üst banner(728x90)

Pankreas Hormanları

Prof.Dr. Arif SARSILMAZ 
Organların büyüklüğü ile gördükleri fonksiyonun ehemmiyeti arasında doğrudan bir münasebet görülmez. Oldukça küçük olan bir hipofiz bezi hayatî birçok hormonun kaynağı olduğu gibi, küçük bir et parçası görünümündeki (100-150 gr) pankreas da hayatî hormonlar salgılar. Hormonlar, pankreasın içine gömülmüş adacık şeklindeki küçük hücre topluluklarından (Langerhans adacıkları) salgılanır. Koskoca bir vücudun şeker metabolizmasının kontrolünden mesul bu hücre adacıklarının toplam ağırlığı 2–5 gram kadardır; bu da pankreasın yaklaşık % 2'sine tekabül eder. Çapları 100–500 µm arasında olan bu adacıklardan pankreasa 1–2 milyon kadar yerleştirilmiştir. Yeni doğmuş bebeklerde ise. bu adacıkların sayısı 200.000 civarındadır. Her bir adacıkta 3.000 kadar hücre bulunur. Bu hücrelerin mitoz bölünme ile kendilerini yenilemesi diğer birçok organa göre yavaştır. Ancak 30.000 hücreden birisi bölünme hâlinde görülebilir.
Pankreasın iç salgı bezi olarak salgıladığı dört hormon bilinmektedir. Bunlardan meşhur olan insülin ve glukagon, organizmanın şeker metabolizmasında önemli bir tesire sahiptir. Daha az bilinen diğer iki hormon ise, somatostatin ve pankreatik polipeptiddir. 

Canlıların hayatlarını idame ettirebilmeleri için, vücudun her hücresinde enerji kullanılır. Enerji kullanılmadan hiçbir faaliyet yerine getirilemez. Sözkonusu enerjinin temel kaynağı glikozdur (basit şeker). Canlılara rızık olarak verilen gıdaların asıl hikmeti, bu şekerin tedarik edilip hücrelerin hizmetine sunulmasıdır. Kudreti ve Rahmeti Sonsuz'un insan ve hayvanlara verdiği sindirim sisteminin ana fonksiyonu, gıdalardaki glikozu açığa çıkararak hücrelerin hizmetine sunmaktır. Fakat bu glikozun her dâim kesintisiz şekilde hücrelere sunulması; kandaki seviyesinin belli dengeler içinde tutulması, harcandığı nispette depolardan çekilerek hızlı şekilde kana, kandan da çalışan hücrelere verilmesi gibi çok mükemmel süreçlerin bütün bir hayat boyu hiç aksamadan yürütülmesi ile mümkün olabilir. Bu metabolik süreçlerde vazifelendirilen biyokimyevî yapılardaki mu'cizevî hassasiyetin ve her ân geri bildirim mekanizmasıyla kan şekeri seviyesinin korunmasında vazifelendirilmiş hormonların başında insülin ve glikoz gelir. İnsülin kan şekeri konsantrasyonunu düşürücü tesir gösterirken, glukagon yükseltme yönünde bir fonksiyona sahiptir.

Langerhans adacıklarındaki hücrelerin % 60'ını teşkil eden β (beta) hücrelerinden salgılanan ve molekül ağırlığı 5734 olan insülin, 51 aminoasitin hususi bir şifreyle dizilmesiyle sentezlenir. Normal ergin bir insanın günlük insülin ihtiyacı 2 mg kadardır. Gıdanın alınmasından 8–10 dakika sonra kandaki insülin seviyesi artmaya başlar. 30–45 dakika sonra en yüksek seviyeye ulaşır ve daha sonra da düşmeye başlar. 90–120 dakika sonra ise normale döner. Bu durumda insülin salınmasının iki safhada cereyan ettiği söylenebilir. İlk dönemde depolanmış insülin salınır, ikinci safhada ise yeni insülin yapılıp salınır. Acil ihtiyaç durumlarında kullanılmak üzere 10–12 mg kadar insülin her ân kana verilecek şekilde pankreasta bulundurulur; bu miktar, bir haftalık ihtiyacı karşılayacak mahiyettedir. Gıda alımı olmadan da insülin salgısı belli bir seviyede devam eder. Böylece kandaki insülin yoğunluğu belli bir seviyede tutulur. Açlık hormonu olan insülin iştahı artırır ve yağ depolanmasını sağlar. İnsülinin kandaki yarılanma ömrü 20–30 dakikadır. Yemeklerden sonra kanda glikoz yoğunluğu arttığı zaman, insülin salınması uyarılır ve glikozun beyin, ince bağırsak ve kırmızı kan hücreleri dışındaki bütün hücrelere girişi hızlandırılır. Buna rağmen, glikozun kandaki miktarının yüksek olduğu durumlarda karaciğere taşınıp burada glikojen şeklinde depo edilmesi sağlanır. Glisemik indeksi yüksek gıdalar yenildiğinde insülin aşırı salgılanır. İnsülin yüksek olduğunda kilo vermek zorlaşır. İnsülin hormonu karaciğer ve böbreklerde insülinaz enzimi ile yıkılır. 

En güçlü insülin uyarıcısı glikozdur. Başlangıçta insülin fazla salınır; ancak şeker alınmaya devam edildiğinde insülin salgısı azalmaya başlar. 24 saatten fazla devam eden kan şekeri yüksekliği beta hücrelerini glikoza karşı duyarsızlaştırır. Fakat diğer uyaranlara karşı hassasiyet devam eder. İnsülin salgılanmasını artıran diğer maddeler şunlardır: yağ asitleri; mannoz, lösin ve arginin gibi aminoasitler; bağırsaktan salgılanan sekretin ve gastrin hormonları ve diğer bazı hormonlar. Ayrıca vagus siniri yoluyla da insülin salınımı uyarılır. Somatostatinler, leptin hormonu, bazı sinir uyarıları ve ilâçlar insülin salınımını azaltır. 

İnsülin; karaciğer, kas ve yağ dokularındaki hücrelerin zarlarındaki özel insülin reseptörlerine bağlanarak faaliyetini yürütür. Glikojen yapımını ve depolanmasını artırır, yıkımını azaltır. Protein ve trigliserit (yağ) yapımını artırır. Kas dokusunda aminoasitlerin hücre içine alınmasını ve yapımını artırır. Glikojen sentezini, potasyum alımını ve keton kullanımını artırır. İnsülin salgısı yetersiz kaldığında glikozun hücrelere taşınamaması, glikojen şeklinde depolanamaması sebebi ile kanda şeker konsantrasyonu normalin üstüne çıkar. Bu duruma hiperglisemi denmektedir. Kan şekeri normal olarak 70–100 mg/dl arasında olmalıdır. 120 mg/dl'nin üzerine yükselirse hiperglisemi başlamış demektir. 180 mg/dl'nin üzerine çıktığında böbreklerden idrara glikoz geçmeye başlar ki, bu durumdaki kişi artık şeker hastası (diabetes mellitus) olmuştur. Kandaki şekerin 45 ml/dl'nin altına düşmesine hipoglisemi (kan şekerinin normalden düşük olması) denir. Bu durumda hâlsizlik, kaslarda titreme ve soğuk terleme baş gösterir. Kandaki şeker 35mg/dl'nin altına düştüğünde (hipoglisemik şok) titremeler artar ve bayılma meydana gelir. Bu durumdaki kişi, acil glikoz verilmezse ölebilir.

Şeker hastalığında hücrelerin dışındaki bölgede fazla miktarda glikoz bulunmasına rağmen, hücreler bu glikozu kullanamazlar ve dolayısıyla varlık içinde yokluk çekerler. İnsülin şeker metabolizmasına ilâveten yağ metabolizmasına da tesir eder. Aminoasitlerden ve yağ asitlerinden şeker yapımını (glikoneogenez) önler. Yağ dokusunda lipoprotein lipaz enzimini uyarır ve yağ alınmasını artırır, yağ parçalayıcı enzim lipazın tesirini önler. Böylece yağ dokusunda trigliserid depolanmasını artırır. İnsülin yetersizliğinde yağların yıkımı artar. Bu yüzden şişman insanlar, şeker hastalığı olduğunda yağlarının hızlı şekilde yıkılması sebebiyle zayıflarlar. Toplumda şeker hastalığı % 5–6 civarındadır. Şeker hastalıklarının % 10 çocuklukta (tip–1), % 90'ı da ergenlik ve yaşlılıkta (tip–2) ortaya çıkar.

29 aminoasitten yapılmış olan glukagon hormonunun molekül ağırlığı 3485'tir. Pankreasın hormon salgılayan hücre adacıklarının % 25'ini teşkil eden α (alfa) hücrelerinden salgılanan glukagon, insülinin aksine kan şekerini yükseltici tesire sahiptir. Açlıkta kan plâzmasındaki seviyesi 75 pg/ml'dir. Kandaki yarılanma ömrü 3–6 dakikadır. Karaciğerde glikojen şeklinde depo edilmiş olan glikozun serbestleşerek kana geçişini kolaylaştırır. Karaciğer ve böbreklerde yıkılır. Aminoasitlerden ve yağ asitlerinden şeker yapımını (glikoneogenezi) artırır. Glukagon yetersizliğinde hipoglisemi, aşırı salgılanmasında ise hiperglisemi gelişir. Kâinatı çok çeşitli dengeler içinde yaratan Kudreti Sonsuz, atomun bünyesinde artı (+) yüklü protonu eksi (–) yüklü elektronla, maddeyi antimadde ile, dağları denizlerle, sıcağı soğukla dengelemiştir. Canlı vücutlarının belli sınırlar içinde her ân değişen dinamik metabolizma sistemleri de aşırılıklardan korunmak için genellikle iki farklı unsurla dengelenmiştir. Herhangi bir organ veya dokunun faaliyetini artıran, hızlandıran bir tesir yaratılmışsa, muhakkak bunu azaltarak ve yavaşlatarak sınırlayan diğer bir unsur da aynı bünyeye yerleştirilmiştir. İnsülin ile glukagon da böyle dengeleyici iki hormondur. Bir terazinin iki kefesinin dengede tutulması gibi kandaki şeker (glikoz) yoğunluğu da, çok hassas ve kompleks bir kontrol mekanizmasıyla insülin ve glukagon hormonlarının birbirlerine bağımlı kılınacak şekilde salınmalarıyla kontrol edilir. 

Pankreasta salgı yapan hücre adacıklarının % 15'ini teşkil eden bir hücre topluluğu da, somatostatinler olarak bilinen bir grup hormonu salgılayan Δ (delta) hücreleridir. Kan plâzmasındaki seviyeleri 80 pg/ml'den daha az, yarı ömürleri de 2–3 dakika olan somatostatinlerdeki aminoasit sayısı 14 ve 28'dir. Bu hormon, pankreasın vücutta insülin ve glukagon hormonlarının salgılanmasını kontrol etmesine yardımcı olur. Midenin boşalmasını geciktirir; mide asidi yapımını ve bağırsak duvarından salınan gastrin hormonu salgılanmasını önler. Pankreasın dış salgı bezi olarak ürettiği sindirim enzimleri salgısını azaltır, organlara giden kan akımının azaltılmasında iş görür. Vücudun diğer dokularında da bulunabilen bu hormonun, oralarda farklı fonksiyonlar gördüğü düşünülmektedir.

Eser miktarda salgılanan pankreatik polipeptidin yaratılış hikmeti, henüz tam olarak bilinmemektedir. Ancak diğer hormonlarda gördüğümüz gibi bunun da mutlaka hikmetli bir fonksiyonu vardır. Zîrâ insan vücudu gibi süperkompleks bir sistemin incelediğimiz her parçası hikmet, ölçü, plân, âhenk ve mükemmellikle donatıldığına göre, şu ân hikmetini henüz anlayamadığımız bazı hormonların da birçok güzellik barındırdığını tahmin edebiliriz.
bu yazıya yorumun

Yorum Gönder

Blogger