Ads (728x90)

Gelenekten geleceğe tamamlayıcı tıp 
ve modern tıbbın köklerinden ve tasavvuftan kopuşu

   
 Üniversite bitirme tezim Anadoludaki tıp alimeleri ve tedavi yöntemleri idi. Özellikle İbn-i sina ve Davud-u Antaki hayranı olan hocam farmakoloji profesörü  *Wei-Chiang Shen le uzun uzudayı geleneksel tıp metodlarını, Anadolu halk hekimliğini, doğu-batı tıbbı ve Müslüman tıp alimlerinin tedavi yaklaşımlarını kritik etme şansım oldu.  

"Vardığımız ortak kanı şu idi ; geleneğinden kopan tıp sektörünün geleceği kısır bir döngünün içerisine kendini hapsetmektir"
     
     Mana köklerinden ve toplumsal hafızasından koparılmış tedavi yöntemleri, son yüz yılda oldukça sekülerize edilmiş, yaratanın kendisinden üflediği ruhtan bağımsız hale getirilip materyalist bir yaklaşım tarzına bürünmüştür. Maddeci yaklaşım her zaman batının ince hastalığı olmuştur. İfrat ve tefriti tarihinde son kertesine kadar görmüş batı tıbbı, kilisenin etkisinden kurtulduktan sonra, Darwinizmin etkisine girip, insanın sadece bir cesetden müteşekkil olduğunu varsayıp, genel tedavi yöntemlerinden uzaklaşmıştır. Materyalist batı yaklaşım tarzı; üretilen ilaçların insanlar tarafından devamlı ve düzenli kullanımı paradoksu üzerine kurulmuştur. Bu gün Türkiyede bir yıl içerisinde yaklaşık 12 milyon reçeteye kolesterol hapı yazıldığı düşünülmektedir. 

"Toplamda iki yüzün üzerinde üreticisi olan kolesterol hapları 10 ila 90 lira arasında fiyatlandırılmaktadır. 90 Kapsüllük bir kolestrol hapının ortalama 60 lira olduğunu düşünürsek bir yıl için kişi başı ödenen rakam 240 lira veya üzeridir. Bir yıl içerisinde gerekli veya gereksiz yaklaşık  1 milyar dolar ve üzeri sadece kolestrol hapı için yurtdışındaki firmalara ödeme yapılmaktadır. "

Hala üzerinde tartışılan ilaç üreticilerinin öcü gibi gösterdiği kolesterolün basit diyet programları omega 3 yağ asitleri keten tohumu gibi bitkilerle ortadan kaldırabileceğini dünya sağlık örgütü bile kabul etmişken bizdeki bu hap kullanma ve kullandırma inadını anlayabilmek çok mümkün değildir. 

Prospektüslerinin dörtte ikisi yan etkileri için ayrılmış ilaçları gözü kapalı savunup aşırı kullanılmadığında hiç bir yan etkisi tesbit edilemeyen bitkileri şeytanlaştırmak yüce bir aklın yol göstermesi olabilirmi? 

Bitkiler ile alakalı hiç bir araştırma merkezine sahip olmayıp sadece bazı üniversitelerin ilgili bölümlerinde bir kaç tez konusu hariç çalışması olmayan Türkiye de,  televizyon ekranları ne yazık ki ifrat ve tefriti insanlara bir arada yaşatmaktadır. Ya tıp tamamen reddedilmekte yata bitkisel yöntemler itibarsızlaştırılıp değersizleştirilmektedir. Tıbbın teknoloji ile kat ettiği mesafe, teşhis koyma becerisi, tedavi edilemeyecek hastalıklarda mikro teknolojik robotlarla ameliyat yeteneği, su götürmez bir gerçekliktir. Temel mesele teşhis sonrası için dayatılan ilaç ve tedavi yaklaşımlarıdır. Herbalizmin ve fitoterapinin beşiği olan Çin de reçeteler hastanın isteğine göre yazılmaktadır. İstenildiğinde kimyevi ilaçlara ilave olarak bitkisel druglar veya sadece bitkisel ürünler ile reçete oluşturulabilmektedir. Unutmayalım ki insan bilmediği şeyin düşmanıdır. Peygamber efendimizin bir sözünü burada hatırlatmak isterim İlim Çin'de de olsa gidip alınız.
El kanunu fit
Tıbdan bir sayfa İbni Sina

Bu gün köklerimizden kopartılan tedavi yöntemleri ne yazık ki istenilen sonucu bir türlü vermemektedir. Materyalist ideolojiyi kendine şiar edinmiş, batının bize dayattığı ve tekel olan, teknolojinin gelişmesi ile moderniteye kavuşan tıp ve ilaç sektörü temsilcileri, insanı mana köklerinden ayırarak, doğulu ve Müslüman tıp alimlerinin geçmişteki tedavi yöntemlerini kabul etmemektedirler.  Tıpta meşhur bir laf vardır Tedavi eden haklıdır. Binlerce yıllık tedavi yöntemlerini elimizin tersi ile bir yana itmek ön koşullu yaklaşmak anadolu halk hekimliğinin kapılarını daha açmadan kapatmak en amiyane tabirle ecdada saygısızlıktır.  

Unutmayalım Kanuni Sultan Süleymanın validesi tüm dünya hekimlerini bir araya toplama kudreti ve kuvveti varken döneminin en önemli halk hekimlerinden merkez efendiye güvenmiş ve onun kırk çeşit baharattan hazırladığı mesir macunu ile şifa bulmuştur.  İnsanı dört anasırda yani dört ana unsurda inceleyen anadolu halk hekimleri bu gününde ötesine geçerek dermotolojik bir çok rahatsızlığın kan hastalığı olduğunu söylemişlerdir.  Fatih Sultan Mehmed devrinin önemli tıp alimlerinden olan Şerafeddin sabuncuoğlu istanbulun fethinden sonra yazdığı eserinde insan anatomisini bu gün şakra veya letaif dediğimiz salgı bezleri ile birlikte incelemiş ve ilk hipofiz bezi tarifini şöyle yapmıştır. "Osmanlının baş şehri istanbuldur. Osmanlı istanbuldan idare edilir lakin anadoluda ve rum elinde kazaskerlikler vardır İstanbulunda her yeri yönetimde aynı oranda ehemmiyetli değildir. Hükümdarın sarayı ve divanının bulunduğu topkapı sarayı en önemli yerdir. Aynen bunun gibide beyin insanı idare eden organdır ve beyincik beynin en önemli yeridir".  İnsanı ve hastalıkları dört ana unsurda inceleyen anadolu halk hekimleri bir çok hastalıkta kesin tedaviye ulaşmışlardır. 

Modern tıbbın temsilcilerinin ataları akıl sağlığını yitirmiş insanları içine şeytan girmiş diyerek yakar iken, bugün hala ayakta olan ve Amasya ili içinde bulunan Bimarhane bu insanları tedavi ediyordu. Fıtratından kopartılan her tedavi yaklaşımı Allahın kusursuz ve noksansız yarattığı insan, hayvan, nebatad gibi alemlerin deforme edilmesi manasına gelmektedir. İnsandan toprağa ve topraktan insana bir yaşam silsilesi vardır. Bu silsileyi anlatırken Mevlana Celaledin-i Rumi aynen şu ifadeyi kullanmıştır "Maden idim, bitki oldum; bitki idim, hayvan oldum; hayvan idim, insan oldum; insanım ölüyorum, ölmekle tekamül ediyorum niye üzüleyim"  Madenlerden alınan mineraller bitki ile bir yaşam formu oluşturur, bitkilerin içindeki vitamin grupları ile birlikte daha önemli bir canlı olan hayvansal hücrelere dönüşür. Ve yüce yaratıcımızın noksansız olarak halk ettiği insan hücresi formuna kavuşur ruh ve mana köküne ulaşır. Ve her canlı gibi hücrelerde zamanla biz hissetmeden ölür ve yenileri doğar.
Sevda, Balgam,Kan ve safra olarak adlandırılan anasır-ı erba yani dört anasır, dört ana unsur anadolu halk hekimliğinde tedavinin başlangıç noktalarıdır. Tedavi programlarında insanlar şifalı bitkilerden faydalanmış ve belli başlı yeme içme programları uygulanmışlardır. Bu gün kronik diye adlandırdığımız ve ömür boyu belli başlı ilaçlar kullanmaya mahkum olduğumuz bazı hastalıklar alternatif tıp merkezleri bulunan Marryland ve Güney Kalifornia üniversiteleri tarafından tekrar incelenmekte ve müslüman tıp alimlerin uyguladıkları yöntemlere benzer yeni yöntemler denenmektedir. Örnekleyecek olursak Batı ilaç üreticileri derlerki hastalıkların vücuda verdiği etkiler ortadan kaldırılmalı, Müslüman tıp alimleri de derlerki Hastalığın sonucu değil sebebi ortadan kaldırılmalıdır. Hastalıklardan arınmak ve ruhun selahiyeti için girilen riyazet programından bir çoğumuzun haberi dahi yoktur. Karaciğer ve karaciğer rahatsızlıkları incelenirken: hayat tarzının, sitresin ruhsal dengesizliğin bu organ üzerindeki etkileri hiç bir şekilde irdelenmemektedir. Bir sürü yazılı kaynağı, bin yıllık toplumzal hafızası olan şifalı bitkiler ve tamamlayıcı tıp geçmişimize ne zaman zihnimizi açacağımız hala bir muamma. 

Herhangi bir mikro organizma tarafından, başka bir mikro organizmayı öldürmek veya çoğalmasını durdurmak için üretilen her türlü maddeye antibiyotik denir* Başlangıçta doğal yollarla sentezlenen bir çok  antibiyotik bu gün tamamı ile sentetiktir. Herhangi bir rahatsızlığınızda hatta ufak çaplı soğuk algınlıklarında dahi reçete edilen antibiyotikler, bu gün görülmüştür ki bağışıklık sistemleri üzerinde olumsuz etkilere sahiptirler. Anlayacağımız dilde anlatırsak düşmana karşı kendi savunma sistemimizi kuvvetlendirmek başkasından yardım istemekten daha evladır. Kuvvetli bağışıklık askerleri zaten vücudumuzu çok iyi savunmakta ve o düşmana karşı yetenek kazanmaktadırlar. Kendi bağışıklığımızı başından yenilmiş kabul edip onları geri plana alarak yabancı bağışıklık askeri almak , kendi askerlerimizin hastalıklara karşı savaşma yeteneğini köreltmektedir. Bu gün tamamen doğal olan ve arılar tarafından üretilen Propolis denen antibiyotik halen neden reçete edilmemekte ve uzak durulmakta anlamak çok zor. Reçete edilmese dahi tavsiye edilemezmi?  

Son zamanlarda gerek sorumsuz bazı üreticiler ve TV reklamları, gerekse kimyevi ilaç sektörünün yürüttüğü lobi faliyetleri sonucu görsel ve yazılı basında  on asırlık anadolu halk hekimliği tarihimiz hiç yokmuş gibi yayınlar yapılmakta, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yüz yıllardır oluşturduğumuz kültürümüz ve toplumsal hafızamız değersizleştirilmeye ve itibarsızlaştırımaya çalışılmaktadır. İlginçtirki kimyevi ilaç sektörünün dünya liderlerinden biri olan Almanya 1996 yılına kadar 270 farklı bitki türü üzerinde araştırmalar yapmış klinik testlere tabi tutmuş görülen faydaları raporladığı bitki monografları oluşturmuştur. Şuan bu çalışmalar Amerikada 3 farklı üniversitede halen yürütülmekte bitkilerin faydaları bir bir ispatlanmakta ve kullanım dozajları oluşturulmaktadır. Endemik bitki bakımından zengin olan bu topraklar bir çok derdin devasını bünyesinde barındırmakta ve bize sunmaktadır. Doğru yaklaşım tarzı ile kronik gördüğümü bir çok hastalık tıbbin nebevi perspektifinde ve anadolu halk hekimlerinin yol göstermesi ile şifa bulabilir. Bu gün alerjik rinit ve bir çok alerjik reaksiyon için çörekotu yağı şifa kaynağı ise bunun araştırmasını dahada derinleştirip üniversitelerin kimya ve biyokimya bölümlerinde üzerine kürsüler kurdurup her şeyini araştırmak bizim boynumuzun borcudur. 

Aktarlık müessesesinde belli bir kaliteyi hedefleyen BAKDER üyesi olarak Halkımızdan yegane istirhamımız geleneklerimize ve aktarlarımıza sahip çıkmaları. Son olarak şunu söyleyebilirim binlerce yıllık geçmişi olan alternatif tıp metodlarında en önde gelen yöntem bitkilerle tedavidir.  Günümüzde endüstrileşmiş ülkelerde ve tıbbın ciddi gelişim kaydettiği amerika ve almanya gibi toplumlarda alternatif ve tamamlayıcı tıp ürünlerine talep giderek artmaktadır. Buna paralel olarak da insanlar mevcut tıp eğitimini ve tekelleşen ve dayatılan ilaç sektörünü sorgular hale gelmişlerdir.  Örneğin mevcut tedavi yöntemlerinin eleştirilmeden tek doğru olarak kabul edilmesinin yanlışlığını  gelin tıp tarihçilerinden dinleyelim.Literatürde mide ülseri ile ilgili tamamı taraftar bulmuş ve uygulamaya konulmuş 93 teori bulunduğu, bu hastalığın tedavisi maksadıyla 143 metot denendiği ve 287 çeşit ilâç kullanıldığı tespit edilmiştir. Bulunduğu çağın ilmî verileri ve tedavi imkânları ile hareket ettiği için hekimlerin bu kadar çeşitli yollara girmeleri anlayışla karşılanabilir. Bu gerçeği başka birçok hastalık için de misâllendirmek mümkündür.Oysaki Kudret narı kırmızı kantaron yağı gibi alternatif tedavi yöntemleri 500 yılı aşkındır anadoluda yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Ettekraru ahsen velev kane yüzseksen diyere tekraren diyorumki Tedavi eden haklıdır. Herşey bu kadar basit.
Hr. Adnan Yıldırım

Yararlanılan kaynaklar
*Wei-Chiang Shen ; Güney kalifornia üniversitesi USC farmakoloji ana bilim dalı başkanı
www.devazen.biz
http://tr.wikipedia.org/wiki/Antibiyotik
Güney kaliforniya üniversitesi alternatif tıp merkezi çalışmaları :www.usc.edu
Marryland üniversitesi alternatif tıp merkezi monografları :www.umm.edu
Erzurumlu ibraimhakkı marifetname eseri
Davud-u Antaki- Teskire-i Davud
İbn-i Sina- El Kanunu Fi Tıp
Tepkiler:

Yorum Gönder

Blogger