zayıflama tedavilerinde metabolik ve hormonal dengenizi de gene yan ürün haplarla kuramazsınız. Çünkü, doğadaki ve vücudumuzdaki her bileşenin bilgisine sahip değiliz. Daha bilmediğimiz binlerce bileşenler var. Bu nedenle bugün doğru diye yapılanlar yarın gereksiz veya yanlış çıkabilir.

DOĞALDAN ŞAŞMA
İşte bu yüzden özellikle zayıflama diyetlerinde doğanın akışında hareket etmek gerekir. Yani doğal besinleri dilimizin üzerindeki tüm tat duyularını hissederek, keyif içerisinde yiyerek zayıflamaya çalışmalıyız. Yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayan, kişiye özgü diyetlerde bildiğiniz ve bilmediğiniz her bileşik alınır ve hata yapma ihtimaliniz yok olur. Böylece ileride de pişman olacağınız, üzülüp kahrolacağınız bir durumla da karşılaşmazsınız. Hem metabolizmanızı hem de psikolojinizi bozmaz, sürekli yeni çıkan sanayi ürünleri delisi de olmazsınız.

Doğallıktan vazgeçmeyin, etki altında kalarak yanlışlar yapmayın, doping ile yaşamaya alışmayın. Yeterli ve dengeli beslenmek vücudun tüm ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayabildiğini unutmayın.

Sağlığınız ve geleceğiniz için yapmanız gereken tek şey, yeterli ve dengeli beslenmeyi öğrenmektir.

Akşam

Yiyeceklerin kalori tablosu
Yediğiniz yiyeceklerin, tahılların, meyvelerin kaç kalori olduğunu biliyor musunuz? Yemek yemeye başlamadan önce bu haberi okuyun.
Meyveler.
elma 1 adet 60
kayısı 1 adet 8
muz 1 adet 100
kiraz 100 gr 40
hurma 1 adet 15
incir 100 gr 41
incir (kuru) 100 gr 59
greyfurt 1 adet 60
portakal 1 adet 50
kivi 1 adet 34
mandalina 1 adet 50
karpuz 100 gr 19
kavun 100 gr 18
şeftali 1 adet 60
armut 1 adet 70
erik 1 adet 8
üzüm 100 gr 57
çilek 100 gr 26

Tahıllar
1 dilim beyaz ekmek 28 gr 90
1 dilim kepekli ekmek 28 gr 60
1 dilim kızarmış ekmek 15 gr 35
1 adet kruasan 200 gr 200
bisküvi 100 gr 470
mercimek (kuru) 100 gr 314
arpa (kuru) 100 gr 367
bulgur (kuru) 100 gr 371
kuskus (kuru) 100 gr 367
mısır (kuru) 100 gr 342
buğday (kuru) 100 gr 364
susam 100 gr 589
makarna (kuru) 100 gr 339
makarna (haşlanmış) 100 gr 85
pirinç (kuru) 100 gr 357
pirinç (haşlanmış) 100 gr 125

Süt ve Yumurta Ürünleri

yoğurt (yağlı) 100 gr 95
süt (yağlı) 100 gr 68
yoğurt (yağlı,meyveli) 100 gr 125
beyaz peynir (yağlı) 100 gr 275
kaşar peyniri (yağlı) 100 gr 413
parmesan peyniri (yağlı) 100 gr 440
yumurta 1 adet 80
yumurta akı 1 adet 15
yumurta sarısı 1 adet 65

Yağlar

tereyağı 28 gr 206
margarin 28 gr 204
sıvı yağ 28 gr 130

Etler

biftek (ızgara) 100 gr 278
tavuk (ızgara) 100 gr 132
tavuk göğsü (haşlanmış) 100 gr 150
kuzu (yağlı, ızgara) 100 gr 282
kuzu ciğeri (yağda) 100 gr 232
salam 100 gr 446
sosis 100 gr 295

Deniz Ürünleri

midye 1 adet 9
istiridye 1 adet 6
karides 1 adet 144
somon füme 100 gr 171
ton balığı 100 gr 121

Sebzeler

domates 1 adet 14
enginar 1 adet 10
patlıcan 1 adet 28
taze fasulye 100 gr 90
brokoli 100 gr 35
brüksel lahanası 100 gr 35
kabak 100 gr 25
havuç 100 gr 35
karnabahar 100 gr 32
kereviz 100 gr 18
salatalık 1 adet 11
marul 100 gr 15
mantar 100 gr 14
soğan 100 gr 35
bezelye 100 gr 89
taze yeşil biber 120 gr 15
patates (haşlama) 100 gr 100
ıspanak 100 gr 26
lahana 100 gr 20

Kuruyemişler

badem 100 gr 600
hindistancevizi 100 gr 603
fındık 100 gr 650
fıstık 100 gr 560
çam fıstığı 100 gr 600
ceviz 100 gr 549
patlamış mısır 100 gr 478
kabak çekirdeği 100 gr 571
ay çekirdeği 100 gr

Bel kalınlaşınca iktidar azalır

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
Karın ve bel çevresinde biriken yağlar, sadece kalp krizi ve kanser riskini arttırmaz. Bu bölgede biriken yağların cinsel gücü de azalttığını gösteren bulgular var. Uzmanlar, bel çevresi kalınlaştıkça cinsel iktidarın azalacağını ileri sürüyor.
Araştırmalar, bel çevresinin erkeklerde 102, kadınlarda 92 cm’i geçmesi halinde bu üç riskin birlikte yükseleceğini gösteriyor. Bel çevresinin yukarıda belirtilen değerlerin üzerinde olduğu kilo sorunu tıpta "abdominal obezite" olarak tanımlanıyor.



SORUNLAR, karın içi yağ birikiminin oluşturduğu bir dizi metabolik sürecin kanda yağ ve hormon dengelerini altüst etmesinden kaynaklanıyor. Göbekte biriken yağlar, iyi kolesterolü azaltıyor, trigliseriti yükseltiyor. Aynı metabolik değişimler kanda insülini arttırıyor. Bir süre sonra da insüline cevapsızlık durumu, yani "insülin direnci sendromu" ortaya çıkıyor. Bu sendromda hücreler şekeri kullanamaz hale geliyor. Karın çevresi genişledikçe, kan şekeri artıyor. Bir süre sonra şeker hastalığı bile ortaya çıkabiliyor. Meydana gelen metabolik değişimler bununla da bitmiyor: Hipertansiyon, gut hastalığı gibi diğer damar düşmanları da harekete geçiyor.

DAMAR HIZLI YAŞLANIR
Sorunun birinci nedeni, damarların daha hızlı yaşlanmaya başlamasıdır. Damarlarınız vücudunuzun önemli yapıları, besin ve su taşıyan otoyollarıdır. Damarlarınız ne kadar gençse vücudunuz o kadar gençtir. Karın ve bel çevresi şişmanlığı, bilinen en tehlikeli damar düşmanları arasında gösteriliyor. Bunun nedeni yukarıda anlatılan metabolik değişimlerdir. İyi kolesterolün azalması, trigliseritin artması, insülinin ve kan şekerinin yükselmesi ve hipertansiyon bilinen en tehlikeli damar düşmanlarıdır.

Eğer "Genç ve güçlü damarlarım olsun" diyorsanız, kilonuz ya da beden kitle indeksiniz kaç olursa olsun, bel çevrenizi erkekseniz 102, kadınsanız 92 cm’in altında tutun. En uygun ölçümlerin ise erkeklerde 94, kadınlarda 86 cm’in altında olduğunu bir kenara not alın.

KURTULMANIN 2 YOLU
Bel çevresi şişmanlığından kurtulmanın iki yolu var: Birincisi, pankreasın aşırı insülin üretimini tahrik etmeyen, şeker içeriği az, tatlıdan fakir, paketlenmiş un-şeker-yağ içeren besinlerden uzak, nişastası oldukça sınırlanmış, toplam kalorisi düşük bir beslenme planına dikkatle uymaktır. İkincisi, bu planı mutlaka egzersiz aktivitesi ile desteklemektir. Egzersiz aktivitesi ile desteklenmemiş bir kilo kaybı başarılsa bile yukarıdaki metabolik süreçler kontrol altına alınamıyor. Verilen kilolar bir süre sonra yeniden ve fazlasıyla alınıyor.

"Ne yaparsam yapayım, aç bile kalsam kilo veremiyorum", "Birkaç kilo alır almaz bel çevremin ve karnımın şişmesini önleyemiyorum", "Çok kolay kilo alıp zor veriyorum" diye hayıflanıyorsanız sorunun sadece yanlış beslenmenizden değil, aktivitenizin yetersiz veya yanlış planlanmasından kaynaklanabileceğini belirtelim. Fazla kilolu da olsanız, obez olmadığınız sürece -eğer etkili, bilinçli bir aktivite alışkanlığınız örneğin yürüme sevginiz varsa- "hafif toplu" ama sağlıklı ve güçlü biri olarak kalacağınızı unutmayın.

BİR ÖNERİ
Mutlaka ve mutlaka yürüyün
Basit ama küçük önlemlerinin etkili bir aktivite planı ile birleştiğinde, özellikle karın ve bel çevresi kilolarını kaybetmede daha iyi sonuç vereceğini gösteren binlerce çalışma var. Biz özellikle sıkı ve güçlü yürüyüş (power walking) tipi yürüyüş aktivitelerini öneriyoruz. Aşağıda sunduğumuz power walking planını her gün 30-35 dakika uygulamanız halinde kilonuzu kontrol etmede fazla bir zorluk çekmeyeceğinizi iddia ediyoruz. Burada püf noktası, yürüyüşü mutlaka 35 dk’nın üzerinde tutmanız. Küçük bir şartımız daha var: Eğer kalp hastalıkları ve kilo sorununu sonsuza kadar unutmak istiyorsanız daha aktif biri olmaya ve mevcut yiyecek alışkanlıklarınızdan sadece iki dilim ekmeği kesmeye çalışmanız gerekiyor. Günde 35 dakikalık power walking çalışması ile zaten yaklaşık dört bin adımdan fazlasını çoktan harcamış olacaksınız.

BİR UYARI
Kalp ve cinsel sağlık paralel
Ürologların özellikle altını çizdiği bir noktayı yeniden hatırlatalım: "Kalbiniz için iyi veya kötü olan şeyler, cinselliğiniz için de iyi veya kötüdür!" Bu doğru bir yaklaşımdır. Kolesterol yüksekliği, kan şekeri fazlılığı, hipertansiyon veya bel çevresinin artışı ile birlikte olan kilo fazlılığı sorunu sadece kalbi değil cinselliği de tehdit eder. Ayarsız kan şekeri, sigara, yüksek kolesterol, hipertansiyon veya şişmanlık sadece kalbiniz için değil cinselliğiniz için de ciddi riskler oluşturur. Biz buna üçüncü bir noktayı da eklemek gerektiği düşüncesindeyiz: "Kalbiniz için iyi ya da kötü olan şeyler cinselliğiniz ve beyniniz için de kötüdür." Ürologlara göre karın çevresi yağları, oluşturduğu hormonal, damarsal, sinirsel ve psikolojik sorunlarla iktidarsızlığa da yol açabiliyor.

KESİP SAKLAYIN
Power-Walking’le belinizi inceltin
Eğer dakikada 130 adımdan fazlası söz konusu ise o yürüyüşün bir "Power Walking" olduğundan, yani "hızlı ve yüksek tempolu bir yürüyüş" olduğundan bahsedilebilir. Egzersize yeni başlayan biriyseniz doktorunuzla konuşmadan bu programı uygulamaya başlamayın.

Yeni başlayanlar için:
1. Hafta: 2 kez 30 dk (2 dk Power walking, 1 dk normal yürüyüş)
2. Hafta: 2 kez 30 dk (3 dk Power walking, 1 dk normal yürüyüş)
3. Hafta: 2 kez 35 dk (4 dk Power walking, 1 dk normal yürüyüş)
4. Hafta: 2 kez 40 dk (5 dk Power walking, 1 dk normal yürüyüş)

İlerleyenler için:
1. Hafta: 3 kez 35 dk (10 dk Power walking, 1 dk normal yürüyüş)
2. Hafta: 3 kez 35 dk (15 dk Power walking, 1 dk normal yürüyüş)
3. Hafta: 2 kez 45 dk (20 dk Power walking, 1 dk normal yürüyüş)
4. Hafta: 2 kez 55 dk (25 dk Power walking, 1 dk normal yürüyüş)

Iktidar hormonu Testosteron

Testosteron erkekte ve kadında cinsel davranışları yönetir. Cinsel arzunun temel belirleyicisidir. Testosteronun erkeklerin yaşamına etkisi cinsellikle sınırlı da değildir.
Erkeğin rekabet, mücadele, hatta şiddet ve saldırganlık eğilimlerini testosteron belirliyor. Bu açıdan bakıldığında testosteron erkeğin "savaş hormonu" gibidir. Testosteronun azlığı veya fazlalığı bazı erkeğin karakterini bile belirleyebiliyor. Yüksek testosteronlu erkekler, düşük testosteronlu olanlara oranla evliliği daha güç yürütüyor. İşin ilginç yanı, evlenince testosteron seviyesi düşüyor.

SAĞLIK sorunlarını tartıştığımız hastamın sorusu önemliydi: "Bizi genlerimiz mi yönetiyor?.." Bu sorunun cevabı "Evet"tir. Bizi genlerimiz yönetir. Üstelik onlar bizim istediklerimizi de dikkate alan "uyumlu yöneticiler" değil, "diktatörler"dir. Ellerinde yazılı bir yönetmelik vardır ve onu eksiksiz uygulamaya çalışırlar. O, "yazılı yönetmelik" siz doğarken elinize tutuşturulan "gen haritanız"dır. Bu harita DNA’nıza işlenmiştir. "Genlerimiz bu işi nasıl başarıyor?" Bu sorunun yanıtı "hücrelerinize ürettirdikleri protein yapısındaki bazı maddelerle"dir. Genler hücrelere verdikleri talimatlarla hormonlar, enzimler gibi "iş bitirici aracı kimyasallar" üretirler. Genlerin verdiği talimatları gerçekleştiren işte bu aracılardır.

SEKS, ŞEHVET VE GÜÇ


Testosteron hormonu da bu kimyasal aracılardan biridir. Testosteron erkekte ve kadında cinsel davranışları yönetir. Cinsel arzunun temel belirleyicisidir. Testosteronun erkeklerin yaşamına etkisi cinsellikle sınırlı da değildir. Bir yazara göre testosteron erkekte "seksi, şehveti ve gücü" temsil ediyor. Erkeğin rekabet, mücadele, hatta şiddet ve saldırganlık eğilimlerini testosteron belirliyor. Bu açıdan bakıldığında testosteron erkeğin "savaş hormonu" gibidir. Doğası gereği bu hormon sinirli ve asabidir. Bazı ruhbilimcilerine göre "testosteron biraz da anti-depresandır." Erkekte testosteron üretimi, başarıyı etkilemese bile başarıdan etkilenir. "Kazanınca artar, kaybedince azalır." Yükselince artar, düşünce azalır.

ÜRETİMİNİ NE ETKİLİYOR

Bazılarına göre testosteron sadece güçten, kuvvetten değil daha pek çok şeyden etkilenir. Mevsimlerden, ısıdan, uykudan, korkudan, stresten nem kapar!.. Korku, endişe, kararsızlık ve hele stres, testosteronun en önemli düşmanlarıdır. Stres arttıkça ve kronikleştikçe testosteron üretimi dibe vurur.

Testosteron, "spontan seks"ten müthiş etkilenir. Bir bakış, bir yürüyüş, kadın vücudunun bazı noktaları, ama en az noktalar kadar "kadınsı doğal tavırlar" testosteron üretimini derinden etkiliyor.

Testosteronun üretimini etkileyen önemli bir koşul da rekabettir. Cinsel, sosyal veya iş ile ilgili rekabetten testosteron müthiş etkileniyor. Rekabet arttıkça testosteron üretimi de artıyor.

Testosteron üretiminin mevsimlerle de ilgisi var. Ekim ayı ve sonrasında artan üretim, nisan başlarından itibaren azalıyor. Testosteron üretimi sabahları en fazla iken akşama doğru yavaş yavaş düşüyor. Cinsel isteksizlik yaşayan erkeklerin sabah saatlerini sorunsuz atlatmaları (!) bununla ilgili olabilir.

Testosteronun azlığı veya fazlalığı bazı erkeğin karakterini bile belirleyebiliyor. Yüksek testosteronlu erkekler, düşük testosteronlu olanlara oranla evliliği daha güç yürütüyor. Yüksek testosteronun erkekleri evlilik dışı ilişkilerle yönlendirme olasılığı artıyor. Ne yazık ki testosteron yüksekliği olan erkeklerde eşlere şiddet kullanma eğilimleri de yükseliyor. Yüksek testosterona sahip erkeklerin eşlerini terk etme olasılıkları da daha fazla.

Testosteron erkekte sadece cinsel arzuyu etkilemiyor. Daha pek çok marifetleri var: Kalbi koruyor, göbek ve karın bölgesindeki yağları eritiyor, kas yapıyor, kaslara güç veriyor. Testosteron beden gücünü arttırıp, bağışıklığı destekliyor. Hem depresyonla hem de hırçınlıkla mücadeleye yardımcı oluyor. Düşük testosteronlu erkekler daha mızmız, daha alıngan, daha sinirli olabiliyor. Testosteron erkeği genç, güçlü ve iktidarlı tutuyor.

SINATRA VE BEATLES

Erkekleri "yüksek testosteronlu" ve "düşük testosteronlu" diye ayıranlar bile var. Düşük ve yüksek testosteronlu erkeklerin dünyaya bakışlarının farklı olduğunu ileri süren uzmanların sayısı oldukça fazla. "I did it my way" diyen Frank Sinatra ile "I get by with a little help from my friends" şarkısını söyleyen Beatles grubu üyelerinin arasındaki farkı testosteron seviyesi farkına bağlayanlar bile var! Onlara göre "Her şeyi isteğim gibi yaptım" diyebilen Frank Sinatra ile uzlaşmacı Beatles üyeleri arasında ciddi bir testosteron farklılığı olmalıdır.

Testosteron seviyesinin mesleklerle de ilişkili olduğunu ileri sürenler var. İşleri gereği "yardım etmek ve hoş görmek" durumunda olan din adamlarında veya "düzenlemek, tasnif etmek" ile meşgul kütüphanecilerde testosteron seviyeleri çok yüksek değil. Buna karşılık iktidara odaklı politikacılarda, yıldız olmaya kararlı sanatçılarda testosteron daha yüksek bulunabiliyor. Testosteronu yüksek bir politikacı iktidarı kaybedince, testosteronunu da bir miktar kaybediyor. Şampiyonluğa oynayan takımların sporcularında küme düşme hattındaki oyunculara oranla testosteronun daha fazla olabileceği belirtiliyor. Kısacası testosteron statü ve iktidarla da çok ilişkili.

BİR TEST

Testosteronunuz düşük mü?
"Testosteron seviyemizin düştüğünü nasıl anlayacağız?" sorusuna daha doğru bir yanıt verebilmek için aşağıdaki soruları doğru ve samimi olarak yanıtlamanız gerekiyor.

Cinsel isteğinizde azalma var mı?
Enerji eksikliği, halsizlik, yorgunluk, bitkinlik hissediyor musunuz?

Güç ve/veya dayanıklılığınızda azalma oldu mu?

Boyunuz kısaldı mı?

Hayattan daha az zevk almaya başladığınızı düşünüyor musunuz?

Üzüntülü, hüzünlü, depresif, endişeli, aksi, hırçın, çabuk sinirlenen biri haline mi geldiniz?
Sertleşme sorunu yaşıyor musunuz?
Egzersiz performansınız azaldı mı?

Yemeklerden sonra uyukluyor musunuz?

İş performansınızda azalma var mı?

Eğer bir ve yedinci sorulara "evet" yanıtı verdiyseniz ya da yukarıdan on sorudan üçüne "evet" dediyseniz testosteron seviyenizin düşük olması mümkündür. Bu durumda testosteron seviyesinin ölçülmesi tavsiye ediliyor.

BİR ÖNERİ

Eksikse ne yapmalı?
"Testosteron eksikliği varsa ne yapmak lazım" sorusuna cevap olarak iki karşıt görüş var: Biri, "eksikliği hemen yerine koyalım, sorunu ilaçlarla yani testosteron ürünleriyle çözelim" görüşü. Diğeri, "acele etmeyelim, daha konservatif dayanalım" diyen görüş. Doğru olan, testosteron düşüklüğünün mevcudiyetine karar vermek, mümkünse nedenini belirlemek ve tedavi planını gerekiyorsa buna göre yapmaktır. Testosteron eksikliğini yerine koyma tedavisi uzmanlık gerektiren bir iştir. Dikkatsiz kullanıldığında bazı önemli yan etkiler ortaya çıkabilmektedir. Uygun hastada, uzman bir ürolog hekim tarafından yapıldığında bu tedavi cinsel güç kaybını telafi eder. Kemik ve kasları güçlendirici, yağlanmayı önler, depresyonu geciktirir, belleği korur. Yanlış uygulandığında karaciğer, kalp ve diğer organlarda telafisi güç sağlık sorunları yaratabilir.

Serbest testosteron düzeyine baktırın

Sadece testosteron seviyesini ölçmek de yetmiyor. Testosteronun kolesterol gibi iyisi, kötüsü yok ama "etkilisi, etkisizi" var. Kanda testosteron serbest halde veya proteine bağlanmış olarak bulunuyor. Proteine bağlanmış olan testosteronun ciddi bir hormonal etkisi yok. Faydalı olan, etkili olan, güçlü olan "serbest testosteron"dur. Kaslara güç, beyne enerji, ruha cinsel istek dolduran serbest testosterondur. Bu nedenle sadece total testosteronu ölçmek yetmiyor, gerektiğinde serbest testosteron seviyelerini de belirlemek gerekiyor.

Evli erkeklerde testosteron düşük

Evli erkeklerin testosteronu bekarlardan daha düşük bulunuyor! Bekar erkekler evlenince testosteronları düşüyor. Eşinden ayrılan erkeklerde testosteron yeniden artmaya başlıyor. Evlenen erkek baba olunca testosteronu biraz daha azalabiliyor. Eş arayan, flört eden erkeklerde testosteron artıyor. Testosteron yaş ilerledikçe azalıyor. Bu azalmanın bedensel ve ruhsal sonuçları var. Karın ve göbek çevresinde yağlanma, kas dokusunda azalma, kemikte kalsiyum kaybı testosteron azalmasının bedensel yansımalarıdır. Bu azalma ruhsal alanda kendini yorgunluk, uyku sorunları, depresyon ve sinirlilik, unutkanlık, dikkat kaybı gibi işaretlerle belli ediyor. Testosteron azalmasından mutlu olan erkeklerde var. Orta yaşlarla birlikte beliren "testosteron törpülenmesi" erkeği daha sakin, daha kabullenici, hoşgörülü biri haline getiriyor.

Tereyağı mı, margarin mi
Bu soruyu "Kırk katır mı, kırk satır mı" sorusuna benzetir, "Ne tereyağı ne margarin, ille de zeytinyağı" diye yanıtlamak isterim.

Ama siz "İkisi arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsak hangisini tercih edelim" sorusunun yanıtını almakta ısrarlı olursanız "Tereyağını tercih edin" derim. Evet, yanlış okumadınız, margarin veya margarinlerle üretilmiş hazır besinleri yiyeceğinize tereyağı yiyin daha iyi! Bunun nedenlerini yazının tamamını okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız!
GIDA endüstrisi, 1960’lı yıllarda bitkisel yağları hidrojenle sertleştirme teknolojisini keşfetti ve arkasına bilim insanlarının desteğini de alarak tüketiciye "Tereyağını bırak, margarini tercih et" talimatını verdi!.. Bu talimatın içinde tereyağı gibi sağlıksız bir yağı, daha sağlıklı ama azıcık hidrojenle sertleştirilmiş bitkisel yağlarla değiştirmek arzusu vardı. Tüketiciler çaresiz bu talimata uydular. Sofralarından mis kokulu o güzelim tereyağlarını kaldırıp yerine margarinleri koydular. Okul dönüşünde çocuklara margarin sürülmüş ekmekler yediriliyor, pilavda, börek, çörek ve yemeklerde margarinler kullanılıyordu!

TÜKETİCİ ALDATILDI MI
Tüketici aldatılmadı, ama yapılanın yanlış olduğu 10-15 yıl sonra ortaya çıktı. Yapılan iş yanlıştı. Tereyağını bırakıp margarine geçmek, ne kalp krizi geçirme olasılığını, ne de kalp hastalığına yakalanma riskini azaltıyordu. Tam tersine, margarinler (bol miktarda trans yağ içerdiklerinden) damarları tıkamada tereyağından daha başarılıydı!.. Tereyağından margarine geçmek, daha az doymuş yağ yemek şansı veriyordu ama margarinlerde bol miktarda bulunan trans yağlar bu avantajı yok ediyordu.

Son 20 yılda yapılan yüzlerce çalışma, bitkisel yağların hidrojenle sertleştirilmesi yoluyla üretilen margarinlerde bulunan trans yağların tereyağında bulunan doymuş yağlardan daha tehlikeli olduğunu ortaya koydu. Trans yağlar, kötü kolesterolü (LDL) doymuş yağlardan daha çok yükseltiyor. Üstelik kötü kolesterolün en kötü bölümünü oluşturan küçük ve yoğun LDL parçacıklarının sayısını artırdığından damarları süratle sertleştirip daraltıyor.

Bizim önerimiz hidrojenle sertleştirilmiş bitkisel yağların mümkünse hiçbir yiyeceğin hazırlanmasında kullanılmamasıdır. Gıda endüstrisi, bisküvi, gofret, cips ve diğer atıştırmaları üretirken bu kötü yağları bol miktarda kullanıyor. Bu besinleri çocuk ve gençlerin daha sık tükettikleri dikkate alınırsa hidrojenle sertleştirilmiş bitkisel yağlar ve margarinlerin neden çok önemli sağlık tehditleri olduklarını daha iyi anlarsınız.

iYi YAĞLAR SAĞLIĞIN GARANTiSiDiR
1. Yağlar enerji ihtiyacınızın en önemli kaynaklarıdır. Vücudunuz gerektiğinde yağları yakarak enerji ihtiyacını giderir. Bir miktar yağı biriktirerek onu depo edilmiş enerji kaynağı gibi muhafaza eder.

2. Yağlar olmadan bazı vitaminlerden yararlanamazsınız. Vücudun A, D, E, K vitaminlerini bağırsaklardan ayırabilmesi için yağa ihtiyaç vardır. Yağlar bu vitaminlerin görevlerini yerine getirmeleri için de gereklidir.

3. Eğer yeteri kadar yağınız yoksa vücut ısınızı muhafaza etmekte zorlanırsınız. Yağlar otomobillerdeki antifrizler gibi ısıyı saklamada, dengelemede ve beden ısısını korumada önemli görevler üstlenirler.

4. Sağlıklı bir hücrenin üretimi için yağlar zorunludur. Hücre duvarının esas maddesini yağlar oluşturur. Hücrenin bütünlüğünü korumada hücreler arası destek dokusunu oluşturma görevi yağlara verilmiştir.

5. Yağlar sağlıklı bir cilt, güzel bir görünüm için de gereklidir. Cilt altı dokusunda bol miktarda yağ vardır. Yağlar cilde gerginlik ve kıvam kazandırır. Kadınlar erkeklerden daha fazla yağ taşır. Yaşlandıkça her vücut bir miktar yağlanır. Yağlar iç organların etrafını sararak onları koruma ve desteklemede de görev alır.

6. Özellikle bir organınız var ki onun yarıdan fazlası yağdır: Beyin. Beyin ve omuriliğin önemli bir kısmı yağlardan oluşmaktadır.

7. Yağ yiyeceklerinizin lezzetinin de garantisidir. Yiyecekleri kendine has lezzetleri çoğu kez ihtiva ettikleri yağlarla ilişkilidir. Bazı yağlar (tereyağı) gibi kokuları nedeniyle de lezzette katkı sağlar.

8. Yağlar vücut kimyanızın en önemli maddeleri olan hormonların yapımı ve üretimi için zorunludur. Eğer yeteri kadar yağa sahip değilseniz çoğu hormonu üretemezsiniz. Aşırı yağ kaybına yol açan diyetlerin sonunda ortaya çıkan adet bozukluklarının nedeni hormon üretiminde meydana gelen aksamalardır.

BİR ÖRNEK
Danimarka ne yapıyor?
Fast food lokantalarının, yemek fabrikalarının, hazır gıda üreticilerinin bu konuda sıkı bir şekilde denetlenmeleri gerekiyor. Bazı fast food üreticilerinin Danimarka gibi gıda denetiminin çok büyük dikkatle sürdürüldüğü ülkelerde margarin ve hidrojene edilmiş sıvı yağ kullanımından vazgeçtiklerini hatırlatalım. Danimarka’da burgerler bile bitkisel yağlarla yapılıyor. Bir uyarı da ailelere, okul yöneticilerine: Çocuklar ve gençler cips, bisküvi, kraker tüketmemeleri için uyarın. Okul kantinlerinde bu tür atıştırmaların satışını sınırlayın. Okullarda fast food yiyeceklerinin satılmasına izin vermeyin.

BİR ÖNERİ
Etiketler yeniden yazılsın
Değerli okuyucular, satın aldığınız her besinin etiketini dikkatle okuyun. İçinde margarin veya hidrojene edilmiş bitkisel yağ bulunan ürünleri satın almayın. Son bir öneri de gıda kontrol dairesi yetkililerine: Hazır besinlerin içinde ne kadar trans yağ bulunduğunu bilmek tüketicinin en doğal hakkıdır. "Bitkisel yağ içerir" cümlesinin içeriğini öğrenmek de şarttır. Bitkisel yağ kavramının içinde "sağlık yanlısı zeytinyağı" da var, "sağlık zararlısı palmiye yağı" da! Paketlenmiş hazır besinlerin üretiminde kullanılan bitkisel yağın cinsi ve hidrojene edilmiş bir bitkisel yağ olup olmadığı da açıklanmalıdır.

Yiyerek zayıflama yalanına kanmayın
Yiyip içtiklerinizin sağlığınızı etkilediği doğrudur ama bu etkiyi fazla abartmamanız gerekiyor.
Eğer beslenirken "doğru bildiğiniz yanlışları" yapmaya devam eder ve bu yanlışlara yenilerini eklerseniz sağlığınıza iyilik yerine kötülük yaparsınız. Bilgiyi "doğru" algılamak, "mucize"lere kanmamak önceliğiniz olmalı.

ÖNÜMDE iki ayrı bilgi notu var. Birincisi çok okunan bir internet sitesinden indirilmiş. Haber şöyle başlıyor: "Vişne ishali kesiyor, ateşi düşürüyor." Ve haber devam ediyor. "Ayva da ishal ve dizanteriyi keser. Arpa idrar söktürür. Armut böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar, kum ve taşları düşürür. Çilek hasta olmayı önler." Eğer yazıyı ciddiye alırsanız, "E.Hystolica" isimli parazitin veya "Shigella" grubu bakterilerin oluşturduğu dizanterinin tedavisini 250 gr 2 adet ayvaya emanet edebilirsiniz! Eğer biraz da vişne yerseniz, vişne kanlı ishalinizi kesmekle kalmayacak, aynı zamanda ateşinizi de düşürecektir. Yazıya göre ahududunun da ateş düşürücü etkisi var! Eğer vişneyle ateşiniz yeteri kadar düşmezse yarım tabak ahududu tüketin, işi bitirin! Eğer bütün hastalıkları önlemek istiyorsanız her gün bir tabak çilek yiyin.

YANLIŞ BİLGİ TEHLİKELİ
Beslenme-sağlık ilişkisi konusu son zamanlarda iyice karıştı. Yiyip içtiklerimizin sağlık yararları neredeyse şehir efsaneleri haline geldi. Her sofrada, her sohbette bu efsanelere yenileri ekleniyor. Her yılın bir moda yiyeceği oldu. Bunların bir kısmı abartılı. İçlerinde sağlığa gerçekten yararlı olanları da var. Son yılların "trendi besinleri" keten tohumu ve nar!.. Bu ikilinin yararlarına ben de inanıyorum. Ama yüzlerce makalede etkinliğini araştırdığım bazı yiyeceklerin (zencefil, biberiye gibi) yararlarını biraz abartılı buluyorum.

İkincisi, İngiltere’nin önemli gazetelerinden Daily Mirror’da yayınlanan bir haber. Bu haberin de birincisinden pek farkı yok. Habere göre bazı yiyecekler bırakın kilo aldırmayı, sizi zayıflatıyor. Bu yiyeceklerin içinde esmer pirinç, kırmızı üzüm bile var. Yiyeceklerimizin her birinin sağlığımıza ayrı ayrı yararlar sağladıklarından hiç kuşkunuz olmasın. Hangi besini tüketirseniz tüketin -su dışında- belli bir kalori kazanmanız kaçınılmazdır. Zaten besinlerin ortak yönleri de budur. Hepsi her şeyden önce, vücuda ihtiyaç duyduğu enerjiyi temin etmekle görevlidir. Yapılarındaki karbonhidrat ve proteinlerin 1 gr’ı ile 4, yağların 1 gr’ı ile 9 kalori kazandırırlar. Lezzet faktörünü bir tarafa bırakırsak besinleri birbirinden ayıran temel faktörler, karbonhidrat, protein ve yağ oranları ile ihtiva ettikleri vitamin, mineral, flavanol, karotenoid gibi mikrobesin unsurları veya posa içerikleridir. Hiçbir besinin içerdiği kaloriler nedeniyle zayıflatıcı etkisi yoktur, olamaz. Olsa olsa kilo aldırıcı etkisi diğerlerinden daha az olabilir.

Eğer bu besinlerin zayıflatıcı etkileri olduğundan bahsederseniz, bunun en azından yanlış bilgilendirme olduğundan hiç kuşkunuz olmasın. Henüz ispatlanmamakla birlikte yüksek oranda kalsiyum tüketiminin -günde 1000 mg’dan fazla- orta yaşlı kadınlarda kilo vermeyi desteklediği bilinmektedir, fakat siz brokoliye ihtiva ettiği minik kalsiyum miktarı için böyle bir görev yüklerseniz, hem brokoliye hem de onu yiyerek zayıflamayı bekleyenlere haksızlık etmiş olursunuz. Kirazın musil etkisi yaparak kilo kaybına yol açması da buna benziyor! İshal ile kaybedilen şey sadece sudur ve suyun kilo fazlalığı ya da azlığıyla hiçbir ilişkisi yoktur.

AKTARLAR, ECZANE DEĞİL
Bir kez daha belirtelim: Besinlere hak etmedikleri sağlık zararlarını ve yararlarını yüklemek yanlış bir yaklaşımdır. Eğer insanlar özellikle kanlı ishal, böbrek taşı, öksürük, göz-kulak ağrıları, kansızlık, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, karaciğer/akciğer iltihabı, fazla kilolar ve şişmanlık gibi sorunlarını yiyeceklerle çözmeye kalkarlarsa, bunun tehlikeli sonuçları olacaktır. Yiyecek ve içeceklerden beklediğimiz besin değeri dışında kalan yararları, gazı azaltmak, göğsü yumuşatmak, sinirleri yatıştırmak, yorgunluğu gidermek, dinçlik vermek, bağışıklığı güçlendirmek gibi hoşluklarla sınırlamamızda fayda var.

Aktar dükkanlarını eczane, aktarları "Lokman Hekim" haline getirmenin tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini unutmayalım. Sağlık sorunlarımızın çözümünde mucizeleri varsayalım, ama çözüm merkezlerinin onaylanmış sağlık çalışanları ve organizasyonları olduğundan kuşku duymayalım.

'Çocuk da kariyer de' diyen kadın hastalanır!
Koşuşturmayla geçen günlük hayat, fazla detaycı ve titiz olmak kadınlarda yorgunluk hastalığına yol açıyor. Tıpta 'Fibromiyalji' olarak tanımlanan bu hastalık, özellikle 25-35 yaş arasındaki çalışan kadınları vuruyor..
Son yıllarda adını sıkça duymaya başladığımız, aslında uzun yıllardır hayatımızda olan bir hastalık var: Fibromiyalji. Teşhisi zor ve başka hastalıklarla karıştırılıyor. Yorgunluktan ortaya çıktığı sanılıyor ama vücuda yerleşiyor. Tıp dünyası uzun süre bu ağrıların bir hastalık olup olmadığını tartıştı ve geçtiğimiz yıl bir hastalık olarak onaylandı. Fibromiyaljide, vücudun 9 çift noktasından ağrı yayılıyor. Hastaların yüzde 70-80'ini kadınlar oluşturuyor. Bu hastalığın en çok görüldüğü kadınların ise mükemmeliyetçi, titiz ve her şeyin en iyisini yapma telaşıyla kendilerini büyük stres altına sokanlar olduğu dikkat çekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Reyhan Çeliker, bu hastalık hakkında merak edilenleri ve bilinmeyenleri anlattı.

* Fibromiyalji sendromu nedir?
Fibromiyalji sendromu (FMS), vücutta üç aydan uzun süre devam eden kronik ve yaygın ağrıya neden olan bir yumuşak doku romatizmasıdır. Amerikan Romatoloji Koleji (ACR) tarafından 1990 yılında belirlenmiştir. Son derece yaygındır, erişkin nüfusta sıklığı yüzde 5'dir. Kadınlar tüm hastaların yüzde 70-80'ini oluşturur. Ortalama başlangıç yaşı 25-35'dir, ancak 10 ile 55 arasında değişebilir. FMS semptomlarının ileri yaşlarda başlaması FMS'ye eşlik eden başka bir hastalık olabileceğini düşündürmelidir.

AĞRI EŞİĞİ DÜŞÜK
* Fibromiyalji sendromu neden oluşuyor?
Hastalığın sebebi tam olarak bilinmiyor. Depresyon, stres ve uyku bozukluklarının etkili olabileceği düşünülüyor. Birçok çevresel faktörün FMS'yi tetiklediği kabul ediliyor. Bunlar fiziksel travmalar, duygusal baskılar, enfeksiyonlar ve endokrin bozukluklar olarak sıralanabilir. FMS hastalarında ağrı eşiği düşüktür, strese yanıt vermede bozukluk vardır. Depresyon ve anksiyete gibi duygu-durum bozuklukları gözlenebilir. FMS'de uykunun derin, dinlendirici döneminde bozukluk olduğu ve bu bozukluğun da hastalık oluşumunda rol oynadığı düşünülüyor.

* Fibromiyalji sendromu tanısı nasıl konuluyor?
FMS tanısı, öykü ve fizik muayene bulguları ile konur. Ağrının dağılımı, ağrıya eşlik eden belirtiler ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Eklem muayenesi ve adale kuvvetleri normal sınırlar içerisindedir. Tanımlanmış dokuz çift hassas noktadan 11'inin ağrılı bulunması FMS tanısı için gereklidir. Bu hassas noktalar ense, boyun, omuz, sırt, göğüs duvarı, dirsek, kalça, bel ve diz bölgesindedir. Bu hastalarda laboratuvar testleri normaldir, ancak FMS'yi taklit eden hastalıkların ayırt edilebilmesi için testler uygulanır.

* Bu hastalığın tedavisi var mı, varsa nasıl yapılıyor?
Hastaya hastalığının gerçek olduğu, ağrının şiddetli olabileceği ancak yaşamı tehdit etmediği, şekil bozukluğu ve sakatlığa neden olmadığı anlatılmalıdır. Tedavinin uzun sürebileceği ve düzenli takip gerektirdiği açıklanmalıdır. Tetikleyici faktörler belirlenmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır. İlaç tedavilerinin yanı sıra egzersiz ve fizik tedavi uygulamalarının da önemli yeri vardır.

Mutluluk hormonu yorgunluğu siler kiloyu azaltır
ESRA TÜZÜN
'Mutluluk hormonu' olarak tanınan serotonin hormonunun azlığı sinir, yeme bozuklukları ve uykusuzluğa neden olabilir. Serotonin yükseldiğinde; moraliniz ve enerjiniz yükselir, iştahınız ise azalır..
Araştırmalar gösteriyor ki; depresyon, migren, hiperaktivite, insülin direnci, hatta obezitenin temelinde serotonin, yani 'mutluluk hormonu' bulunuyor. Serotonin yükseldiğinde veya yeterli olduğunda moraliniz de yüksek oluyor. Rahat uyku uyuyorsunuz, iştahınız azalıyor, ruh sağlığınız düzeliyor, enerjiniz artıyor. Düşük serotonin ise sinirli, huzursuz ve depresif ruh hallerine neden oluyor, iştahı bozuyor, obezite veya anoreksiya, bulimia nevroza gibi yeme bozukluklarına yol açıyor.

VÜCUT KENDİ YAPIYOR
Beslenme Uzmanı Doktor Aşkın Yüksel, vücuttaki serotonin miktarı değişince bağışıklık sistemimizin nasıl etkilendiğini ve bağışıklık sisteminin korunması için nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlattı.

* Serotonin nedir?
Vücut tarafından oluşturulan ve gıdalarda bulunmayan bir sinir taşıyıcısıdır. Vücut serotonini kendisi üretir. Ancak, serotonin üretimini destekleyen besinler tüketilerek vücudun serotonin üretmesine katkı sağlanmalıdır.

* Beslenmeyle serotonin hormonu arasında nasıl bir ilişki kurabiliriz?
Serotoninle insan vücudundaki enerji arasındaki ilişki, yumurta ile tavuk arasındakine benzer. Yani ruhsal yönden iyiyseniz iştahınız artabilir ya da azalabilir. Ruhsal yönden kötüyseniz yine iştahınız artabilir ya da azalabilir. İşte bu etkileşim sonucunda insan vücudu mutlaka olumsuz etkilenir.

* Serotoninin vücuttaki miktarı nasıl değişiyor?
İnsan vücudundaki serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar etkiliyor. Örneğin kadın vücudundaki östrojende artma, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olur. Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçların da serotonin düzeyini düşürdüğü tespit edilmiştir.

* Serotonin, tıbbi ürünlerle takviye edilebilir mi?
Beyin elementlerinin, uzmanların tedavi önerisi dışında edinilip kullanılması mümkün değildir. Zaten kişi kendindeki bu durumu beslenmesine özen göstererek ve hastalıklardan korunarak dengeleyebilir. Örneğin kırmızı renkli besinler öğünlere eklenebilir. Stresli ve yoğun dönemlerinde alınan çinko, betaglukan gibi doğal besin değerleri, hastalıklara karşı olan savunmayı güçlü kılabilir.

* Serotonin azlığı ya da çokluğu sağlığı nasıl etkiliyor?
Beyindeki serotonin eksikliği depresyona yol açabilir, iştahı bozar ve obezite, anoreksiya ve bulimia nevroza gibi diğer yeme bozukluklarına ve uykusuzluğa neden olabilir. Düşük serotonin sinirli, huzursuz yapar ve depresif ruh haline sokar. Serotonin yükseldiğinde veya yeterli olduğunda ise; moraliniz yüksek olur, rahat uyku uyursunuz, iştahınız azalır ve enerjiniz artar. Mesela migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir. Ayrıca kalp krizi geçirmiş birçok hastanın depresif olduğu tespit edilmiştir.

* Serotonin eksikliğinden bağışıklık sistemi nasıl etkileniyor?
İlk ve en önemli etkileşim aslında bağışıklık sisteminde oluyor. Mesela eksik alındığı için depolanmayan protein ya da vitaminler savunma sisteminin iflas etmesine yol açıyor. Alınmayan gıdalar yüzünden savunma sistemi zayıflıyor ve vücut enfeksiyonlara açık hale geliyor.

Dişi çürüten dokuz hata
Ağız kokusu ve diş çürükleri günlük hayatı zorlaştıran en önemli sağlık problemleri.İşte diş çürüklerine neden olan 9 hata!

Diş Hekimleri, kişilerin farkında olmadan yaptıkları hatalardan kurtularak daha sağlıklı dişlere sahip olabileceklerini söylüyor ve bu hataları şöyle sıralıyor:
1. Sürekli kahve molası: Gün boyu kahve, çay içme ve atıştırma alışkanlığı, ağızda asit salgılayan bakterileri aktive ederek bu bakterilerin diş yüzeyinde yaşamasına ve dişleri çürütmesine neden olur. Çay ve kahve şekersiz tüketilmeli ya da bu içeceklerin yerine süt ve süt ürünleri tercih edilmeli, yanında atıştırılan yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
2. Sigara kullanımı: Sigara içmek ağız kuruluğundan, ağız kokusuna, dişlerin sararmasına hatta ağız kanserine kadar birçok hastalığa sebep olabilir.
3. Diş ipi kullanmama: Sadece diş fırçalamak ağız temizliğinde tek başına yeterli değildir. Diş fırçasının ulaşamadığı diş araları diş ipi kullanılarak temizlenebilir.
4. Diş fırçalamama: Ağız sağlığının en önemli bakımı dişleri fırçalamaktır. Dişler her yaşta, günde en az iki kez fırçalanmalıdır. Diş fırçası üç aylık periyotlarla yenilenmeli, dişler fırçalanırken fırça kuru olmalıdır.
5. Yemek dışında tüketilen tatlı: Tatlıların yemek öğünleri içerisinde tüketilmesi diş sağlığı için önemlidir.
6. Su ihtiyacını karşılamama: Yemek yedikten sonra diş için yapılacak en iyi şey su veya süt içmektir. Yemek sonrası içilen bir bardak su, yemek parçalarını ağızdan uzaklaştırır ve ağızdaki asidik ortamı nötrler. Ayrıca süt içmek dişte kalsiyum oluşumunu artırır.
7. Çiğnenemeyen tatlılar: Sakız, yapışkanlı tatlılar ve kuruyemişten mümkün olduğunca uzak durulmalı. Yenildiği takdirde ise dişlerden arındırma işlemi titizlikle yapılmalıdır.
8. Meyve ve sebzelerden kaçınma: Meyve ve sebzelerin içerdiği vitaminler dişetleri için çok önemlidir. Ayrıca elma gibi sert meyve ve sebzelerin ısırılarak tüketilmesi, ön dişlerde mekanik temizliği sağlar.
9. Şekerli sakız çiğneme: Sakız çiğnemek gibi bir alışkanlığınız varsa şekersiz sakızları tercih edin. Şekersiz sakız tükürük akışını hızlandırıp, ağzın temizlenmesine ve ağız içi asidin dengelenmesine yardımcı olur.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.