Search Result For "kalsiyum"

İnsan Vücudundaki Hazine Mineral Maddeler


Aydın Boz / Biyoloji

Kâinatta olduğu gibi insan vücudunda da akılları hayrette bırakırcasına bir denge hâkimdir. Mesela kulaklarımız, gözlerimiz, ellerimiz ve ayaklarımız tam birbirinin simetriği. Başımız vücuda tam uyumlu. Organların dış yapı ve şeklindeki uyum ve denge gibi içyapısında da müthiş bir denge hâkimdir. Dilerseniz ona da biyokimya gözüyle bakalım ve hangi mineral zenginliklerden meydana geldiği hususu üzerinde duralım. “Küçük bir âlem” olarak simgelenen insanda, yeryüzüne orantılı bir şekilde dağıtılan elementlerin pek çoğu, vücuda lüzumu nisbetinde mevcuttur.

Genç insanda yaklaşık %80, ileri yaşlardaki insanın vücudunda da % 60 oranında su bulunur (Yaşlı Dünyamızın da üçte ikisi suyla kaplı değil mi?). Aynı şekilde protein ve vitaminler gibi maddeler de ihtiyaç oranında vücutta yerlerini alırlar. Peki, içinizde yaklaşık 3,5 kg mineral maddesi taşıdığınızı hiç düşünmüş müydünüz? Vücudumuz türlü türlü tat ve renkten meydana gelen bir “mineral çorbası”nı andırıyor. Bunların büyük bir kısmı, organizmanın sağlıklı çalışması için vazgeçilmezdir: Yaklaşık 2 kg beyaz renkteki kalsiyum, 1 kg koyu kahverengi fosfor, 90 gr sarı kükürt, 115-131 gr arası kurşuni renkteki potasyum, 120 gr gümüş renkteki magnezyum ve bir tutamlık da koyu gri demir, kırmızı bakır, gümüşi krom, kahverengi selenyum, gri çinko, manganez ve iyot.

Eğer kalsiyum olmasaydı, dişlerimiz sert bir elmaya bile dayanamaz, parçalanırdı... Eğer demir olmasaydı, kanımız hemoglobin moleküllerinden yoksun kalır, bu sebeple de dokularımıza oksijen gidemezdi... Eğer kükürt olmasaydı, saçlarımız dirençsiz kalır, derimiz ise canlılığını asla koruyamazdı... Eğer potasyum ve sodyum olmasaydı, ozmotik denge bozulacak hücrelerimiz elektrikî gücünü kaybedecek, dolayısıyla sinir ve kas hücreleri arasında iletişim kurulamayacak ve hızla yaşlanma baş gösterecekti...

Vücudun sağlığı için vazgeçilmez olan bu mineral çorbası bunlarla sınırlı değil tabii ki. Fosfor, magnezyum, manganez, krom, flor, çinko, bakır gibi birçokları bu mineral çorbasında yer alıyorlar. Bütün bu mineraller, ağırlığımızın yaklaşık %4’- ünü meydana getiriyor. Öyle ideal bir denge hâkim ki, bu minerallerin eksikliği veya fazlalığı durumunda organizmadaki iç mekanizmayla anında ayarlanıyor. Mesela, kandaki kalsiyum miktarında bir azalma olduğunda, bir başka kalsiyum deposu olan kemiklerden gerekli miktar temin ediliyor ve eksiklik, gideriliyor. Ana karnındaki yavrunun kemik gelişimi için annenin diş ve kemiklerinden kalsiyum çekiliyor. Pek çok anne hamilelik döneminde bu sebeple dişini kaybeder, yani yavrusu için feda eder. Vücut, besinlerdeki demirin normal şartlarda sadece %10’unu emiyor. Ancak, vücutta herhangi bir sebepten dolayı bir demir eksikliği doğarsa, emme kapasitesini 5 kat artırabiliyor. Bu ideal dengenin bir başka tipik misali de sodyum miktarında. Kandaki sodyum miktarı aşırı tuzlu beslenme sonucu yükseldiği zaman, derhal böbrekler devreye giriyor ve bu sodyum fazlasını idrar yoluyla organizmadan temizliyor.

Vücuttaki mineraller, miktarlarına göre sınıflandırılıyor. İnsanın günlük ortalama 100 mikrogramdan fazla ihtiyaç duyduğu mineraller “makro-mineraller”, bu değerin altındakiler ise “mikro-mineraller” olarak adlandırılıyor. Bir başka sınıflandırma ise “faydalı”, “zararlı” ve “nötr” mineraller şeklindedir. Misal vermek gerekirse; potasyum, kalsiyum, fosfor gibi sağlık açısından vazgeçilmez olan mineraller “FAYDALI”, cıva, kurşun ve amyant gibi mineraller “ZARARLI”, nikel, kobalt ve vanadyum gibi mineraller de “NÖTR” olarak kabul ediliyor.


KALSİYUM 

Vücut ağırlığının % 1,5 ila 2’sini kalsiyum minerali meydana getirir.İnsan vücudundaki kemiklerde ve dişlerde, fosfor ile beraber kalsiyumfosfat şeklinde bulunur (% 99,9). Bu bileşim, yetişkinliğe kadar kemiklerde ve dişlerde “gevşek yapı” olarak bulunur. Bu sebeple kemikler daha esnektir ve kırılma durumunda çok daha kolay kaynar. Zamanla kalsiyumfosfat kristalleri kemiğin kristalleşmemiş kısmına da yerleşir ve kemikler daha sertleşir. Esnekliğini ka bettiği için de çok daha kolay kırılır ve kaynamada güçlük çeker.

Vücuttaki kalsiyumun % 0,1 kadarı da kanda, kaslarda ve yumuşak dokularda bulunur. Bu sebeple kalsiyum, kemik yapısının teşkilinden başka, kas kasılmalarını, sinir sisteminden gelen sinyallerin kaslara iletilmesini ve hücre zarlarının oluşumunu kolaylaştırıcı rol oynar. Hatta kalsiyum mineralinin bağırsak tümörlerini önlediği de ileri sürülmektedir.

Kandaki kalsiyum, “Uluslararası Biyolojik Mineral Standart Değeri”ne göre 1 desilitrede 9- 11 mg seviyesinde sabit tutulmalıdır. Eğer oran bu miktarın altına düşerse, insanda kas kasılmaları, kramplar ve titremeler baş gösterir. Bu durumda vücut kalsiyum yetersizliğini, kemikler ve böbreklerden kalsiyum alarak, karşılama yoluna gider. Fazla alınması halinde de kemik yapısı bozuklukları ve idrar kaybı gibi durumlar ortaya çıkabilir. Aşırı kalsiyum yüklemesi ise böbrek taşlarının meydana gelmesine ve kemiklerde kireçlenmeye yol açar.

Kalsiyum, esas olarak süt ve süt ürünlerinde bol bulunur. Ancak bir süt ürünü olan tereyağında kalsiyum bulunmaz. Bundan başka yeşil yapraklı bitkilerde, sebzelerde, ceviz, balık ve deniz ürünlerinde bulunur. 18–24 yaşlarına kadar günde ortalama 1200 mg, 25 yaşın üzerinde ise günde 800 mg kalsiyum gereklidir. Hamilelikte ve menopoz devresinde bu miktar artırılmalıdır.

FOSFOR 

Fosfor, kalsiyumdan sonra vücutta en yaygın bulunan mineraldir. Vücuttaki fosforun % 85’i kalsiyumla beraber kemiklerdedir. Fosfor, hücrelerimizdeki denge için çok gereklidir. Hücre zarlarının, özellikle de sinir hücrelerinin (aksonları) koruyucu kılıfının meydana gelmesini kolaylaştırır. Vücudun enerji deposu olan nükleik asitlerin yapısında yer alır. Yağlı maddelerin vücut içinde taşınmasını, şekerli maddelerin de vücut tarafından emilmesini kolaylaştırır.

Fosfor, genellikle protein açısından zengin olan besin maddelerinde bulunur: Et, balık, yumurta, pirinç, sebze, ceviz, süt ve süt ürünleri gibi. İnsan günde ortalama 800 mg fosfora ihtiyaç duyar. Yeterli ve dengeli bir beslenmeyle, bu miktarda fosfor rahatlıkla temin edilebilir. Besinlerdeki fosfor, vücut tarafından %50–70 gibi yüksek bir oranda kolaylıkla emilebilir.

Yetersiz bir beslenmenin neticesinde ortaya çıkan fosfor eksikliği, kendisini ciddi böbrek yetersizliği ve bağırsak rahatsızlığıyla gösterir.

BİR ÇOK ENZİMDEKİ ANAHTAR MADDE: MAGNEZYUM 

İnsan vücudunda yaklaşık 20–28 gr magnezyum vardır. Ana deposu kemikler olup, % 60’ı burada kalsiyum ve fosfatla beraber bulunur. Ancak, magnezyumun asıl fonksiyonu, %60’ının bulunduğu kemiklerde değil, % 40’ının bulunduğu kan ve kas sistemindedir. Kasların güçlenmesi, protein sentezi, enzim sistemi aktivitesinde, hücrelerin büyümesi ve yenilenmesinde önemli bir rol üstlenir.

Magnezyum vücut tarafından kolaylıkla absorbe edilen bir madde olup, normal bir beslenme ile günlük magnezyum ihtiyacı rahatlıkla karşılanabilir. Besinlerdeki magnezyum miktarının yaklaşık % 40-60’ı vücutça kolayca emilir. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın (WHO) belirlediği orana göre, insan vücudunun günde ortalama 280–350 mg magnezyuma ihtiyacı vardır. Bütün yeşil yapraklı bitkiler, tahıl ürünlerinde, balık, ceviz, ayçiçeği, kakao, taze fasulye, bezelye ve kuşkonmaz gibi besinler magnezyum zenginidirler.

Alkol çok tehlikeli bir magnezyum hırsızıdır. İdrar yoluyla magnezyum miktarını azalttığından, kalp spazmı rahatsızlığı, kaslarda kramp, titreme, aşırı sinirlilik ve sürekli kulak uğuldaması baş gösterir. Benzer durum yoğun stresli anlarda da geçerlidir. Ayrıca idrar söktürücü gibi bazı ilaçlar da magnezyum oranını azaltır.

SODYUM 

Sodyum ile potasyum minerallerinin karşılıklı olarak dengelenmesi ve mübadele sonucu, hücrenin dışındaki potasyum maddesi hücrenin içine, hücrenin içindeki sodyum maddesi de hücrenin dışına taşınmakta ve böylece hücre içi ile hücre dışı arasındaki elektrolitik denge sağlanmış olmaktadır. Bu birliktelik, hücre zarlarının elektrik potansiyelini ve kandaki pH oranının değişikliğe uğramasını önlemektedir.

İnsan vücudunun günde ortalama 83–97 gr arası sodyuma ihtiyacı vardır. İnsanlar genellikle yemek esnasında 10–12 gr kadar tuz tüketirler. Hâlbuki vücut için 3–5 gr tuz rahat rahat yeterlidir. Fazla tuz alınımı halinde sodyum maddesinin kanda artması tansiyonun yükselmesine yol açar, dolayısıyla dokularda su birikir ve şişlikler (ödem) oluşur. Tansiyon yükselmesi her ne kadar genetik olduğu da kabul edilse, sodyum artışının bunda büyük rolü olmaktadır.

POTASYUM 

Yetişkin bir insan için gerekli günlük potasyum miktarı 115–131 gr arasında değişmektedir. Ancak sportif faaliyetlerde bulunanlarda bu oran % 50 arttırılır. Potasyum, kasların hareketliliğini dengeler, gücün konsantrasyonuna yardımcı olur. Kandaki potasyum oranının azalması sık görülen bir hadisedir. İshal, kısa süreli de olsa yetersiz beslenme ve yorucu bir yolculuk, kandaki potasyum oranının düşmesi için yeterlidir. Bu azalma kendisini kas ağrıları, kramplar, kalp çarpıntıları, bağırsak rahatsızlıkları ve yorgunluk şeklinde gösterir. Potasyum açısından zengin olan besin maddeleri; kuru fasulye, domates, muz, kayısı (özellikle kurutulmuşu), kuru badem, kiraz, balık, et, süt, kırmızı pazı ve kerevizdir.

SELENYUM 

Değeri, son yıllarda yapılan araştırmalar neticesinde anlaşılan bir mineraldir. Ortaya çıkarılan iki önemli fonksiyonuyla dikkatleri bir anda üzerine çekmiştir. Birinci özelliği; dokuları, kansere yol açan serbest radikallere (kurşun, kadmiyum, kükürtdioksid, nitrat, nitrit gibi) karşı koruyan bir enzimin önemli bir bileşim maddesidir. İkinci fonksiyonu; vücudu zehirli maddelerden temizler. Savunma sistemini aktif hale getirir ve serbest radikalleri tutar. Selenyum eksikliğinin ilk belirtisi, kas yapısında şiddetli bir zayıflığın belirmesidir. İkinci belirtisi ise, kalp ve damarlardaki esneme kabiliyetinin azalmasıdır.

Vücudun günlük selenyum ihtiyacı yaklaşık 70–100 mikrogram arasında değişir. Özel durumlarda bu miktar 200 mikrograma çıkabilir. Selenyum balık, karaciğer, et ve buğdayda bulunur.

ÇİNKO 

İnsan vücudundaki çinko miktarı 2–3 gr kadardır. Çinko kanda, alyuvarlarda, prostatta, karaciğerde, pankreasta, bazı kaslarda ve kemiklerde bulunur. Çinkonun vücutta çok çeşitli fonksiyonları vardır. Vücudun genel gelişimini düzene sokar, sperm üretimini kolaylaştırır, protein ve RNA sentezlerine müdahale eder. Beyinde de kullanılmaktadır. Eksikliği unutkanlığa ve hareket gücünün düşmesine, koku ve tad alma duyusunun zayıflamasına sebebiyet verir.

Çinko pancar, yulaf ezmesi, mercimek, bezelye, et, tuzsuz beyaz peynir ve deniz ürünlerinde bulunur. Bir erkeğin günlük çinko ihtiyacı yaklaşık 15 mg, bir kadının ise 12 mg’dır. Sağlıklı bir beslenmeyle bu miktar rahatlıkla elde edilebilir.

Çinko eksikliği cinsi gelişmede bozukluklara, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, deride doku bozukluklarına sebep olur. Daha ileriki safhalarda ise enfeksiyonlara, kansızlığa, kalp yetmezliğine, tümör oluşumuna, böbrek rahatsızlıklarına ve sarılığa yol açabilir. Hamilelikte ve östrojen kullanımında, vücutta çinko oranında bir düşüş olur. Bu sebeple doktorlar hamile kadınlara çinko açısından zengin bir beslenme cetveli önerirler. Çinko fazlalığı da oldukça tehlikelidir. İnsanda damar rahatsızlıkları ve iştahsızlığa sebebiyet verebilir.

ENDÜSTRİNİN BEL KEMİĞİ DEMİR, BİZİM İÇİN DE ÇOK ÖNEMLİ! 

Demir, oksijenin vücut içinde dolaşımı için vazgeçilmez bir mineraldir. Yetişkinlerdeki demir miktarı yaklaşık 3–5 gr arasında değişir. Demir, çok az bir kısmı kan plazmasında, büyük bir kısmı ise (%70) “hem” molekülü şeklinde, hemoglobin olarak bulunan değerli bir iz elementtir.

Vücutta demir stoklayan diğer organlar karaciğer, dalak ve kemik iliğidir. Vücudun demir ihtiyacı yaşa ve kişiye göre değişiklik arzeder. Yetişkin erkek ve kadınlarda günlük demir ihtiyacı yaklaşık 10 mg olmakla beraber, kadınlarda özellikle adet devresinde 15 mg’a yükselir. Hamilelik ve büyüme çağı da fazla demir tüketilen dönemlerdir. Bu zamanlarda şiddetle demir takviyesi gerekir.

Demir; ciğer, et, kuru fasulye, yulaf, kakao gibi besinlerde bulunur. Vücut tarafından kolayca absorbe edilen bir madde değildir. Yeşil sebzeler, portakal suyu gibi C vitamini bulunduran yiyecek ve içecekler besinlerdeki demirin emilimini artırmakta, çay ve kahve ise azaltmaktadır. Demir yetersizliğinin en belirgin hali, takatsizlik, nefes darlığı, sarılık, müzmin baş ağrıları, uyku düzensizlikleri, aşırı yorgunluk, çökük tırnak rahatsızlığı, çabuk tırnak kırılmaları ve saç dökülmesidir. Ancak demir eksikliği kadar, aşırı demir yüklenmesi de çok tehlikelidir. Demir fazlası, ender rastlansa da karaciğer (hepatik) yetersizliğine yol açabilir. Bu durumda, vücudun dışarıya atamadığı demir yığını mide kramplarına, baş dönmesine, kusmaya, şoka ve hatta bazı durumlarda komaya bile sebep olabilir.

BAKIR 

İnsan vücudunda yaklaşık 100–150 gr kadar bakır elementi bulunur. Bunun %10’u karaciğer ve beyinde, geri kalanı ise kandadır. Bakır, kanda hem plazmaya hem de alyuvarlara dağılmıştır. Kanda demir ile beraber hemoglobinleri meydana getirirler. Bakır ayrıca birçok enzimin fonksiyonunu ve kalp çalışmasını düzenler. Vücuda bakır beslemesi yapılması halinde kırık kemiklerin kaynamasını hızlandırır.

Vücudun günlük bakır ihtiyacı 1,5–3 mg arasında değişmektedir. Bakır, vücut tarafından zor absorbe edilen bir maddedir. Besinlerdeki bakırın ancak %5’i vücut tarafından emilir. Karaciğer, fındık, kuru üzüm, istiridye, midye ve mürekkep balığı bakırca zengindir. Bakır eksikliği kansızlık ve kemik yapısında bozukluklarla kendini gösterir.

İYOT 

İnsan vücudunda 20–50 mg arasında bulunan iyot, özellikle tiroit bezlerinde, deride, genel kemik sisteminde mevcuttur. İyodun vücuttaki temel fonksiyonu, tiroit bezi hormonlarının üretimine yardımcı olmaktır. Sinir sisteminde de kullanılır. WHO’nun raporuna göre, vücudun günlük iyot ihtiyacı yaklaşık 150 mikrogram kadardır. Yeterli bir beslenmeyle bu miktar rahatlıkla tabii bir şekilde alınabilir.

Tabii haliyle iyot özellikle balıkta, deniz ürünlerinde, sığır yüreğinde, ıspanakta, pirinçte ve iyotlu tuzda bulunur. İyot yetersizliği tiroit bezlerini etkileyeceği için hipotiroit (Guatr) hastalığına yol açar. Ayrıca kalp atışlarının zayıflaması ve metabolizmanın azalması gibi rahatsızlıklar da baş gösterir.

FLOR 

Florun kemik ve diş teşekkülünde önemli bir yeri vardır. Diş çürüklerinin büyük ölçüde sebebi, vücuttaki flor eksikliğidir. Bugün özellikle 6 yaşına kadar olan çocuklara diş sağlığı açısından flor takviyesinde bulunulmaktadır. Nitekim bugün birçok diş macununa flor maddesi ilave ediliyor.

Vücudun günde yaklaşık 1,5–4 mg arasında değişen miktarda florüre ihtiyacı vardır. Bu maddenin vücuttaki azlığı, diş çürümelerinin yanı sıra kemik erimesine de yol açmaktadır. Flor fazlalığı ise, vücutta çeşitli mine hastalıklarına sebebiyet verebilir. Flor, özellikle balıkta, deniz ürünlerinde, çay yapraklarında ve içme suyunda bulunur.

MANGANEZ 

Vücudun günlük manganez ihtiyacı ortalama 2–5 mg kadardır. Manganez, kemiklerin büyümesine ve gelişmesine yardımcı olur, yağlı maddelerin dönüşümünü kolaylaştırır. Tahıllarda, meyvelerde ve sebzelerde bulunur.

KROM 

Vücudun günlük krom ihtiyacı ortalama 50–200 mikrogram arasında değişir. Yağlı ve şekerli maddelerin metabolizmasını müspet yönde etkiler. Krom yulafta, yumurtada, ette ve bazı sebzelerde bulunur.


Kaynaklar;
VITAL PLUS, Das grosse Programm der Orthomolekularen Medizin, Dr.med. Karl Pflugbeil, Herbig Verlag, München 1990.
— Die Kneippkur, Ein Wegweiser für Gesunde und Kranke, Dr.med. Friedrich Sieber, Wilhelm Goldmann Verlag, München 1980.
— P.M. Dergisi, “Hier liegt ein Mensch”, Marianne Oertl, Aralık/1995.


Kalsiyum Minerali ve faydaları

Kalsiyum Minerali; İnsan vücudu için Kalsiyumun önemi, özellikle kemik oluşumu ve diş sağlığı açısından üstlendiği görevleri sebebiyle, çok fazladır. Bu sebeple insan vücudundaki kalsiyumun % 99’u kemiklerde ve dişlerde bulunur.
Kalsiyumun, kas büyümesi ve kasların gerginliği, enerji üretimi, kanın pıhtılaşması, sinir iletimi ve kalbin düzenli çalışmasında önemli görevleri bulunur. Kalsiyumun gebelik ve doğumdan sonra vücudun süt üretiminde de büyük rolü vardır. Ayrıca kanser ve kalp hastalıkları riskini azaltmaktadır.



Kalsiyum Eksikliği: Kalsiyum eksikliğinde, başta kemiklerin ve dişlerin zayıflaması sonucu raşitizm, kemik erimesi ve diş çürümesi gibi sorunlar ortaya çıkar. Saç ve tırnaklarda kırılmalar meydana gelebilir.
Ayrıca, eklem ağrıları, kas krampları, egzama, kalp çarpıntısı, yüksek tansiyon, sinirlilik, uykusuzluk ve depresyona sebep olabilir. Gebelikte ve yeni doğan bebeklerde kalsiyum ihtiyacı daha fazladır. Bu sebeple, özellikle gebelikte ve bebeklerde kalsiyum ihtiyacını karşılamaya özen göstererek kalsiyum eksikliği sonucu oluşabilecek gelişim bozukluklarının önüne geçilmelidir.

Kalsiyum Fazlalığı ve Zararları: Fazla kalsiyum alınması böbrek taşı ve kireçlenmesi, kas güçsüzlüğü, kemiklerde kireçlenme gibi sağlık sorunlarına sebep olabilmektedir.
Kalsiyum içeren besinler nelerdir? En fazla Kalsiyum içeren besinler süt ve peynir, yoğurt gibi süt ürünleridir. Ayrıca, lahana ve nane gibi yeşil sebzelerde, yumurta, incir, badem, fındık, fıstık, tereyağı, pekmez, keçiboynuzu ve balık gibi besin maddelerinde bol miktarda kalsiyum bulunmaktadır.

Günlük Kalsiyum İhtiyacı : Normal yetişkinlerde, gebelikte, bebeklerde ve çocuklarda değişiklik gösterir. Normal bir yetişkin günde ortalama 1000 mg. Kalsiyum almalıdır. Gebelikte ve 50 yaşın üzerindekiler de bu oran ortalama olarak 1500 mg.’a kadar yükselmektedir. Çocuklarda ise günlük kalsiyum ihtiyacı 500 - 600 mg kadardır.

MENOPOZ
Menopoz nedir?
Menopoz menstrual kanamaların (adet kanamalarının) sonlanmasıdır. Adet kanaması ve siklusların bir yıl süresince olmaması menopoz olarak değerlendirilir. Menopoz kadının üreme döneminin sona ermesidir. Menopoz terimi 1812’de Fransız jinekolog Gardanne’nin hayatın değişmesini anlatan bir monografından gelmektedir, bu monografta Gardanne Latince ay ve son kelimelerini birleştirerek menopozu oluşturmuştur. Menopoz teknik olarak kadının en son adet kanaması anlamına gelir.

Menopoz ne zaman gerçekleşir?
Menopoz genellikle 45-55 yaşları arasında gerçekleşir. Menopozun gerçekleştiği bu on yıllık dönem klimakterium olarak adlandırılır. Ortalama menopoz yaşı 51 olmasına rağmen menopoz 35-58 yaşları arasında görülebilir. Menopoz sonrası yıllara yayılan dönem postmenopoz olarak adlandırılır.

Perimenopoz (premenopoz) nedir?
Perimenopoz veya premenopoz olarak adlandırılan dönem kırklı yaşlarda başlar ve 4-6 yıl devam eder. Bu dönemde adet kanamaları ve siklusları düzensizleşir. Adet siklusları uzar, kanama miktarı ve süresi değişir. Bu dönemde ateş basması, gece terlemesi, uykusuzluk, duygusal değişiklikler ve vajinal kuruluk görülebilir.

