Search Result For "mineraller"

İnsan Vücudundaki Hazine Mineral Maddeler


Aydın Boz / Biyoloji

Kâinatta olduğu gibi insan vücudunda da akılları hayrette bırakırcasına bir denge hâkimdir. Mesela kulaklarımız, gözlerimiz, ellerimiz ve ayaklarımız tam birbirinin simetriği. Başımız vücuda tam uyumlu. Organların dış yapı ve şeklindeki uyum ve denge gibi içyapısında da müthiş bir denge hâkimdir. Dilerseniz ona da biyokimya gözüyle bakalım ve hangi mineral zenginliklerden meydana geldiği hususu üzerinde duralım. “Küçük bir âlem” olarak simgelenen insanda, yeryüzüne orantılı bir şekilde dağıtılan elementlerin pek çoğu, vücuda lüzumu nisbetinde mevcuttur.

Genç insanda yaklaşık %80, ileri yaşlardaki insanın vücudunda da % 60 oranında su bulunur (Yaşlı Dünyamızın da üçte ikisi suyla kaplı değil mi?). Aynı şekilde protein ve vitaminler gibi maddeler de ihtiyaç oranında vücutta yerlerini alırlar. Peki, içinizde yaklaşık 3,5 kg mineral maddesi taşıdığınızı hiç düşünmüş müydünüz? Vücudumuz türlü türlü tat ve renkten meydana gelen bir “mineral çorbası”nı andırıyor. Bunların büyük bir kısmı, organizmanın sağlıklı çalışması için vazgeçilmezdir: Yaklaşık 2 kg beyaz renkteki kalsiyum, 1 kg koyu kahverengi fosfor, 90 gr sarı kükürt, 115-131 gr arası kurşuni renkteki potasyum, 120 gr gümüş renkteki magnezyum ve bir tutamlık da koyu gri demir, kırmızı bakır, gümüşi krom, kahverengi selenyum, gri çinko, manganez ve iyot.

Eğer kalsiyum olmasaydı, dişlerimiz sert bir elmaya bile dayanamaz, parçalanırdı... Eğer demir olmasaydı, kanımız hemoglobin moleküllerinden yoksun kalır, bu sebeple de dokularımıza oksijen gidemezdi... Eğer kükürt olmasaydı, saçlarımız dirençsiz kalır, derimiz ise canlılığını asla koruyamazdı... Eğer potasyum ve sodyum olmasaydı, ozmotik denge bozulacak hücrelerimiz elektrikî gücünü kaybedecek, dolayısıyla sinir ve kas hücreleri arasında iletişim kurulamayacak ve hızla yaşlanma baş gösterecekti...

Vücudun sağlığı için vazgeçilmez olan bu mineral çorbası bunlarla sınırlı değil tabii ki. Fosfor, magnezyum, manganez, krom, flor, çinko, bakır gibi birçokları bu mineral çorbasında yer alıyorlar. Bütün bu mineraller, ağırlığımızın yaklaşık %4’- ünü meydana getiriyor. Öyle ideal bir denge hâkim ki, bu minerallerin eksikliği veya fazlalığı durumunda organizmadaki iç mekanizmayla anında ayarlanıyor. Mesela, kandaki kalsiyum miktarında bir azalma olduğunda, bir başka kalsiyum deposu olan kemiklerden gerekli miktar temin ediliyor ve eksiklik, gideriliyor. Ana karnındaki yavrunun kemik gelişimi için annenin diş ve kemiklerinden kalsiyum çekiliyor. Pek çok anne hamilelik döneminde bu sebeple dişini kaybeder, yani yavrusu için feda eder. Vücut, besinlerdeki demirin normal şartlarda sadece %10’unu emiyor. Ancak, vücutta herhangi bir sebepten dolayı bir demir eksikliği doğarsa, emme kapasitesini 5 kat artırabiliyor. Bu ideal dengenin bir başka tipik misali de sodyum miktarında. Kandaki sodyum miktarı aşırı tuzlu beslenme sonucu yükseldiği zaman, derhal böbrekler devreye giriyor ve bu sodyum fazlasını idrar yoluyla organizmadan temizliyor.

Vücuttaki mineraller, miktarlarına göre sınıflandırılıyor. İnsanın günlük ortalama 100 mikrogramdan fazla ihtiyaç duyduğu mineraller “makro-mineraller”, bu değerin altındakiler ise “mikro-mineraller” olarak adlandırılıyor. Bir başka sınıflandırma ise “faydalı”, “zararlı” ve “nötr” mineraller şeklindedir. Misal vermek gerekirse; potasyum, kalsiyum, fosfor gibi sağlık açısından vazgeçilmez olan mineraller “FAYDALI”, cıva, kurşun ve amyant gibi mineraller “ZARARLI”, nikel, kobalt ve vanadyum gibi mineraller de “NÖTR” olarak kabul ediliyor.


KALSİYUM 

Vücut ağırlığının % 1,5 ila 2’sini kalsiyum minerali meydana getirir.İnsan vücudundaki kemiklerde ve dişlerde, fosfor ile beraber kalsiyumfosfat şeklinde bulunur (% 99,9). Bu bileşim, yetişkinliğe kadar kemiklerde ve dişlerde “gevşek yapı” olarak bulunur. Bu sebeple kemikler daha esnektir ve kırılma durumunda çok daha kolay kaynar. Zamanla kalsiyumfosfat kristalleri kemiğin kristalleşmemiş kısmına da yerleşir ve kemikler daha sertleşir. Esnekliğini ka bettiği için de çok daha kolay kırılır ve kaynamada güçlük çeker.

Vücuttaki kalsiyumun % 0,1 kadarı da kanda, kaslarda ve yumuşak dokularda bulunur. Bu sebeple kalsiyum, kemik yapısının teşkilinden başka, kas kasılmalarını, sinir sisteminden gelen sinyallerin kaslara iletilmesini ve hücre zarlarının oluşumunu kolaylaştırıcı rol oynar. Hatta kalsiyum mineralinin bağırsak tümörlerini önlediği de ileri sürülmektedir.

Kandaki kalsiyum, “Uluslararası Biyolojik Mineral Standart Değeri”ne göre 1 desilitrede 9- 11 mg seviyesinde sabit tutulmalıdır. Eğer oran bu miktarın altına düşerse, insanda kas kasılmaları, kramplar ve titremeler baş gösterir. Bu durumda vücut kalsiyum yetersizliğini, kemikler ve böbreklerden kalsiyum alarak, karşılama yoluna gider. Fazla alınması halinde de kemik yapısı bozuklukları ve idrar kaybı gibi durumlar ortaya çıkabilir. Aşırı kalsiyum yüklemesi ise böbrek taşlarının meydana gelmesine ve kemiklerde kireçlenmeye yol açar.

Kalsiyum, esas olarak süt ve süt ürünlerinde bol bulunur. Ancak bir süt ürünü olan tereyağında kalsiyum bulunmaz. Bundan başka yeşil yapraklı bitkilerde, sebzelerde, ceviz, balık ve deniz ürünlerinde bulunur. 18–24 yaşlarına kadar günde ortalama 1200 mg, 25 yaşın üzerinde ise günde 800 mg kalsiyum gereklidir. Hamilelikte ve menopoz devresinde bu miktar artırılmalıdır.

FOSFOR 

Fosfor, kalsiyumdan sonra vücutta en yaygın bulunan mineraldir. Vücuttaki fosforun % 85’i kalsiyumla beraber kemiklerdedir. Fosfor, hücrelerimizdeki denge için çok gereklidir. Hücre zarlarının, özellikle de sinir hücrelerinin (aksonları) koruyucu kılıfının meydana gelmesini kolaylaştırır. Vücudun enerji deposu olan nükleik asitlerin yapısında yer alır. Yağlı maddelerin vücut içinde taşınmasını, şekerli maddelerin de vücut tarafından emilmesini kolaylaştırır.

Fosfor, genellikle protein açısından zengin olan besin maddelerinde bulunur: Et, balık, yumurta, pirinç, sebze, ceviz, süt ve süt ürünleri gibi. İnsan günde ortalama 800 mg fosfora ihtiyaç duyar. Yeterli ve dengeli bir beslenmeyle, bu miktarda fosfor rahatlıkla temin edilebilir. Besinlerdeki fosfor, vücut tarafından %50–70 gibi yüksek bir oranda kolaylıkla emilebilir.

Yetersiz bir beslenmenin neticesinde ortaya çıkan fosfor eksikliği, kendisini ciddi böbrek yetersizliği ve bağırsak rahatsızlığıyla gösterir.

BİR ÇOK ENZİMDEKİ ANAHTAR MADDE: MAGNEZYUM 

İnsan vücudunda yaklaşık 20–28 gr magnezyum vardır. Ana deposu kemikler olup, % 60’ı burada kalsiyum ve fosfatla beraber bulunur. Ancak, magnezyumun asıl fonksiyonu, %60’ının bulunduğu kemiklerde değil, % 40’ının bulunduğu kan ve kas sistemindedir. Kasların güçlenmesi, protein sentezi, enzim sistemi aktivitesinde, hücrelerin büyümesi ve yenilenmesinde önemli bir rol üstlenir.

Magnezyum vücut tarafından kolaylıkla absorbe edilen bir madde olup, normal bir beslenme ile günlük magnezyum ihtiyacı rahatlıkla karşılanabilir. Besinlerdeki magnezyum miktarının yaklaşık % 40-60’ı vücutça kolayca emilir. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın (WHO) belirlediği orana göre, insan vücudunun günde ortalama 280–350 mg magnezyuma ihtiyacı vardır. Bütün yeşil yapraklı bitkiler, tahıl ürünlerinde, balık, ceviz, ayçiçeği, kakao, taze fasulye, bezelye ve kuşkonmaz gibi besinler magnezyum zenginidirler.

Alkol çok tehlikeli bir magnezyum hırsızıdır. İdrar yoluyla magnezyum miktarını azalttığından, kalp spazmı rahatsızlığı, kaslarda kramp, titreme, aşırı sinirlilik ve sürekli kulak uğuldaması baş gösterir. Benzer durum yoğun stresli anlarda da geçerlidir. Ayrıca idrar söktürücü gibi bazı ilaçlar da magnezyum oranını azaltır.

SODYUM 

Sodyum ile potasyum minerallerinin karşılıklı olarak dengelenmesi ve mübadele sonucu, hücrenin dışındaki potasyum maddesi hücrenin içine, hücrenin içindeki sodyum maddesi de hücrenin dışına taşınmakta ve böylece hücre içi ile hücre dışı arasındaki elektrolitik denge sağlanmış olmaktadır. Bu birliktelik, hücre zarlarının elektrik potansiyelini ve kandaki pH oranının değişikliğe uğramasını önlemektedir.

İnsan vücudunun günde ortalama 83–97 gr arası sodyuma ihtiyacı vardır. İnsanlar genellikle yemek esnasında 10–12 gr kadar tuz tüketirler. Hâlbuki vücut için 3–5 gr tuz rahat rahat yeterlidir. Fazla tuz alınımı halinde sodyum maddesinin kanda artması tansiyonun yükselmesine yol açar, dolayısıyla dokularda su birikir ve şişlikler (ödem) oluşur. Tansiyon yükselmesi her ne kadar genetik olduğu da kabul edilse, sodyum artışının bunda büyük rolü olmaktadır.

POTASYUM 

Yetişkin bir insan için gerekli günlük potasyum miktarı 115–131 gr arasında değişmektedir. Ancak sportif faaliyetlerde bulunanlarda bu oran % 50 arttırılır. Potasyum, kasların hareketliliğini dengeler, gücün konsantrasyonuna yardımcı olur. Kandaki potasyum oranının azalması sık görülen bir hadisedir. İshal, kısa süreli de olsa yetersiz beslenme ve yorucu bir yolculuk, kandaki potasyum oranının düşmesi için yeterlidir. Bu azalma kendisini kas ağrıları, kramplar, kalp çarpıntıları, bağırsak rahatsızlıkları ve yorgunluk şeklinde gösterir. Potasyum açısından zengin olan besin maddeleri; kuru fasulye, domates, muz, kayısı (özellikle kurutulmuşu), kuru badem, kiraz, balık, et, süt, kırmızı pazı ve kerevizdir.

SELENYUM 

Değeri, son yıllarda yapılan araştırmalar neticesinde anlaşılan bir mineraldir. Ortaya çıkarılan iki önemli fonksiyonuyla dikkatleri bir anda üzerine çekmiştir. Birinci özelliği; dokuları, kansere yol açan serbest radikallere (kurşun, kadmiyum, kükürtdioksid, nitrat, nitrit gibi) karşı koruyan bir enzimin önemli bir bileşim maddesidir. İkinci fonksiyonu; vücudu zehirli maddelerden temizler. Savunma sistemini aktif hale getirir ve serbest radikalleri tutar. Selenyum eksikliğinin ilk belirtisi, kas yapısında şiddetli bir zayıflığın belirmesidir. İkinci belirtisi ise, kalp ve damarlardaki esneme kabiliyetinin azalmasıdır.

Vücudun günlük selenyum ihtiyacı yaklaşık 70–100 mikrogram arasında değişir. Özel durumlarda bu miktar 200 mikrograma çıkabilir. Selenyum balık, karaciğer, et ve buğdayda bulunur.

ÇİNKO 

İnsan vücudundaki çinko miktarı 2–3 gr kadardır. Çinko kanda, alyuvarlarda, prostatta, karaciğerde, pankreasta, bazı kaslarda ve kemiklerde bulunur. Çinkonun vücutta çok çeşitli fonksiyonları vardır. Vücudun genel gelişimini düzene sokar, sperm üretimini kolaylaştırır, protein ve RNA sentezlerine müdahale eder. Beyinde de kullanılmaktadır. Eksikliği unutkanlığa ve hareket gücünün düşmesine, koku ve tad alma duyusunun zayıflamasına sebebiyet verir.

Çinko pancar, yulaf ezmesi, mercimek, bezelye, et, tuzsuz beyaz peynir ve deniz ürünlerinde bulunur. Bir erkeğin günlük çinko ihtiyacı yaklaşık 15 mg, bir kadının ise 12 mg’dır. Sağlıklı bir beslenmeyle bu miktar rahatlıkla elde edilebilir.

Çinko eksikliği cinsi gelişmede bozukluklara, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, deride doku bozukluklarına sebep olur. Daha ileriki safhalarda ise enfeksiyonlara, kansızlığa, kalp yetmezliğine, tümör oluşumuna, böbrek rahatsızlıklarına ve sarılığa yol açabilir. Hamilelikte ve östrojen kullanımında, vücutta çinko oranında bir düşüş olur. Bu sebeple doktorlar hamile kadınlara çinko açısından zengin bir beslenme cetveli önerirler. Çinko fazlalığı da oldukça tehlikelidir. İnsanda damar rahatsızlıkları ve iştahsızlığa sebebiyet verebilir.

ENDÜSTRİNİN BEL KEMİĞİ DEMİR, BİZİM İÇİN DE ÇOK ÖNEMLİ! 

Demir, oksijenin vücut içinde dolaşımı için vazgeçilmez bir mineraldir. Yetişkinlerdeki demir miktarı yaklaşık 3–5 gr arasında değişir. Demir, çok az bir kısmı kan plazmasında, büyük bir kısmı ise (%70) “hem” molekülü şeklinde, hemoglobin olarak bulunan değerli bir iz elementtir.

Vücutta demir stoklayan diğer organlar karaciğer, dalak ve kemik iliğidir. Vücudun demir ihtiyacı yaşa ve kişiye göre değişiklik arzeder. Yetişkin erkek ve kadınlarda günlük demir ihtiyacı yaklaşık 10 mg olmakla beraber, kadınlarda özellikle adet devresinde 15 mg’a yükselir. Hamilelik ve büyüme çağı da fazla demir tüketilen dönemlerdir. Bu zamanlarda şiddetle demir takviyesi gerekir.

Demir; ciğer, et, kuru fasulye, yulaf, kakao gibi besinlerde bulunur. Vücut tarafından kolayca absorbe edilen bir madde değildir. Yeşil sebzeler, portakal suyu gibi C vitamini bulunduran yiyecek ve içecekler besinlerdeki demirin emilimini artırmakta, çay ve kahve ise azaltmaktadır. Demir yetersizliğinin en belirgin hali, takatsizlik, nefes darlığı, sarılık, müzmin baş ağrıları, uyku düzensizlikleri, aşırı yorgunluk, çökük tırnak rahatsızlığı, çabuk tırnak kırılmaları ve saç dökülmesidir. Ancak demir eksikliği kadar, aşırı demir yüklenmesi de çok tehlikelidir. Demir fazlası, ender rastlansa da karaciğer (hepatik) yetersizliğine yol açabilir. Bu durumda, vücudun dışarıya atamadığı demir yığını mide kramplarına, baş dönmesine, kusmaya, şoka ve hatta bazı durumlarda komaya bile sebep olabilir.

BAKIR 

İnsan vücudunda yaklaşık 100–150 gr kadar bakır elementi bulunur. Bunun %10’u karaciğer ve beyinde, geri kalanı ise kandadır. Bakır, kanda hem plazmaya hem de alyuvarlara dağılmıştır. Kanda demir ile beraber hemoglobinleri meydana getirirler. Bakır ayrıca birçok enzimin fonksiyonunu ve kalp çalışmasını düzenler. Vücuda bakır beslemesi yapılması halinde kırık kemiklerin kaynamasını hızlandırır.

Vücudun günlük bakır ihtiyacı 1,5–3 mg arasında değişmektedir. Bakır, vücut tarafından zor absorbe edilen bir maddedir. Besinlerdeki bakırın ancak %5’i vücut tarafından emilir. Karaciğer, fındık, kuru üzüm, istiridye, midye ve mürekkep balığı bakırca zengindir. Bakır eksikliği kansızlık ve kemik yapısında bozukluklarla kendini gösterir.

İYOT 

İnsan vücudunda 20–50 mg arasında bulunan iyot, özellikle tiroit bezlerinde, deride, genel kemik sisteminde mevcuttur. İyodun vücuttaki temel fonksiyonu, tiroit bezi hormonlarının üretimine yardımcı olmaktır. Sinir sisteminde de kullanılır. WHO’nun raporuna göre, vücudun günlük iyot ihtiyacı yaklaşık 150 mikrogram kadardır. Yeterli bir beslenmeyle bu miktar rahatlıkla tabii bir şekilde alınabilir.

Tabii haliyle iyot özellikle balıkta, deniz ürünlerinde, sığır yüreğinde, ıspanakta, pirinçte ve iyotlu tuzda bulunur. İyot yetersizliği tiroit bezlerini etkileyeceği için hipotiroit (Guatr) hastalığına yol açar. Ayrıca kalp atışlarının zayıflaması ve metabolizmanın azalması gibi rahatsızlıklar da baş gösterir.

FLOR 

Florun kemik ve diş teşekkülünde önemli bir yeri vardır. Diş çürüklerinin büyük ölçüde sebebi, vücuttaki flor eksikliğidir. Bugün özellikle 6 yaşına kadar olan çocuklara diş sağlığı açısından flor takviyesinde bulunulmaktadır. Nitekim bugün birçok diş macununa flor maddesi ilave ediliyor.

Vücudun günde yaklaşık 1,5–4 mg arasında değişen miktarda florüre ihtiyacı vardır. Bu maddenin vücuttaki azlığı, diş çürümelerinin yanı sıra kemik erimesine de yol açmaktadır. Flor fazlalığı ise, vücutta çeşitli mine hastalıklarına sebebiyet verebilir. Flor, özellikle balıkta, deniz ürünlerinde, çay yapraklarında ve içme suyunda bulunur.

MANGANEZ 

Vücudun günlük manganez ihtiyacı ortalama 2–5 mg kadardır. Manganez, kemiklerin büyümesine ve gelişmesine yardımcı olur, yağlı maddelerin dönüşümünü kolaylaştırır. Tahıllarda, meyvelerde ve sebzelerde bulunur.

KROM 

Vücudun günlük krom ihtiyacı ortalama 50–200 mikrogram arasında değişir. Yağlı ve şekerli maddelerin metabolizmasını müspet yönde etkiler. Krom yulafta, yumurtada, ette ve bazı sebzelerde bulunur.


Kaynaklar;
VITAL PLUS, Das grosse Programm der Orthomolekularen Medizin, Dr.med. Karl Pflugbeil, Herbig Verlag, München 1990.
— Die Kneippkur, Ein Wegweiser für Gesunde und Kranke, Dr.med. Friedrich Sieber, Wilhelm Goldmann Verlag, München 1980.
— P.M. Dergisi, “Hier liegt ein Mensch”, Marianne Oertl, Aralık/1995.

TEFF TOHUMUNUN ŞAŞIRTICI FAYDALARI

Son zamanlarda popüler olan afrika menşeili bir tahıl olan TEFF bilimsel olarak Eragrostis tef olarak isimlendirilmektedir.
Genel olarak diyet desteği olarak tüketilebileceği gibi dolaşım sistemi problemlerinde, adet sorunlarında, kemik sağlığının iyileştirilmesi ve kuvvetlendirilmesinde uygun büyüme ve gelişimin desteklenmesinde, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde, çölyah hastalığında yardımcı gıda olarak, diiyabetik septomların yönetilmesi ve şekerin düşürülmesinde, kalp sağlığının korunmasında faydalıdır. 

Ana vatanı güney afrika ve etiyopya olan bu tahıl (dikkat ederseniz tahıl diyorum çayını satanlar var zira) içerik bakımından oldukça zengin amino asitler vitaminler ve proteinler ve mineraller ihtiva etmektedir. Yine afrika ve hindistana özgü moringa bitkisi gibi amerika tarafından ilk önce keşfedilmiş süperfoods olarak tanıtılmış amerikada neler olup bittiğine bakan bizim ülkemizdeki bazı uyanık arkadaşlar tarafından nasıl kullanılması gerektiği bile araştırılmadan bir iki tane medya yüzü sözüm ona sanatçı (para karşılığı) tarafından reklam edilen bir ürün duruman getirilmiş piyasada yanlış değerlendirilen bir gıdadır diyebiliriz. 
TEFF tohumu 
Eğer afrikanın güney kısmına gitti iseniz etiypya mutfağının ana tahılının teff tohumu olduğunu görürsünüz. hatta tüm tahıl grubunun 4-1inin teff tohumları kapsamaktadır diyebiliriz. Şunu belirtmeliyimki etiyopya mutfağı zaruretten bu ürünü kullanmaktadır. Zira protein bakımından yetersiz beslenen halk bu yetersizliğin üstesinden bu tahılla gelmektedir diyebiriz. Bu durum yüksek besin öğelerini içeriyor oluşu hızlı pişirme süreci ve çok yönlü kullanımı TEFF tohumunu afrika kornelarından hollwooda kadar dünyada meşhur etmiştir diyebiliriz. Son birkaç yıldır büyük ilgi gören teff tohumu ilginçtir afrikada eksik beslenmeden zaruri olarak batıda ise diyet desteği olarak tüketilmektedir. 

Yapısı chia ve kinoa ya benzerlik arzetmektedir. Aslında her kıtanın kendine göre buğday haricinde süper bir gıdası var diyebiliriz. Tanelerin küçük oluşu pişirme sürecini oldukça kısaltmaktadır 1 çorba kaşığı teff günlük ihtayacımız bir çok vitamini ve aminoasit grubunu ihitava eder. Bundan dolayıdırki az yiyeyerek besin dengemizi koruyabilir ve düşük kalori ile yüksek enerji sağlayabiliriz. 

Afrikada ve Amerikada teffin en yaygın kullanım şekli ekmek olarak tüketilmesidir. Bunun haricinde diğer tahıl gevrekleri ile aynı şekilde de kullanılabilir. Etiyopyada teff ten injera ekmeği yapmaktadırlar. 
injera ekmeği bizim akıtma ekmeğimizi andırıyor

Yukarda gördüğünüz fotoğraf anadoluda cizlak ve akıtma olarak bilinen bir pankek türüne çok benziyor diyebilirsiniz lakin besleyiciliği çok daha yüksek bir ürün 


Etiyopya mutfağından dünyaya yayılan injera ekmeği neden bu kadar popüler TEFF tohumu nelere faydalı derseniz bu yazıyı daha dikkatli okumaya devam edin deriz.

TEFF TOHUMUN SAĞLIK AÇISINDAN FAYDALARI

Büyümeyi teşvik ediyor

8 Farklı aminoasitle birlikte lysine de içermekte olup büyüme ve glişme için gerekli bir çok şeyi ihtiva eder. vücudun proteine ihtiyacı vardır ve protein kaynakları hayvandal ve bitkisel olarak ikiye ayrılır en sağlıklı protein alımı bitkilerden alınan olup teff tohumunda yüksek oranda mevcuttur. 

ÇÖLYAK DESTEĞİ

Çölyak hastalığına muztadip insanların sayısı arttıkça gluten içermeyen gıdaların marketteki raf miktarıda doğru orantılı olarak artmaktadır. Galiba gluten içermeden normal buğday ekmeği formuna en yakın ürün teff unundan yapılandır diyebiliriz ve tüm tatlı çeşitleri içinde iyi bir kaynak olabilir. aynı zamanda süper bir gıda tüketmiş olursunuz. TEFF ile birlikte yapılan yemek tarifleri için bu siteyi ziyaret edin https://teffco.com/recipes/

Kemik sağlığına faydaları

Teff çok çeşitli mineraller ihtiva eder. Ama kalsiyum açısından gerçekten etkileyici bir yere sahiptir. 
Teff, pişmiş
Besin değeri 100 g (3.5 oz)
Enerji422 kJ (101 kcal)
19.86 g
Diyet lifi2.8 g
0,65 g
3,87 g
Vitaminlermiktar
% DV †
Tiamin (B 1 )
% 16
0.183 mg
Riboflavin (B 2 )
% 3
0,033 mg
Niasin (B 3 )
% 6
0.909 mg
B vitamini 6
% 7
0,097 mg
Folat (B 9 )
% 5
18 μg
Minerallermiktar
% DV †
Kalsiyum
% 5
49 mg
Demir
% 16
2,05 mg
Magnezyum
% 14
50 mg
Manganez
% 136
2.86 mg
Fosfor
% 17
120 mg
Potasyum
% 2
107 mg
Sodyum
% 1
8 mg
Çinko
% 12
1.11 mg
Diğer bileşenlerimiktar
Su74,93 g

USDA Veritabanı Girişine Bağla
 Yüzdeler, yetişkinler için ABD tavsiyelerikullanılarak kabaca yaklaşık olarak verilmiştir .
Yukarıdaki besin değerleri vikipediadan alınmış olup gıdanın neden bu kadar değerli olduğunun aşağı yukarı ispatıdır. Kalsiyum kemik gelişimi için çok önemli bir mineral olup hayvansal kaynaklardan alamayan veganlar için teff tohumu kurtarıcıdır diyebiliriz.. özellikle yaşlılık evresinde en sağlıklı kalsiyum kaynaklarından biri teff olarak karşımıza çıkmaktadır. 


Güçlü Bağışıklık Sistemi

TEFF taneleri mineral bakımından zengin olmasına rağmen, vitamin bakımından bu kadar zengin değildir. Özellikle c vitamini ve B komplex vitaminler içerir . Muhtemelen bildiğiniz gibi, C vitamini, bağışıklık sistemimizin önemli bir parçasıdır ve beyaz kan hücrelerinin üretimini ve aktivitesini uyarır. Bununla birlikte, C vitamini, aynı zamanda, yeni hücrelerin, kan damarlarının, organların ve kas dokusunun oluşturulması için gerekli olan kolajende de önemli bir bileşendir. Teff tanesinin yüksek protein içeriği ile birlikte, bu yararlı diyet lifinde bulunan C vitamini, genel sağlığınız üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir.

Artan Sirkülasyon

 Aslında, genellikle anemi hastası olan hastalar için teff önerilir Demir, kırmızı kan hücrelerimizde kilit bir unsurdur ve vücutta bir demir  eksikliği  olduğunda , zayıflık, baş dönmesi , kognitif bozukluk, kas krampları ve baş ağrıları sıklıkla görülür (bunlar aneminin belirtileridir). Dolaşımınızı hızlandırmak ve vücudunuzun önemli organ sistemlerine ve bölgelerine oksijenlenmesini arttırmak istiyorsanız, hemen diyetinize biraz teff tane veya injera ekmeği ekleyin!

Diyabet Kontrolü

Genellikle teff tahılının gözardı edilen faydalarından biri de diğer tahıl grupları gibi şekerinizi artırmıyor ve yönetilebilir aralıkta bırakıyor oluşudurİnsülinin kan dolaşımına salınımını yavaşlatmaya yardımcı olarak, teff, diyabet hastalarının dikkatli olmamanız halinde oluşabilecek tehlikeleri önlemesine yardımcı olabilir. Bu kısmen teff tanesinin lif içeriğinden kaynaklanmaktadır, ancak araştırma hala daha erken aşamalarda olmakla beraber genede tavsiye etmemek için elde bir neden gözükmüyor. 
teff tohumu ve tahıllardan yapılmış atırştırmalık kraker

Adet Sorunlarını Giderir

Teff tahılı, nesiller boyunca anti-inflamatuar ve menstrüel olarak yatıştırıcı bir ajan olarak bilinir, bu nedenle ağır adet akışından, şiddetli kramplardan veya rahatsız edici diğer fiziksel belirtilerine maruz kalmaya eğilimliyseniz, diyetinize teff katmak, şiddetin azaltılmasına yardımcı olabilir. Ve hayat konforunuzu artırır

Sindirim Sorunlarına fayda verir

Teff tanesi binlerce yıl boyunca müshil olarak veya en azından sindirim sürecini hızlandırmak için kullanılmıştır. Bu muhtemelen , tahıldaki diyet lifinin yüksek içeriğine  bağlı olup, bu da dışkıyı toplayabilir, peristaltik hareketi uyarır ve bağırsak hareketlerinizin düzenliliğini ve kalitesini arttırır. Diyet lifi aynı zamanda aşırı omega-6 yağ asitlerini ortadan kaldırarak vücuttaki kolesterol seviyelerini dengeleyebilir, ayrıca kabızlığı , şişmeyi, krampları ve daha ciddi gastrointestinal sorunları giderebilir .
taze hasat teff tohumu

Enerji Üretimini Destekler

Teff tanesinde yüksek konsantrasyonlarda bulunan bir başka mineral de, enerji üretimi, büyüme ve onarım, enzimatik reaksiyonlar, sinir sistemi fonksiyonu ve kırmızı kan hücresi oluşumu dahil olmak üzere vücudumuzda önemli rol oynayan bakırdır . Uygun bakır seviyeleri olmadan  , vücudumuzun sistemlerinin çoğu başarısız olmaya başlayacaktır, bu yüzden teff ile hayata bakır takviyesi eklemek asla kötü bir fikir değildir.

Sağlıklı kalp

Son olarak, teff tahılın  kalp sağlığı için çok yararlı olduğu gösterilmiştir . Düşük sodyum muhtevası, vücudun atardamar sağılığının karunmasında etkilidir ayrıca  araştırma çalışmalarında kan basıncını etkili bir şekilde azalttığını göstermektedir. Bu, kalp krizi veya felç geçirme olasılığınızı azaltabilir ve kardiyovasküler sisteminizdeki genel yükü azaltabilir.
Son Uyarı Sözü
Teff tanesinin bilinen herhangi bir alerjenik yapısı yoktur ve herhangi bir etkisi bildirilmemiştir. Bu arada okuyucularımıza önemli bir uyaraı teff tohumunun çayları veya endüstriyel ürünleri ile hiç bir alakamız yok lütfen teff çayı alıp sorularınızı bize sormayın. Teff ile alakalı kendi dükkanımızda tohumun kendisini ve öğütüp un halini satıyoruz isteyenlere paketi 10 günlük kullanım için uygun miktarda olan işlenmemiş versiyonlarını gönderebiliriz bununla alakalı sorularınız olursa sağ alt köşedeki whatsapp doğrudan iletişim ikonumuza tıklayabilirsiniz sağlıcakla kalın

karahindiba
Karahindiba, Löwenzahn, Taraxacum officinale
Gelin göbeği (WITH) WIGGERS
Aslan dişi Syn: Taraxacum vulgare SCHRAK
Radika Leontodon officinale WITH.
Yabani Acımarul “ taraxacum L.
Üfürük çiçeği Hindibaotu
İnek çiçeği Şifalı Karahindiba
Familyası: Bileşikgillerden, Korbblütler, Asteraceae
Drugları:
Karahindiba yaprağı; Taraxci folium
“                    kök   ü;      “ radix
“ otu ve kökü        ; Taraxci herba cum radix
Karahindibanın genellikle otu (yaprak, çiçek ve sapları) ve kökü birlikte çay, tentür ve natürel ilaç yapımında kullanılır.
Giriş:Günümüzde Karahindibanın bir alt türü olan 50-60 çeşit mevcuttur ve bunların içinden sadece Şifalı Karahindiba olarak bilinen bu tür kullanılır. Diğer türler pek kullanılmaz. Türkiye’de eskiden salata yerine kullanıldığından Yabani Acımarul diye de anılır. Avrupa’da 16. yy.a kadar bilinmeyen ve ancak 1546’dan itibaren Şifalı bitkiler kitabında yer al¬mıştır ve bazı yazarlara göre Barbarlar (Türkler, Hunlar) tarafından Avrupa’ya getirilmiştir. Avrupalılar Hıristiyan olmayan her milleti Barbar sayarlar, oysa Türkler gittikleri yerlere Medreseler (üniversiteler), Hanlar, Hamamlar, Kervansaraylar, Sulama kanalları götürürken Avrupalılar takriben 50 milyon Kızılderili’yi 2,5 milyon Cezayirliyi vahşice yok etmişlerdir. Ayrıca Romanın kurucusu Rome ve Romelus kardeşlerde Etrüsklüdür yani Türktür.
Botanik: Karahindiba otu şimdiye kadar incelediğimiz bitkilerden farklı bir yapıya sahiptir çünkü gövdesiz bir bitkidir. Yaprakları rozet şeklinde direkt kökten çıkarak çevresine yayılır ve bu şekil rozete benzediğinden bu isimle adlandırılır. Yapraklarının kenarı irili, ufaklı, dişli veya odun testeresinin ağzı şeklinde, bazen de aslan dişi gibi bu nedenle de Aslan dişi otu diye de anılır. Yaprak uçları mızrak veya mala şeklinde, üst yüzeyi koyu yeşil, alt yüzeyi açık yeşil ve ortada ana bir damar mevcuttur. Çiçekleri takriben 10-40 cm uzunluğunda, içinde sarımsı beyaz süt kıvamında bir sıvı bulunur ve tepesinde 100-200 adet dil şeklindeki sarı taç yapraklardan meydana gelen bir çiçek bulunur. Çiçekleri olgunlaştıktan sonra dökülerek dağılmaz aksine büzülerek toplanır ve kupa yaprakları tarafından iyice sarılarak koni şeklini alır. Koni içinde olgunlaşan tohumlar kupa yapraklarının geri doğru kıvrılması ile ortaya çıkar ve her tohumun gerisinde 1-3 cm uzunluğunda bir sap ve bu sapın üzerinde şemsiye şeklinde tüycükler bulunur. Olgunlaşan tohumları rüzgarlı havada tüycükleri alarak uzaklara taşır ve böylece Karahindibaya hemen her yerde rastlamak mümkün olur. Kökleri serçe parmak kalınlığında 10-20 cm uzunluğunda ayrıca saçak şeklinde yan köklere sahiptir ve içinde süt gibi beyaz bir bitki özü mevcuttur.
Yetiştirilmesi: İtalya ve Fransa’da özel olarak yetiştirilir ve salatası yapılır. Bu özel yetiştirilen Karahindiba, yabani olarak yetişene göre oldukça büyüktür. Türkiye’nin hemen her bölgesinde yetiştirmek mümkündür.
Hasat zamanı: Kökleri ya Mart-Nisan veya Ağustos-Eylül aylarında topraktan çıkarıldıktan sonra yıkanır, güneşli ve havadar bir yerde kurutulur. Maalesef şifalı bitkiler toplama, kurutma, paketleme ve depolama işlemleri sırasında çok yanlışlar yapılmaktadır. Bitkinin şifalı kısmı yaprak veya çiçekleri ise asla Güneş altında kurutulmaz ve mutlaka gölgede kurutulmalıdır. Ayrıca örneğin bitki 5 günde kurudu ise, 2 gün daha kurumada bırakmak mahzurludur, çünkü birleşimindeki eterik yağları kaybettiğinden kalitesi düşer. Sadece bitki kökleri Güneş’te kurutulur ve kurur kurumaz hemen paketlenip depolanması gerekir. Şifalı bitkilerin Aktarlar’da açıkta satılması kalitesini kısa sürede düşürür ve etkisini oldukça azaltır.
Birleşimi:  Yapraklarının birleşimindeki en önemli maddeler;
a) Sesquiterpenlakton türevleri;Taraxinasit-1¹-O-b-D-glucopyranosid (Taraxinasit-β-D-glikozit)
b) Flavonit türevleri; Apigenin-7-O-glikozit ve Luteolin-7-O-glikozit
c) Triterpen türevleri; Sitosterol, Stigmasterol ve Campesterol
d) Vitaminlerden; B1, B2, B3, C ve E vitaminleri ve Provitamin A
e) Mineraller özellikle %2,5-4,5 oranında Potasyum, Sodyum, Fosfor, Kalsiyum, Magnezyum, Demir, Çinko ve Bakır
f) Aminoasitlerden; Asparaginasit ve Glutaminasit içerir.
Köklerindeki en önemli maddeler;
a) Sesquiterpenlakton türevleri; Taraxakolid-β-D-glikozit %0,1 (Taraxakolid-1¹-β-D-glukopyranozit), Taraxinasit-β-D-glikozit (Taraxinasidi-1-O-β-D-glikopyranosit) ve 11,13-dihydrotaraxinasit-1¹-O-β-D-glikopyranozit
b) Triterpen türevleri; Taraxasterol, ψ-Taraxerol, Taraxol, β-Sitosterol, β-Sitosterol-3-D-β-D-glikopyranosit, Arnidiol ve Faradiol. Karahindiba kökü ilkbaharda %2 Inulin içerirken sonbaharda bu oran %40’lara varır.Inulin bir Polisakkarid türüdür. Her türlü sakkaritin hücrelere geçmesi için pankreas hormonu Insülin gerekirken Inulin Insülisizde hücrelere girer.
c) Vitaminler ve mineraller aynı yapraklarında olduğu gibidir.
Özellikleri: Soğuk, acı, tatlı ve özel kokuludur.
Tesir şekli: Karaciğer, pankreas, mide ve bağırsak salgılarını artırıcı, hazmettirici, iştah açıcı, metabolizmayı kuvvetlendirici, kan temizleyici, idrar söktürücü ve hafif tansiyon düşürücü özelliğe sahiptir.
Araştırmalar:
1) İlk olarak Hahnemann 1793’de kendi ve öğrencileri üzerinde, 1826’ da Langhammer sonra NOAK/TRINKS, Müler, Farrington ve Seveson araştırma, deney ve testler yapmışlardır. hemen bütün araştırmacılar K.hindiba otu ve kökünün başta karaciğer ve safra sonra mide-bağırsaklar ve idrar yollarına etki ettiğini tespit etmişlerdir. (LBH). Bir grup ilim adamının fareler üzerinde Karahindiba ekstresi ile yaptıkları deney, test ve araştırma sonucunda Karahindibanın Atkuyruğu otu ve Ardıç kozalağından daha kuvvetli bir idrar söktürücü (diüretik) olduğu ve belli bir süre bu tedaviye devam (3 ay) edildiğinde % 30’a varan oranlarda zayıfladıkları görülmüştür. (TP.573)
Kullanılması:
a) Araştırmalara göre idrar söktürücüdür.
Komisyon E’nin 228 nolu ve 05.12.1984 tarihli monografi bildirisine göre K.hindiba ot ve kökü başta safra akışı anormallikleri, iştahsızlık, sindirim rahatsızlıklarına karşı ve de idrar artırıcı olarak kullanılır.
b) Halk arasında başta karaciğer, safra, pankreas, mesane, böbrekler, mide ve bağırsaklardaki rahatsızlıklara karşı kullanılır. Karahindiba bu rahatsızlıkların haricinde şeker hastalığı, şişmanlık, romatizma türlerinden özellikle artroz (eklem aşınması), eklem iltihaplanması (artritis), gut (nikris), bronşit, egzema, akneye karşı ve kan te-mizleyici ve de metabolizmayı çalıştırıcı olarak kullanılmaktadır.
Açıklama: İç organların beslenmesi ve artık maddelerin dışarı atılmasında çok büyük görevleri olan ara dokular zamanla artık maddeler (Almanca Schacke Türkçe Cürufta denir) yoğunlaşır. Bu da görevlerini tam olarak yapamadığı gibi başta romatizma, gut, ödem, çeşitli iltihaplanma ve metabolizma bozukluklarına sebep olur. İşte böyle bir durumda bizi birleşiminde vitaminler, mineraller, triterpenler, flavonitler vb. içeren ve de çok yönlü etkilere sahip olan karahindiba vücudumuzu adeta Çamaşır tozu gibi kirlerden, artık maddelerden arınmasını ve temizlenmesini sağlar. O halde haydi vücudumuzun bütün azalarını yıkayalım. Almanya’da tıpkı Elam suyu, Kiraz suyu, Şeftali suyu gibi Lahana suyu, Havuç suyu ve Karahindiba suyu imal edilip satılmaktadır. Bu sebze suları, meyve suları gibi tatlı olmayabilir fakat çok sağlıklıdır.
Çayı: Kurutulmuş, ince doğranmış Karahindiba otu ve kökünden iki kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine 300-500 ml kaynar su ilave edildikten sonra haşlanır (ınfus) ve 5-10dk demlendikten sonra süzülerek içilir.
Çay Harmanları;
Diyabet çayı;
>20 gr Keçisedefi otu
>20 gr Hindiba otu+kökü
>20 gr Y.mersini yaprağı
>20 gr Kantaron otu
>20 gr Isırgan otu
Romatizma çayı;
>20 gr Hindiba otu+kökü
>20 gr Isırgan otu
>20 gr Atkuyruğu otu
>10 gr Hıthıt kökü
>10 gr Karakafes kökü
>20 gr Harpago kökü
Karaciğer çayı;
>30 gr Devedikeni tohumu
>30 gr Hindiba otu ve kökü
>20 gr Zerdeçal kökü
>10 gr Y.hindiba kökü
>10 gr Nane yaprağı
Böbrek ve mesane çayı;
>20 gr Isırgan otu
>20 gr Akhuş yaprağı
>20 gr Hindiba otu+kökü
>20 gr Atkuyruğu otu
>10 gr Orta sifon yaprağı
>10 gr Altın başak otu
Safra taşlarına karşı çay;
>30 gr Hindiba otu ve kökü
>20 gr Pelin otu
>20 gr Y.hindiba kökü
>20 gr Civanperçemi otu
>10 gr Rezene tohumu
>10 gr Şahtere otu
Deri hastalıkları çayı;
>20 gr Isırgan otu
>10 gr Atkuyruğu otu
>20 gr Hindiba otu+kökü
>20 gr Akhuş yaprağı
>20 gr Menekşe otu
>10 gr Altın başak otu
Karaciğer-safra çayı;
>20 gr Hindiba otu ve kökü
>20 gr Devedikeni tohumu
>20 gr Kantaron otu
>10 gr Çentiyan kökü
>10 gr Civanperçemi otu
>20 gr Zerdeçal kökü
Metabolizma çayı;
>20 gr Isırgan otu
>10 gr Civanperçemi otu
>10 gr Pelin otu
>20 gr Hindiba otu ve kökü
>20 gr Atkuyruğu otu
>20 gr Akhuş yaprağı
Salatası:
Karahindiba otunun yaprakları salata gibi yenir, özel yetiştirilenleri daha az acıdır ve bu nedenle rahatlıkla yenebilir.

Homeoapti’de:
K.hindiba otu ve kökünden 100 gr çiçek açmaya başladığı andan itibaren toplanarak yıkanır, ince kıyılır ve bir şişeye konur ve de üzerine 500 ml %70’lik alkol ilave edilir. şişe güneş ışınlarından uzakta muhafaza edilir ve iki günde bir çalkalamak suretiyle 4-6 hafta sonra süzülerek Homeopati’de < > ismi ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4 defa 15-20 damla 23-ay süreyle alınır.
Hastalığın belirtileri (semptom):
1) Dilin üzerinde beyazımsı sarı dalgalı tabakalar
2) Ağız tadı acımsı veya ekşi ve de aşırı salgı akıtır
3) İshal saframsı veya kabızlık
4) İdrar aşırı miktarda ise ve ağrısızsa
5) Eklem ağrıları batıcı ve yakıcı ve de el-ayaklar sürekli hareketli
6) İştahsızlık, aşırı susuzluk
7) Baş ağrısı genellikle giderken ve durunca
Bu gibi hallerde Karahindiba otu tentürü kullanılır.
Yan tesirleri: Bilinen bir yan tesiri yoktur.

ivythemes

{facebook#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {twitter#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {google-plus#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {pinterest#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {youtube#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {instagram#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget