Articles by "propolis"

Apiterapi


Diğer İsimler: Apipunktur, Apiterapi, Api-terapi, Api tedavisi, Apithérapie, Api-Venin-Thérapie, Arı Terapisi, Arı Arıtma, Arı Venom Tedavisi, Bal Arısı Venom Tedavisi, Thérapie des Abeilles, Thérapie par Venin d'Abeille, Traitement Piqûres d'Abeilles. 
apiterapi malzemeleri

Ayrıca bakınız :
Apiterapi: arı kovanı içindeki her şeyin tıbbi tedavi amaçlı kullanım şeklidir. Bunlar , arı zehiri, bal, kovanın bakteri ve mantarlara karşı dezenfektesi  (propolis) için kullanılan “arı tutkalı” gibi bal arısı ürünlerini ve kraliçe arıları (arı sütü) tıbbi amaçlarla beslemek için kullanılan özel bir gıdadan oluşur. Türkiyede apitherapy uygulayıcıları için özel bir eğitim veya lisans standardı yoktur. Birçok durumda, hemşireler, doktorlar, akupunkturistler veya naturopatlar tarafından apitherapy uygulanmaktadır.
astım bıronşitler ve akciğer sorunu yaşayanlar için apiterapi uygulaması


Dünyadan apiterapi uygulalamaları

Dikkat edilmesi gereken hususlar ve  Apiterapinin yan etkileri

  • Arı zehiri, bal, arı poleni ve arı sütü içeren arı ürünleri, uygun bir şekilde kullanıldığında güvenli görünüyor. Ancak, propolisin güvenli olup olmadığını bilmesi için yeterli bilgi yok diyebiliriz. Lakin son 20 yıldır yapılan bir çok klinik çalışmadan 1 yaş üzeri herkez için güvenli kabul edilmeye başlanmıştır. 
  • Arı sokması duyarsızlaştırma için arı zehiri sadece lisanslı bir sağlık uzmanı tarafından uygulanmalıdır. Arı zehiri genellikle enjeksiyonla verildiğinden, en yaygın yan etkiler, enjeksiyon bölgesinde lokal tahriş, şişme ve hassasiyeti içerir.
  • Arılara karşı alerjiniz varsa, arı sütü ve diğer tüm arı ürünlerinden kaçınmalısınız. Alerjik olanlar için yan etkiler arasında küçük ila şiddetli cilt tahrişleri, astım, boğazın şişmesi, nefes alma zorluğu ve aşırı durumlarda anafilaktik şok ve ölüler sayılabilir. Nadiren, mide ağrısı ve kanlı ishal ile birlikte kolonun kanamasına neden olabilir. Arı alerjiniz olup olmadığından emin değilseniz, sağlık çalışanınıza kraliyet jöle eklemeden önce, seçtiğiniz bir sağlık uzmanına danışın.
  • Arı ürünlerini ağızdan alan veya deriye uygulayan kişilerde alerjik reaksiyonlar da yaygındır. Bazı insanlar ciddi, yaşamı tehdit eden alerjik reaksiyonlar yaşayabilir. 
  • Çocuklar: Bal 12 aylıktan büyük çocuklar için güvenli Kabul edilir. Bununla birlikte, küçük çocuklara bal vermeyin çünkü çiğ bal, bebeklerde veya küçük çocuklarda botulizm zehirlenmesine neden olabilen Clostridium botulinum sporları ile kontamine olabilir. Bu büyük çocuklar veya yetişkinler için bir tehlike değildir. Bu bilgiyi her nekadar paylaşsamda çok rahatlıkla anti tez üretebilirim ben 5 nesildir herkesin her yaş grubunda bal yediği bir ailenin içerisinde büyüdüm ve aklım ereli bal yerim bal kadar doğal bir gıdanın insan oğlunun eline olduğunuda şahsen düşünmüyorum. 
  • Hamilelik ve emzirme: Besin miktarlarında bal tüketmek hamilelik ve emzirme sırasında oldukça güvenlidir.
  • Eğitimli bir sağlık uzmanı tarafından uygun dozlarda arı zehirleri çekilmesi güvenli olabilir. Şimdiye kadar, ciddi yan etkiler bildirilmemiştir. Ancak, yüksek dozda arı zehirinden kaçınmalısınız. Yüksek dozlarda histamin salgılanabilir ve bu durum rahim ağzının küçülmesine neden olabilir. Bazı sağlık çalışanları, arı zehirinin idame dozunu hamilelik sırasında yarıya indirir, sadece güvenli tarafta kalmak için.
  • Astım: Propolisin astımı daha da kötüleştirebileceğine dair bazı kanıtlar vardır. Astımınız varsa kullanmaktan kaçınmanız en iyisidir. Alerjik astım bronşit için durum tam tersidir. 
  • Astımınız varsa, arı sütünü kullanır iken dikkatli olun. Royal jöle genellikle yoğun kaşıntı, deri döküntüsü, egzama, şişmiş yüz ve göz kapakları, tahriş olmuş gözler, burun akıntısı, nefes darlığı ve astım atakları gibi alerjik belirtilere neden olur. Ağır vakalarda, arı sütü ciddi bir alerjik reaksiyona (anafilaksi) ve ölüme neden olabilir.
  • Alerjiler (atopi): Alerjik reaksiyonlar alma eğiliminiz varsa arı sütü kullanmaktan kaçının. Royal jöle genellikle yoğun kaşıntı, deri döküntüsü, egzama, şişmiş yüz ve göz kapakları, tahriş olmuş gözler, burun akıntısı, nefes darlığı ve astım atakları gibi alerjik belirtilere neden olur. Ağır vakalarda, kraliyet jölesi ciddi bir alerjik reaksiyona (anafilaksi) ve ölüme neden olabilir.
  • Multipl skleroz (MS), lupus (sistemik lupus erythematosus, SLE), romatoid artrit (RA) veya diğer durumlar gibi “bağışıklık sistemi hastalıkları”: Arı zehiri bağışıklık sisteminin daha aktif hale gelmesine neden olabilir ve bu durum otoimmün hastalıkların belirtileri. Bu şartlardan birine sahipseniz, arı zehirini kullanmaktan kaçınmak en iyisidir.
  • Cilt sorunları (dermatit): Cilt problemleriniz varsa arı sütü kullanmaktan kaçının. Durumunuzu daha da kötüleştirebilir.
  • Polen alerjileri: Polen alerjisi olan kişiler arı poleni ve diğer arı ürünlerine ciddi bir tepki verebilir. Alerjik reaksiyonlar kaşıntı, şişlik, nefes darlığı ve ışık başlığını içerebilir. Ciddi bir alerjik yanıt (anaflaksi) ölüme yol açabilir.
    arı sokması hassasiyeti olanlar için arı zehri uygulaması

Avantaj ve Apitherapy kullanımı

  • HIV / AIDS  : Antiviral Terapi dergisinde yakın zamanda yayınlanan yeni bir çalışma, bir arı sokması sırasında salgılanan arı zehirinin HIV'i hedef alma ve yok etme konusundaki anahtarı tutabildiğini tespit ederek bunu doğrulamaktadır.
  • Arı sokması alerjisi. Arı zehiri, arı sokmasına karşı şiddetli alerjilerin tedavisi için ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanmıştır. Artan dozlar deri altına enjeksiyon ile zamanla verilir. Bu tedavi tipik olarak arı sokmalarına karşı alerjik reaksiyonlardan% 98 ila% 99 oranında koruma sağlar. Arı zehri tedavisi durdurulduğunda, sonraki 5 ila 10 yıl boyunca alerjik reaksiyon riski yaklaşık% 5 ila% 15 arasındadır.
  • Bal kullanıldığında yanıklar. Balın yanmış cilde uygulanması, iyileşmeyi iyileştirmeye yardımcı olur.
  • Öksürük, bal kullanıldığında. Yatmadan önce bal almak, 2 yaşın üzerindeki çocuklarda gece öksürüğünün azaltılmasına yardımcı olur. Dextromethorphan denilen bir reçetesiz öksürük ilacı kadar işe yarayacak gibi görünüyor.
  • Herpes, propolis kullanıldığında. Propolis içeren bir merhem genital herpes yaralarının iyileşmesine yardımcı olur. % 5 asiklovir merhem denilen bir reçeteli ilaçtan daha iyi çalışabilir.
  • Propolis kullanıldığında, bir çeşit ağız cerrahisi olarak adlandırılan sulkoplasti. Sülkoplastiyi takiben propolis ağız durulanması iyileşmeyi iyileştirir, ağrıyı ve şişmeyi azaltır.

Propolis

İşçi bal arıları propolis'i, çam, meşe, huş, okaliptüs, kavak, kestane vb. ağaçlar ve bazı otsu bitkilerin tomurcuk, yaprak ve benzeri kısımlarından toplamaktadır. Arılar propolisi arka bacaklarında bulunan polen sepetlerinde depo ederler ve koloniye taşırlar. Propolis; reçinemsi kokulu ve rengi koyu sarıdan kahverengiye kadar değişen bir maddedir. Arı bu maddeyi, polenle ve başı ile thoraksı arasında bulunan bezlerden salgılamış olduğu aktif enzimlerle karıştırmaktadır. 
Propolis içerisinde şu ana kadar 180 farklı bileşik tanımlanmıştır.
Propolis ortalama olarak, % 55 oranında reçineli bileşikleri ve balsamları, % 30 oranında balmumu, % 10 oranında aromatik yağları ve % 5 oranında arı poleni içermektedir. Kalan % 5'lik kısmında ise, flavanoidler, aminoasitler, B vitamini ve en önemli olarak tanımlayabileceğimiz antibiyotik içeriği bulunmaktadır.
propolis ham hali kovandan kazınarak elde edilir

Propolis içerisindeki farmakolojik etkisi olan en önemli bileşikler flavanoid grubu çeşitli fenolik ve aromatiklerdir. Propolis içerinde galangin, kaemferol, quercetin, pinosembrin, pinosambrin ve pinobanksin olmak üzere 38 flavanoid tanımlanmıştır. Diğer fenolikler arasında sinnamik alkol, sinnamik asit, benzil alkol, benzoik asit, kafeik asit ve fenilik asit bulunmaktadır.