Erken menopoz nedir?
Adet kanamalarının kırk yaşından önce kesilmesi erken menopoz olarak adlandırılır. Nadir olarak görülen bu durumda yumurtalıklar fonksiyonunu sürdürmez. Erken menopozda tedavi çok önemlidir, erken menopoz vakalarında kemik erimesi problemi erken yaşlarda başlayarak geriye dönüşü olmayan ciddi kemik zayıflıklarına neden olur. Bu yaşlarda adet kanamalarının kesilmesi (amenore); ani kilo kaybı, aşırı egzersiz, stres, kürtaj veya diğer cerrahi girişimler sonrasında rahim içinde oluşan yapışıklıklara bağlı olarak da görülebilir. Amenore vakalarında östrojen hormonun azalmasına bağlı kemik kayıpları görülebileceğinden mutlaka hekime baş vurulması gerekir.

Erken Menopozun nedenleri nelerdir?
Otoimmün bozukluklar;
Son zamanlarda yapılan çalışmalar otoimmün bozuklukların erken menopoz vakalarının üçte ikisinden sorumlu olduğunu göstermiştir. Otoimmün hastalıklarda bağışıklık sistemi kendine ait olan bazı dokuları yabancı gibi algılayarak kendi dokularına karşı antikor üretir ve bu dokulara zarar verir. Erken menopoz vakalarında yumurtalıklara, endometriuma (rahmin içini döşeyen tabakaya) veya yumurtlamayı düzenleyen üreme hormonlarına karşı antikorlar üretilir. Bu antikorlar üreme organlarına zarar verir ve yumurtalık fonksiyonları bozulur. Otoimmün bozukluğa bağlı erken menopoz vakalarında tiroid bezinin bozuklukları, diabet (şeker hastalığı), romatizma gibi diğer otoimmün hastalıklar da görülür. Bunun yanında otoimmün hastalıkları olan kadınlarda da erken menopoz sık görülür.

Cerrahi menopoz;
Cerrahi ile iki yumurtalığı birden çıkartılan kadınlarda erken menopoz görülür. Bu kadınlarda cerrahi sonrasında östrojen ve progesteron hormonlarının düzeyi düşer ve menopoza ait yakınmalar başlar.

Diğer cerrahi işlemler sırasında yumurtalıkların zarar görmesi;
Rahmin alınması veya yumurtalık kistlerinin çıkartılması sırasında yumurtalıkları besleyen damarlar zarar görürse, yumurtalıklardaki foliküller dejenere olur, yumurtalık fonksiyonları bozulur ve erken menopoz başlar.

Kanser tedavisi;
Kanser tedavisi için radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (ilaç tedavisi) görenlerde yumurtalıklar etkilenir ve erken menopoz görülür. Yumurtalıkların gördüğü zararın derecesini kanserin tipi, tedavinin süresi, kullanılan ilaçların tipi ve dozu, radyasyon tedavisinin uygulandığı bölge belirler. Yumurtalıklar veya üreme organlarının bulunduğu pelvik bölgeye uygulanan tedavi yumurtalıkları kalıcı olarak etkiler. Düşük dozda yapılan ve kısa süreli olan tedavilerde geçici menopoz görülebilir.

Tamoksifen;
Meme kanseri tedavisinde kullanılan tamoksifen östrojen reseptörlerine bağlanarak östrojenin etkisini engeller ve östrojen eksikliği erken menopoza yol açar.

Aile öyküsü;
Ailede erken menopoza giren kadınların olması erken menopoz görülme riskini arttırır.

Kromozomal Bozukluklar;
Frajil X Sendromu olarak adlandırılan sendromun görüldüğü kadınlara menopoza 6-8 yıl önce girer.

Turner Sendromu olarak adlandırılan sendromda bir X kromozomu eksiktir. Bu kadınların birçoğu hiç adet görmez.

Viral enfeksiyonlar (Virüslerin yol açtığı enfeksiyonlar);
Bazı viral enfeksiyonların yumurtalıkları etkileyerek erken menopoza yol açtığı düşünülür.

Yaşam tarzı;
Sigara içen kadınlarda menopoz daha erken başlar. Sigaranın östrojen düzeyinin düşmesine neden olarak erken menopoza yol açabilir. Alkol fazla alındığında östrojen düzeylerini düşürür ve adet sikluslarının düzeni bozulur. Menopoz daha erken yaşlarda başlayabilir.
Stres;
Stres erken menopoza neden olan diğer faktörlere yardımcı olur ve erken menopozun yakınmalarını arttırabilir, fakat yalnız başına erken menopoza neden olmaz.

· Çevresel Faktörler;
Östrojene benzeyen maddeler içeren kimyasallar östrojen reseptörlerine bağlanarak östrojenin etkisini engeller. Bu durum adet sikluslarını engeller ve erken menopoza neden olabilir.

Geç menopoz nedir?
Bir kadın 54 yaşını geçmesine rağmen hale adet kanamaları devam ediyorsa geç menopozdan bahsedilir. Geç menopoz ailesel olabilir, bunun yanında şeker hastası olan kadınlarda da geç menopoz görülür. Menopoza geç giren kadınlarda rahim kanseri ve meme kanseri daha çok görülür.

Menopozun en sık görülen bulguları nelerdir?
Menopoz öncesi görülen en sık bulgu adet sikluslarının düzeninin bozulmasıdır. Adet sikluslarının süresi kısalabilir, uzayabilir veya adet kanamasının miktarı artabilir. Ateş basması (%75), gece terlemeleri (%68), hassasiyet, sinirlilik ve depresyon (%60) en sık görülen bulgulardır. Bunların yanı sıra sık idrara çıkma, ödem (vücutta şişkinlik) ve uykusuzluk gibi bulgular görülebilir. Vücutta östrojenin azalmasına bağlı olarak vajinada kuruluk ve cinsel istekte azalma görülür.

Ateş basmaları neden olur?
Ateş basmaları perimenopoz döneminden itibaren en sık görülen yakınmalardan biridir. Genellikle boyundan başlayan ve yüze yayılan sıcaklık hissine çarpıntı ve terleme eşlik eder. Bazı kadınlarda günde birkaç kez görülebilen bu durum diğerlerinde haftada birkaç kez görülebilir. Uykusuzluk ve stres bu yakınmanın sıklığını arttırır. Sıcak basması hipofiz bezinin azalan östrojene verdiği yanıttan kaynaklanır; ani LH salınımı ani ısı artışına neden olur.

Ateş basmaları nasıl tedavi edilir?
Ateş basmalarının hangi durumlarda daha sık olduğunu bir çizelge tutarak belirleyin. Kafein, stres, uykusuzluk ateş basması sıklığını arttırabilir. Ateş basmasını arttıran nedenlerden uzak durmaya çalışın. Sıcak basması durumunda üzerinizdekilerin bir kısmını çıkartabilecek şekilde kat kat giyinin. Yaşadığınız yeri serin tutun. Gece terlemelerini önlemek için yatak odanızı serin tutun. Stresten kaçının, diyetinize dikkat edin, acılı, yağlı yiyeceklerden ve alkollü içeceklerden kaçının. Sıcak basması sırasında bileklerinize ve yüzünüze soğuk su çarpın. Derin nefes alma egzersizleri uygulayın. Vitamin E içeren besinlerden zengin beslenin ve hormon replasman tedavisi için hekiminize danışın.

Vajinal kuruluk nasıl tedavi edilebilir?
Östrojen azalmasına bağlı vajina duvarını kaplayan dokulardaki incelme, elastikiyetin ve salgıların azalması vajinal kuruluk, ağrılı cinsel ilişki ve cinsel ilişki sonrası kanama ve yanma hissine neden olur. Vajinal kuruluğu önlemek için cinsel aktivitenizi azaltmayın, haftada en az bir kez cinsel ilişkide bulunan kadınlarda vajinal kaslar daha sağlıklı olur, vajinal kanlanma artar. Kegel egzersizleri vajinal kasları güçlendirdiğinden bu dönemdeki kadınlara önerilir. Su bazlı lubrikantların kullanılması da vajinal kuruluğu engeller.

Uykusuzluk nasıl önlenebilir?
Uyku düzeninizi koruyabilmek için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya özen gösterin. Uyku ilaçlarını kullanmaktan kaçının, yattığınız ortamın serin, sessiz ve karanlık olmasına özen gösterin. Akşam kafein almayın, diyetinize dikkat edin akşam öğünlerinizde fazla miktarda ve ağır yemekler yemeyin. Yatağa girmeden önce ılık duş almak, kitap okumak ve televizyon seyretmek gevşemenize yardımcı olarak uyumanızı kolaylaştırabilir.

Menopoz döneminde ne gibi duygusal değişiklikler görülür?
Unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, anksiyete, rahatsızlık ve depresyon sık görülür. Bu yakınmalar östrojen eksikliğine bağlıdır. Duygusal değişimleri uykusuzluk arttırır. Östrojen miktarı azaldıkça beyinde endorfin olarak adlandırılan ve kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlayan kimyasallar azalır.

Menopoz döneminde başka ne gibi fiziksel değişiklikler görülür?
Östrojen kadınların fiziksel ve duygusal durumlarını etkileyen bir hormondur. Üreme organları, memeler, kemikler, kalp, santral sinir sistemi, cilt ve saç üzerine direkt etkileri vardır.

Östrojen düzeyi azalınca;
Vajina, rahim ağzı ve rahim ve yumurtalıklar küçülür
Vajina kısalır, kas tonusu azalır ve vajina duvarını döşeyen dokular incelir
Pelvik bölgedeki bağlar zayıflar
Vajinal ve servikal salgılar azalır
Kemik kaybı olur
Cilt tonusu azalır ve kırışıklıklar oluşur
Metabolizma yavaşlar
Saç, kol, bacak ve genital bölgede tüy azalması olur
Yüzde yanak, çene ve bıyık hizasında tüylenme görülebilir.

Menopoz döneminde kalp hastalıkları niçin artar?
Menopoz öncesi dönemde östrojen kadınları kalp hastalıklarından korur. Kadınlarda menopoz döneminden sonra iskemik kalp hastalıkları görülmeye başlar. Östrojen kolesterolün azalmasını sağlayarak, HDL olarak adlandırılan lipoproteinleri arttırarak ve LDL olarak adlandırılan zararlı kolesterolü azaltarak kadınları kalp krizinden korur. Menopoz döneminden sonra kalp hastalıkları ailesinde kalp hastalıkları olan, menopoz öncesi dönemde kalp hastalığı olan, yüksek tansiyon problemi olan, fazla miktarda yağlı gıdalar tüketen ve şişman olan, sigara içen ve fazla strese maruz kalan kadınlarda daha sık görülür.

Menopoz döneminde kalp hastalıklarının görülme ihtimali nasıl azaltılabilir?
Dengeli beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak, kan basıncını kontrol altında tutmak, diabet için düzenli kontroller yaptırmak, stresten uzak durmak, hormon replasman tedavisi uygulamak bu dönemdeki kadınlarda kalp hastalıkları görülme ihtimalini azaltır. Menopoz sonrası dönemde östrojen tedavisi kan yağlarını olumlu yönde etkileyip kalp krizi riskini %40 azaltır. Ayrıca yemekler ile her gün 50 mg beta-karoten ve selenyum alınması da faydalıdır.


Osteoporoz nedir?
Osteoporoz, kemik erimesi olarak da adlandırılan bu durum kemiklerin incelmesi, zayıflaması ve kırılması ile karakterize bir hastalıktır. Kırk beş yaşından sonra kadınların bir çoğunda osteoporoz görülür. Kemik dokusu sürekli değişen bir dokudur ve kan ile sürekli kalsiyum alışverişi içindedir. Kemikler yapım ve yıkımın dengede olduğu doğal bir süreç yaşar. Menopoz sonrası yapımın çok azalması ile denge yıkım lehine bozulur. Sonuçta kemik kitlesi menopozu takip eden ilk beş yıl içinde her yıl %3 oranında azalır. Takip eden yıllarda ise her yıl kemik kitlesi %1 oranında azalır. Kemiklerin ve dişleri daha sağlam olmasını sağlayan kalsiyum kasların kasılmasında, kalbin fonksiyonlarında, sinirsel iletilerinin düzenlenmesinde ve kan pıhtılaşmasında görev alır. Menopoz sonrası dönemde östrojen eksikliğine bağlı olarak kemiklerden kalsiyum kaybı artar. Kemikler zayıflar ve küçük darbelerle kırılabilir, 60 yaşından sonra omurgada eğrilmeler ve sırt ağrısı yakınması artar, 70 yaşından sonra kalça kırığı görülme ihtimali artar.

Osteoporoz riskini arttıran faktörler nelerdir?
Vücut yapısı önemlidir, küçük kemikli kadınlarda osteoporoz daha sık görülür. Şişman kadınlarda fazla vücut ağırlığına cevap olarak kemikler gelişir ve fazla miktarda olan yağ dokusunda östrojen üretimi fazla olur bu durum osteoporozu önler. Açık tenli olan, ailesinde osteoporoz problemi olan, diyabet, karaciğer, böbrek hastalığı ve tiroid bezi bozuklukları olan kadınlarda osteoporoz daha sık görülür. Kortizon, epilepsi ilaçları, antiasitler, diyüretikler kalsiyum emilimini engelleyerek osteoporoza neden olabilir. Fazla miktarda protein almak, sigara içmek ve alkol almak kemik erimesini arttırır.

Osteoporozun bulguları nelerdir?
Osteoporoz kronik sırt ağrısına, boy kısalmasına, akşamları bacak kramplarına, eklem ağrılarına, diş kaybına ve dişeti problemlerine yol açar.

Osteoporozun önlenmesinde diyetin önemi nedir?
Diyetle alınan kalsiyum osteoporozun önlenmesinde önemli rol oynar. Birçok kadın besinler ile günde 500mg kadar kalsiyum alabilir. Kalsiyum preparatları alarak ile günlük kalsiyum ihtiyacını (1000-1500mg) karşılamak gerekir. D vitamini kalsiyumun emilebilmesi için gereklidir.Yeterli miktarda güneş ışığı almayanlarda D vitamini eksikliği görülür, bir çok gıda D vitamini ile zenginleştirilmiştir. Kalsiyum emilimi için diyetinizin bir miktar yağ içermesi gerekir. Günlük kalori ihtiyacının %30’unu yağlardan karşılamanız önerilir.

Günlük kalsiyum ihtiyacı ne kadardır?
Yetişkin bir insan için günlük kalsiyum ihtiyacı 800 miligramdır. Menopoz öncesi bu ihtiyaç 1000 mg iken menopoz sonrası 1500 mg’a yükselir. Östrojen tedavisi alan kadınlarda günlük 1000 mg’da yeterli olabilir. Diyet ile alınamayan kalsiyum hazır tabletler veya bazı kalsiyum içeren tabletler ile takviye edilebilir. Kalsiyum tabletlerinin emilimi artacağından yemekle birlikte alınması tercih edilir.

Menopoz sonrası oluşan osteoporozun en iyi tedavisi nedir?
Hormon replasman tedavisinin yanında kalsiyumun emilimini sağlayan kalsitonin hormonu ve kalsiyum alınması ve uzun yürüyüşler menopoz sonrası osteoporozun en iyi tedavisidir.

Osteoporozun önlenmesinde hormon replasman tedavisinin yeri nedir?
Östrojen almasında sakınca olmayan kadınlarda östrojen ile yapılacak hormon replasman tedavisi osteoporoz riskini azaltır.

Menopozun hafıza üzerine etkisi var mıdır?
Menopozun kısa dönem hafıza üzerine olan etkisini gösteren az sayıda çalışma vardır. Hastalar bu etkiyi daha çok konsantre olamama ve gözlük, araba anahtarı gibi elindeki bir şeyi nereye koyduğunu hatırlayamama şeklinde ifade eder.

Hormon replasman tedavisi nedir?
Hormon replasman tedavisinde amaç kadında eksilen hormonları menopoz öncesi dönemdeki seviyeye getirmektir. 1960 yılından itibaren menopoz dönemindeki kadınlara östrojen preparatları verilmeğe başlandı. Östrojen kullanımının rahim kanseri görülme olasılığını arttırdığının belirlenmesi üzerine 1975 yılından itibaren tedaviye progestinler eklenmiştir. Hekim hormon replasman tedavisinde kullanacağı preparatları ve dozunu kadının özelliklerine göre ayarlar.

Hormon replasman tedavisinin yan etkileri var mı?
Östrojen tedavisi gören kadınlarda bulantı, su tutulumu, göğüslerde gerginlik, kilo alma ve vajinal akıntı gibi yan etkiler görülebilir. Önceden migreni olan kadınlarda baş ağrısı yakınması artabilir. Progestin ile dengelenmemiş östrojen tedavilerinde rahim kanseri riski artar.

Hormon replasman tedavisinin sakıncalı olduğu durumlar nelerdir?
Hormon replasman tedavisinin sakıncalı olduğu durumlar; rahim kanseri, meme kanseri, kan pıhtılaşma problemleri, aktif safra kesesi ve karaciğer hastalıklarıdır. Bunun yanı sıra önceden geçirilmiş karaciğer ve safra kesesi hastalıkları ile şeker hastası olan kadınlar hormon replasman tedavisi sırasında yakın takip gerektirir.

Hormon replasman tedavisine ne zaman başlanmalıdır?
Hormon replasman tedavisinin yararları kesin olmasına rağmen tedaviye ne zaman başlanması gerektiği kesin değildir. Bir grup hekim menopoz öncesi dönemde başlanmasını önerirken diğer bir grup 1 yıl adet kanamasız dönem geçtikten sonra tedaviye başlanmasını önerir. Osteoporozun engellenebilmesi için menopoz dönemi ile beraber hormon replasman tedavisine başlamak gerekir.

Rahimde myom veya göğüslerde iyi huylu tümör varlığında hormon replasman tedavisi sakıncalı mıdır?
Bu çok sık karşılaşılan bir sorudur. Progestin ile dengelenmiş düşük doz östrojen ve yakın klinik takip ile hormon replasman tedavisini öneren hekimler vardır. Fakat genelde bu durumların varlığında östrojen tedavisi önerilmez.

Hormon replasman tedavisi adetlerin başlamasına neden olur mu? Adetler ne kadar devam eder?
Menopozdan önce doğal olarak gerçekleşen östrojen ve progestin dengesi menopoz sonrasında tedavi ile sağlanırsa bir çok bayanda adetler başlar. Bu durum birkaç yıl sürer ve sonrasında tedaviye rağmen adetler görülmeyebilir.

Ailesinde meme kanseri olan kadınlara hormon replasman tedavisi önerilebilir mi?
Ailesinde meme kanseri olan bayanlarda meme kanseri görülme riski yüksektir. Bu durumda bir çok hekim düşük doz östrojen ve sık kontrol önerir. Böylelikle hem menopoza dair problemler yaşanmaz, hem de erken teşhis ile meme kanserine karşı önlem alınmış olur.

Bir kadının annesinin zor bir menopoz dönemi geçirmiş olması, kendisinin de aynı sorunu yaşayacağını gösterir mi?
Kalıtım menopozda büyük rol oynar. Bununla birlikte sigara, yaşam tarzı, vücut yapısı ve stres gibi faktörlerde menopoza girme yaşını ve zorluğunu etkiler.

Fazla sayıda çocuk doğurmak menopozu geciktirir mi?
Fazla sayıda çocuk doğurmak menopozun bulgularını hafifletse de geciktirmez. Bunun yanı sıra geciken menopoz geç gebeliklere neden olabilir.

Geç menopoz ile uzun yaşam arasında bir bağlantı var mıdır?
Geç menopoz uzun süreli yüksek östrojen seviyesi ve daha genç görünme anlamına gelir. Geç menopoza girmek uzun yaşam ve genç kalmanın yanı sıra geç yaşanan gebelik ve yumurtalık kanseri gibi riskleri de beraberinde taşır. Geç menopozun avantajlarını yaşamak ve risklerinden korunmak için doktorunuzun kontrolünde olmanız gerekir.

Doğum kontrol hapı kullanırken menopoza girildiği nasıl anlaşılır?
Bu çok zordur, çünkü menopoz bulguları hapın etkisi ile maskelenir. Kan FSH ve Östrojen seviyeleri de yanıltıcı olabilir. Bunu anlayabilmek için bir süre doğum kontrol hapı kullanmaya ara vermeniz ve takiben hormon düzeylerinin belirlenmesi gerekir.

Menopozun bulguları ne kadar sürer?
Menopoz öncesi dönem kişiden kişiye değiştiği gibi menopoz bulguları da birkaç yıl veya daha fazla sürebilir. Hormon replasman tedavisi gören bayanlarda ise menopoz bulguları hiç yaşanmaz.

Cerrahi menopoz ile doğal menopoz arasındaki fark nedir?
Doğal menopoz yumurtalıkların yumurta rezervlerini tüketmesi ile 45-55 yaşları arasında ve genellikle bir geçiş dönemi sonucu ortaya çıkar. Cerrahi menopoz yumurtalıkların ameliyat sonucu çıkartılması ile aniden oluşur. Eğer hormon replasman tedavisi uygulanmaz ise cerrahi menopozun bulguları ameliyattan birkaç gün sonra ortaya çıkar.

Ameliyat ile rahim alınıp yumurtalıklar bırakılırsa, ileride menopoza girildiği nasıl anlaşılır?
Menopoz başladığında çoğunlukla ateş basması, gece terlemeleri, uyku problemleri ve vajinal kuruluk gibi yakınmalar başlar. Menopoz dönemine girilip girilmediği yapılan hormon incelemeleri ile kesinleştirilir.

Vücudun su toplaması nasıl engellenebilir?
Yemeklerde alınan ekstra tuz vücutta su tutulmasına neden olur. Bu nedenle yemeklere tuz eklenmemeli ve tuz tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Menopoz sonrası dönemde cinsel isteksizlik için ne yapılabilir?
Bu problemin giderilmesinde hormon replasman tedavisi önemlidir. Bu tedavi ile bayanların %90’nı menopoz öncesi dönemdeki cinsel isteğini geri kazanır. Hormon tedavisi vajinadaki kuruluğu giderir, vajina duvarının güçlenmesini sağlayan egzersizler ve kayganlaştırıcı kremlerde cinsel ilişki sırasındaki yakınmaları azaltır. Kişisel bakımınıza ve cinsel yaşamınıza göstereceğiniz özen kendinize olan güveninizi arttırarak sizi daha mutlu ve sağlıklı kılacaktır.

Menopozun vücut ağırlığı üzerindeki etkisi nedir?
Geçen her on yıl ile birlikte kalori ihtiyacı %2-8 azalır. Yapılan düzenli egzersiz fazla kilo alınmasını önler. Yaş ilerledikçe vücuttaki yağ yüzdesi artar ve kas kitlesi azalır. Bu nedenle düşük yağlı diet ve düzenli egzersiz ideal kilonuzu korumanızı sağlar.

Cildimin genç görünmesini nasıl sağlayabilirim?
Cildinizin direk olarak güneş ışığına maruz kalmasından kaçının. Bu nedenle saat 10:00 ile 14:00 arasında gölgede veya içerde olun. Aksi halde cilt koruyucu faktörü en az 15 olan kremler kullanın. Sigarayı bırakın. Sigara ciltte yaşlanmayı ve özellikle ağız etrafındaki kırışıkları arttırır. Egzersiz, dolaşımı ve cilt beslenmesini olumlu yönde etkiler. Vitamin A ve E içeren ve sebzelerden zengin dengeli bir diyet ve bol su cildinizi besleyerek yumuşatır. Ayrıca cildiniz için uygun temizleyici ve nemlendiriciler ile düzenli bir bakım genç ve sağlıklı görünmenizi sağlayacaktır.

Tek çare pekmez
Osteoporoz Hasta Derneği Başkanı Prof. Dr. Ülkü Akarırmak, kalsiyum açısından çok zengin olan pekmezin, osteoporoz (kemik erimesi) riskini azaltmakta yararlı bir gıda olduğunu söyledi.


Akarırmak, “kemik erimesi” ya da “kemik zayıflaması” olarak da bilinen osteoporozun, kemik miktarındaki azalma ve kemik kalitesindeki bozulma nedeniyle kemiklerin zayıflaması ve kırılmaya çok yatkın bir hale gelmesiyle oluşan bir hastalık olduğunu belirtti.

pekmezi faydalarını öğrenmek için tıklayın

Osteoporozun dünyada en yaygın görülen bir iskelet sistemi hastalığı olduğuna, bu hastalığa bağlı kemik kırıklarının giderek önemli bir halk sağlığı soruna haline geldiğine dikkati çeken Akarırmak, “kemiklerin gelişmesinde ve korunmasında beslenmenin çok önemli rolü var. Uygun beslenilerek osteoporozdan korunulabilir” dedi.

Kalsiyum bakımından zengin beslenmenin osteoporozdan korunma açısından çok önemli olduğunu ifade eden Akarırmak, şöyle konuştu:
“Kalsiyum bakımından zengin beslenme yanında elbette dikkat edilmesi gereken başka faktörler de var. Yetersiz D vitamini alımı, proteinin ve sodyumun fazla miktarda alınması, yetersiz çinko, florid alınması, B, C ve K vitamini yetersizliği, aşırı alkol ve kahve tüketimi bu faktörlere örnek verilebilir.

Bunlar içinde kalsiyum bakımından zengin beslenme çok önemli. Kalsiyum ihtiyacı yaşam süreci içinde değişkenlik gösterir. İskeletin hızla büyümekte olduğu çocukluk ve ergenlik döneminde, gebelik ve emzirme sırasında vücudun kalsiyum ihtiyacı daha fazla. Menopoz sonrası dönemdeki kadınların ve yaşlı erkeklerin daha fazla kalsiyuma ihtiyaçları var. Eğer yeterli kalsiyum alınmazsa vücudumuz bu ihtiyacını en büyük kalsiyum deposu olan kemiklerden karşılar. Bu da osteoporoza neden olur.”

Hamilelikte nasıl beslenmeli? Nelere dikkat edilmeli?
Opt. Dr. Ayşe Uyar, Doç. Dr. Serpil Bozk
Gebelik, anne adayı olmak, eşine ve kendine benzer bir canlıyı vücutta taşımak çok özel ve sorumluluk isteyen bir süreçtir.

Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve beslenmesi ile doğru orantılıdır.

Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve doğum yaşı, hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için lazım olanları seçip alarak büyür, beslenir.

Çocuğun bedensel ve zihinsel büyümesi, gelişmesi doğum öncesi dönemde annenin iyi beslenmesi ile başlar. Anne gebe kalınca beslenmesine uygun şekilde ekleme yapmazsa, kendi vücudundaki besin öğesi depolarını harcar. Bu depolar bitince kendi sağlığı bozulur ve bebeğini de yeterince besleyemez. Bu kez bebeğin büyümesi ve gelişmesi tam gerçekleşmiş olmaz ve bebek sağlıksız doğar. Hatta annenin gebe kalmadan önceki beslenme durumu da aynı şekilde hem anne hem bebek sağlığı açısından önemlidir.

Gebelikte beslenmeye dikkat edilmezse ne olur?
Gebe anne iyi beslenmez ise; bebek, annenin vücudundaki besin depolarını tüketmeye başlar. Böylece, anne ve bebeğin sağlığı tehlikeye girer. Bebekte; ölü doğum, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, bedensel ve/veya zihinsel özürler; annede ise kansızlık, bacaklarda şişlik, yorgunluk, kemiklerde zayıflık görülebilir. Gebelikte beslenmedeki temel amaç; annenin fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak, annenin besin öğesi depolarını dengede tutmak, fetüsün normal büyüme ve gelişmesini sağlamak, emzirirken yeterli süt salımına imkan vermek olarak sıralanabilir.

Gebeliğin gerektirdiği enerji ve besin öğeleri
Et, yumurta, kurubaklagiller: Beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir. Protein ve demir ihtiyacını karşılar.

Süt ve süt ürünleri: Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidir. Protein ve kalsiyum kaynağıdır.
Sebze ve meyveler: Büyüme ve gelişme için vitamin ve mineralleri sağlar.

Tahıl ve tahıl içeren besinler: Kalori ve B grubu vitaminler içerdiklerinden büyüme ve gelişme için önemlidir.
Enerji veren yağ ve şekerler : Sadece enerji içerir ve enerji açığını kapatırlar. Bu besin gruplarını normal yaşantımızda olduğu gibi gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz.

Kalsiyum Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8. haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir. Gebelikte, normalde gerek duyduğunuz miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir. Çünkü gebelik boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum eksilmesi olmaktadır. Kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt, yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Ancak süt ürünlerinin yağ açısından da zengin olduğundan dolayı yağı alınmış süt ve yoğurdu tercih etmeniz daha doğru olacaktır. Brucella, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve pastörize olmasına da özen gösterin.

C vitamini C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde, vücudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı bağışıklık direncinin artırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir. Düzenli bir şekilde beslenen gebelerde hap şeklinde vitamin alınması önerilmemektedir. C vitamini portakal, limon, kırmızı ve yeşil biber, domates, çilek, greyfurt, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur. Vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır.

Folik Asit Bebeğin merkezî sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalarından itibaren folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Doğal gıdalar gebenin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır. Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı birtakım anormallikler çıkabilir.

Proteinler Gebelikte artan protein gereksinimi karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık, kuru baklagiller (fasulye, mercimek, barbunya..) gibi proteinden zengin besinler önerilir. Proteinler, hayvansal ve bitkisel proteinler olarak ikiye ayrılır. Hayvansal gıdalardaki yağ mümkün ölçüde alınarak, etin yağsız şekilde tüketilmesi önerilir. Ayrıca balıkta bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etki yapar.

Lifli Gıdalar Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler, gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır. Genellikle tüm sebze ve meyveler lif açısından zengindir. Her gün bolca yiyebilirsiniz. Kepekli besinler de lif içerir, ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir. Lifli gıdalar en sık olarak kepekli ekmek, barbunya,, kayısı, kuru üzüm, bezelye, pırasa, esmer pirinç ve kuruyemişte bol miktarda vardır.

Gebelikte bulantı Sabahları yataktan kalkmadan önce tuzlu bir bisküvi, kraker veya ekmek tüketilmesi bulantıyı azaltacaktır. Az az sık sık beslenerek alım arttırılmalıdır.

Gebelikte pika Bulantı hissini azaltacağı görüşü ile toprak yeme olayıdır. Yetersiz beslenen annelerde sıklıkla görülür. Fe (demir) eksikliği anemisine neden olur.

Gebelik ve kabızlık Kabızlık oluşumunu engellemek için posadan zengin besin ( kepekli ürünler, sebze ve meyveler) ve sıvı tüketimini arttırmak, sık sık beslenmek önerilebilir.

Gebe anneler için 2000 kalorilik menü örneği
Sabah: 1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim peynir, 1 dilim ekmek,

1 domates, 1 salatalık, maydanoz, yeşil biber, dereotu vb.

Ara öğün: 1 meyve, 1 bardak ayran, 1 ince dilim ekmek

Öğle: 1 porsiyon etli kurubaklagil yemeği, 1 porsiyon pilav veya makarna

1 bardak ayran, 1 porsiyon salata, 1 orta dilim ekmek, 1 adet meyve

Ara öğün: 1 dilim ekmek, 1 dilim peynir, domates ve salatalık, 1 adet meyve

Akşam: 1 porsiyon et, balık, tavuk (sebzeli), 1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği,

1 bardak ayran, 1 porsiyon salata , 1 orta dilim ekmek

Gece: 1 su bardağı süt veya 1 porsiyon sütlü tatlı 1 porsiyon meyve

Kahvaltıda veya ara öğünlerde 5 zeytin, 1 tatlı kaşığı bal, pekmez, reçel tüketilebilir. 1 porsiyon meyve, kışın 1 orta boy elma, portakal yazın küçük bir salkım üzüm, ince bir dilim karpuz veya kavun, yarım muz yenilebilir.

Gebelere yönelik beslenme önerileri ve dikkat edilmesi gereken kurallar:
Doktora danışmadan ilaç kullanımı sakıncalıdır.

Sigara (annenin yetersiz beslenmesine neden olarak bebeğin gelişmesini engeller) ve alkol (kullanımına bağlı olarak bebekte çeşitli sakatlıklara yol açabilir) kullanılmamalıdır.

Şişmanlık söz konusu ise şekerli, unlu, yağlı besinlerden fazla tüketilmemesi gerekir.

Gebelik başlangıcında kadının ağırlığı normal ise her ay ortalama 1-1,5 kg ağırlık kazanacak şekilde beslenmelidir.

Yemekler düzenli öğünler şeklinde tüketilmeli, öğünler de azar azar, sık sık olmalıdır.

İyotlu tuz kullanılmalıdır.

Gerekliyse, su kaynatıldıktan sonra içilmelidir.

Hazmı zor olan kızartılmış ve ağır yağlı besinlerden sakınılmalıdır.

Çay yerine yemeklerden 1-2 saat sonra fazla olmamak şartıyla açık ve limonlu çay içebilir.

Gebelikte kabızlık sık görülür. Bunu önlemek için düzenli bir beslenme uygunlamalı, taze sebze meyve, kuru erik, kuru kaysı vb. ile bunların kompostolarının tüketimi artırılmalıdır. Uzun süreli ve beslenme ile düzelmeyen kabızlıklarda doktora başvurulmalıdır.

Bulantı ve kusmayı önlemek için sabah yataktan kalkar kalkmaz 1-2 tane tuzlu bisküvi veya benzeri kuru besinler tüketmeli, yemek sırasında su içmemelidir.

Bulantı önleyici ilaçlar doktora danışmadan alınmamalıdır.

Yeterli D vitamini alabilmesi için, uygun havalarda güneşten yararlanmalıdır.

Anne adayı emzikli bir kadın ise ne yapmalı?

Emziklilikte anne süt salgılar. Bu süt annenin aldığı besinlerin ürünüdür. Bu nedenle yeterli miktarda süt yapımı için gerekli besinler annenin kendi ihtiyacına ek olarak düşünülmelidir.

Emzikli kadınlar da gebeler gibi doktora danışmadan ilaç kullanmamalıdırlar. Çünkü bazı ilaçlar süte geçebilir ve bebek için sakıncalı olabilir.

Anne emzirmeye istekli olmalıdır. Bu istek anne sütü salınımını artıran bir faktördür.

Anne psikolojik yönden rahat ve huzurlu olmalıdır.

Sık sık emzirme, meme bezlerini uyararak süt yapımını artırır.

Gebelikte karşılaşılan sağlık sorunlarının sebepleri nelerdir?

Sık sık tekrarlayan enfeksiyonlar.

Sık doğum yapma ve doğum sayısının fazla oluşu.

Gebelik öncesi ve gebelik süresince anne beslenmesinin kötü oluşu.

18 yaşından küçük veya 35 yaşından büyük oluş.

Nelere dikkat etmeli?

Öğünleriniz sık ve az az porsiyonlar halinde olmalıdır. Ne uzun süre aç kalın, ne de tıka basa midenizi doldurun.

Aldığınız gıdaların taze olmasına dikkat edin. Konserve, beklemiş gıdalar ve içinde katkı maddeleri bulunan gıdalar yerine taze ve doğal olanları tüketmeye özen gösterin.

Yediğiniz gıdalarda "çeşitliliğe" önem verin. Bu şekilde pek çok vitamin ve minerali almanız mümkün olacaktır.

Aşırı yağlı, tatlı, baharatlı ve kalorili gıdalar yerine protein ve karbonhidrattan zengin, yağ oranı düşük besin öğelerine yönelin. Unutmayın ki önemli olan sizin kilo almanız değil bebeğin içeride yeterli şekilde beslenebilmesidir. Preeklampsi durumu veya riski varsa protein alımınızı artırmanız gerekebilir veya gebeliğe bağlı şeker hastalığı (gestasyonel diabet) söz konusu ise diyetisyeninizin önereceği şekilde kalori kısıtlamasına gitmeniz gerekebilir.

Gebelikte dışarıdan hap olarak alınması gereken iki madde folik asit ve demirdir. Dengeli beslenebilen bir gebede bunların harici vitamin veya mineral alımı gereksizdir. Piyasada pek çok multivitamin adı verilen ve içinde pek çok vitamin ve mineralleri barındıran ilaç vardır. Bunlar çoğu hekim tarafından reçete de edilmektedir. Ancak son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar; gebelikte dışarıdan hap olarak alınan A, C, E vitaminleri ile magnezyum, kalsiyum, çinko, selenyum, bakır, flor gibi eser elementlerin gebelik üzerine herhangi bir olumlu etkilerinin olmadığını göstermiştir. Eğer gebeliğe bağlı bacak kramplarınız oluyorsa magnezyum, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) riskiniz varsa kalsiyumu ilave olarak doktorunuz size reçete edebilir.

Sentetik multivitamin hapları dengeli beslenemeyen gebelerde destekleyici olarak verilse de doğal gıdaların hiçbir zaman yerini tutmayacaktır.

Gebeliğin ilk aylarında yapılan "Toxoplasma testleri" sonucunda vücudunuz bu parazitle önceden hiç karşılaşmamışsa bazı önlemleri almanız şarttır. Özellikle kedi ve köpek dışkılarıyla bulaşan bu rahatsızlık gebelik döneminde ortaya çıkarsa bebekte ölümcül veya sakatlıklara yol açan problemlere neden olabilir. Toxoplasma özellikle iyi yıkanmamış sebze ve meyveler ile iyi pişmemiş çiğ etlerden geçer.

Toxoplasma'dan korunmak için; ellerinizi yemekten önce iyice yıkayın. Sebze ve meyveleri de tüketmeden önce uzun süreli yıkayınız. Evinizde kedi veya köpek besliyorsanız aşılarını ihmal etmeyin, onlara da çiğ et vermeyin ve yakın temastan kaçının. Çiğ veya iyi pişmemiş et ve et ürünlerinden kaçının.

Beslenmede suyu asla ihmal etmeyin. Günde en az 8-10 bardak su için. Yaz aylarında bu miktar 15 bardağa kadar çıkılabilir. Özellikle ileri aylarda kabızlık şikayeti varsa bol su içerek, kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek, her öğünde sebze ile salataya yer vererek ve yürüyüş yaparak bu sorunun önüne geçebilirsiniz.

Günde 1-2 bardak süt içmeniz gebelikte ortaya çıkan kalsiyum kayıplarını yerine koymak içindir. Süt içemiyorsanız yoğurt veya ayran tüketiniz. Peynir veya çökelek de tüketebilirsiniz. Süt ve süt ürünlerinin pastörize olmasına dikkat edin.

Yemeklerde iyotlu tuz kullanın. Yüksek tansiyon varsa yemekleri az tuzlu pişirin. Son aylarda olan ödemlerin azaltılması amacıyla bu dönemlerde tuzu azaltın.

Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini rahatlık sağlayabilir. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında olan bu bulantı ve kusmalardan kendinizi korumak için bu dönemde katı, kuru ve yağsız gıdaları tercih edin. Mutfak kokularından ve ağır parfümlerden uzak durun.

Yetersiz beslenme, anne ve bebeği nasıl etkiler?

Gebelik süresince bebek iyi beslensin diye fazla ve dengesiz beslenmek doğru olmadığı gibi doğum sonrası eski görünüme ulaşmak için az yemek de doğru değildir. Temel prensip; içerdeki bebeğin yeterince yararlanacağı doğru ve dengeli bir beslenme olmalıdır.

Zayıflık:

Zayıflık yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı olarak gebelikte artan enerji ve besin öğesi gereksinimlerinin tam olarak karşılanmaması sonucu ortaya çıkar. Normal kilolu bir gebe ilk 3 ayda, her ay 1 kg; sonraki aylarda ise 1,5-2 kg ağırlık kazanmalıdır.

Şişmanlık:

Şişmanlık özellikle dengesiz ve tek yönlü beslenmeye veya aşırı besin tüketimine bağlı olarak oluşan bir sağlık sorunudur. Şişmanlık doğum sırasında hem anne, hem de bebek için çeşitli güçlüklere ve sorunlara neden olabileceğinden istenmeyen bir durumdur. Gebelik süresince kadının 9-14 kg alması normal kabul edilir. Ağırlık alması 9 kg�dan az olduğunda zayıflık, 14�kg dan fazla olduğunda ise şişmanlık ortaya çıkar.

Osteomalazi:

Gebelik süresince artan kalsiyum ve D vitamini gereksinimi karşılanamadığında kemiklerden kalsiyum çekilmesi nedeniyle kemik yumuşaması ile belirlenen osteomalazi hastalığı ortaya çıkar. Ayrıca böyle durumlarda diş çürüklüğü görülme riski de artar.

Anemi (kansızlık)

Gebelik döneminde vücudun demir ihtiyacı arttığından demir emilimini azaltan etmenlerden kaçınılmalıdır. Örneğin;

- Yemek arasında çay içilmemeli

- Demir içeriği yüksek besinlerle birlikte, mutlaka C vitamini içeren besinlerin alınmasına özen gösterilmeli,

- Etli ya da kuru baklagilli yemek ile taze salata ya da meyve tüketilmeli,

- Mayalandırılmadan yapılmış ekmek tüketiminden sakınılmalıdır.

Ayrıca sindirim sistemi bozuklukları ve parazitler, bulantı ve kusma anemiye neden olan etmenlerden bazılarıdır.

Gebelik toksemisi (Gebelik zehirlenmesi)

Gebelik toksemisi denilen rahatsızlık ise yetersiz ve dengesiz beslenen kadınlarda daha sık görülür. Yüksek tansiyon, göz kapaklarında, ayak ve ayak bileklerinde ödem, baş ağrısı, kulaklarda uğultu, bulanık görme, şiddetli bulantı ve kusma ile ortaya çıkar. Hastanın vücut ağırlığı genellikle olması gerekenden fazladır. Vücutta su ve tuz tutulması vardır. Hemen tedaviye alınmayan vakalarda bebek kaybedilebilir.
Temel besin grupları ve alınması gereken miktarlar
BesinMiktarı
Süt ve süt ürünleri2 su bardağı süt veya yoğurt, 1 porsiyon peynir (2 dilim) veya 2 yemek kaşığı çökelek
Et, yumurta, kurubaklagiller1 yumurta, 1 porsiyon et, balık, tavuk, hindi (60-90gm.), 1 porsiyon kurubaklagil yemeği (120gm)
Taze sebze ve meyveler2 porsiyon pişmiş taze sebze, 3 porsiyon çiğ taze sebze, 2-3 adet orta boy meyve veya taze meyve suyu
Tahıllar6-8 ince dilim ekmek, 1 porsiyon pilav veya makarna, 1 porsiyon çorba
Yağlar3-4 silme yemek kaşığı sıvı yağ
Şekerler1-2 tatlı kaşığı bal, reçel veya pekmez

Günümüzün en yaygın problemlerinden biride anne sütünün az salgılanmasıdır. Özellikle son zamanlarda bu şikayet ile nerde ise her doğum yapan yeni anne bize başvurmakta ve internetten edindiği çeşitli bilgiler ile süt yaptığını düşündüğü bazı bitkileri alıp kullanmatadırlar. Doğum haneleri parsel tutmuş olan malum markanın dışında Bir çok alternatifimizin olduğunu unutmayalım. Sorunun çözümünü tüm yönleri ile sizinle burada paylaşacağız. Umarım faydalanırsınız.
anne sütünü artıran çay

Yaptığım uluslar arası bir çok araştırma ve farmakolojik inceleme sonrası vardığım kanı şudur ki; Anne sütünün artırmak için nerde ise tüm ülkelerde aşağı yukarı aynı bitkiler kullanılmaktadır. Yalnız anne sütünün az üretilmesinin bir çok sebebi olabilir. Bunlar bebeğinizin göğsünüzü iyi kavrayamaması bu bebeğin hava yutmasınada sebebiyet verebir. Emzirmenin daha sık olmayışından kaynaklanıyor olabilir. İlk 3-5 gün denenecek yöntemler bunlardır. Bebeğiniz emdikçe sütünüz artar. Bu durum genelde acemi annelerde bu şekildedir. Bunun haricindeki durumlarda ise

Düşük anne sütünün nedenleri:
Bu durum genellikle anne sütünün üretimine yol açan temel bir sorunun sonucudur. Bazen hormonlar ile alaklı bazen başka hayat koşullarının tetiklediği bu olumsuz durumun altında yatan neden tespit edildiğinde çözümüde kolaylaşır.

  • Stres: Anne sütünü azaltan en önemli faktörlerden biridir. Özellikle yeni annelerin stres yönetiminde başarılı oldukları söylenemez. 
  • Kalsiyum eksikliği: Özellikle hamilelik süreci vücudumuzun kalsiyum depolarını boşaltır Bu durum yakınen bilirsiniz ki bi dişe mal olmaktadır. Doğum sonrası ise bu durum daha büyük kalsiyum açıklarına sebep vermekte olup yeteri miktarda vücudumuzda olmayan kalsiyum anne sütünün yeterli üretilmemesinede sebebiyet vermektedir. Bunu gidermeye çalışmak mantıklı olmakla beraber süt çayından kalsiyum beklemeyin kalsiyum bakımından biraz daha yüksek oranda beslenmeye çalışın
  • Düzensiz emzirme: Sütünüz azda olsa çokta olsa iki saatte bir emzirmeye çalışın aralar uzar ise süt üretimi daha da azalacaktır. 
  • Emzirmeye ara verme: Bebek veya anne geçirdiği bir hastalıkta emzirmeye belli bir zaman ara verilir ise sütünüz azalır bu durumda sütü her iki saatte bir sağmak en doğrusudur. Hatta süt anne göğsünde acır ve bebek emmeyi tamamen bırakabilir. 
  • Mastit:(meme iltihabı) Anne sütünde oluşan pıhtılaşma ve memede topaklanmaların oluşumuna mastit denir. Mastit yani meme dokusu iltihabı genellikle düzensiz emzirme sonucu meydana gelir. Mastit olduğunuzda emzirmeyi bırakıp doktorunuza danışın
  • Hormon yetersizliği:Özellikle prolaktin ve oksitosun hormonu yetersizliği: bu hormonlar ile alakalı sorunlarda anne sütü çayı net sonuç vermektedir. 
  • Anne sütünü azaltan gıdalar ile beslenme: Eski türk filmlerinde ve anadoludaki bir çok yörede inanış lokum pestil pekmez vs yemek anne sütünü artırır Doğruluk payı yok diyemeyiz tatlı şeyler süt üretimini belli bir oranda artırır ekşi şeyler ise azaltır. 
Anne sütünü artıran süt çayı:
Bu tarif aile geleneğidir. 2008 yılından bu güne kadar da seri üretimini yapıp tüm türkiyeye gönderimini yapmaktayız. İçimi güzel olan bu çayımız büyük oranda sorunlarınıza çare üretmekle beraber tamamen doğal olup hiç bir koruyucu veya kimyasal madde içermemektedir..Merzifon dışı Sparişler 3 kutu veya türevleri şeklinde alınmakta olup anlaşmalı kargo ile sigortalı ve güvenli bir şekilde adresinize ulaştırılır. Sipariş için sağ alt köşedeki whatsapp ikonuna tıklayıp bizimle irtibata geçebilirsiniz. Kapıda ödememiz yoktur eft veya havale ile sipariş kabul edilir.

İçerik: Çemen tohumu, ısırgan tohumu: anason , rezene, lohusa şekeri, ısırgan yaprağı, keçi sedefi otu, ıhlamur çiçeği.
Süt çayımızın tarifi büyük büyük nineme dayanmakta olup yüz yılı aşkın bir zamanda tüm gelinlerin ve kızların ortak kullandığı oldukçada etkili olduğu tespit edilmiş ve nesiller boyu kültürel bir miras olarak aktarılmaya devam etmiştir. HAFIZOĞLU ailesi olarak bu tarifin aile içersinde kalmasına veya sadece yakın çevremizin faydalanmasına gönlümüz razı olmadı. Özellikle herkesin cebinde internet ve kolay ulaşım olduktan sonra tarifimizi seri bir şekilde üreterek tüm Türkiyede ihtiyacı olan annelere sadece hammadde fiyatına göndermeye başladık. Ürünümüzün bir paketi cam şişede sizlerle buluşuyor 10 günlük kullanım içindir. minimum kargo 4 paket şeklinde yapılmakta olup fiyatımız 60 tl dir.
Siparişler Eft yöntemi ile alındığı için sipariş için sayfamızın sağ alt köşesindeki whatsapp ikonuna tıklayarak bizimle irtibata geçebilirsiniz. Bu arada lohusa şerbeti topalak acı ilma yağı vb ihtiyaçlarınız için bizimle irtibata geçebilirsiniz. 

Sütün diyete katkısı!

Şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklendiği ve kalsiyum düzeyi yükseltildiğinde zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma olduğu öğrenildi.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler, şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklendiği ve kalsiyum düzeyi yükseltildiğinde zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Besler yaptığı açıklamada, kalsiyumun vücut ağırlığı denetimi konusunda etkin olduğuna yönelik bilimsel veriler olduğunu belirtti.

Kalsiyum açısından ve kalsiyumun kullanılabilirliği açısından en zengin besinin süt ve süt ürünleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:

"ABD’de yapılmış bir seri çalışma var, hala da devam ediyor. Çok net olarak bir sonuç olmamakla birlikte genellikle süt tüketiminin, yani kalsiyum sütten geldiği zaman vücut ağırlığı denetiminin çok daha iyi olduğu belirtiliyor. Şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklediğimiz ve kalsiyum düzeyini yükselttiğimiz zaman zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma var.

Şişman bireylerde vücut ağırlığının düşmesinde kontrollü bir diyet içinde süt ve süt ürünlerini arttırılması ve yüksek kalsiyum seviyesinin sağlanmasının zayıflamaya neden olduğu ve vücut yağ oranını düşürdüğünü gösteren çalışmalar mevcut."

Prof. Dr. Besler, süt ve süt ürünlerinin beslenme açısından son derece önemli olduğunu belirterek, çalışmaların özellikle sağlık bozucu bir kavram, bir sorun olması nedeniyle şişmanlıktan korunmada da süt ve süt ürünlerinin önemli bir besin grubu olduğunu gösterdiğini kaydetti.

-"SÜTÜ SÜT OLARAK TÜKETMELİYİZ"-

Prof. Dr. Besler, sütün bazen sade olarak değil içine katılan, bal pekmez, kakao ve meyve püreleriyle tüketildiğini belirtti. İçine farklı ürünler katılmış sütü beklemeden içmek gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:

"Biz aslında sütü süt olarak tüketmeyi öneriyoruz. Ancak süt tüketimi istediğimiz oranda değil. Sütü daha fazla içmek için bazen içine farklı ürünler katıyoruz. Böylelikle sütün içine çoğunlukla karbonhidrat kaynağı ekliyoruz.

Bu sütü bekletmekle bakteri üremesine zemin hazırlayacak bir ortam oluşturuluyor. Bu nedenle bu karışımları yaptığımız zaman sütü bekletmeden tüketmeliyiz. Süte karıştırılan bu ürünler sütün besin değerini etkilemiyor."

Prof. Dr. Besler, sağlıklı olmak ve hastalıklardan korunmak için mutlaka süt içmek gerektiğini kaydetti.

Hamile olduğunu yeni öğrenen kadınların pek çoğunda, en çok ilgi çeken konulardan birisi beslenme şeklinin nasıl olması gerektiğidirHera Kadın Sağlığı Merkeziwww.eserdag.com
  1. Çoğu kadın bebeğinin gelişimi için doğru ve dengeli beslenemediğini düşünür. Hatta ilk aylarında kilo alamayan gebeler endişelenebilirler.
  2. Aslında tüm bu endişeler çoğu zaman gereksizdir. Çünkü bulantı ve kusmalar ile iştahsızlık problemleri ilk aylarda kilo almayı doğal olarak engelleyebilir.
  3. Kimi zaman hastaların eline çeşitli diyetler verilmekte ve belli beslenme programlarına zorlanmaktadırlar. Bazı gebeliğin özel durumları haricinde bu tür yaklaşımların hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur. Kadınları korkutarak sevmedikleri veya tolere edemedikleri gıda maddelerini tüketmeye zorlamak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Bu tür diyetler ancak konunun uzmanı diyetisyenler tarafından hastanın durumu göz önüne alınarak, doktorunun önerileri doğrultusunda ve kişiye özel olarak hazırlanabilir.
  4. Ancak yine unutulmamalıdır ki bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve dengeli beslenmesiyle orantılıdır.
  5. Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve yaşı, hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek, annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için gerekeni seçip alarak, büyür beslenir.
  6. Annenin günlük yaşantısını sürdürecek yeterli enerji ve besin öğelerini alırken doğal yollardan fazladan alacağı protein, enerji, vitamin ve mineraller hem kendisi hem de doğacak bebeğin sağlıklı olmasının garantisidir.
  7. Normal bir gebelik sürecinde annenin kendi gereksinimine ek olarak tükettiklerinin bebeğe aktarılması için annenin yaklaşık 10-12 kg alması yeterlidir. Bu artışı sağlayabilmek için gebelik öncesine göre bir gebe ek olarak günlük 20 gr. protein, 15-20 mg. demir, 500 mg. kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji alması gereklidir.
  8. Gebelikte sıklıkla tüketilmesi gereken besin öğelerine göz atalım.
  9. KALSİYUM
  10. Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8. Haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir.
  11. Gebelikte, normalde gerek duyduğunuz miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir. Çünkü gebelik boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum eksilmesi olmaktadır.
  12. Kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt, yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerdir.
  13. Ancak süt ürünlerinin yağ açısından da zengin olduğundan dolayı yağı alınmış süt ve yoğurdu tercih etmeniz daha doğru olacaktır.
  14. Brucella, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve iyi pastörize olmasına da özen gösterin.
  15. PROTEİNLER
  16. Gebelikte artan protein gereksinimi karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık, kuru baklagiller (fasulye, mercimek, barbunya..) gibi proteinden zengin besinler önerilir.
  17. Proteinler, hayvansal ve bitkisel proteinler olarak ikiye ayrılır. Diyetlerde bitkisel ve hayvansal proteinler eşit oranlarda tüketilmelidir.
  18. Hayvansal gıdalardaki yağ mümkün ölçüde alınarak, etin yağsız şekilde tüketilmesi önerilir. Ayrıca balıkta proteinden başka bulunan omega 3 ve omega 6 yağ asitleri de bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etkili maddelerdir. Tüketilen balık taze ve iyi pişirilmiş olmalıdır.
  19. DEMİR
  20. Gebelikte "kan yapıcı" yani demirden zengin gıdaların tüketilmesi ve özellikle de 4-4.5 aylardan sonra folik asitli demir ilaçlarının kullanımı önemlidir. Çünkü özellikle bu aylardan sonra demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık (anemi) ortaya çıkabilir.
  21. Aşırı derecede kansızlığı olan kişilerde kan haplarına (demir hapları) gebeliğin erken dönemlerinde de başlanabilir. Ancak bu durumda zaten ilk aylarda sık olarak görülen bulantı, kusma ve mide şikayetlerinde artış olabileceğinden tedaviye başlangıç süresi bir kaç hafta ertelenebilir.
  22. Gebelerde demir eksikliği halsizlik, bitkinlik, nefes darlığı, uykuya meyillilik ve çarpıntı gibi şikayetler oluşturabileceği gibi gebelikle ilgili olarak da erken doğum, bebeğin rahim içinde gelişememesi, ölü doğum ve düşükler gibi komplikasyonlara zemin hazılar. Ayrıca ileri derecede kansız bir gebe doğum sonrası lohusalık döneminde de sıkıntı çeker.
  23. Demir eksikliğini en aza indirebilmek için kan yapıcı; pekmez, kuru üzüm, kırmızı et, yumurta ve kuru baklagillerden zengin gıdaların tüketilmesine önem verilmelidir. Ayrıca C vitamininden zengin meyve ve sebzeler de barsaklardan demir emilimini arttıracaklardır.
  24. Genelde 4.aylardan sonra başlanılan demir hapları kesinlikle sütle birlikte içilmemelidir. Çünkü süt, demirin emilimini azaltarak etkisizleştirmektedir.
  25. Verilen demir hapının dozu hekim tarafından kişiye özel olarak ayrlanmaktadır. Kişinin kanının ileri derecede düşüklüğü kan ilacının dozunun arttırılmasına neden olabilir. Veya örneğin ikiz gebeliklerde vucüdun demir gereksinimi artacağından dolayı doz yükseltilmesine gidilebilir.
  26. Bazı kişiler demir haplarını mide şikayetlerinden dolayı gebelikleri boyunca kullanamayabilirler. Bu kişilerde, içilebilir (sıvı) demir solüsyonları kullanılabilir. Bazan de demir damar içi veya kas içi uygulamalarla hastalara yüklenebilir. Çok ileri durumlarda ise kan veya eritrosit (kırmızı kan hücresi) transfüzyonu (nakli) yapılması zorunlu hale gelebilir.
  27. Bir kişide yoğun bir şekilde yapılan demir tedavilerine rağmen halen kandaki hematokrit ve hemoglobin değerleri düşük kalıyorsa demir eksikliği anemisi dışındaki anemiler veya barsak emilim bozuklukları (malabsorbsiyon sendromları) aranmalıdır.
  28. C VİTAMİNİ
  29. C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde, vucudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı immun (bağışıklık) direncinin arttırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir.
  30. Gebelikte C vitamini gereksinimi metabolizmanın hızlanmasına bağlı olarak artmıştır; ancak düzenli bir şekilde beslenen gebelerde hap şeklinde vitamin alınması önerilmemektedir.
  31. C vitamini portakal, limon, kırmızı ve yeşil biber, domates, çilek, greyfurt, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur. Vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır.
  32. Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitamininin çoğu kaybolur. Besinleri tazeyken tüketmeli, iyi yıkanmış sebzeleri çiğ ya da az haşlayarak yemelisiniz. Ayrıca gebelere uzun süre beklemiş, doğal içerikli olmayan, konserve ve benzeri gıdalar da önerilmez.
  33. FOLİK ASİT
  34. Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren "B9 vitamini" yani folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır.
  35. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur.
  36. Doğal gıdalar gebenin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır.
  37. Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı bebeklerde “nöral tüp defektleri” adı altında toplanan bir takım anormalliklerin (hidrosefali, spina bifida, anensefali) ortaya çıkabileceği gösterilmiştir. Ayrıca bu gebelerde preeklampsinin (gebelik zehirlenmesi) daha sık geliştiği gözlenmiştir.
  38. Daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar, gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren folik asit alımına başlamalıdırlar.
  39. LİFLİ GIDALAR (Posalı gıdalar)
  40. Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler, gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır.
  41. Genellikle tüm sebze ve meyveler lif açısından zengindir. Her gün bolca yiyebilirsiniz. Kepekli besinler de lif içerir, ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir.
  42. Lifli gıdalar en sık olarak kepekli ekmek, yulaf ezmesi, barbunya, kepekli makarnalar, kayısı, kuru üzüm, bezelye, pırasa, esmer pirinç, ahududu, kuruyemişte bol miktarda vardır.
  43. GEBELİKTE SIVI ALIMI
  44. Gebelik süresince bol miktarda su ve sıvı alımı sizin ve gebeliğiniz açısından son derecede yararlıdır.
  45. Özellikle bol su tüketimi idrar yolu enfeksiyonu, oligohidramnios (bebeğin amnion sıvısının normalden az oluşu), erken doğum eylemi, solunum yolu enfeksiyonları, kabızlık, ishal gibi pek çok durumda koruyucu veya tedavi edici olabilir.
  46. Gebelikte çay, kahve, kolalı içecekler ve kakao önerilmez. Çay içerdiği ‘tein’ maddesiyle demir eksikliğine yol açarken, diğer maddeler ‘kafein’ içerdiğinden ötürü bebek üzerine olumsuz etkide olabileceğinden dolayı önerilmemektedir. Maden suyu (soda) içilmesinin ise hiçbir olumsuz etkisi yoktur.
  47. Tamamen doğal ve hiçbir katkı maddesi içermeyen nane, limon, adaçayı, ıhlamur, kuşburnu, papatya gibi bitki çayları da gebelikte içilebilir. Ancak, “sinemaki çayı” nın içimi konusunda bazı endişeler vardır. O yüzden bu bitkisel çayın gebelik sırasında tüketilmesi önerilmemektedir.
  48. Alkol, gebelikte kullanıldığında bebekte ‘fetal alkol sendromu’ olarak tanımlanıp, zeka geriliği ve bir takım yapısal anormalliklerle kendini gösteren problemlere yol açtığından ötürü kesinlikle zararlıdır.
  49. Gebelikte gereksiz kalori tüketimini de kısıtlamak gereklidir. Unutulmamalıdır ki, önemli olan annenin karnının yağ bağlaması değil içerideki bebeğin sağlıklı ve uygun gelişimidir. Bu yüzden kek, bisküvi, reçel ve meşrubat gibi temel besin öğelerinden yoksun şekerli yiyecek-içeceklerden mümkün olduğunca kaçınmak gereklidir. Ayrıca yağlı kızartmalar yerine haşlama türü gıdalar tercih edilmelidir.
  50. Aşırı tuz tüketiminden de kaçınmak uygundur. Özellikle son aylarda aşırı tuzlu yeme ile vucütta ödem artabilir, tansiyon yükselebilir ve kendinizi daha rahatsız hissedebilirsiniz.
  51. Hangi besin kaynakları ne işe yarar?
  52. Et, yumurta, kurubaklagiller: Beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir. Protein ve demir gereksinimini karşılarlar.
  53. Süt ve süt ürünleri: Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidirler. Protein ve kalsiyum kaynağıdırlar.
  54. Sebze ve meyveler: Büyüme ve gelişme için vitamin ve mineralleri sağlarlar.
  55. Tahıllar: Kalori ve B grubu vitaminleri içerdiklerinden büyüme ve gelişmeye için önemlidirler.
  56. Yağ ve şekerler : Sadece enerji içerirler ve enerji açığını kapatırlar.
  57. Yeterli ve dengeli beslenmede dikkatli bir şekilde tüketmek zorunda olduğumuz bu besin gruplarını gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz ki sağlıklı yaşayabilmek için doğru beslenme alışkanlıklarını kazanabilelim.
  58. “Gebelik diyet yapmak için uygun bir zaman değildir”
  59. Yaş, boy ve hareket durumumuza göre uygun ağırlıkta gebeliğe başlanmalıdır. Çok kilolu bir gebeyi zayıflatmak gebelik sürecinde doğru değildir, kilosunu korumaya çalışmak ve özellikle dördüncü aydan sonra kalori kısıtlamasına gitmemek gerekir.
  60. Beslenmede yüksek kalorili yiyeceklerin fazlaca almasına engel olmak, ancak gebelik için gerekli temel besin ögelerini alarak gereksinmeleri karşılamak esastır.
  61. Ergenlik çağında olan veya yaşantısı gereği çok hareketli gebelerde ise mutlaka olması gereken, kilonun korunması ve ek olarak gebelik için artan gereksinimin karşılanmasıdır.
  62. Gebelikte ağırlığın takibi çok önemlidir. İlk üç ayda 0,5-1 kg, sonraki aylarda ise ortalama 1.5-2.0 kg, ağırlık kazanması uygundur.
  63. Çok zayıf gebelerde, yetersiz ve dengesiz beslenenlerde düşük ağırlıklı doğum, erken doğum, ölü doğum, zihinsel ve bedensel özürlü doğumlar görülebilir. Annede anemi (kansızlık), kemik ve diş kayıpları, preeklampsi, vücutta su tutulması (ödem), iş gücü kaybı, halsizlik görülme oranı yüksektir.
  64. Çok kilolu gebelerde ise hipertansiyon, şeker hastalığı, doğum güçlükleri gibi problemler görülebilir. Bu nedenle anne adaylarının gebelik öncesi kontrolleri yapılması, gebe kaldıktan sonra her ay beslenme ve kilo izlenmesinin yapılması gerekmektedir.
  65. BESLENME İÇİN İPUÇLARI
  66. Öğünleriniz sık ve az az porsiyonlar halinde olmalıdır. Ne uzun süre aç kalın, ne de yediğinizde tıka basa midenizi doldurun.
  67. Aldığınız gıdaların taze olmasına dikkat edin. Konserve, beklemiş gıdalar ve içinde katkı maddeleri bulunarak saklanan gıdalar yerine taze ve doğal maddeleri tüketmeye özen gösterin.
  68. Yediğiniz gıdalarda “çeşitliliğe” önem verin. Bu şekilde pek çok vitamin ve minerali almanız mümkün olacaktır.
  69. Aşırı yağlı, tatlı, baharatlı ve kalorili gıdalar yerine protein ve karbonhidrattan zengin, yağ oranı düşük besin öğelerine yönelin.
  70. Unutmayın ki önemli olan sizin kilo almanız değil bebeğin içeride yeterli şekilde beslenebilmesidir.
  71. Preeklampsi durumu veya riski varsa protein alımınızı arttırmanız gerekebilir veya gebeliğe bağlı şeker hastalığı (gestasyonel diabet) söz konusu ise diyetisyeninizin önereceği şekilde kalori kısıtlamasına gitmeniz gerekebilir.
  72. Gebelikte dışarıdan hap olarak alınması gereken iki madde folik asit ve demirdir. Dengeli beslenebilen bir gebede bunlar harici vitamin veya mineral alımı gereksizdir.
  73. Piyasada pek çok “multivitamin” adı verilen ve içinde pek çok vitamin ve mineralleri barındıran ilaçlar vardır. Bunlar çoğu hekim tarafından reçete de edilmektedir.
  74. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar; gebelikte dışarıdan hap olarak alınan A, C, E vitaminleri ile magnezyum, kalsiyum, çinko, selenyum, bakır, flor gibi eser elementlerin, düzenli beslenenlerde gebelik üzerine her hangi bir olumlu etkilerinin olmadığını göstermiştir.
  75. Eğer gebeliğe bağlı bacak kramplarınız oluyorsa “Magnezyum”, preeklampsi riskiniz varsa “kalsiyum”u ilave olarak doktorunuz size reçete edebilir.
  76. Sentetik multivitamin hapları, dengeli beslenemeyen gebelerde destekleyici olarak verilebilse de doğal gıdaların hiçbir zaman yerini tutmayacaktır.
  77. Gebeliğin ilk aylarında yapılan “Toxoplasma testleri” sonucunda vücudunuz bu parazitle önceden hiç karşılaşmamışsa bazı önlemleri almanız şarttır. Özellikle kedi ve köpek dışkılarıyla bulaşan bu rahatsızlık gebelik döneminde ortaya çıkarsa bebekte ölümcül veya sakatlıklara yol açan problemlere neden olabilir.
  78. Toxoplasma özellikle iyi yıkanmamış sebze ve meyveler ile iyi pişmemiş çiğ etlerden geçer.
  79. Toxoplasma ülkemizde özellikle çiğ etlerin yoğun olarak tüketildiği doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerinde sık olarak görülmektedir.
  80. Toxoplasma’dan korunmak için;
  81. Ellerinizi öğün önceleri düzgün şekilde yıkayınız
  82. Sebze ve meyveleri de tüketmeden önce uzun süreli yıkayınız.
  83. Evinizde kedi veya köpek besliyorsanız aşılarını ihmal etmeyin, onlara da çiğ et vermeyin ve yakın temastan kaçının.
  84. Çiğ veya iyi pişmemiş et ve et ürünlerinden (sucuk, salam, sosis, çiğ köfte gibi) kaçının.
  85. Beslenmede suyu asla ihmal etmeyin. Günde en az 8-10 bardak su için. Yaz aylarında bu miktar 15 bardağa kadar çıkılabilir.
  86. Özellikle ileri aylarda kabızlık şikayeti varsa bol su içerek, kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek, her öğünde sebze ile salataya yer vererek ve yürüyüş yaparak bu sorunun önüne geçebilirsiniz.
  87. Günde 1-2 bardak süt içmeniz gebelikte ortaya çıkan kalsiyum kayıplarını yerine koymak içindir.
  88. Süt içemiyorsanız yoğurt veya ayran tüketiniz. Peynir veya çökelek de tüketebilirsiniz. Süt ve süt ürünlerinin pastörize olmasına dikkat edin.
  89. Yemeklerde iyotlu tuz kullanınız. Yüksek tansiyon (hipertansiyon) varsa yemekleri az tuzlu pişirin. Özellikle son aylarda olan ödemlerin azaltılması amacıyla bu dönemlerde tuzu azaltın.
  90. Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini rahatlık sağlayabilir.
  91. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında olan bu bulantı ve kusmalardan kendinizi korumak için bu dönemde katı, kuru ve yağsız gıdaları tercih edin. Mutfak kokularından ve ağır parfümlerden uzak durun.
  92. Bu dönemde tuzlu kraker, patates haşlaması, leblebi ve bisküvi türü gıdaları alarak şikayetinizle baş edebilirsiniz. Az ve de sık yemeyi unutmayın.
  93. Son yıllarda yapılan bir çalışmaya göre gebelik sırasında Mc Donald's veya benzeri fastfoodlarda aşırı ısıda kızartılarak yapılan patates kızartmaları ile marketlerde benzer şekilde üretilerek pazarlanan cipsler anne karnındaki bebekler için "teratojendir" yani zehirli bir takım maddeler içermektedir. Bu nedenle bu tür maddeleri gebelik sırasında tüketmekten kaçınmak gerekir. Evlerde yapılan patates kızarmaları düşük ısıda kızartıldığı için böyle bir olumsuz etkiye sahip değildir.
  94. Önceden belirtildiği gibi gebelik diyet yapmak için uygun bir zaman değildir. Hamilelikte belli miktarda kilo alımı şarttır.
  95. Zayıf bir bünyeye sahipseniz daha fazla, kilolu bir bünyeniz varsa daha az kilo almanız uygun olacaktır. Kilo durumunuzu “Vücut kitle indeksi” ile değerlendirebilirsiniz.
  96. Gebelik Döneminde Tüketilmesi Gereken Besinler ve Ölçüleri
  97. Doğru beslenme, gebelik durumunun özellikleri nedeniyle gereksinmelerin çeşitli yiyecek gruplarından sağlanmasını zorunlu kılar.
  98. Besin öğeleri vücudumuzda çeşitli görevler yaparlar. Aynı görevleri yapan yiyeceklerden besin grupları oluşturulmuştur. Grup seçeneklerinden birini tüketmiyorsanız bir diğerini yiyerek de doğru beslenebilirsiniz.
  1. BESİN MİKTARI


    SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ2 Su Bardağı süt veya yoğurt 1 porsiyon peynir (2 dilim) veya 2 yemek kaşığı çökelek
    ET, YUMURTA, KURUBAKLAGİLLER1 Yumurta
    1 porsiyon et, balık, tavuk, hindi (60-90gm.)
    1 porsiyon kurubaklagil yemeği (120gm)
    TAZE SEBZE VE MEYVELER2 Porsiyon pişmiş taze sebze
    3 porsiyon çiğ taze sebze
    2-3 adet orta boy meyve veya taze meyve suyu
    TAHILLAR6-8 İnce dilim ekmek
    1 porsiyon pilav veya makarna
    1 porsiyon çorba
    YAĞLAR3-4 Silme yemek kaşığı sıvı yağ
    ŞEKERLER1-2 Tatlı kaşığı bal, reçel veya pekmez
  2. ÖRNEK BİR MENÜ
  3. SABAH:
  4. 1 bardak süt,
  5. 1 yumurta,
  6. 1 dilim peynir,
  7. 1 dilim ekmek,
  8. 1 domates, 1 salatalık, maydanoz, yeşil biber, dereotu v.b
  9. ARA ÖĞÜN:
  10. 1 meyve,
  11. 1 bardak ayran,
  12. 1 ince dilim ekmek
  13. ÖĞLE:
  14. 1 Porsiyon etli kurubaklagil yemeği
  15. 1 porsiyon pilav veya makarna
  16. 1 bardak ayran
  17. 1 porsiyon salata,
  18. 1 orta dilim ekmek,
  19. 1 adet meyve
  20. ARA ÖĞÜN:
  21. 1 dilim ekmek,
  22. 1 dilim peynir,
  23. domates ve salatalık,
  24. 1meyve
  25. AKŞAM:
  26. 1 porsiyon et, balık, tavuk (sebzeli)
  27. 1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği
  28. 1 bardak ayran,
  29. 1 porsiyon salata , 1orta dilim ekmek
  30. GECE:
  31. 1 su bardağı süt veya 1 porsiyon sütlü tatlı
  32. 1 porsiyon meyve
  33. Kahvaltıda veya ara öğünlerde 5 zeytin, 1 tatlı kaşığı bal, pekmez, reçel tüketilebilir. 1 porsiyon meyve, 1orta boy elma, portakal veya küçük bir salkım üzüm, ince bir dilim karpuz veya kavun, yarım muz veya greyfurt olabilir.
  34. “Gebelik Güzelliktir”
  35. Gebelik anne adayı olmak, eşine ve kendine benzer bir canlıyı vücudunda taşımak çok özel ve sorumluluk isteyen bir süreçtir.
  36. “Bebeği içinde hissederek yavaş yavaş artan ağırlaşma ve değişen fiziksel görünüm anneye apayrı bir güzellik katar.”
  37. İnsan yaşamında beslenmenin çok önemli ve çok özel olduğu devrelerden biri olan gebelik, anneye topluma sağlıklı bireyler kazandırma sorumluluğunu vermiştir.
  38. Anne iyi ve doğru beslenmezse ölü doğum, erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, bedensel ve zihinsel özürlü doğumlar gibi tehlikelerle karşılaşabilir. Kendisinde de kansızlık, tansiyon problemleri, vücutta su tutulması, yorgunluk, diş ve kemik problemleri olabilir.
  39. Sonuç olarak; gebelik süresince bebek iyi beslensin diye fazla ve dengesiz beslenmek doğru olmadığı gibi doğum sonrası eski görünüme kolayca ulaşmak için az yemek de doğru değildir.
  40. Temel prensip; içerideki bebeğin yeterince yararlanacağı doğru ve dengeli beslenmeden geçer.

ivythemes

{facebook#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {twitter#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {google-plus#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {pinterest#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {youtube#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {instagram#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget