01.11.2012 - 01.12.2012

1 0-2 Yaş arası 1 2-6 yaş arası 4 6-12 yaş arası sağlık 1 ADHD 1 adnan yıldırım nasıl zayıfladı 1 afrika bitkileri 11 afrodizyaklar 1 Agaricus Bisporus 2 agaricus mantarı 1 Agaricus Subrufescens 1 agarwood 1 agave şurubu 1 Aglaia odorata 1 Agrocybe Aegerita 2 ağaç sakızları 1 ajowan tohumu 1 ajwaini bishop 4 akciğer hastalıkları 1 akça ağaç 1 Albizia 1 Alchemilla vulgaris 2 alerjik rinit 1 alkanma 1 Allamanda cathartica 2 alternatif tıp 2 alzheimer 1 Alzheimer hastalığı 1 amaranth 1 amerikan ginsengi 3 anason 3 anason nedir 2 anasonun faydaları 1 Andrographis 32 anne bebek 2 anne sütü çayı 7 anti aging 3 anti bakteriyel 2 apiterapi 2 arı poleni 5 arı sütü 3 arı ürünleri 8 aromaterapi 13 aromatik bitkiler 2 aromatik yağlar 1 Aslan pençesi 1 aslan yeleği mantarı 1 aspen kabuğu 4 astım bronşit 1 astragalus 4 ayuverdik bitkiler 1 Badem mantarı 1 bağırsak çalıştıran bitkiler 2 bağırsak iltihaplanması 4 bağırsak solucanları 4 bağırsak şeritleri 1 bağırsak yaraları 1 bağışıklık güçlendirici 4 baharatlar 6 bal 1 bambu mantarı 1 basur 4 bebek sağlığı 3 bel ağrısı 1 beyin hastalıklları 2 bitki çekirdekleri 1 bitki zamkları 48 bitkilerin ilaçlar ile etkileşimleri 13 bitkilerin kullanım dozajları 45 bitkilerin yan etkileri 12 bitkisel banyolar 25 bitkisel caylar 6 bitkisel kokular 32 bitkisel macunlar 59 bitkisel maskeler 1 bitkisel sular 67 bitkisel yağlar 3 boyun ağrısı 3 böbrek 1 bronşit 1 burclar 1 candidia 1 castor oil 1 castor yağı 1 chaga mantarı 134 cilt bakimi 3 cilt hastalıkları 15 cilt lekeleri 24 cilt temizligi 23 cilt tipleri 28 cinsel saglik 26 cinsellik 1 Cordyceps 1 coriolus 1 çiğdem türleri 1 çin geveni 13 çocuk sağlığı 1 çölyak 1 DEHB 10 dekolte bakimi 2 deniz yosunları 8 deprasyon 1 depresyon 3 detoks 2 dikkat eksikliği 1 dilara kocak 6 dis ve agiz bakimi 1 diş sağlığı 1 diüretik 5 diyabet 77 diyet listeleri 8 diyet yemekler 2 diz ağrısı 96 dogal saglik 54 dogal tedavi 3 doğal antibiyotik 7 egzama için krem 5 egzama nedir. egzama nasıl tedavi edilir. egzama için şifalı bitkiler 12 egzama tedavisi 4 egzamadan kurtulma yolları 15 egzersiz 2 eklem rehatsızlıkları 24 el ayak tirnak 1 enokitake mantarı 26 erdem yesilada 6 erkan topuz 8 erkek bakim 13 erkek saglik 1 erkekler özel ürünler 3 esansiyel yağlar. 7 esra tüzün 6 ev yapımı 1 faranjit 1 farmakoloji 1 filizlenmiş bitkiler 1 ganoderma 6 geleneksel tıp 1 gıda takviyeleri 3 ginseng türleri 1 glokom 11 goz cevresi bakimi 1 göğüs büyütücü 1 göz hastalıkları 9 gribal enfeksiyon 8 grip 4 gul ile guzellik 20 hamilelik te bakim 14 hamilelikte beslenme 1 hasan insel 1 hayıt tohumu 1 hazımzıslık 1 hemoroid 99 herbalist adnan yildirim 1 herpes 1 herpes simpleks 1 hindi kuyruğu mantarı 1 hint yağı 1 hiperaktivite 5 homemade remedie 2 hormonlar 1 hsv 1 hububat 4 ibn-i sina 2 ibs 5 idrar yolları enfeksiyonu 3 influnza 1 insülin 1 ipek bitkisi 1 irritabl bağırsak sendromu 6 ishal 1 iştah artırıcı 2 jel bitkiler 1 jelatin 2 kabızlık 18 kadın sağlık kürleri 65 kadin saglik 1 kakule 16 kalca bacak 5 kalın bağırsak 4 kalori hesabi 36 kalp sagligi 1 kan 3 kanser 5 kansizlik 1 kar mantarı 4 karaciğer hastalıkları 1 katran 1 kemik kanseri 2 kemik sağlığı 12 kepek 2 kil 4 kilo almak 52 kilo verin 1 kistik fibrozis 2 koah 5 kolestrol 1 kordiseps mantarı 29 kök bitkiler 3 kuruyemişlerin faydaları 2 lupus 1 lupus tedavisi 1 maitake mantarı 2 mantar 5 meme kanseri 14 menopoz 58 meyve ve sebzeler 21 mide 3 mide-gaz 2 migren 27 mineral vitamin 1 moda aksesuar 13 mutlu evlilik icin 2 nezle 4 obezite 2 omega 3 1 osteaporoz 1 ödem atıcı bitkiler 8 öksrüğe şifalı bitkiler 4 öksürüğün nedenleri 5 öksürük 1 Ölmeyen hekimlerimiz 1 pankreas kanseri 1 performans artırıcı 1 Phallus indusiatus 1 Phellinus linteus 1 Pleurotus Pulmonerus 4 polen 1 Polyporus Umbellatus 1 poria mantarı 6 propolis 5 prostat 1 reçineli bitkiler 6 regl 1 reishi mantarı 1 rezene 7 romatizma 1 sa 2 sabit bitkisel yağlar 1 sabun 49 sac bakimi 5 saç dökülmesi 1 safra 1 safra hastalıkları 1 safra taşı 106 saglikli beslenme 103 saglikli zayiflama 1 sang huang mantarı 2 seboreik dermatit 6 sedef 11 selulit 1 shiitake mantarı 2 sibirya ginsengi 7 sifalı bitki kabukları 12 sifalı bitkiler 319 sifali bitkiler 32 sifali yaglar 2 siğil tedavisi 1 sindirim sorunları 6 sinir stres 2 Sistemik lupus tedavisi 1 sistit 20 sivilce ve akneler 6 siyah noktalar 1 SLE 1 sodyum aljinat 1 sodyum türeri 4 soğuk algınlı 1 sonbahar çiğdemi 7 stres 13 su ile guzellik 1 Suehirotake mantarı 10 süper gıdalar 1 süt çayı 1 şeker 1 şeytan tersi 1 şifalı bitki tozları 72 şifalı bitkiler. şifalı tohumlar 3 şifalı kokular 20 şifalı mantarlar 4 şifalı sebzeler 8 şifalı şerbetler 8 şifalı yemişler 3 tahıl grupları 1 tansiyon 8 temizleme sutleri 2 tenya 15 tıbbi mantarlar 2 tip 1 diyabet 2 tip 2 diyabet 3 tonik ve maskeler 3 troit 1 unfilanza 5 uykusuzluk 2 ülser 2 ülseratif kolit 2 vajinit 7 video 63 vucut bakimi 3 vucut ritmi 4 yara yanık 1 yorgunluk 3 zayıflama haplarının zararları 11 zehirli bitkiler

sivilce ve akne tedavisi
Akne tıkanık gözenekler, siyay noktalar ve sivilceler ile karakterize inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Kıl folikülleri veryağ bezeleri bir birine bağldır, bu bağ cildde yağlanma veya sebum olarak bilinen bir maddenin vücudun dışına çıkmasını sağlar. Ama yağ bezleri çok fazla ölü deri hücresi ile birleşirse kıl folikülleri bloke olur ve iltihaplanma başlar. Akne en sık burun, alın, yanak, çene, sırt yüzeyinde bulunur. Erkeklerde dönemsel akne sivilce proplemleri sıklıkla görülmekle beraber kadınlarda çok daha uzun süreli akne proplemleri ile karşılaşılır. Akne daha çok geçlerde yaygındır ve 30 yaş üzeri çok nadir görülmektedir. Sağlık yönünden ciddi bir tehdit oluşturmayan akne, bazen ağrı ve acı verebilir genellikle bıraktığı izler ve lekeler sorun olarak görülmektedir.


Belirti ve Septtomlar

Akne Lezyonlarınn Çeşitli türleri vardır

  • Kapalı komedon (Whitehead) - Tıkanmış bir folikül. Whiteheads genellikle küçük, yuvarlak, beyaz diken gibi cilt üzerinde görünür.
  • Açık comedone (siyah nokta) - Deri üzerinde siyah nokta şeklinde görülür Blackheads kir varlığına işaret yok.
  • Papül - küçük, pembe görünür iltihaplı lezyonları.
  • Püstül (sivilce) - iltihaplı irin üssünde kırmızı lezyonlar 
  • Kistler ve nodüller - ağrı ve yara izi neden olabilir deri altında derin geniş, iltihaplı, irin dolu lezyonlar şeklinde görülür.
Akne nedir nedenleri nelerdir
Akne çok fazle sebum ve ölü deri hücrelerinin birikimi ve kombinasyonu sonucu oluşan bir lezyon türüdür. Gençlerde yükselen hormon düzeyleri neden olarak öne sürülebilir. Vücudumuzda zamanla hücreler kendini yenilemekte ve ölü hücreler deri dışına itilmektedir. Bu döngü sebumla birleştiği zaman komedonların yani siyah siyahnoktaların oluşmasına sebep olur. Eğer bu komedonlar derma tabakasının altından temizlenmez ise sıra ile yukarda yazdığımız gibi ilk önce kapalı komedon sonra açık komedon, papül, füsfül, ve sonra kocaman bir sivilceye dönüşebilir. Akne aynı zamanda bazı endokrin hastalıkları ve ilaç kullanımları ilede artabilir.

Risk Faktörleri:

Aşağıdaki risk faktörleri aknenin temel nedenleridir:
  • Akne aile öyküsü
  • Bitkisel veya hayvansal yağ içeren yağlı kozmetik veya saç ürünleri kullanmak
  • Ergenlik, hamilelik ya da adet kanaması sırasında sık görülen hormonal değişiklikler (akne 2 alevlenme eğilimi - menstruasyon başlamadan 7 gün önce)
  • Kortikosteroidler, androjenler, oral kontraseptif, lityum, halojenler, fenobarbital izoniazid, fenitoin, ve iyot düzeyi yüksek (örneğin yosun itibaren) gibi bazı ilaçlar
  • Headbands, arka çanta, bisiklet kask, veya dar yakaları neden cildinizde Terleme ve sürtünme
  • Komedon Sıkma ve toplama
Akne nadiren ciddi bir sağlık sorunudur Pratisyen hekimlerimiz genellikle akne tedavisinde başarılı olurlar. Çok daha ciddi proplemlerde Dermatologlara görünebilirsiniz. 

Tedavi Seçenekleri:

Akne tedavisinde ilk olarak sebum üretimini dengelemek için uğraşmak gerekmektedir.
  • Hafif bir temileyici ile cilt günde bir veya iki kez yıkanmalıdır
  • Yağ içermeyen nemlendirici özelliği olan su bazlı kozmetik veya bitkisel kozmetik ürünleri kullanılmalıdır.
  • Benzoil, peroksit veya salisik asit içeren ürünleri sivilceler üzerinde kullanabilirsiniz
  • Akne hafif vakalarda bile 8 haftada tam olarak geçmektedir bunu unumadan sabırla tamamlayıcı tıbdan yardım alarak mücadelenizi yapın.

İlaç Tedavileri

Güncel
Topikal formülasyonlar genelde akne için ilk basamak tedavisidir. Doktorunuz ayrıca topikal ilaçlara başvurabilir. En yaygın olarak kullanılan ilaçlar aşağıdaki gibidir:
  • Retinoidler (tretinoin veya Retin-A, adapalen veya Differin ve tazaroten veya Tazorac) - gözeneklerin tıkanıklıklarını ve iltihabı azaltarak A vitamini verir. Yan etkileri kızarıklık, soyulma ve fotosensitivite (güneş yanığı riski yüksek) içerebilir. En çok retinoidler gece uygulanır ve benzoil peroksit gibi aynı zamanda (adapalen dışında) olarak uygulanabilir olmamalıdır. Hamile kadınlar gebelik sırasında topikal retinoidler kullanmamalısınız.
  • Antibiyotikler - bakterileri öldürerek ve iltihabı azaltarak çalışır. Böyle klindamisin veya eritromisin gibi Topikal antibiyotikler reçete formu mevcuttur. Bunlar, akne orta şiddette tedavi etmek için kullanılabilir.
  • Benzoil peroksit - Benzoil peroksit reçete formu da mevcuttur.
Doktorunuz bu gibi benzoil peroksit ve klindamisin veya tretinoin (bir retinoid) ve klindamisin gibi topikal ilaçlar bir arada, tavsiye edebilir.


Ağız yolu ile alına ilaçlar
Doktorunuz oral (ağız yoluyla alınan) antibiyotik ya tek başına ya da orta-şiddetli akne için topikal ilaçları ek olarak reçetenize yazabilir. Eğer diğer ilaçlar ile düzelmezse şiddetli, inflamatuar akne olanlar için, izotretinoin denilen bir oral retinoid reçete edilebilir.
  • Antibiyotikler - bakterileri öldürerek ve iltihabı azaltarak çalışır. Yaygın reçete oral antibiyotikler doksisiklin, minosiklin ve tetrasiklin içerir. Hamile kadınlar ve 9 yaşından küçük çocuklar bu antibiyotiği almamalıdır.
  • Isotretinoin (Accutane) - Doktorlar sebum üretimini azaltabilir diye yazdıkları bu antibiyotiğin  nasıl çalıştığından tam olarak emin değiler. Genellikle diğer ilaçların etkisi artırmak için yazılır İzotretinoin 20 hafta boyunca günde iki kez alınır. Bu ciddi doğum kusurlarına neden olur ve hamile kadınlar ya da hamile olabilir kişiler tarafından kullanılmamalıdır. Aslında, izotretinoin almak ABD kadınların düzenli gebelik testleri geçmesi ve reçete doğum kontrol çeşit almakla yükümlüdürler.
Bazı kadınlar sivilce azaltmak gibi doğum kontrol haplarını doktorlarına danışarak alabilirler

Tamamlayıcı ve Alternatif Tedaviler

Tamamlayıcı ve alternatif tedaviler akne tedavisinde oldukça etkin bir rol üstlenebilir. Bu konuda işinin ehli bilgili bir aktar ile çalışmanızı öneririz. Bu konuda ilk önce ele alacağımız konu başlıkları beslenme ve gıda takviyeleridir.
Beslenme
Bazı çalışmalar glisemik indeksi yüksek gıdaların akneyi artırdığını göstermiştir.Süt yoğurt ve benzeri süt ürünlerinin akne oluşumdan bir etkisi yoktur.
Alınması gereken gıda takviyeleri
  • Çinko ( bir ay boyunca günde 60 mg 2 kez, sabah 30 mg akşam 30 mg) - Çeşitli çalışmalarda mineral çinko akne etkilerini azalttığı görülmüştür. Bununla birlikte, çinko yüksek dozlarda anemi, kusma, ve bağışıklık sistemi bastırılması neden olabilir. Ayrıca genellikle akne için reçete tetrasiklin ile etkileşime girer. Günlük ek çinko fazla 100 mg alınmalıdır. 
  • Niacinamide (% 4 topikal jel olarak) - Bir çalışmada 2 ay boyunca cilde günde 2 kez% 4 Niacinamide jel uygulayarak belirgin akne belirtilerinde iyileşme gözlenmiştir. 
  • L-karnitin - Yunanistanda yapılan bazı araştırmalara göre L-karnitinin akne üzerinde olumlu etkileri görülmüştür (kuru cilt, çatlamış dudaklar, kuru göz ve kuru burun neden burun kanamaları) gibi şikayetlerde iyileşme olduğu gözlemlenmiştir. L-karnitin tiroid hormonu, Warfarin (Coumadin) ve Asenokumarol (Sintrom) dahil, bazı ilaçlar ile etkileşime girebilir.
  • A vitamini -  retinoid ilaçlarla aynı özelliklere  sahiptir ve yan etkisi yoktur. 
Akne tedavisinde kullanılabilecek bazı bitkiler
Bitkiler genellikle vücut sistemlerini kuvvetlendirmek için güvenli bir yoldur. Herhangi bir tedaviyi destekleyici olarak veya herhangi bir tedaviye başlamadan da destekleyici ve tamamlayıcı olarak kullanılabilirler. Gliserin özler veya tentürler aksi belirtilmedikçe günde bir çay kaşığı kullanılır. Kökler 10 dk kaynatılıp 10 dk demlenerek kullanılır. Yaprak ve çiçekli bitkiler ise 10 dk demlenerek kullanılır.  

  • Çay ağacı yağı (Melaleuca alternafolia,% 5 jel) - cilde uygulandığında, çay ağacı yağı iltihabı azaltılması ve semptomların iyileştirilmesi, bakterileri azaltmak yardımcı olabilir. Bir çalışmada hafif-orta şiddette aknesi olan 119 kişi benzoil peroksit losyon ile çay ağacı yağı jel etkinliği karşılaştırıldı. Her iki grupta İnsanlar geliştirilmiş ve çay ağacı yağı kullanan insanlar benzoil peroksit kullanılarak daha az yan etkileri (batma, kaşıntı, yanma ve kuruluk gibi) bildirilmiştir.
  • Guggul (Commiphora Mukul, 25 mg guggulsterones için doz eşdeğeri veya günde guggul 2 kez 500 mg) - Bir çalışmada, guggul ağızdan alarak tetrasiklin ilacı ile aynı etkiyi oluşturduğu gözlemlenmiştir. Guggul Hamile veya emziren kadınlar tarafından alınmamalıdır. 
  • Ayurvedik tıp - ileri çalışmalara ihtiyaç olmasına rağmen Ayurvedik tıp, belirtileri geliştirmeye yardımcı olabilir. Bir çalışmada, zencefil (Zingiber officinale), Holarrhena antidysenterica ve Embelia bir arada inflamatuar ve non inflamatuar lezyonların sayısını azalttığı saptanmıştır Ribes. Bir başka çalışmada, Aloe barbadensis kombinesi oral ve topikal kullanımı, Azardirachta indica, zerdeçal (Curcuma longa), Hemidesmus indicus, Terminalia chebula, Terminalia Arcuna ve Ashwagandha (Withania SOMNIFERA) de lezyonların sayısını azalttı.
Homeopati
Belirli homeopatik ilaçların etkinliğini araştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır. Profesyonel homeopatlar Bununla birlikte, bilgi ve klinik deneyime dayalı akne için aşağıdaki tedavilerden birini veya daha fazla tavsiye edebilir. Bir çare önermeden önce, homeopatlar dikkate kişinin anayasa tipini alır. Homeopatik açısından, bir kişinin anayasası kendi fiziksel, duygusal ve entelektüeli ve makyajıdır. Belirli bir birey için en uygun çare belirlerken Deneyimli homeopat tüm bu faktörleri değerlendirir.
  • Belladonna - soğuk uygulamalar geliştirir mesela buz maskesi iltihaplı püstüler akne olan kişiler için
  • Calendula - püstüller veya kabarcıklar içeren cilt rahatsızlıkları
  • Hepar kükürt - ağrılı, irin dolu sivilce için
  • Bromatum Kali - derin akne için, özellikle alında, soğutulmuş ve sinir kişilerde
  • Silicea - püstüller veya çukur oluşturan akne için

Diğer Hususlar:

Gebelik

 Hamile kadınlar tüm retinoidler (bu da ağız yoluyla alındığında veya deriye uygulanan), izotretinoin ve antibiyotikler tetrasiklin, minosiklin ve doksisiklin kaçınmalıdır. .

Prognoz ve Komplikasyonlar

Akne ciddi bir sağlık tehdidi değildir, ancak şiddetli akne duygusal üzücü, acı verici olabilir ve kalıcı yara izi neden olabilir. Sıkma lezyonlar rüptürü komedon ve inflamasyona neden olabilir. Semptomlar genellikle ergenlik sonrası azalır ve 30 yaşında kaybolur. Ancak, yetişkin akne, özellikle kadınlarda, arttığı görülmektedir ve 30'lu ve 40'lı yaşlarda kadınlarda anormal değildir.
  • Steven D. Ehrlich, NMD, Çözümler Akupunktur, tamamlayıcı ve alternatif tıp konusunda uzmanlaşmış bir özel uygulama, Phoenix, AZ. VeriMed Healthcare Network tarafından sağlanan inceleyin.

Yararlanılan kaynaklar

Bowe WP, Shalita AR.Effective over-the-counter akne tedavisi. Semin Cutan Med Surg. Eyl 2008, 27 (3) :170-6.

Bowe W, Joshi S, Shalita A. Diyet ve akne Dermatoloji 2010 Amerikan Akademisi Dergisi.. (62) 1.
Kahverengi DJ, Dattner AM. Fitoterapötik sık dermatolojik koşullara yaklaşır. Arch Dermtol. 1998; 134:1401-1404.
Eichenfield, LF; Wortzman M.% 0.25 tretinoin ve% 1.2 klindamisin fosfat bir roman jel formülasyonu: 12 ila 18 yaş arası akne vulgaris hastalarında etkinliği Pediatr Dermatol 2009; 26 (3) :257-61...
Ernst E, Huntley A. Çay ağacı yağı: randomize klinik çalışmaların sistematik bir inceleme. Forsch Komplementärmed. 2000; 7:17-20.
Enshaieh S, Jooya A, Siadat AH, Iraji F. akne vulgaris hafif-orta% 5 topikal çay ağacı yağı jel etkinliği:. Randomize, çift-kör, plasebo-kontrollü bir çalışmada Hint Dermatol Venereol Leprol. 2007 Ocak-Şubat; 73 (1) :22-5.
Georgala S, Schulpis KH, Georgala C, izotretinoin tedavisi kistik akneli hastalarda Michas T. L-karnitin. J Eur Acad Dermatol Venereol. 1999; 13 (3) :205-209.
Gfesser M, Worret WI. Akne vulgaris şiddetinin mevsimsel değişimleri. Int J Dermatol. 1996, 35 (2) :116-117.
Ghali F, Kang S, Leyden J, Shalita AR, Thiboutot DM. . Akne tedavisi yüz değiştirme Cutis 2009;. 83 (2) :4-15.
Altın MH. Akne ve FDT: lazerler ve ışık kaynakları ile yeni teknikler Lazerler Med Sci.. Oca 16, 2007; (Epub ahead of print).
Hamilton FL, Araba J, Lyons C, Araba M, Layton A, Majeed A. Lazerler ve akne vulgaris tedavisinde kullanılan diğer ışık tedavileri: sistemik yorum Br J Dermatol 2009; 160 (6) :1273-85...
Jansen T, akne tedavisi Plewig G. avanslar ve perspektifler. Eur J Med Res. 1997; 2:321-334.
Jonas WB, Homeopati ile Jacobs J. Şifa: Doktorlar Rehberi New York, NY: Warner Books, 1996:. 227-230.
Krowchuk DP. Akne tedavisi. Pratik bir kılavuz. Med Clin North Am. 2000, 84 (4) :811-828.
Leyden J, Del Rosso J, Akne Vulgaris ve Diğer İnflamatuar Cilt Hastalıkları Tedavisinde Webster G. Klinik Hususlar: Bir Durum Raporu Dermatolojik Kliniği 2009; (27) 1...
Lolis M, Bowe W. Shalita A. Akne ve Sistemik Hastalık Kuzey Amerika Klinikler 2009;.. 93 (6).
Şanslı AW, Biro FM, Simbartl LA, Morrison JA, Sorg KB. Genç adölesan kızlarda akne vulgaris şiddeti belirleyicileri: beş yıllık boylamsal çalışmanın sonuçları J Pediatr.. 1997, 13 (1): 5.
Şanslı AW, Cullen SI, Jarratt MT. İki 0.025% tretinoin gel Karşılaştırmalı etkinliği ve güvenliği:. Çok merkezli, çift kör, paralel çalışmanın sonuçları J Acad Dermatol Am. 1998, 38 (4): S17-23.
Meynadier J. Etkinlik ve inflamatuvar akne tedavisinde iki çinko glukonat rejimlerin güvenlik çalışma. Eur J Dermatol. 2000, 10:269-273.
Papageorgiou PP, Chu AC. Kloroxylenol ve çinko oksit içeren krem ​​(Nels krem ​​®) vs akne vulgaris tedavisinde% 5 benzoil peroksit krem. Bir çift-kör, randomize, kontrollü çalışma Clin Exp ve Dermatol 2000;.. 25:16-20.
Paranjpe P Kulkarni PH. Akne vulgaris tedavisinde dört Ayurvedik formülasyonları Karşılaştırmalı etkinlik:. Çift-kör, randomize, plasebo-kontrollü klinik değerlendirme J Ethnopharm. 1995; 49:127-132.
Raman A, Weir U, Bloomfield SF. Staphylococcus aureus, Staph üzerine çay ağacı yağı ve onun temel bileşeni Antimikrobiyal etkileri. epidermidis ve Propionibacterium acnes Uygulamalı Microbiol Edebiyat 1995;.. 21:242-245.
Sami NA, Attia AT, Bedevî AM. Akne vulgaris tedavisinde Fototerapi. J Uyuşturucu Dermatol. Tem 2008, 7 (7) :627-32.
Sato T, Takahashi A, Kojima M, Akimoto N, Yano M, Ito A. narenciye polymethoxy flavonoid nobiletin sebum üretimi ve sebocyte proliferasyon ve hamsterlarda artırmaktadır sekresyonunun inhibe eder. J Invest Dermatol. Ara 2007; 127 (12) :2740-8.
Sharquie KE, Noaimi AA, Al-Salih MM. .% 5 zin suphate solüsyonu ile karşılaştırıldığında% 2 çay losyonu kullanarak akne vulgaris Topikal tedavi Suudi Med J 2008;. 29 (12) :1757-61.
Thiboutot D. Yeni tedaviler ve sivilce için tedavi stratejileri. Arch Fam Med. 2000; 9:179-187.
Homeopati için Ullman D. Tüketici Rehberi New York, NY: Penguin Putnam, 1995:. 185-186.
Whang KK, Lee M. akne izleri cerrahi bir üç aşamalı çalışma prensibi. J Acad Dermatol Am. 1999, 40 (1): 95-97.
Whitmore, SL. Cilt hastalıklarının. In:.. Barker LR, Kern DE, Thomas Pensilvanya Ayaktan Tedavi Prensipleri 7th ed. Baltimore, MD: Williams & Wilkins, 2006: 1887.


Binlerce yıllık tarım geleneğini barındıran Anadolu topraklarında yetişen yerli tohumlar yaşamın sürekliliğini temsil ediyor.


 
Atadan kalma tohumlarımız;

* Lezzetli ve sağlıklı gıdaların temini için birer genetik hazinedir
* Binlerce yıldır değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış numunelerdir
* Tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir parçası ve yaşamın sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazıdır
* Dışarıya bağımlı kalmaksızın ülkemizin gıda güvenliğinin teminatıdır

Ancak bugün Anadolu’ya özgü yerel tohum çeşitliliğimiz yok oluyor. Tek seferlik, ticari tohumların egemenliği nedeniyle gıdamızın ve geleceğimizin güvencesi yerli tohumların nesli tehlike altında! Yeryüzünde zengin çeşitlilikteki yaşamı sürdürebilmek, atalık tohumlarımızı gelecek kuşaklara aktarmamıza bağlı.

TOHUM TAKAS AĞI, yüzyılların bilgisini taşıyan yerli tohumlarımızın korunup yaygınlaşmasını amaçlıyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Adım Adım Oluşumu desteğiyle yürüttüğü TOHUM TAKAS AĞI KAMPANYASI’na destek olarak,

* Anadolu’nun dört bir yanındaki ekolojik çiftliklerde yerli tohumların çoğaltılarak paylaşılmasını sağlayacak;
* Bu toprakların yüzlerce yıllık bereketinin, lezzetinin, besin zenginliğinin ve kültürünün gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sağlam patikalar oluşturacaksınız.

Verdiğiniz desteğin her kuruşu binlerce yeni tohuma dönüşecek...

Kredi kartı ile bağış yapmak istiyorsanız: https://www.bugday.org/portal/BagisAdimAdim.php

EFT/havale yoluyla bağış yapmak istiyorsanız:
Alıcı Adı: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
Garanti Bankası Karaköy Şubesi - Şube No: 400
Hesap No: 6295240
IBAN No: TR67 0006 2000 4000 0006 2952 40

www.bugday.org - www.yasasintohumlar.org
facebook.com/BugdayDernegi
twitter.com/BugdayDernegi
Twitter paylaşımlarınız için hashtag: #YasasinTohumlar

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

Firuzenin şifalı elleri inanç tedavisi
Ülkemizde tıbbi otoritelerin hazır bulunmadığı tedavi vakalarına bir çoğumuz şahit bulunmaktayız. Hatta bunların televizyonda program olacak kadar dikkat çekici ve hayret verici olanları dahi vardır.

Ülkemizdekiler kadar hayret verici olmasalar bile, Batı toplumları içinde de aynı tedavi yöntemlerini uygulayanlar bulunur.

Tabiatı maddî bir gözle araştırmaya alışmış Batı toplumu bu türlü hadiselere de aynı gözle bakıyor. Aşağıdaki yazı bu tür vak'aların gerçekliğini ortaya koyduğu ve üzerinde yapılan araştırmaları anlattığı için bir hayli ilgi çekicidir.

ABD'de kendilerine "inanç şifacısı" denilen bazı insanlar sadece ellerini hastalar üzerine koyarak onların çeşitli rahatsızlıklardan kurtulmalarını sağlıyorlar. Bunlar yalnız insanların değil, mikroskobik hayvanların ve bitkilerin de şifa bulmasına vesile oluyorlar. Hatta bunlardan bazılarının maddeler üzerinde birtakım fizikî değişiklikler meydana getirdikleri de tesbit edilmiştir. Daha ne olduğu anlaşılamayan bu garip gücün araştırılmasına ilim çevrelerinin çoğu karşı çıkıyor ve ilmî metotlarla araştırılan bu gücün, bilinen fizik kanunları ile idare edilmeyen bir güç olarak ortaya çıkmasından korkuyor.

Bilim çevrelerinden bir kısmı ise araştırmaya devam ediyor. Bu "inanç şifacılarından" biri olan O. Warrel ile değişik araştırma grupları ile tecrübeler yapıldı. Birinci grup insan fizyolojisi üzerindeki etkilerini inceledi. Üzerinde tecrübe yapılan kimseler kronik ağrı çeken hastalar idi. Gönüllülerden bazılarına Warrel ellerini koyduğunda büyük te'siri oldu; hatta bir tanesi trans haline geçti. Ağrı gidermek için dört ameliyat geçiren bir diğeri ise bir hafta süren tecrübeden sonra hiç ağrı çekmedi. Bir diğeri ise, üçüncü günden sonra ağrılarından kurtuldu.

Diğer grup tecrübeci ise, Warrel'in mikroskobik canlılar üzerindeki tesirini inceledi. Fenol ile zehirlenen "Salmonella Typhi murium" bakterilerinin bulunduğu tüpleri elleri ile tutarak "tedavi" uyguladı. Diğerlerinde tamamiyle ölümler olurken, onun tuttuğu tüplerde bakterilerin % 7 si yaşıyordu. Başka tecrübelerde bakteri miktarını ölçmek üzere spectrofotometre kullanıldı ve Warrel'in "tedavi" sinin, yüksek dozda tetracylinde az olmak üzere, te'sirli olduğu ortaya çıktı.

Başka bir "inanç şifacısı" olan O. Estebany iyot eksikliğinden meydana gelen guatrı "tedavi" etmekte uzman olduğunu iddia ediyor. Araştırmacı Grad fareler üzerinde bir dizi tecrübe tertip etti. Fareleri düşük iyotlu gıda ve iyot birikimini engelleyen ilaç kürüne tabi tuttu. Estebany bunlardan bir kısmını kafesleri üzerinden "tedavi"ye tabi tuttu. Diğer grup "tedavi" görmediler. Bir diğer grubun ise Estebany'nin vücut ısısının etkisini yok etmek için kafesleri ısıtırdı. 6 haftalık tecrübelerde Estebany'nin farelerinin tricid bezi büyümesi diğerlerine nazaran çok yavaştı.

Grad bu sefer, farelerin sırtından eşit büyüklükte deri parçaları kesti ve onları üç gruba ayırdı. Birincisi hiç "tedavi" görmedi. İkincisini Estebany "tedavi" etti. Üçüncüsünü ise bu işe şüphe ile bakan tıp öğrencileri ellerini koyarak "tedavi" etti. Alınan neticeler çok şaşırtıcı idi. Estebany'nin grubu en hızlı iyileşti. Asıl şaşırtıcı sonuç şuydu: Şüpheci öğrencilerin grubu en geç iyileşmişlerdi. Böylece bu "tedavi" yönteminin müsbet veya menfi netice verdiği ortaya çıktı.

Grad bu defa bitkileri denedi. Bir saksıya arpa tohumları koydu. Üzerine tuzlu su döktü sonra fırında ısıtıp onları "hasta" etti. Ancak yaşamalarına yetecek musluk suyu verdi. Estebany'nin "tedavi" ettiği arpalar diğerlerine nazaran daha uzun ve gür yeşerdi. Hatta tuzlu su daha önce Estebany tarafından tutulmuşsa daha az zarar veriyordu. Böylece "inanç şifacıları"nın maddelerde birtakım değişiklikler yaptıkları ortaya çıktı.

Grad Estebany'nin tuttuğu % 1'lik maden tuzu çözeltisinin kızıl ötesi ışığın % 68'ünü geçirdiğini gördü. Halbuki normal çözelti kızılötesi ışığın % 80'ini geçirir. Diğer bilim adamlarının incelemelerinde ise O. Warrell'in tuttuğu suyun yüzey geriliminde % 15- % 20 azalma olduğunu tesbit etti. Başka deneyde ise Warrell tarafından tutulan suda hidrojen bağları sayısında % 3 azalma tesbit edildi. Diğer bir deneyde ise tripsin enzimine etkisinin güçlü bir mıknatıs tesiri ile benzer olduğu görüldü; fakat elleri arasına yerleştirilen Gauss Metre, hiç bir manyetik alan tesbit edemedi.

Tabiiki bu usulle tedaviye karşı çıkanlar da bulunuyor ve işin daha garibi de bu karşı çıkmanın ilim çevrelerinde olmasıdır. Şüpheciler bu türlü "tedavileri" akılları sıra şöyle açıklıyorlar: "Tecrübe materyalleri yetersiz ve saçmadır.", "Teşhisler yanlıştır.", "Hasta şifa buldum hissine kapılır. "Zaten hastaların çoğu grip nezle gibi kendi kendine geçen hastalıklara sahiptir; dolayısı ile "inanç şifacıları "Hastaların çoğunu hiç birşey yapmasalar da iyileştirebilirler."; "Birşey hileli yapılıyorsa niye olağanüstü olsun."; "Bir şeyin garip olması onu gerçek yapmaz."

Bütün bunlara rağmen araştırmalar sürüyor. Araştırmacılar, inanç tedavicilerinden D. Kraft'ın "tedavisinin kanser için bir engel" olduğunu söylüyor. Araştırmacı Kraft'ın ellerini içinde deneylerde kullanılan standard Hela hücresi bulunan şişelerin üzerine koydurduğu zaman bu şişelerdeki hücrelerin ölümlerinde büyük bir artış gördü ve ölen hücrelerden bazıları sanki patlamışcasına tahrib olmuştu.

Araştırıcılar tedavicilerin gücü ile manyetik ve elektrik alan arasında bir münasebet bulmaya çalışıyorlar. Bunlara göre bu güç şimdi bilinen elektromanyetik spektrumun dışında ve hiç bilinmeyen bir başka spektrumda bulunabilir. Başka bir fikre göre "tedaviyi" açıklamak madde içinde saklı enerjiyi anlayabilmeye bağlı. Bunlar metafizik kanunları ile idare edilme fikrinden rahatsızlar.

Başka bir kısım ilim adamları ise, olayın, elektrik bir olay olduğunu ileri sürüyor ve eğer elektrik veya benzeri bir akım varsa ''tedavi'' gerçekleşebilir diyorlar. Bu grup, tıpta elektriği tedavi aracı olarak kullanmış ve başarılı olmuştu. Bundan 50 yıl kadar önce bulunan tohumlardan insanlara kadar canlı organizmalarda bulunan elektrik akımı, insan beyninde glial hücrelerinden doğru akım olarak akıp gider. "'Tedavici"lerin bu akımın te'sir etmesi mümkün mü? Bunun lehinde ve aleyhinde delil yoktur. Fakat beyindeki akım ile "tedavi enerjisi" arasında bir benzerlik bulundu.. İnsan vücudunun etrafında vücudunda dolaşan akımdan ötürü bir manyetik alan olduğu ortaya kondu ve bir başka manyetik alanın bu akımı durduracağı ve insanı anestezi durumuna geçireceği bulundu. Hipnotizma ve akupunktur da akımı değiştiriyordu. "Tedaviciler" de hastalarını tedavinin iyi olduğuna inandırıp onların vücutlarının tedavi için gerekli elektrik değişimleri sağlayabilirlerdi.

Bütün bu münakaşaların yanısıra bazı doktorlar "tedaviciler"le işbirliği yapıyor bazı hastalarını bunlara gönderiyor. Hatta bazıları kendilerinde böyle bir güç olmadığı halde, ellerini hastalarının üzerine koyuyor ve onlara güven verici ve sevgi dolu sözler söylüyorlar.

Bu araştırmalar bilmediklerimizin çokluğunu gösteriyor ve bazı şeyleri hemen inkar edivermenin veya reddetmenin gereksiz bir işgüzarlık olduğuna dikkat çekiyorlar. Ayrıca meselelere tek taraflı bir şekilde yaklaşmanın bizi bir takım yanlış yollara veya geç anlamalara saptırdığını da söyliyerek, nazarlarımızı ilmî gerçeklere tercih etmeye çalışıyorlar.


Science Digest'ten

Bazı ağaçlardan iyi odun-kereste elde edilir. Bazıları yediğimiz meyveleri bize takdim eder, diğer bazıları kauçuk elde ettiğimiz süt hülasası verirler. Bazılarından da reçine elde ederiz. Mümkün olduğu kadar çok faydalı hususiyeti üzerinde toplayan bir ağaç arandığında, "harika bir ağaç"ın bulunduğunu şimdi söyleyebiliriz. İngilizce ismi "Neem" olan bu ağaç çoktandır insanlar tarafından biliniyordu. Ancak yakınlarda üzerinde yoğun ilmî çalışmalar yapılarak enteresan bir araştırma sahası oldu
Ağaç normalde 15-20 metre boyundadır nadiren iklim koşulları ile 35-40 metreye ulaşabilmetedir.
Zeytine benzeyen bir meyve vermektedir.
Botanikçilerin Azadirachta indica (Meliacaac) familyasından dedikleri Nim ağacı Bir ma'dan gelmiştir. Fakat Hindistan ve Batı Afrika'da çok daha yaygındır. 1968 yılında FAO (Uluslararası gıda teşkilâtı) uzmanları Nijerya'da-ki araştırmaların da Nim ağacının çorak ve çok kötü zeminde yetişebildiğini buldular. Öyle ki başka hiçbirşey yetişmeyen yerde bile ekilebilmekteydi. Fakat birşey daha vardı. Birkaç yıl içinde toprağı öyle ıslâh ediyor ki artık orada da ziraat yapılabiliyor. Muazzam dallanmış kökleriyle topraktaki gıda tuzlarının en son kırıklarını dahi topluyor ve onları yapraklarında değerli bir hale getiriyor; belli bir zaman sonra yapraklar toprağa düşüyorlar ve ona lüzumlu maddeleri, hepsinden önce azotlu bileşikleri bu sefer konsantre bir şekilde geri veriyorlar.
 
Fakat bu, onun birçok faydasından sadece birisidir. Ayrıca Nim ağaçlarının çevresinde zararlı haşaratın bulunmadığı da göze çarptı. İstenmeyen böcekleri komşu yerleşim sahalarından uzaklaştın yordu. İnsanların çok hoşuna giden bu tesirin neden ileri geldiği, araştırmalarla ancak kısmen cevaplandırılabildi.: Çekirdeklerinde böcekleri uzaklaştıran bir madde birikiyordu. "Thioremon" denen bu maddenin, yapılan tecrübelerde çok tesirli, zehirsiz bir zararlılarla mücadele maddesi olduğu tespit edildi. Çekirdeklerde ve yapraklarda başka kimyevî bir bileşik de teşekkül ediyordu: "Azadirachtin". Bu madde çeşitli böcek türlerinde gıda alımını ve gelişmeyi engeller. Çok şiddetli yağmur bile onun tesirini önleyemez. İlâveten "Azdirachtin" de zehirli değildir ve Nim ağacı çekirdeklerinden elde edilen hülasanın günün birinde geri kalmış ülkelerde kimyevî olarak elde edilen DDT'ye benzer şekilde kullanılabileceği düşünülebilir.

Aktif: Birçok bileşenleri terpen : diterpenler (türevleri abietane ) ve elli tetranortriterpenoides : azadirachtin , nimbólido , nimbidínico asit , azadirona , nimbin , vb El más interesante, la azadirachtina se comporta como un antinutriente para los insectos . En ilginci azadirachtina için bir antinutrient gibi davranır..
  • Bu ağacın yaprakları meyveleri ve kabuğu kullanılır.
  • Sedefte kullanımı: Neem yaprakları çekirdeği ekstresi, kaşıntı ve ağrıyı azaltır.
  • Şeker hastalığında kullanımı:Neem ağacı özünde insülin vardır % 30 ve % 50 arasında insülin gereksinimini azaltır.
  • Aids önlenmesi için in vitro test sonuçları bildirilmiştir.
  • Amerikada yapılanbağımsız araştırmalarda meyvelerinin hepatite harşı oldukça etkili olduğu gözlemlenmiştir.
  • Neem yağı gastrik ve duodenal lezyonların iyileşmesini hızlandırır ve yara yanık tedavisinde yoğun olarak kullanılan bir bitkidir.
  • Neem yağı seboratit ve otopic dermatitde tedavi amaçlı kullanılabilir
  • HİNDİSTAN'da halk neem ağacını “köy eczanesi” olarak adlandırırlar. Asırlar boyunca bu ülkede yaşayan insanlar neem ağacını acı, ateş ve enfeksiyonlara karşı bir çözüm yolu olarak kullandılar.
Neem yağı özellikle saç kıranda kesin sonuç vermiştir ve saç dökülmesinde kullanılacak en özel yağlardan biridir. Hindistanda yaklaşık 2000 yıldır kullanılan ağaç ülkemizde pek tanınmamaktadır. Sadece sızıntı dergisinin 1982 yılı nisan ayına ait sayısında ele alınmış ve bu mucize ağaç uzun yılllar ne olduğu bilinmeden kalmıştır.

Demir Metabolizması
Dr. Yusuf DOĞANER 


İnsan bünyesinde hassas mizanla alınan elementlerden bir tanesi de demirdir. Et, karaciğer, böbrek, yumurta, sebze, meyve gibi yiyeceklerde bol olarak bulunması­na rağmen vücuda alınan miktarı belirli bir sınırın üstüne taşmaz. Günlük "ortalama" demir alınımı, gıdalarla, 10–20 mg. kadar­dır. Bunun mideye inip, ince bağırsağa gel­dikten sonra, buradan ancak % 10–15 ka­darı bağırsak cidarındaki hücreler tarafından emilirler.

Niçin demirin bu miktarı emilmekte, fazlası emilmemektedir? Burası çok mü­himdir. Yetişkin bir insanın günlük demir kaybı 1—1,5 mg. kadardır, öyle ise vücu­da alınması gereken demir de o kadar olma­lıdır. Şu halde bağırsak duvarında öyle bir sistem yerleştirilmiş olmalıdır ki bu kadar demir emilebilsin. İşte bu sistem bağırsağa yerleştirilmiştir. Ağızdan demir alınımının arttığı durumlarda, bu ister gıdalarla fazla alınmış olsun, isterse biz kendimiz kasıtlı olarak fazla verelim, bağırsak hücrelerinden demirin fazlası emilmemektedir ve dışarı atılmaktadır.

Demirin fazla emilmesinin bir zararı mı olur? Evet, demir vücuda fazla miktarda girerse, kandaki miktarı artmakta ve demirin fazlası depolarda birikmektedir. Bu ise demir depolanma hastalığı ve sonunda siroza kadar gitmektedir
KANSILIK İÇİN DEMİR HİNDİ ŞERBETİ İÇİN TIKLA
Bağırsaktaki hassas sistemin bir benzeri kanda da vardır. Kandaki, protein yapısında, transferin ismi verilen taşıyıcı ile belirli miktarda demir kemik iliğine, depolara taşınmaktadır. Transferin fazla gelen demiri taşıyamamakta ve kanda demir artarak yukarıda sözü edilen hastalığı yapmaktadır.

Alınan ve verilen demir miktarlarının hassas ölçülerle sabit tutuluşu yüzündendir ki, çoğu insanda demir azlığı ile oluşan kansızlık veya demir fazlalığı ile oluşan demir depo hastalığı ve siroz görülmemektedir.

Vücudun ihtiyacı olan demir sadece gıdalarla alınan demir değildir. Damarlarımızda dolaşan trilyonlarca kırmızı kürenin her-gün 1/120'si yaşlanmakta ve dalak tarafından parçalanmaktadır. Buradaki parçalanma ile eritrositlerin hemoglobin maddesi yıkılmakta ve açığa çıkan demir yine eritrositlerin hemoglobinin sentezinde kullanılmak üzere kemik iliğine gönderilmektedir. Fazla geldiği durumlarda bile parçalandıkları organ olan dalakta ve diğer bir depo yeri olan karaciğerde ilerde kullanılmak üzere muhafaza edilmektedir.

Gıdalarla demirin az alınması proteinden fakir buğdayın fazla olarak yenmesi, gebelik, süt verme, bağırsak bozuklukları gibi durumlarda hazım sistemi yolu ile demir az alınmaktadır. Hemen ilk bakışta insanın aklına kısa bir sürede, demir alınamadığı için, kansızlık olacakmış gibi gelir. Hâlbuki durum böyle değildir ve insan bünyesi o şekilde yaratılmıştır ki, kansızlığın ortaya çıkması için 2–22 yıl (ortalama 8 yıl) gereklidir. Çünkü bu süreye kadar vücudun stok halindeki demiri kullanılmaktadır.

Demir, vücut için neden bu kadar önemli bir maddedir? Vücutta birçok element gibi demir de büyük hizmeti yüklenir. Kanın kırmızı küre eritrosit’lerinin yapısındaki hemoglobinin terkibine girer. Hemoglobin maddesi ise akciğerlerden oksijenin alınıp vücut hücrelerine götürülmesinde ve vücut hücrelerindeki karbondioksitin alınıp akciğerlere taşınmasında vazife alır. Yaklaşık olarak her dakikada bir kere bu taşıma işinin yapılmasında hizmetlerini sürdürürler.

İrsî olarak geçen bazı hastalıklar dikkate alınmazsa; dünya yüzündeki milyarlarca insanın damarlarında dolaşan trilyonlarca kırmızı kürenin, içindeki hemoglobinin yapısına girmek suretiyle demire verilen hizmetin büyüklüğü; bu hizmeti yaparken kendi şuuru ile değil de, şuurlu bir el tarafından bu hizmetin görüldüğünü düşünebilmek bizi huzurlu kılmaktadır.

Ben Kalbinizim
Dr. Polat HAS 



Çok çalıştığınız zaman bir çarpıntı hissedersiniz, işte onu ben yaparım. Ben bir tulumbayım. Dakikada 70 defa atar; iki atış arasında yarım saniye dinlenirim. Acaba hanginiz bütün gün bu kadar az dinlenmeyle çalışabilir.?Ben yaşadığım müddetçe ait olduğum kişinin vücudunu 15.000.kilometrelik bir yüksekliğe çıkaracak bir tulumbayım, yani çok verimli bir makineyim. Ben öyle bir kanal sistemine kan gönderirim ki, uzunluğu 200 bin kilometredir. 2 pompam vardır, bunlardan biri kanı ciğerlere, öteki de bütün vücuda gönderir. Ben günlük randımanımla 150.000 litrelik bir tankeri doldurabilirim. Çalıştığım zaman akciğerlerden gelen yeni oksijenlenmiş kanı, organ ve dokulara gönderirim. Bunu sol yarımla yaparım. Sağ yarım da vücuttan gelen, oksijenlenecek kanı akciğere gönderir. Benden yay şeklinde bir atardamar çıkar, bu vücudun en büyük atardamar olan aorttur. Aort kesilirse kan 2 metre yüksekliğe fışkırır. Bu benim gücümü gösteren basit bir misaldir.

Benden çıkan atardamarlar dokuların derinliğinde yer alır. Böylece yaralanma tehlikesinden korunurlar. Diğer bir tertibat da damarların kalın çeperli adalelerden yapılışıdır. Böylece bu damarlar hem sağlam olurlar, hem de kanı daha ileri atacak kapasiteye sahip olurlar. El bileğinde olduğu gibi atardamarların deriye yakın bulunduğu yerde benim atışlarımın bir yansıması vardır. Buna nabız diyorlar. Temiz kanın yüksek basınç (tazyik) altında akıtırım. Hâlbuki bu tazyik pis kanda düşer. Bundan dolayıtoplardamaı1arın iç yüzlerinde cep biçimli kapakçıklarla kanın geri akması önlenir.

Ben sahibimin sinirli ve sıkıntılı olmasını hiç mi, hiç istemem. Bu, damarlarda sertliğe sebep oluyor ve beni de yoruyor. İnançlı, tevekküllü insanlar daha az sinirli oluyorlar. Onlarda bulunmak bana avantaj sağlıyor. Benim yetersizliğim sıkıntıyla çok yakinen ilgilidir.

Her hafta 2 aspirin yutmanızı tavsiye ederim. Bunu genç iken alırsanız, damar sertliğiniz daha az oluyor. Ha şunu da söyleyeyim. Sakın margarin yemeyin ve sigara içmeyin. Bu, damar sertliğini artırıyor. Böylece bana kötülük ediyorsunuz. Size tavsiyem çiçek yağı yemenizdir. Ben öyle bir dağıtım şebekesiyim ki vücut içinde her yere ulaşırım. Beni Yaratan göğüs kafesine öyle güzel yerleştirmiş ki, dışardan gelecek yaralanmalara (darbelere karşı) çok güzel korunmuşum.

Ben sert bir adaleyle iki- bölüme ayrı1ırım. Bu sert adalenin bana çok faydası var. Eğer bu bölme olmasaydı, pis kanla, temiz kan birbirine karışacak; böylece dudaklar, burun ucu, kulaklar, yanaklar moraracak, sahibimde nefes darlığı olacaktır. Bu iki bölüm de bir bölümle ikiye ayrılır Yani bende dört bölme var. Üstteki odacıklara kulakçık, alttakilere karıncık diyorlar.

Kulakçıklardan karıncıklara açılan özel kapakçıklarım var. İyi ki, bunlar var. Bunlar, kanın geri dönmesini önler. Sağ kulakçıkla sağ karıncığı üç parçalı olan ve her parçası oynayabilen bir kapakçık birleştirir. Bu kapakçığa üçlü kapakçık denir. Sol kulakçığı sağ karıncığa bağlayan kapakçık ise iki parçalı olan ve her parçası oynayabilen ikili kapakçıktır.

Geceleyin kiminiz, uyumak üzereyken, benim vuruşlarımı dinlersiniz. Bu benim kapakçıklarımın açılıp kapanışıdır.

Benim bir elektrik jeneratörüm var. Bu benim sağ üst tarafımdadır. Sahibim ölünceye kadar buradan devamlı elektrik üretip makinemi çalıştırırım. Kanı gideceği yerlere gönderirim. Öyle ki, jeneratörümün bitmez tükenmez kaynağı düşünen bütün insanları metafizik âleme itmektedir.

Ben çok fedakâr bir organınızım. Gündüzün 75 defa atarken, gece 55e düşerim. Ama hiç istirahata çekilmem. Diğer organlar gibi istirahat etseydim sabaha uyanamazdınız.

Yumruk büyüklüğünde yarım kilodan az bir ağırlıkta iki pompayım. Her pompam günde 9100 litre; ömür boyunca 227.500.000 kan devrederim. Bu devamlı çalışmam ve mesuliyetimi düşünürseniz, çoğu ülkelerde ölüm sebebinin benden oluşu yüzünden beni suçlamazsınız. Ben bir yüz metre koşucusunun bacak kaslarından veya bir ağır sıklet boks şampiyonunun kol kaslarından iki kat daha sıkı çalışırım. Onlar benim tempomda çalışacak olsalar bir kaç dakika sonra çalışmalarını bitirmiş olurlar!

Hayat boyu 2.500.000.000 defa atarım. Size bu kadar hizmet ediyorum. Biraz da beni düşünün. Üzülüp de beni üzmeyin. Dale Carnegie “üzüntüyü Yen, Şen Olmaya Bak’’ kitabında üzüntüyü yenmeniz için günde yarım saat Yaratıcıyı düşünün der.

Hızlanmam gerekirse daha fazla çarpar ve her vuruşta daha fazla kan pompalarım. Çoğu makine, daha hızlı bir çalışmaya girdiğinde daha az başarılı olur. Demek ki, insanoğlu benim kadar mükemmel bir makineyi daha yapamamış. Ben bir defada attığım kan hacmini normalin iki katına çıkarabilirim. Çalışmamı da hızlandırarak bir dakikada attığım kanı 4,5 litreden 25 litreye çıkarabilirim. Kanımın geriye dönmesini engelliyen kapakçığından denizcilikte faydalanıyorlar. Denizlerde gemilerin yol almalarını sağlayan havuzlar da aynen tek yöne yönelme kaidesine göre yapılmıştır. Suyun geri tepmesini önlemek için kapaklar sıkı sıkıya kapanır. İşte her vuruşta devamlı zaman ayarını gerektiren bu çiftli çarpış benim durmadan “lup, lup” diye ses vermeme yol açar. Eğer bir kapakçığım zayıflar veya sızıntı yaparsa bozuk kapağımdan geçen kanın geri basması ve uğultusunu aynı şekilde devamlı olarak duyabilirsiniz. Ben, vücut ağırlığımın 1/200 yim, fakat kan miktarının 1/20 sine ihtiyaç duyarım. Yani vücudun diğer organlarına ve dokularına nisbetle yaklaşık olarak on misli kan fazla tüketirim. Ama bu benim hakkım, çünkü çok çalışıyorum. Bu fedakârlığıma rağmen sahibim bana iyi bakmıyor. Ben de ona-ihtar ediyorum. Zaman zaman bir iki dakika tutan, göğsünde ağrılar yapıyorum. Bu durumda üzerimde beni besleyen damarlarda daralma oluyor. Evet böyle davranmaktan maksadım, bunu hisseden sahibim ağır iş yapmasın; günde bir saatlik yürüyüş yapsın; ağır yemek ve margarin yemesin, sigara içmesin; üzüntülerini gidermek için çareler arasın diyedir.

Prof. Dr. Christian ve Prof. Dr. Brartigam, Psikosomatik Tıp kitabında, ruhi belirtilerin cemiyetin zengin kısımlarında yüksek olduğunu söylüyor. Şöyle ki; P.B. Sosyal sınıf: I, II, III, IV ve V Ruhi belirti: % 88, % 56, % 32 şeklinde bir karşılaştırma tablosu vermektedir.

Ruhi sıkıntıların engin ülkelerde yüksek olduğu söyleniyor. Bu sıkıntılar üzerimdeki damarları daraltarak göğüste ağrı yapıyor. 0 halde zenginlik de her şeyi halletmiyor. Bana fazla faydası olmuyor.

Sağ üst kısmımdan çıkan elektrik, beni kasar. Bu kasma bir havuzun yüzeyine yayılan halkalar gibi adaleme yayılır. Önce kulakçıklarım kasılır. Bu da kanı zorlayarak kapakçıklardan karıncıklara iter. Atış, bu atışı orta bölmeme götüren başka bir adale alanı ile yayılmaya devam eder. Atışı karıncık adalelerime ileten hususi adaleler vardır. Bunlara his demeti denir. Her iki odacığım, kanı akciğere ve ana atardamara pompalar.

Bu çalışmalarımın size çok faydası var. Bir kere ben çalışmasam, gıdalarınız vücuda dağılmayacak,. hücreleriniz gıdasız ve oksijensiz kalacak. İkincisi hücrenizde meydana gelen artıklarınızı böbrekle dışarı atar, karbondioksiti de akciğere götürür temizlerim.

Arabanızda sürati ayarlayan gaz ve fren pedalları var. Ben ise beyinden hususi merkezden gelen sinir tembihleriyle hızlanır ve Bu şekilde hızımı vücudun oksijen ihtiyacına göre ayarlarım. Benim frenimin ismi vagus siniridir.

Ben bana giren büyük toplardamarlara, aort denen büyük damara, akciğere giden damarlara tutunarak adeta asılmış durumdayım. Bu durumda tutunmak için, ilave adaleye ihtiyaç göstermem. Dolayısıyla azami tasarruf prensibine uyarak az enerji harcanmasını sağlarım.

Küçük çocuklarda ben nispeten biraz daha büyüğüm. Beni Yaratan, çocuğun daha fazla hayati faaliyeti (metabolizma) olduğunu bildiği için böyle ayarlamış. Ben her zaman azami tasarruf prensibine uyarım. Kanın kulakçıktan, karıncığa nispeten büyük delikler vasıtası ile geçirilmesi için fazla kuvvet harcamam. Böylece kulakçıktaki adalelerim incedir, yani daha az enerji harcarım. Sol karıncığımın vazifesi çok büyük. Vücudun her yerine kan gideceği için burada adale daha kalın. Sağ karıncık akciğere kan göndereceğim için yani kanın gideceği mesafe daha az olduğundan, azami tasarruf prensibine uyarak daha az kalınlıkta adale bulundurmuş oluyorum.

Karıncığım kasıldığında kısalır ve kapalı durumda olan kulakçık-karıncık arası kapağı kendine çeker. Böylece kulakçığımı daha hacimli yaparım. Neticede karıncık kasıldığında kendi boşluklarında bulunan kanın üzerine basma ve kulakçık boşlukları üzerine emme tesiri yaparlar. Bu durum kanın toplardamardan, kulakçığa akmasını kolaylaştırır. Hem emme, hem basma pompa gibi çalışan benim çeşitli boşluklarımın iç yapısı da kanın girmesi ve çıkmasının en kolay bir şekilde cereyan etmesini sağlayacak ve enerjinin boşa harcanmasını önleyecek bir şekilde ayarlanmıştır.

Benim şeklim de vazifeme uygun yaratılmıştır. Mesela sol karıncığım sağa nispeten daha uzun ve dardır. Ve şekil itibariyle silindire benzer. Boşluğumun bu şekli kanın kolay atılması için daha uygundur. Yuvarlak veya oval şekillerden boşalma yapmak daha zordur.

Aort damarında kan basıncı fazla olduğu için yaratan buradaki kapakları daha sağlam yapmış. Cidrımda kollagen ve elastiki lifler bulunur. Elastik lifler her taraftan boşluklarımın genişlemesine, cidarlarımın gerilmesi sırasında meydana gelen elastiki kuvvet ile- boşluklarımın tekrar küçülmesine yardım eder. Diğer taraftan durumu değiştirmek mecburiyetinde kalan kollagen liflerin eski durumlara dönmesine imkan sağlar. Bu durumda cidarımda bulunan lifler bile hususi olarak seçilmiştir.

Safra kesesi ve mesane gibi bölgelerdeki sıvıyı boşaltmakla vazifelendirilen organların cidar adalelerinde olduğu gibi; benim de, çeşitli adale tabakalarımda belli yönde uzanan huzmeler, diğer tabakalara sokuluyor ve yönlerini değiştiriyorlar. Benim gibi durmadan çalışan ve enerjinin boşuna sarf edilmemesi gereken bir organda bu durum en iyi şekilde ayarlanmış ve boşluğun içine sokulmuş trabecula cainea ve papiller adalelerinin kasılmaları sonucunda kalınlaşma ve boşluğu doldurmaları ile kanın boşaltılması bakımından ideal bir durum meydana gelmiş olmaktadır.

Üzerimde perikard denen bir örtü vardır. Kollagen ve elastik liflerden yapılmış sağlam dış tabakada kollagen lifler çeşitli yönlerde birbirini çaprazlayarak ve dalgalı olarak seyrederler. Kollagen lifleri bu durumu, benim fazla kan geçirmem icap ettiği anlarda, normal sınırlar içinde genişlememe imkan verir. Elastiki liflerde, ben küçüldüğüm zaman kollagen liflerin eski durumlarına dönmesini, perikardın da küçülmesini, cidarlarımla perikard arasında boş ince aralığın her zaman için aynı durumda kalmasını sağlar.

Akciğerlerin benim üzerime yaptıkları çekme kuvvetinin tesir-i perikard aracılığı ile yapıldığı için, bu aralığın normal genişlikte kalması çok önemlidir. Perikard benim normal genişlememe imkân vermekle birlikte fazla genişlememi önler. Perikard çıkarılırsa boşluklarım daha fazla genişleyebilir ve daha fazla kan alabilirler, fakat sonuçta daha az randıman alırım. Ben fazla genişlediğim taktirde kapakların birbirinden uzaklaşması ve kapanmamın tam olmaması tehlikesi de vardır. Demek ki benim yapılışımda da azami tasarruf prensibi var. Yani yapımın tesadüfen yapılmamış olduğunu anlatmak istiyorum.

Damarlar cansız maddeden yapılmış borular gibi, kanı yalnız belli yönlere sevk etmekle vazifelendirilmiş pasif oluşumlar olmayıp, aktif olarak dolaşım hadisesinde rol alır ve bana yardım ederler. Damarların bu yardımı olmadığı takdirde, yalnız benim çalışmamla dolaşım hadisesinin normal seyretmesi imkânsız olurdu. Damar hastalıkları sırasında, bozuklukların derecesine göre, benim çalışmamda da aksaklıklar olur ve bazen hatta vazifemi yapamayacak duruma gelirim. Kâinattaki canlılar arasında karşılıklı yardımlaşmanın bir benzeri de benimle damarlar arasında olan yardımlaşmada görülür.

Kanın belli bir yönde devamlı olarak ileriye akmasını sağlayan en önemli Amil basınç farkıdır. Bu farkı meydana getiren en önemli organ, aynı zamanda hem emme hem basma pompası gibi çalışan benim. Fakat damarların da bu bakımından çok önemli rolü vardır. Genişleme ve daralma kabiliyetlerim sayesinde, benden uzak olan vücut parçalarında ve diğer organlarda bile basınç farkının sağlanmasında damarlar bana yardım ederler.
Kaynak:sızıntı dergisi

Böbrekler
Dr. Yusuf DOĞANER

Böbrekler karın boşluğunda ve her iki böğür nahiyesinde bulunan iki taraflı organlardır. Uzunlukları 10–12 cm, genişlikleri 5–6 cm ve kalınlıkları 4 cm kadardır. Her bir böbreğin ağırlığı kişiden kişiye değişmek üzere 120–200 gr kadardır. Normal bir insan ağırlığını 75 kilo alırsak yaklaşık olarak %0,4 ü kadardırlar.

Organizmada oldukça önemli görevleri üstlenen böbreklerin yaptıkları işlerden bazıları şunlardır

1 — Kandan lüzumsuz maddeleri çıkarmak

2 — Vücudun iç kimyasal yapısını tanzim etmek

3 — Vücut içindeki su miktarını ayarlamak

4 — Kan basıncını temin etmek (Onkotik basınç)

5 — Kemik iliğini uyaracak kan hücreleri yapımına yardım etmek

6 — İç salgı bezi görevi yaparak tansiyonun ayarlanmasında görev almak

7 — Vücudun asit-baz dengesini düzenlemek ve bu suretle kan pH sını sabit tutmak.

Her bir böbrekte «nefron» denilen fizyolojik üniteler vardır. Bu ünitelerden her bir böbrekte 1000000 – 1250000 kadar bulunur. Her iki böbrekteki nefron sayısı 2 – 2,5 milyon kadardır. Her bir nefron glomerül yumağı ve böbrek tüplerinden oluşmuştur.

Glomerül yumağına giren atar damar burada 5–8 kola ayrılır. Bunların da her biri tekrar küçük kollara ayrılarak 20–40 kadar kılcal damar yumağı oluşur.

Her gün böbreğe gelen kan burada glomerül yumağında süzülür. Bir günde yaklaşık olarak 180 litre kan böbrekte filtre olur. Böbrek glomerüllerinden süzülen filtratta su, şeker, aminoasitler, sodyum, klorür, potasyum, kalsiyum ve bikarbonat vardır.

Glomerüllerden süzülen bu filtratın proksimal tüplere gelmesi ile buradan vücuda geri emilim olayı başlar. Bu geri emilimde şeker, aminoasitlerin tamamı, suyun % 99 u, inorganik tuzlardan sodyum, klorür, potasyum, kalsiyum ve bikarbonatın ise dengeli ölçüde geri emilimleri olur. Ya emilim olmasa ne olur. İnsan şeker ve aminoasitsizlikten vücut düzeni bozulacak. Enerjisizlik, vücutta olacak şişliklerle hayatı riske girecek... İnorganik tuzların emilmemesi de kanın asit kesafetini bozacaktır.

Proksimal tüpten sonraki bölüm «Henle kulpu» bölümüdür. Burada ise idrarın koyulaştırılması işlemi olur. Vücut mayileri su fazlalığı ile veya iyonların değişimi sonucu dilüe olur (sulanırlar). Böylece idrar miktarı ve hacmi artar. Aksine vücut sıvılarında konsantrasyon artması gerekiyorsa bu defa süzülen bu filtrattaki su fazla miktarda geri emilir ve idrar miktarı azalır.

Henle kulpundan “distal tüp”lere geçen filtrat hipotoniktir (daha az yoğundur.) Distal tüpte işe hormonlar girer. Beyin hipofizinden salgılanan ADH (anti diuretik hormon) gerektiği anda az veya çok salınarak suyun az veya çok geri emilmesini ayarlar.

ADH ile ilgili bu hormonal dengeye kısaca göz atalım: Beyinde bütün iç salgı bezlerinin lideri durumunda bulunan hipotalamustaki alıcılar kandaki basınç değişikliklerine karşı son derece hassastırlar. Kanın osmotik basıncı arttığı, yani normalin üstüne çıktığı vakit impulslar nörohipofizi stimüle eder ( uyarır) ve kana ADH sevk edilir. ADH de böbrek tüplerinin duvarlarında geçirgenliği arttırıp suyun fazla miktarda geri emilimine etki eder, idrar miktarı azalır ve yoğunluğu artar. Aksine kandaki basıncın normalin altına inmesi halinde kana ADH verilmesi engellenir. Buna paralel olarak böbrek tüplerinin duvarlarının geçirgenliği azalır, suyun geri emilimi kısıtlanır ve idrar miktarı artar.

Böbreğin kan iyonlarını ayarlamada, kanın pH sını temin etmede sağladığı görevler ise ayrı bir yazı konusu olabilir.

 

Yara Tedavisinde Bal
Doç. Dr. M. Emin ÇELEBİ 

Bal; besin maddesi ve enerji kaynağı olmanın yanısıra bir sağlık iksiri ve çeşitli hastalıkların tedavisinde başvurulan şifa vesilesidir. Arılar vasıtasıyla üretilen bal, arı sütü ve polen; kimyevî ilaçlardan uzaklaşma eğiliminin arttığı günümüzde mühim bir ecza konumuna gelmiştir. Birçok hastalığın tedavisinde bal, polen, propolis, arı sütü ve arı zehri gibi mamuller kullanılmaktadır. Son yıllardaki araştırmalar, balın yara tedavisinde de oldukça tesirli olduğunu göstermiştir. Buna paralel olarak günümüzde 'apiterapi' adı verilen arı ürünleri ile tedavi metotları hızlı bir gelişme göstermiş ve apiterapi merkezleri kurulmuştur.

Yara tedavisinde bal kullanımı (M.Ö) 2.000 yılına kadar gitmekle birlikte, yirminci yüzyıla kadar balın yara tedavisindeki tesiri, ilmî delillerle açıklanmamıştır. Son çalışmalar, balın bakteri üremesini engellediğini ortaya koymuş ve bu da onun yara tedavisinde kullanımını yaygınlaştırmıştır.

Yaranın iyileşmesinde balın rolü Balın yara tedavisindeki tesiri; iltihabî ödemin azaltılması, yaranın temizlenmesi, ölü dokuların atılımının hızlandırılması, lokal olarak hücreye enerji sağlama ve yara üzerindeki protein tabakasını koruma şeklinde ortaya çıkar. Balın aynı zamanda yaralarda ortaya çıkan kokuyu giderme özelliği de vardır. Bu özellik, iltihap oluşturan bakterilerin yarayı bırakıp zengin bir glikoz kaynağı olan balı tercih etmesinden kaynaklanmaktadır. Bala hücum eden bakteriler, balın mikropları öldürücü özelliği sebebiyle bertaraf edilir.

Balın yüksek osmolarite (suyun, yarı geçirgen zarın iki tarafında, zardan geçemeyen maddelerin konsantrasyon farkı sebebiyle hareketi) ve asitlik derecesine, hidrojen peroksit (H2O2 = oksijenli su) ihtiva etmesine atfedilen antibakteriyel hususiyetleri vardır. Baldaki bu yüksek osmolarite lenf sıvısını çeker; bu sıvı içinde çözülmüş maddeler, yenilenen dokuları besleyici bir özelliğe sahiptir.

Yaraların temizlenmesinde mühim bir yeri olan H2O2 ve glikonik asit (balda bulunan başlıca asit), balda tabiî olarak bulunan glikoz oksidaz tarafından üretilir. Baldaki mühim antibakteriyel özelliğe sahip olan H2O2, zararsız bir şekilde düşük seviyelerde bulunur. Bir saat içinde biriken H2O2 konsantrasyonu, genelde antiseptik olarak kullanılan H2O2 solüsyonununkinin yaklaşık binde biri kadardır.

Pastörize edilmemiş saf ballar, yaklaşık % 40 glikoz, % 40 fruktoz ve % 20 su ve çok az miktarda aminoasit, B grubu vitaminleri, diastaz, invertaz, glikoz oksidaz ve katalaz gibi enzimler ile potasyum, demir, magnezyum, fosfor, bakır ve kalsiyum gibi mineraller ihtiva etmektedir. Mükemmel bir enerji kaynağı olarak yaratılan bal, ayrıca yaranın mikrop kapmaması için sıvı bir bariyer oluşturur ve ödemi düzenleyen nem çekici (higroskopik) bir tesire sahiptir.

Balda aynı zamanda H2O2 tarafından üretilen oksijen radikallerinden yara dokularını koruyan yüksek seviyede antioksidanlar da bulunmaktadır. H2O2'nin düşük seviyelerde bulunması, yeni damar oluşumu ve bağ dokusunun çoğalmasını uyarır. Bu yeni damar oluşumu da dokulara oksijen sağlamayı artırır. Yaralardaki sathî asitleşmenin yara iyileşmesini hızlandırdığı görülmüştür. Bundan dolayı sahip olduğu düşük pH (3,6 veya 3,7) balın antibakteriyel tesirini artırarak yara iyileşmesini hızlandırmaktadır.

 
Arılar, kendilerine ilham edilen yollarla, birçok değişik çiçekten faydalanarak bal üretmekle vazifelendirilmiştir. Kaynağına ve tâbi tutulduğu işleme bağlı olarak balın antimikrobiyal aktivitesi büyük değişiklikler arz eder. Balın terkibinde yer alan çiçek türlerine göre antibakteriyel tesir, yüz kata kadar farklılık gösterebilir. Belirli bölgelerde üretilen antibakteriyel aktivitesi yüksek ballar, iltihaplı yaraların tedavisinde kullanıldığında daha iyi neticeler elde edilmektedir.

Tıbbî tedavi ve bal tedavisi
Arıya, binlerce meyve ve çiçekten besin değeri yüksek maddeleri toplatarak, bal gibi şifa kaynağı bir gıdayı yaptıran Allah, onun içine insanların birçok derdine deva olacak iksiri de yerleştirmiştir. Fareler üzerinde yapılan bir çalışmada, temiz, açık yaralara pastörize edilmemiş bal veya serum fizyolojik (FTS) uygulandığında, yara oluşturulmasından 3, 6 ve 9 gün sonra çevreden merkeze doğru yaralarda küçülme olduğu gözlenmiştir. Bal kullanılan bütün vakalarda yaranın daha küçük, granulasyon dokusunun daha iyi olduğu, 6. ve 9. günlerde üst deri hücrelerinin arttığı görülmüştür. Kontrol grubuna göre yara iyileşmesinin daha hızlı olduğu ve yaralara uygulanan balın herhangi bir yan tesirinin olmadığı ispatlanmıştır.

Diğer bir çalışmada, bilinen metotlarla yarası iyileşmeyen 59 hastanın 58'inde tabiî bal kullanılarak uygulanılan tedavi ile iyileşme gerçekleştiği gözlenmiştir. Yaraların, bu hastaların 51'inde bakteri ile oluştuğu, 8'inde ise bakteri kaynaklı olmadığı görülmüştür. Bal ile tedavi başladıktan bir hafta sonra, yaraların steril olduğu (bakterilerden arındığı) belirlenmiştir. Bütün hastalarda ölü ve gangrenöz dokuların yara bölgesinin duvarından dereceli olarak ayrıldığı ve bir tutucu âlet ile çekilip uzaklaştırıldığında hastanın hiç ağrı duymadığı görülmüştür. Bal ile pansuman yapılan yaralarda bir hafta içerisinde yarayı çevreleyen ödemin ortadan kalktığı ve koku oluşumunun azaldığı görülmüştür. Ayrıca ölü dokuların hızlı bir şekilde granülasyon dokusu ile yenilendiği ve üst deri hücrelerinin arttığı ortaya çıkarılmıştır.

Bal, yanık yaralarının tedavisinde de başarı ile kullanılmıştır. İkinci derecede yanık bulunan 92 vakada yapılan bir çalışmada, bal emdirilmiş gazlı bez ile tedavi uygulanan yaraların poliüretan film ile tedavi edilen yaralardan daha erken iyileştiği ve yara enfeksiyonunun çok daha az olduğu tespit edilmiştir. Bal emdirilmiş gazlı bez, kovandan alınmış ve herhangi bir işleme tâbi tutulmamış balın içine daldırılmak suretiyle hazırlanmıştır. Bu hastalarda yaranın yaklaşık 11 günde iyileştiği gözlenmiştir. Kontrol grubunda ise nem geçiren, poliüretan pansuman uygulanmış ve yara iyileşmesi ortalama 15 günde gerçekleşmiştir.

İnsanlarda yanık yaraları üzerine yapılan benzer bir çalışmada, bal ile yapılan bir tedavi ile bir yara merhemi olan silversülfodiazin (SSD) karşılaştırılmıştır. Çalışma, bal tedavisi uygulanan hastalarda iyileşme nispetinin daha hızlı olduğunu göstermiştir. SSD ile tedavi uygulanan hastalarda yaralar 51–60 günde iyileştiği hâlde, bal tedavisi uygulanan hastalarda 31–40 günde iyileşme gerçekleşmiştir. Bal tedavisi uygulanan gruptaki 43 iltihaplı yaranın 39'u, 7 gün içinde steril hâle gelmiştir. SSD grubu ile karşılaştırıldığında bu sayının oldukça yüksek olduğu görülmüştür. SSD grubunda 7 gün içinde 41 hastanın sadece 3'ünde yaranın steril olduğu tespit edilmiştir. Neticede bal ile tedavide SSD grubuna göre daha az irritasyon (alerjik kaşıntı) oluştuğu ve daha az ağrı olduğu gözlenmiş; tedavi sürecini kısalttığından balın, deri yüzeyindeki yaraların tedavisinde daha tesirli olduğu belirlenmiştir.

Başka bir çalışmada da, yanık yaraları bulunan ve bal ile tedavi uygulanan 25 hastanın 21'inin 7 günde iyileştiği, SSD grubunda ise 25 hastanın 18'inin iyileştiği gözlenmiştir. Bal tedavisi uygulanan yaralarda, iz kalmadığı ve ödem bulunmadığı, SSD grubundaki hastalarda ise, yara izi kaldığı görülmüştür. Bal tedavisi uygulanan yanık dokularının histolojik muayenesinde SSD ile karşılaştırıldığında akut iltihabî değişikliklerde azalma, iltihap kontrolü ve erken onarım aktiviteleri gözlenmiştir. Yara tedavisinde işlenmemiş balın kullanılması tavsiye edilir. Bal uygulanmasından kaynaklanan herhangi bir yan tesir görülmemiştir.

Balın kolay uygulanabilir olması ve ilâç tedavisine göre maliyetinin düşük olması onu yara tedavisinde cazip hâle getirmektedir. Burada bir hususa dikkat çekmekte fayda var: Konunun uzmanı olmayan, hangi balın hangi tür yaralarda ve ne dozda uygulanacağını bilmeyen fertlerin bu tür uygulamaları kendi başlarına yapmaları tavsiye edilmez. Aksi takdirde arzu edilenin zıddı bir netice ortaya çıkabilir.

Kaynaklar
- Molan PC: The antibacterial activity of honey. I: The nature of the antibacterial activity. Bee World 73:15-28, 1992.
- Molan PC: The role of honey in the management of wounds. Journal of wound care. 8 (8):415-418, 1999.
- Cooper RA, Molan PC, Harding KG: Antibacterial activity of honey against strains of Staphylococcus Aureus from nfected wounds. Journal of Royal Society Med 92:283-285, 1999.
- Allen KL, Mola PC, Reid GM: A survey of antibacterial activity of some New Zeland honeys. Journal of Pharmocology 43:817-822, 1991.
- Molan PC: The antibacterial activity of honey. 2. Variation in the potency of the antibacterial activity. Bee World 73:59-76, 1992.
- Efem SEE: Clinical observations on the wound healing properties of honey. British Journal of Surgery 75:679-681, 1998.
- Çelimli N (2005): Kedi ve Köpeklerde Yara Sağaltımında Bal Kullanılması, Veteriner Cerrahi Dergisi, 11, 1-2-3-4, 10-14.
- Subrahmanyam M: Honey impegnated gauze versus polyurethane film (OpSite®) in the treatment of burns – A prospective randomized study. British Journal of Plastic Surgery 46:322-323, 1993.
- Mathews KA, Binnington AG (2002): Wound management using honey. Compendium continuing on education. 24 (1):53-60.
- Molan PC, Cooper RA (2000): Honey and sugar as a dressing for wounds and ulcers. Tropical Doctor 30:249-251.
- contraction effects and antibacterial properties of Tualang honey on full-thickness burn wounds in rats in comparison to hydrofibre. BMC Complement Altern Med. 2010 Sep 3;10:48.
kaynak:sizinti dergisi

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.