Propolis kullananların dikkat etmesi gereken hususlar

  • Polen, bal, kozalaklı ağaçlar veya kavak ağaçlarına karşı alerjiniz varsa, bu ürünü kullanmanız önerilmez. Alerjik reaksiyonlar arasında hışıltılı solunum, baş ağrısı, kaşıntılı boğaz, kurdeşen veya cilt kızarması bulunur. Bu belirtiler gelişirse hemen kullanmayı bırakın. Ciddi alerjik reaksiyonlar mümkündür ve acil tıbbi müdahale gerektiren çok ciddi olabilir. Bu ölümcül olabilecek anafilaktik şok içerir. Aslında, bir arı ürünü aldıktan sonra herhangi bir yan etki geliştirirseniz, hemen kullanmaya devam etmeyin. Arı sokması için astım veya alerjiniz varsa, herhangi bir arı ürününü kullanırken aşırı dikkatli olun.
  • Propolis göz bölgesine uygulanmamalıdır.
  • Hamile veya emziren kadınlar için propolis kullanımında herhangi bir sakınca yoktur

Propolis'in faydaları

  • Propolis'in tedavisinde etkili olduğu hastalıklar aşağıda ayrıntılı yazılmıştır.
    • Ülser
    • Soğuk yanıkları ve Yaralar  : İlk araştırmalar, propolisin topikal olarak uygulanmasının, soğuk yaraların iyileşmesine yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Örneğin, 2010 yılında Fitoterapi Araştırmasında yayınlanan bir çalışmada, bilim adamları, propolis özlerinin herpes simpleks virüsü tip 1'e (soğuk yaralara neden olan virüs) karşı çıkmaya yardımcı olabilecek virüsle mücadele etkiye sahip olduğunu bulmuşlardır.
    • Genital Herpes  : 2000 yılında Phytomedicine'de yayınlanan bir çalışmaya göre, propolis bazlı bir merhem uygulamak genital herpes ile ilgili yaraların tedavisine yardımcı olabilir. 10 günlük çalışma için, genital herpes ile 90 erkek ve kadın propolis kaynaklı flavonoidler içeren bir merhem kullanılır. Asiklovir (ağrıyı azaltmak ve herpes ile ilişkili yaraların iyileşmesini hızlandırmak için kullanılan bir ilaç) veya bir plasebo merhem içeren bir merhemdir. Çalışmanın sonunda, propolis grubundaki 30 katılımcının 24'ü iyileşmişti (asiklovir grubundaki 30'dan 14'üne ve plasebo grubunda 30'un 12'sine kıyasla). Bu bulguya göre, çalışmanın yazarları, propolis kaynaklı flavonoidleri içeren bir merhemin genital herpes ile ilgili iyileşme yaralarında hem asiklovir hem de plasebo merhemlerinden daha etkili olabileceği sonucuna varmışlardır.
    • Fungal enfeksiyonlar ( Bulaşıcı Hastalıklar )
    • Akne
    • Kanser : Propolis kafeik asit fenetil esterin (CAPE) bir bileşiğinin büyük tıbbi özellikleri vardır, ancak anti-kanser kapasitesi özellikle ilgi çekicidir. "Radyasyon Araştırmaları Dergisi" nin bir araştırması, CAPE ile tedaviden 2 gün sonra, akciğer kanseri hücrelerinin% 46'sının yok edildiğini ve kanser büyümesinin% 60 oranında azaldığını göstermektedir. Tedaviden üç gün sonra kanser hücrelerinin% 67'si öldü. 2006 yılında yayınlanan "Anticancer Drugs" dergisinde yayınlanan benzer bir çalışma, CAPE'nin kolon kanseri hücrelerinin, sağlıklı hücreleri etkilemeden malign hücrelerin programlanmış hücre ölümünü çoğalttığını ve indüklemesini önlediğini ortaya çıkarmıştır. Bu etkileyici sonuçlar, meme, mide, deri ve pankreas kanseri ve glioma hücreleri gibi inoperabl bir beyin kanseri türü gibi daha fazla kanser hücresinde replike edilmiştir. Mevcut veriler, CAPE'nin hücre döngüsünü selektif olarak durdurup kanser hücrelerini yok ettiğini, anjiyojenezi önlediğini ve kanser büyümesini engelleyebileceğini göstermektedir. Neyse ki, bu etkileyici yeteneğe sahip sadece CAPE değildir. Aynı anti-kanser özellikleri, propoliste bütün yiyecek olarak daha belirgin ve daha üstün.
    • İmmünoterapilerde kullanılır .
    • Kaşıntı
    • Yanıklar  : Propolis, Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp Dergisi'nin 2002 tarihli bir araştırmasına göre, küçük yanıkların iyileşmesini destekleyebilir. Araştırmacılar, ikinci derece yanıklara sahip hastalarda propolis bazlı bir cilt kreminin gümüş sülfadiazen (ikinci ve üçüncü derece yanıkların tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir ilaç) ile olan etkilerini karşılaştırdılar. Araştırma sonuçları, propolis ve gümüş sülfadiazenin yanıkların tedavisinde benzer şekilde etkili olduğunu göstermiştir. Dahası, propolis'in gümüş sülfadiazenden daha fazla anti-inflamatuar faydalar sağladığı ortaya çıktı.
    • Boşluklar: Propolis, Biyolojik ve Farmasötik Bülten gösterilerinden bir 2003 araştırmasıyla kavitelere yardım edebilir. Laboratuvar araştırmalarında, bilim adamları propolis'te bulunan bileşiklerin, mutasyonların streptokokların (kavitelerin gelişimine katkıda bulunduğu bilinen bir oral bakterinin) büyümesini engellemeye yardımcı olduğunu bulmuşlardır. Çalışma propolisin mutans streptokokların dişlere yapışmasını engellemeye yardımcı olabileceğini düşündürmektedir.
    • Tüberküloz (TB)
    • Diyabet: Hayvan tabanlı araştırmalardan elde edilen bulgular propolisin diyabet tedavisinde yardımcı olabileceğini göstermektedir. Örneğin, Pharmological Research'te yayınlanan bir çalışmada, diyabetik sıçanlar üzerindeki testler, propolis ile yapılan tedavinin kan şekeri düzeylerini düşürdüğünü ve kolesterolü azalttığını ortaya koymuştur.
  • Propolis bağışıklık sistemini geliştirir
  • Bazı çalışmalar HIV-1 replikasyonunun baskılanmasını göstermektedir ( HIV / AIDS )
  • Dental Boşlukları Önler: Yunan ve Roma hekimleri propolis'i ağız dezenfektanı olarak kullandılar. Modern çalışmalar, periodontitis ve gingivitis tedavisinde etkili olabileceğini göstermektedir. Birçok çalışma, arı tutkalı ekstraktlarının bakteri plağını sınırladığını ve diş çürüklerini azalttığını da göstermiştir. Diğer çalışmalar, propolisin diş macunu, kemik dokusu ve kıkırdağın yenilenmesine yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Tıbbi Feragat

Bu bilgi tıbbi tavsiye için ikame edilmek anlamına gelmez. Her zaman bir tıbbi uzmana danışın ve herhangi bir tedavi veya diyet değişikliği yapmadan önce mutlaka danışın.

Bakterilerin antibiyotiklere karşı dirençli hale gelmesi nedeniyle tıp dünyası uzun süredir endişe içinde. ABD'nin önemli yayın organlarından Newsweek dergisi, tıp dünyasında büyük bir antibiyotik paniği yaşandığını, bakterilerin bu ilaçlara karşı dirençli hale geldiğini duyurdu. Doktorların çok basit hastalıklara da antibiyotik tedavisi uygulaması tıp dünyasında büyük bir hata olarak kabul ediliyor.

Antibiyotiklerin iki çeşidi vardır; biyosidal, mikroorganizmaları öldüren antibiyotikler ve biyostatik, mikroorganizmaların büyümesini ve çoğalmasını (üremesini) önleyen antibiyotikler. Her ne kadar "sadece" mikroorganizmaların (çoğunlukla bakteriler, ve bazı fungi) ürettiklerine "antibiyotik" tanımı verilebilse de, bugün "antibiyotik" terimi patojenlere zarar veren her türlü kimyasal için kullanılmaya başlanmıştır. Bu yüzden, mikroorganizmalar, hayvanlar ve bitkiler tarafından doğal olarak üretilen bu tür kimyasallara "antibiyotik" demekteyiz. Aynı zamanda, doğal olarak üretilen birçok antibiyotik madde suni yollardan daha etkili olmaları için modifiye edilmektedir. Örnek vermek gerekirse, doğal olarak üretilen penisilinler bugün kimyasal olarak modifiye edilerek daha etkili olmaları sağlanıyor. Bir başka örnekte, kloramfenikol isimli antibiyotiktir. Eskiden tamamiyle doğal yollardan elde edilen bu antibiyotik bugün tamamiyle sentetiktir.


Newsweek, bundan 3 yıl önce yayınladığı haberde tıp dünyasında büyük bir antibiyotik paniği yaşandığını,
bakterilerin giderek artan bir şekilde bu ilaçlara karşı dirençli hale gelmesinden endişe edildiğini yazmıştı. Aradan geçen 3 yılın ardından aynı dergi, dünkü sayısında bu korkunun gerçek olduğunu ilan etti. Dergiye konuşan George WashingtonÜniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr Lance Prince, “Kamu sağlığına yönelik tarihte karşı karşıya olunan en büyük tehditlerden biri” diyerek “Daha önce antibiyotikle rahatlıkla tedavi edebildiğimiz küçük enfeksiyonları tedavi edemeyecek hale geldik” ifadesini kullandı.


BİRÇOK HASTA ANTİBİYOTİKLE TEDAVİ EDİLEMİYOR

Stanford Üniversitesi’nden David Relman da, “Pratisyen doktorlara, ‘içinizde son dönemde antibiyotikle tedavi edemediğiniz enfeksiyonla karşılaşan var mı?’ diye sorduğumda çoğu el kaldırdı” diye konuştu. Antibiyotiklere karşı dayanıklı bakterilerin ortaya çıkışında en önemli sorumlu bilinçsiz anitbiyotik kullanımı olarak gösteriliyor.

"ÇOK KÜÇÜK RAHATSIZLIKLAR İÇİN ANTİBİYOTİK VERİLİYOR"

Hem doktorların bu ilacı çok küçük rahatsızlıklar için bile vermesi hem de hastaların çok sık antibiyotik kullanması bakterilerin de mutasyona uğrayarak kendilerini bu ilaçlara karşı dayanıklı hale getirmesine sebep oldu. ABD’deki salgın hastalıklarla mücadele eden CDC uzmanı Tom Frieden, “Antibiyotik sonrası döneme girmek üzereyiz” diyerek bel soğukluğu, ishal gibi antibiyotik tedavisiyle kolayca geçen hastalıkların ölümcül hale geldiğini ve ilaçlara yanıt vermediğini söyledi. CDC verilerine göre sadece ABD’de her yıl 2 milyon kişi antibiyotik dirençli bakterilerden enfeksiyon kapıyor, bunların 23 bini ölüyor. Anitbiyotiklerin kullanım dışı kalması tıp için kâbus anlamına gelecek. Çünkü bu ilaçlar sadece enfeksiyon tedavisinde değil, kemoterapi alan hastalar ve organ nakilleri için de kritik öneme sahip.

Bilinçsiz ve aşırı antibiyotik kullanımı bakterilerin kullanılan antibiyotiğe karşı direnç kazanmasına neden olabilir. Eğer mikroplar bir antibiyotiğe karşı direnç kazanırlarsa, artık o antibiyotiğin o mikroba karşı etkisi olmaz. Bu nedenle her bakteriye uygun olan antibiyotik kullanılmalıdır. Hastalığa neden olan etkenin bulunması ve bu etkene etkili olacak antibiyotiği bulmak için bir Kültür-Antibiyogram Testi denen laboratuvar testi yapılır. Sadece etkin olduğu mikroplara karşı kullanılmalıdırlar. Gripnezle gibi virüslerin neden olduğu hastalıklara karşı etkili değillerdir. Ateş düşürücü ya da ağrı kesici etkileri yoktur. Antibiyotikler mutlaka doktor tavsiyesiyle ve reçetesine uygun olarak kullanılmalıdırlar. Bilmeden kullanılan antibiyotikler hastalığı iyileştirmezler, vücuda zarar da verebilirler.

Halbuki Anne ve babalar veya hastalık problemi yaşayan kişiler propolis denen doğal antibiyotikle tanışmış olsalar dünyada bu durum belkide yaşanmayacak. Soğuk algınlıklarını doğal reçeteler ile tedavi etmeye çalışan ve bunu ilaçlardan daha iyi başaran insanlar teşvik edilmeli. Ne yazıkki toplumumuzda aksine öcü gibi gösteriliyorlar bitkiler. 
Herbalist Adnan Yıldırım

Yara Tedavisinde Bal
Doç. Dr. M. Emin ÇELEBİ 

Bal; besin maddesi ve enerji kaynağı olmanın yanısıra bir sağlık iksiri ve çeşitli hastalıkların tedavisinde başvurulan şifa vesilesidir. Arılar vasıtasıyla üretilen bal, arı sütü ve polen; kimyevî ilaçlardan uzaklaşma eğiliminin arttığı günümüzde mühim bir ecza konumuna gelmiştir. Birçok hastalığın tedavisinde bal, polen, propolis, arı sütü ve arı zehri gibi mamuller kullanılmaktadır. Son yıllardaki araştırmalar, balın yara tedavisinde de oldukça tesirli olduğunu göstermiştir. Buna paralel olarak günümüzde 'apiterapi' adı verilen arı ürünleri ile tedavi metotları hızlı bir gelişme göstermiş ve apiterapi merkezleri kurulmuştur.

Yara tedavisinde bal kullanımı (M.Ö) 2.000 yılına kadar gitmekle birlikte, yirminci yüzyıla kadar balın yara tedavisindeki tesiri, ilmî delillerle açıklanmamıştır. Son çalışmalar, balın bakteri üremesini engellediğini ortaya koymuş ve bu da onun yara tedavisinde kullanımını yaygınlaştırmıştır.

Yaranın iyileşmesinde balın rolü Balın yara tedavisindeki tesiri; iltihabî ödemin azaltılması, yaranın temizlenmesi, ölü dokuların atılımının hızlandırılması, lokal olarak hücreye enerji sağlama ve yara üzerindeki protein tabakasını koruma şeklinde ortaya çıkar. Balın aynı zamanda yaralarda ortaya çıkan kokuyu giderme özelliği de vardır. Bu özellik, iltihap oluşturan bakterilerin yarayı bırakıp zengin bir glikoz kaynağı olan balı tercih etmesinden kaynaklanmaktadır. Bala hücum eden bakteriler, balın mikropları öldürücü özelliği sebebiyle bertaraf edilir.

Balın yüksek osmolarite (suyun, yarı geçirgen zarın iki tarafında, zardan geçemeyen maddelerin konsantrasyon farkı sebebiyle hareketi) ve asitlik derecesine, hidrojen peroksit (H2O2 = oksijenli su) ihtiva etmesine atfedilen antibakteriyel hususiyetleri vardır. Baldaki bu yüksek osmolarite lenf sıvısını çeker; bu sıvı içinde çözülmüş maddeler, yenilenen dokuları besleyici bir özelliğe sahiptir.

Yaraların temizlenmesinde mühim bir yeri olan H2O2 ve glikonik asit (balda bulunan başlıca asit), balda tabiî olarak bulunan glikoz oksidaz tarafından üretilir. Baldaki mühim antibakteriyel özelliğe sahip olan H2O2, zararsız bir şekilde düşük seviyelerde bulunur. Bir saat içinde biriken H2O2 konsantrasyonu, genelde antiseptik olarak kullanılan H2O2 solüsyonununkinin yaklaşık binde biri kadardır.

Pastörize edilmemiş saf ballar, yaklaşık % 40 glikoz, % 40 fruktoz ve % 20 su ve çok az miktarda aminoasit, B grubu vitaminleri, diastaz, invertaz, glikoz oksidaz ve katalaz gibi enzimler ile potasyum, demir, magnezyum, fosfor, bakır ve kalsiyum gibi mineraller ihtiva etmektedir. Mükemmel bir enerji kaynağı olarak yaratılan bal, ayrıca yaranın mikrop kapmaması için sıvı bir bariyer oluşturur ve ödemi düzenleyen nem çekici (higroskopik) bir tesire sahiptir.

Balda aynı zamanda H2O2 tarafından üretilen oksijen radikallerinden yara dokularını koruyan yüksek seviyede antioksidanlar da bulunmaktadır. H2O2'nin düşük seviyelerde bulunması, yeni damar oluşumu ve bağ dokusunun çoğalmasını uyarır. Bu yeni damar oluşumu da dokulara oksijen sağlamayı artırır. Yaralardaki sathî asitleşmenin yara iyileşmesini hızlandırdığı görülmüştür. Bundan dolayı sahip olduğu düşük pH (3,6 veya 3,7) balın antibakteriyel tesirini artırarak yara iyileşmesini hızlandırmaktadır.

 
Arılar, kendilerine ilham edilen yollarla, birçok değişik çiçekten faydalanarak bal üretmekle vazifelendirilmiştir. Kaynağına ve tâbi tutulduğu işleme bağlı olarak balın antimikrobiyal aktivitesi büyük değişiklikler arz eder. Balın terkibinde yer alan çiçek türlerine göre antibakteriyel tesir, yüz kata kadar farklılık gösterebilir. Belirli bölgelerde üretilen antibakteriyel aktivitesi yüksek ballar, iltihaplı yaraların tedavisinde kullanıldığında daha iyi neticeler elde edilmektedir.

Tıbbî tedavi ve bal tedavisi
Arıya, binlerce meyve ve çiçekten besin değeri yüksek maddeleri toplatarak, bal gibi şifa kaynağı bir gıdayı yaptıran Allah, onun içine insanların birçok derdine deva olacak iksiri de yerleştirmiştir. Fareler üzerinde yapılan bir çalışmada, temiz, açık yaralara pastörize edilmemiş bal veya serum fizyolojik (FTS) uygulandığında, yara oluşturulmasından 3, 6 ve 9 gün sonra çevreden merkeze doğru yaralarda küçülme olduğu gözlenmiştir. Bal kullanılan bütün vakalarda yaranın daha küçük, granulasyon dokusunun daha iyi olduğu, 6. ve 9. günlerde üst deri hücrelerinin arttığı görülmüştür. Kontrol grubuna göre yara iyileşmesinin daha hızlı olduğu ve yaralara uygulanan balın herhangi bir yan tesirinin olmadığı ispatlanmıştır.

Diğer bir çalışmada, bilinen metotlarla yarası iyileşmeyen 59 hastanın 58'inde tabiî bal kullanılarak uygulanılan tedavi ile iyileşme gerçekleştiği gözlenmiştir. Yaraların, bu hastaların 51'inde bakteri ile oluştuğu, 8'inde ise bakteri kaynaklı olmadığı görülmüştür. Bal ile tedavi başladıktan bir hafta sonra, yaraların steril olduğu (bakterilerden arındığı) belirlenmiştir. Bütün hastalarda ölü ve gangrenöz dokuların yara bölgesinin duvarından dereceli olarak ayrıldığı ve bir tutucu âlet ile çekilip uzaklaştırıldığında hastanın hiç ağrı duymadığı görülmüştür. Bal ile pansuman yapılan yaralarda bir hafta içerisinde yarayı çevreleyen ödemin ortadan kalktığı ve koku oluşumunun azaldığı görülmüştür. Ayrıca ölü dokuların hızlı bir şekilde granülasyon dokusu ile yenilendiği ve üst deri hücrelerinin arttığı ortaya çıkarılmıştır.

Bal, yanık yaralarının tedavisinde de başarı ile kullanılmıştır. İkinci derecede yanık bulunan 92 vakada yapılan bir çalışmada, bal emdirilmiş gazlı bez ile tedavi uygulanan yaraların poliüretan film ile tedavi edilen yaralardan daha erken iyileştiği ve yara enfeksiyonunun çok daha az olduğu tespit edilmiştir. Bal emdirilmiş gazlı bez, kovandan alınmış ve herhangi bir işleme tâbi tutulmamış balın içine daldırılmak suretiyle hazırlanmıştır. Bu hastalarda yaranın yaklaşık 11 günde iyileştiği gözlenmiştir. Kontrol grubunda ise nem geçiren, poliüretan pansuman uygulanmış ve yara iyileşmesi ortalama 15 günde gerçekleşmiştir.

İnsanlarda yanık yaraları üzerine yapılan benzer bir çalışmada, bal ile yapılan bir tedavi ile bir yara merhemi olan silversülfodiazin (SSD) karşılaştırılmıştır. Çalışma, bal tedavisi uygulanan hastalarda iyileşme nispetinin daha hızlı olduğunu göstermiştir. SSD ile tedavi uygulanan hastalarda yaralar 51–60 günde iyileştiği hâlde, bal tedavisi uygulanan hastalarda 31–40 günde iyileşme gerçekleşmiştir. Bal tedavisi uygulanan gruptaki 43 iltihaplı yaranın 39'u, 7 gün içinde steril hâle gelmiştir. SSD grubu ile karşılaştırıldığında bu sayının oldukça yüksek olduğu görülmüştür. SSD grubunda 7 gün içinde 41 hastanın sadece 3'ünde yaranın steril olduğu tespit edilmiştir. Neticede bal ile tedavide SSD grubuna göre daha az irritasyon (alerjik kaşıntı) oluştuğu ve daha az ağrı olduğu gözlenmiş; tedavi sürecini kısalttığından balın, deri yüzeyindeki yaraların tedavisinde daha tesirli olduğu belirlenmiştir.

Başka bir çalışmada da, yanık yaraları bulunan ve bal ile tedavi uygulanan 25 hastanın 21'inin 7 günde iyileştiği, SSD grubunda ise 25 hastanın 18'inin iyileştiği gözlenmiştir. Bal tedavisi uygulanan yaralarda, iz kalmadığı ve ödem bulunmadığı, SSD grubundaki hastalarda ise, yara izi kaldığı görülmüştür. Bal tedavisi uygulanan yanık dokularının histolojik muayenesinde SSD ile karşılaştırıldığında akut iltihabî değişikliklerde azalma, iltihap kontrolü ve erken onarım aktiviteleri gözlenmiştir. Yara tedavisinde işlenmemiş balın kullanılması tavsiye edilir. Bal uygulanmasından kaynaklanan herhangi bir yan tesir görülmemiştir.

Balın kolay uygulanabilir olması ve ilâç tedavisine göre maliyetinin düşük olması onu yara tedavisinde cazip hâle getirmektedir. Burada bir hususa dikkat çekmekte fayda var: Konunun uzmanı olmayan, hangi balın hangi tür yaralarda ve ne dozda uygulanacağını bilmeyen fertlerin bu tür uygulamaları kendi başlarına yapmaları tavsiye edilmez. Aksi takdirde arzu edilenin zıddı bir netice ortaya çıkabilir.

Kaynaklar
- Molan PC: The antibacterial activity of honey. I: The nature of the antibacterial activity. Bee World 73:15-28, 1992.
- Molan PC: The role of honey in the management of wounds. Journal of wound care. 8 (8):415-418, 1999.
- Cooper RA, Molan PC, Harding KG: Antibacterial activity of honey against strains of Staphylococcus Aureus from nfected wounds. Journal of Royal Society Med 92:283-285, 1999.
- Allen KL, Mola PC, Reid GM: A survey of antibacterial activity of some New Zeland honeys. Journal of Pharmocology 43:817-822, 1991.
- Molan PC: The antibacterial activity of honey. 2. Variation in the potency of the antibacterial activity. Bee World 73:59-76, 1992.
- Efem SEE: Clinical observations on the wound healing properties of honey. British Journal of Surgery 75:679-681, 1998.
- Çelimli N (2005): Kedi ve Köpeklerde Yara Sağaltımında Bal Kullanılması, Veteriner Cerrahi Dergisi, 11, 1-2-3-4, 10-14.
- Subrahmanyam M: Honey impegnated gauze versus polyurethane film (OpSite®) in the treatment of burns – A prospective randomized study. British Journal of Plastic Surgery 46:322-323, 1993.
- Mathews KA, Binnington AG (2002): Wound management using honey. Compendium continuing on education. 24 (1):53-60.
- Molan PC, Cooper RA (2000): Honey and sugar as a dressing for wounds and ulcers. Tropical Doctor 30:249-251.
- contraction effects and antibacterial properties of Tualang honey on full-thickness burn wounds in rats in comparison to hydrofibre. BMC Complement Altern Med. 2010 Sep 3;10:48.
kaynak:sizinti dergisi


Bal, arılar tarafından çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından alınarak yutulan nektarın arıların bal midesi denilen organlarında invertazenzimi sayesinde kimyasal değişime uğramasıyla oluşan ve kovandaki petek hücrelerine yerleştirilen çok faydalı bir besindir. Nektar bala çevrilirken arılar sağladıkları invertaz enzimi sayesinde sakkarozu inversiyona uğratarak fruktoz ve glikoz şeklinde basit şekerlere dönüştürür ve fermantasyonun meydana gelmesini önleyecek miktarda suyunu uçururlar. Kovandaki hücrelere yerleştirilen ve üzeri mumdan bir kapakla örtülen bal arılarca sağlanan özel havalandırma sistemi sayesinde bildiğimiz tat ve kıvama gelir.
Balın rengi, şeker dengesi ve tadındaki farklılık tamamen toplanan nektarlardan kaynaklanmaktadır. Balın kokusunu, çiçeklerdeki aromalı volatin yağı verir ki bu aynı zamanda çiçeklerin kokularını sağlayan yağdır. Bal üretimi çok büyük bir çaba gerektirir. Örneğin ½ kg ham nektarı toplamak için 900 bin arının bir gün boyunca çalışması gerekir. Toplanan bu nektarın ise ancak bir kısmı bala çevrilebilir. Çiçeklerdeki nektardan elde edilen balın miktarı tamamen getirilen nektarın şeker konsantresine bağlıdır. Bal sıradışı bir etkiye maruz kalmadıkça asla bozulmaz. Zaman faktöründen etkilenmez.
Karakovan olarak bilinen doşal bal türü (bu balda arılar sunni petek kullanmadan
kendi peteklerini oluşturmakta ve insan müdahalesi olmadan bal yapmaktalar)

Balın İçeriği

Bal peteği içindeki yumurtalar
ve üç dört günlük larvalar.
Balın ilk akla gelen özelliği tatlı olmasıdır. Bunun sebebi balın içindeki üç şekerdir. Fruktoz (% 34), sakkaroz (%2) ve levuloz (meyve şekeri % 40) bundan başka balın % 17 ‘si su geri kalan % 7'lik bölümü ise demir, sodyum, kükürt, magnezyum, fosfor, polen, manganez, alüminyum, gümüş, albumin, dekstril,azot, protein ve asitlerden oluşur. Balın kalitesini ise bu % 7'lik karışım belirler.[1]
Ayrıca bal içerisinde onbeş şeker tespit edilmiş olup bunlardan bazıları şunlardır: fruktoz, glikoz, sakkaroz, maltoz, izomaltoz, erloz, kestoz, melezitoz verafinozdur. Genel olarak fruktoz şekeri diğerlerinden farklıdır.
Balı bildiğimiz şekerden ayıran çok önemli bir fark vardır. Şeker ancak sindirim sisteminde değişime uğradıktan sonra kana karışırken bal sindirime gerek olmadan çok süratli bir şekilde kana karışır. Dolayısıyla bal insan vücudunun en yüksek derecede ve en hızlı biçimde faydalanabileceği bir gıdadır. Ilık su ile karıştırılan balın birkaç dakika içinde vücuda enerji verdiği tespit edilmiştir.
Balın içinde minerallerin, şekerlerin ve birçok vitaminin yanı sıra az miktarda bir takım hormonlar, çinko, bakır ve iyot da vardır.

Balın Bileşimi: Genel olarak balların toplandığı değişik bitki kaynaklarına göre farklı aroma, tat, renk, yoğunluk ve kristalize sahip oldukları tespit edilmiştir. Aynı şekilde ballarda akıcılık kimyasal bileşimi, şekerler, rutubet, enzimler, vitaminler, asitler, kolloidal maddeler ve bileşimi bilinmeyen maddeler bakımından değişik oldukları bildirilmişlerdir.

Baldaki asitler :Uzun yıllar bal içerisinde sadece formik asit bulunduğu fakat analiz metotları geliştirilince asetik, bütirik, sitrik, kaproik, laktik, formik, malik, okzalik, suksiniletannik, tartarik ve velarikasidlerin varlığı tespit edilmiştir. Balın pH'sı 3,29-4,87 arasında değişmektedir.

Baldaki enzimler Çeşitli araştırıcılar balda diyastaz veya amilaz, nikotin, invertaz, katalaz, oksidaz, fosfataz enzimlerini bulmuşlardır. Bu enzimlerin bir kısmı bitkiden gelmekte bir kısmı ise arının başındaki bezlerden salgılamaktadır.

Baldaki vitaminler :Eskiden bal içerisinde vitamin olmadığı veya çok az olduğu düşüncesi hakimdi fakat kimyasal ve biyolojik araştırma metodları geliştirildikten sonra bal içerisinde çeşitli miktarda, tiamin, riboflavin,askorbik asit, piridoksin, pantotenik asit, niasin ve az miktarda biotin, folik asit tespit edilmiştir.

Baldaki minareller : Bal içerisindeki minarellerin miktarı %0,02 ile %1,0 civarındadır. Bu minareller Potasyum, klor, kükürt, kalsiyum, sodyum, fosfor, magnezyum, silisyum, demir, mangan ve bakır’dır. Bunlar içerisinde potasyum, kalsiyum ve fosfor fazla bulunmaktadır.

Baldaki proteinler Çeşitli araştırmacılar bal içerisinde az miktarda albuminoidlerin ve protein yapı taşları durumunda olan amino asitlerin olduğunu tespit etmişlerdir.

Tedavide Kullanım Alanları 

Bal en az 3000 seneden beri birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılmıştır. Yakın zamanda yapılan bilimsel araştırmalar balın mucizevi etkilerini göz önüne sermektedir. Balınantiseptik/antimikrobiyal, osmotik, hidrojen peroksit ve asiditesine bağlı çok çeşitli iyileştirici etkileri olduğu saptanmıştır.Böbrek hastalıkları(Böbrek yetmezliği)tedavilerinde cok önemli bir yere sahiptir Bal temel olarak iki monosakkaritin yoğunlaşmış bir karışımıdır. Bu karışımda su etkisi az olduğu için yani su moleküllerinin çoğunluğu monosakkaritlere bağlı oldukları için mikroorganizmalarınhayatta kalmasını sağlayacak nemden ve sudan yoksundur. Böylelikle balda hiçbir mikroorganizma canlı kalamaz. Bunun içindir ki bal, asırlardır yanık, yara ve deri ülserlerini iyileştirmek için kullanılmıştır.

Balın yüksek şeker oranı, hipertonisitesini arrtırdığı için etrafındaki bakterilerin suyunu hipertonik alana çekip bakteri hücrelerinin büzüşmesini sağlar. Bir antiseptik olarak balın metisiline dirençliStaphylococcus aureus (MRSA) gibi dirençli bakterilere karşı etkili olabileceğini savunan araştırmalar mevcuttur. Bal içindeki hidrojen peroksit, tıbbi olarak kullanılan hidrojen peroksite üstündür. Balın içindeki hidrojen peroksit faal hale sulandırma sonucunda gelir. Yani, bal yara üzerine sürüldüğünde hidrojen peroksit yavaşca vücut sıvıları tarafından sulandırılarak etkili hale geçer. Hem yavaş olarak etkinlik kazanması hem de tıbbi hidrojen peroksitten daha düşük bir yoğunlukta bulunması balın mikropları öldürüp vücudun hücrelerinin zarar görmemesini sağlar.
Bal pH'ı 3.2 ve 4.5 arasında olduğu icin enfeksiyondan sorumlu bakterilerin çoğalmasını önler. Bal içinde birçok polifenol yani doğal antioksidan olarak işlev gören madde barındırdığı için uzun dönem tüketimi sonucu kanseri önlediği bildirilmiştir. Ayrıca, içindeki demir vücuttaki zararlı oksijen radikallerini zararsız hale getirir. Araştırmalara göre bal aynı zamanda bağırsaklardaki probiyotikbakteri florasını çoğaltabildiği için bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi kolesterolü düşürmekle beraber sindirimi kolaylaştırır ve kolon kanserini önlemede etkilidir.
Kaynak:^ Murray Hoyt,The World of Bees,Coward Menann Inc,NewYork,s 181


ivythemes

{facebook#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {twitter#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {google-plus#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {pinterest#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {youtube#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {instagram#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget