Search Result For "stres"

Asla hastaolmayan insanlar ne kullanır
Bazı insanlar havadan nem kapmak deyiminde olduğu gibi çevrelerinde azıcık bir virüs olsa hemencecik ve kolay bir şekilde hasta olurlar. Bilim adamları belkide soniki bin yıldır çok yoğun bir şekilde virüslerle savaşmaktadır.Lakin kazanılmış bir başarı varmı bilmiyorum. hiç bir zeka emaresi olmayan virüs türleri çok büyük sağlık dahilerini bile kolayca alt edebilmektedir. Özellikle so yıllarda cam bir fanus içinde yaşattığımız çocuklarımız çerez tüketir gibi antibiyoik tüketiyorsa bu bir yerlerde yanlış yaptığımızın en net göstergesidir.
İnsan hiç bir zamanhasta olmayabilirmi. Belki bu mümkün.Ama viral enfeksiyonlar gelirkenkapımızı çalmıyor bununla başa çıkmamızda çok mümkün gözükmüyor. Pekala neler yapabiliriz. bir çok şey. Örnek Kendim son 12 yıldır her hangi bir ilaç tüketmiyorum Hasta oluyormuyum derseniz evet oluyorum lakinbaşkalarını bir hafta yatağa bağlayan hastalıklar bende bir günde geçiyor. Bazı insanlara bulaşan viral enfeksiyonlar bende etki göstermeyebiliyor vs.

Bunun nasıl olduğunu Asla hasta olmayan insanların sırrı isimli makelemizle sizler ile paylaşacağım
Saygılarımla Hr Adnan Yıldırım

ASLA HAST OLMAYAN İNSANLARIN SIRRI
1-) Stres yönetimi: Herkesin hayatı kendi penceresinden bakıldığında en mutlu insan dahil belli bir stres içersindedir. Dünya genelinde araştırmalar kanıtlamıştır ki stres her hastalığın anasıdır onu besler ve büyütür. stresin yol açabileceği hastalıklar saymakla bitecek gibi değil lakin bir kaç örnek verecek olursak Şeker, Kalp, Mide rahatsızlıkları, Egzama, sedef, vitiligo, vs liste çok uzun. Konuştuğum bir çok insan stresten şikayetçi olurken bununla nasıl başa çıkmaları gerektiğini bilmemektedirler. Hatta bir hanımefende gözümün önünde strese dayalı olarak tansiyonunu 12 den18 e kadar çıkartabilmiştir ve bu yarım saat içerisindeki ölçüm değerleridir. Vurdum duymaz olmak gerekmez Lakin Peygamber efendimizinde bu konuda çok ciddi tavsiyeleri vardır. Bu mevzuda bir ideali kendine dert edinmekle o konu hakkında Allahın kaderini hiçe sayıp neden niçin keşke vs kelimeleri kullanıp kendimizi perişan etmek farklı şeylerdir

Bilim adamları, stres derecesi ne kadar yüksekse, kandaki akyuvarların tepkisinin o kadar zayıfladığını ifade etmektedirler. Oxford Üniversitesi Teknoloji Transferi Bölümü'nde görevli Linda Naylor başkanlığındaki ekibin geliştirdiği test sayesinde, stres derecesinin bağışıklık sistemi üzerindeki bu olumsuz etkisi ölçülebilmektedir. Stresle, bağışıklık sistemi arasında da yakın bir ilişki vardır. Fizyolojik stres, bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir etki yapar ve bağışıklık sistemini çökertmeye çalışır. Stres altında olan beyin, vücutta kortizol hormonu üretimini artırır ve bağışıklık sistemini zayıflatır. Diğer bir deyişle beyin, bağışıklık sistemi ve hormonlar birbirleriyle ilişki içindedirler. Bu konuda uzmanlar şöyle demektedir: Psikolojik veya fiziksel stres konusundaki çalışmalar uzun süren yoğun bir stresle karşılaşıldığı zaman hormonal dengeye bağlı olarak bağışıklık cevabında bir düşüş olduğunu ortaya koymuştur. Kanser dahil birçok hastalığın ortaya çıkış ve şiddetinin hayat stresleriyle ilişkili olduğu bilinmektedir.

Stresi En çok azaltan şey ortam değiştirmek suyla temas etmek yalın ayak yürümek sabır müessesini çalıştırmak Abdest almak Namaz kılmak doğa yürüyüşü yapmak düzenli spor yapmak ve okumal öğrenmektir..


2-)Avrupada ve amerikadayemeklerin üzerinde bir çay kaşığı bira mayası eklenmektedir. Bizim kültürümüzde isa Kefir dediğimi değerli bir ürünümüzvar veextra olarak  tiamin, riboflavin, niasin, B6, folik asit ve biyotin gibi her gün gereksinim B vitaminleri alabileceğimiz polen gibi bir değerimiz var Hergün bir tatlı kaşığı polen yutmak ve düzenli olarak propolis kullanmak


3-)Daha az yemek: Galiba bu konuda örnek alacağımız millet japonlar kesinlikle sofradan doymadan kalkıyorlar Lakin Peygamber fendimizinde bu konuda bir ölçüsü vardır ve 14 asırdır uyan herkez kazanıyor yemek yerken midenin üçte birini yemek ile doldurmak geri kalanını su ve hava için bırakmak adil bir paylaşımdır
son araştırmalar, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve Alzheimer gibi yaşa bağlı sağlık sorunları, düşük insidansı ile kalori kısıtlamasına bağlandı yani az yerseniz LDL olmaz Kalp rahatsılığı yaşamazsınız mide rahatsızlığı olmaz vs


4-) Bakterilerden arındırılmış tamamen steril ortamlarımızı terketmek. Bakterilerle iç içe yaşayın demiyorum lakinbu steril ortam işi ziyadesi ile abarttığımızı düşünüyorum. Ben sadece iki çocuk örneği vereyim. Bir memur ailenin çocuğu can diğeri ise köyde yaşayan mehmet ağanın ağlu halil biri durmadan hata oluyor halbuki tüm sağlık olanaklarına sahip ailesi üzerine titriyor. Alması gereken gıdaları çok güzel bir şekilde aile tedark edebiliyor. Diğeri ise Yaz kış lastik ayakkabı giyiyor Uzmanlara göre yetersiz besleniyor. toprakla bağla bahçeyle uğraşıyor. steril el yıkama losyonları antibakteriyal bir çok ürünü kullanmıyor sizce hangisi daha çok hasta oluyor.
Bakterilerin varlığının vücudumuzla smbiyotik bir etkileşimi vardır. iyi bakteriler vücudun kendini savunması için birer tecrübe demektir. Devamlı nizami harp tecrübesi olan bağışıklık sistemi ile elinde imkanları olup tecrübesi olmayan bağışıklık sistemi tabiki bir değildir


5-)Bitkise çözümlerden uzak yaşamamak. Biz bir çok şeyde olduğu.gibi bitkisel ürünler konusunda da hem üreticisi hem tüketicisi ifrat ve tefriti yaşıyoruz Bu konuya çok fazla girmeyeceğim lakin 2000 yıldır insanlar tarafından kullanıldığı belgelenen bitkisel yöntemleri hayatınıza sokun. Haddi zatında bu bizim 1000 yıllık kültürümüzdür. bu mevzuda aklınıza takılan soruları web sayfamızın arama motoruna yazarak giderebilirsiniz
Sağlıklı bir yşam dileklerimile
Hr Adnan Yıldırım

Hamilelikte stres bebeğe zararlı
Hamilelik döneminde yaşanılan stres, bebekte gelişme geriliği, öğrenme, dikkat zorlukları ve hatta otizme yol açıyor.

Araştırmacılar, buna ek olarak stresin bebekte gelişimsel ve duygusal problemlere neden olduğunu bildirdiler. Hebrew Üniversitesi Jerusalem Eczacılık Okulu'ndan Marta Weinstock-Rosin, yaptığı araştırmada, stresli annelerin bebeklerindeki davranışlarla stres altında olmayan annelerin bebeklerini karşılaştırdı.

Analizler, stres altında böbrek üstü bezi tarafından aşırı seviyede salgılanan kortizol hormonunun beyin gelişiminin kritik aşamalarında olumsuz etki yaptığını gösterdi. Araştırmacılar, normal koşullar altında bu hormonun geçici enerji sağlamada faydalı olduğunu, ancak bunun çok az miktarda ve kısa süreli salgılanması gerektiğini belirttiler. Aşırı stres altında ise, çok miktarda salgılanan kortizol hormonun anne karnındaki bebeğin beynine ulaşarak yapısal ve fonksiyonel değişikliklere yol açtığını ifade ettiler.

Normalin üzerindeki kortizol, plesenta tarafından salgılanan başka bir hormonu tetikleyerek bebeğin erken doğumuna yol açıyor ya da bebeğin normal gelişimini etkiliyor. Weinstock-Rosin, hormon seviyesinin yükselmesinin bebek üzerindeki muhtemel diğer etkilerini saptamak için daha fazla deneysel araştırmalar gerektiğini söyledi.

Bu çalışmanın sonuçları, "Stresin Uzun Dönemli Sonuçları" isimli uluslararası bir konferansla kamuoyuna duyuruldu.

Zaman Online

Beslenme, Stres ve Denge
Bedeninizin stresin etkilerine karşı gerekli olan enerji depolarını uygun düzeyde devam ettirebilme kabiliyeti,
büyük oranda iyi dengelenmiş ve besleyici değeri yüksek bir diyete bağlıdır. Yediğiniz gıda ve onu yeme şekliniz, fizikî ve zihnî sağlığınızı toplam bütünde nasıl hissettiğinizi belirlemede önemli rol oynar. Kötü şekilde düzenlenmiş ve sindirilmiş bir mönü, hayatınızı dengeleme yönünde diğer stratejilerden elde ettiğiniz faydaların çoğunu etkisiz hâle getirebilir. İnsanların beslenme tercihleri büyük ölçüde farklılıklar gösterir. Aşağıda kendinize ait optimal beslenme stratejinizi belirlemede yardımcı olabilecek bazı temel beslenme kriterleri verilmektedir.

*Yemeklerde rahat olunuz: Gıdalardan alabildiğiniz besleyici minerallerin miktarı, kısmen sizin yemek yeme alışkanlıklarınızla belirlenir. Eğer siz heyecanlı, gergin iseniz ve yemekleri çok hızlı yiyorsanız, o zaman yediğiniz gıdalar, uygun şekilde çiğnenmeyecek ve tükürükle karıştırılmayacaktır. Bu ise sizin yediğiniz gıdada varolan besleyici elementlerin tümünü almanıza mani olacaktır.

Buna ilâve olarak mide ve bağırsak sisteminize fazladan bir stres de yüklenecektir. Biyolojik sistemde iştah arzusu yaklaşık 20 dakikalık periyotlarla uyarılır. Yani sizin midenizi doyurmak için ortalama 20 dakikalık bir süreniz var demektir. Çok hızlı yerseniz, çok çok fazla yemek yemiş olursunuz. Bundan dolayı yemek yeme sürenizi çevrenizdekilerle sohbet ederek yavaşlatınız. Ağzınıza aldığınız besini çiğnemenin zevkini duymayı öğreniniz. Yemek yeme işleminin, yemeğin bizzat kendisi yanında hazırlığı, tat almayı, koku duymayı, yemeğin dokusunu ve çevreyi algılamayı kapsayan bir işlem olduğunu düşünerek, egzersizlere başlayınız.

*Kendinize ait günlük yemek saatlerinizi belirleyiniz: Yemek zamanlarını düzenli aralıklarla tanzim etmek, sindirim sistemi için en uygun ve doğru olanıdır. İki yemek zamanı arasında küçük kahvaltı türü şeyler yemek veya geceleyin uykuya yakın saatte yemek yemek beden için istenmeyen ve onu zorlayıcı bir alışkanlıktır. Eğer aralarda illâ bir şeyler yemeyi isterseniz, tercihiniz meyveler, taze sebzeler ve tahıldan yapılmış diyet ve lifli bisküviler olsun. Özellikle, arada yediğiniz şeylerin şekerleme türü şeyler olmasından kaçınınız.

*İştahınızı dinleyiniz ve onu duyunuz: Bedeninizin ihtiyaçlarını dinlemeyi öğreniniz. Gerçekten aç mısınız? Pek çok insan canı sıkıldığında, endişe ve kaygıları çoğaldığında veya damak zevkini tatmin etmek için yemek yerler. Gıdaya, sofraya veya mutfağa yakın olduğunuzda gerçekten ne hissetmeye başladığınıza dikkat ediniz. Çünkü beyninizde iştahınızı düzenleyen kısım ile duygularınızı kontrol eden kısım aynıdır. Bundan dolayı, şehvanî arzu ve isteklerimiz, düzensiz yeme alışkanlıklarımız, genellikle yalnızlık, mutsuzluk gibi duygusal gerginliğe bağlı dengesiz durumların varlığını yansıtır. Eğer fiziksel enerjinizi yeniden kazanmaktan ziyade, duygusal nedenlerden dolayı daha fazla yemek istediğinizi hissediyorsanız, bir doktora danışmanızda fayda vardır.

*Basit ve sade şeyler yiyiniz: Gıdaların üzerindeki etiketleri okuyunuz. İçindekilerin neler olduğunu inceleyiniz. Ve katkı maddelerinden mümkün olduğunca kaçınınız. Aşırı yağ, katkı maddeleri ve kimyevî koruyucular içeren gıdaları tükettiğinizde, mide, karaciğer, safrakesesi, bağırsak, böbrek gibi iç organlarınız kendine ait görevlerini yaparken çok daha fazla çalışmak zorunda kalacaklardır. Bundan dolayı, mümkün olduğunca taze, işlenmemiş, rafine edilmemiş ve olduğu gibi satılan gıdaları tüketmeye çalışınız.

*Kafeinden uzak durunuz: Kafein, bedeninizde strese cevabı başlatan bir uyarıcıdır. Sinir sisteminizi, kalbinizi ve solunum sisteminizi uyarıcı etki yapar. Baş ağrıları, sinirlilik, duyarlılık, kan basıncında yükselme, ve mide problemleri günde 200-500 mg kadar kafein alındığında bile ortaya çıkabilmektedir. 250 ml'lik bir bardakla alınan veya Türk fincanı ölçeğiyle 7-8 fincan kahve, 220 mg kafein içerir. Rafine edilmiş aynı miktardaki kahve ise, 175 mg kafein içerir.

Kahve içerek uyuşukluğu üzerinizden atma yerine, hafif jimnastik hareketleriyle, soğuk duşla sabahları kendinizi toparlayınız. Kahve yerine bir bardak tabiî meyve suyu içiniz. Dinlenirken de kahve alma yerine, şifalı ot çaylarını tercih ediniz. Veya bir bardak su içiniz. Hafif tempoda bir kısa mesafeli yürüyüş yapınız. Ve derin şekilde nefes alıp veriniz. Kafeinden arındırılmış kahveleri içmeyi de minimum düzeyde tutunuz. Çünkü hiçbir kafeini ayırma işlemi % 100 etkin olmadığı gibi, kafeini uzaklaştırma işlemlerinde toksik kimyasallar kullanılır.

*Şekeri azaltınız: Şeker iki şekilde stres üreten gıdadır. Şeker aldığınızda vücudunuz, artan kan şekeri seviyesini, sizin mücadele veya kaçış pozisyonunda olduğunuzu gösteren bir işaret olarak yorumlar. Sizin bütün bedeniniz uyarılır ve harekete hazır hâle getirilir. Bu şeker paniği, bütün sisteminizi dengeden uzaklaştırır. Enerji ve bitkinlik de genellikle şeker yorgunluğu olarak bilinen önemli sallanmalar üretebilir.

Mümkün olduğunca rafine şekerleri almayı azaltınız. Tamamen azaltamıyorsanız, bizzat tatlıları ve şekerlemeleri yemekten uzak durunuz. Sadece protein ve kompleks karbonhidratlar bakımından zengin yemeklerin sonunda tatlılardan biraz alabilirsiniz. Şekerin zararlı etkilerini önlemek ve enerji stoklarınızı şarj etmek, dengelemek için taze, rafine olmamış bütün sebze, meyve ve tahılları gıda olarak tüketmeyi artırınız.

*Lifli gıda tüketiminizi artırınız: Bazı insanlar, strese maruz kalırlarsa kabız olurlar. Rahatsızlığı yanında bu durum, bitkinliğe ve yorgunluğa ve toksik maddelerin bedende birikmesine sebep olabilir. Düzenli şekilde egzersiz yapınız. Bol sıvı tüketiniz. Lif oranı yüksek gıdalar alınız. Gerektiğinde lifli, kepekli ve ketenli katkı maddeleri ile yemeğinizi zenginleştiriniz.

*Bol miktarda sıvı içecek tüketiniz: Mevcut araştırmalar, her gün bol miktarda su içmenin hayatî önemini vurgulamaktadır. Dünyamıza benzer şekilde, bedenimizin üçte ikisinden fazlası sudan oluşur. Her organ, uygun şekilde fonksiyon görebilmek için yeterli miktarda sıvıya ihtiyaç duyar. Sodyumun böbreklerde tutulması, sıvı alımının yetersiz olduğu bazı insanlar için strese cevap olabilir. Bu ise, kalbimize, ciğerlerimize, böbreklerimize, kaslarımıza derimize ve beynimize fazladan yük yükler. Bu hayatî organları dengede tutmak ve yüksek düzeylerde çalışmasını sağlamak için, araştırmacılar, her gün 6-8 bardak su içmemizi tavsiye ediyorlar.

*Tuzu azaltınız: Yüksek kan basıncı veya hipertansiyon, genellikle stresle alâkalı bir hastalıktır. Bazı kişiler tansiyonlarını kontrol altında tutabilmek için düzenli ilâç almaya ihtiyaç duyabilirler. Bazıları da hayat tarzlarında değişiklik yaparak (rahatlama eğitimi ve diyet değişikliği gibi) tansiyonlarını kontrol altına almada önemli iyileşmeler gösterebilirler. Tuz tüketimini azaltma bazı insanlarda hipertansiyonu kontrol altına almaya yardım edebilir. Doktorunuz tarafından da tavsiye edilmişse, genel koruyucu önlem olarak, günlük tuz alım miktarını 5 gramın altına düşürünüz.

Hazır gıda alıyorsanız etiketini okuyarak, gerçekte ne yediğinizin farkında olunuz. Tatlandırıcı ve damak zevki olarak baharatları ve faydalı aromatik otları kullanınız. Tuzu istenilen ölçüde azalttığınızda, damak zevkini artırıcı diğer tatlandırıcılara karşı duyarlılığınızın arttığını keşfedebilirsiniz.

*Sağlıklı kilonuzu devam ettiriniz: Ömür uzunluğunu artırma ile ilgili yapılan çalışmaların çoğu, uzun süreli bir yaşam için ideal kilonun, genellikle yaşınıza göre olmanız gereken kilonuzun 5 kilo yukarısı veya aşağısında kalan aralıkta oynadığını göstermektedir. Bir çok araştırmacı, şişmanlığın sağlığa zarar verdiğine ve stres tehlikesi taşıdığına inanmasına rağmen, genellikle kilonuzun birkaç kilo üstünde olmanız, sürekli kilo kaybetme veya kazanmaktan daha sağlıklı bir durumdur. Burada da en iyi kılavuz, aşırılıklardan kaçınma, dengeli bir orta yolu geliştirme ve güçlendirmedir.

*Yeterli miktarda vitamin ve mineral alınız: Yüksek stres koşullarında vücudunuz, bazı mineralleri ve suda eriyen vitaminleri daha çok kullanır. Bu besleyici elementler, sürekli şekilde yerine konmazsa, vücudun depoları aniden bitebilir. Özellikle C, B vitamini kompleksi, kalsiyum, potasyum, çinko ve magnezyum gibi elementlerin, stresten korunma ve tedavi için daha fazla miktarda alınması tavsiye edilmektedir. Diyetinize düzenli şekilde bu mineralleri ve vitaminleri dahil ediniz. Bunlar genellikle yapraklı yeşil sebzelerde, tahıllarda, buğdayda, fındıkta, tohumlarda ve meyvelerde bol miktarda bulunurlar.

*Alerjilerinizin farkında olunuz: Besinlerden kaynaklanan alerjiler, bazı insanlar için gizli gıdaya bağlı stres oluşturur. Çoğu insanlar için çok faydalı besinler olan bazı gıdalar bazı kimseler için alerjik olabilir.

Besin alerjilerinin belirtileri, hapşırma, baş ağrısı, deri kaşıntıları, deride kabarcıklar olabilir. Bu belirtiler hafif veya şiddetli olabilir. Belirtiler, gıdayı aldıktan hemen sonra veya birkaç saat sonra görülebilir. Hafif seyreden alerjik reaksiyonlarda alerji yapan besin 3-4 gün yenmezse, hiçbir rahatsızlığa yol açmaz. Fakat kişi arka arkaya 3-4 gün bu alerjik besini yerse, klinik rahatsızlıklara yol açabilir. Eğer besin alerjilerinin sizin için bir problem olduğunu düşünüyorsanız, farklı gıdalara ve farklı gıda karışımlarına karşı reaksiyonlarınızı gözlemleyiniz. Besin alerjilerinde uzman bir hekime danışarak ilâve testler yapılmasını isteyiniz.

*Beslenmenizde yeterli düzeyde çeşitlilik bulundurunuz: Günlük hayatın giderek artan stresine karşı etkili bir yönetim uygulayabilmek için, beden ve zihninizi hazırlamada bol çeşit içeren, dengeli bir diyet önemli bir anahtardır. Gıdaların veya besleyici minerallerin herhangi birini aşırı miktarda içeren herhangi bir diyet, gerekli bazı mineral ve vitaminleri diyetten çıkarıyor demektir. Bedeninizin ihtiyaçlarını dinlemeyi öğreniniz ve yemeklerinizi bol çeşit olacak şekilde plânlayınız. Yemek mönülerinde hem pişmiş hem de çiğ gıdalar olmalıdır. Bütün renkli ve yeşil sebzeler, meyveler, çeşitli protein kaynakları ve tahılların (kepekli kepeksiz ekmek, buğday, pirinç, bulgur vs) günlük mönülerin birinde mutlaka olması tavsiye edilir.

Özetlersek dengenin varlığına işaretler kâinata konduğu gibi, bizim biyolojik bedenimize de konmuştur. Seçim ve tercih farkındalıktan sonra söz konusu olduğu için, bedenimizdeki dengeyi farkettiğimizde, bu dengenin hayatın alt yapısı ve sistemi olduğunu anladığımızda, hayatımızı daha dengeli yaşama konusunda belli bir gayret gösterebiliriz. Kendi biyolojik bedenindeki denge işaretlerini okuyamayan insanların, hayatlarını dengeli bir şekilde sürdürmeleri de çok zordur.

Kaynak
- Joel Levey ve Michelle Levey, Living in Balance - A dynamic approach for creating harmony and wholness in a chaotic world, Conari Press, Berkeley-California-USA 1998.

Şişmanlığın 8 gizli nedeni!

Bugüne kadar hesap basitti: Çok fazla yemek ve az hareket etmek kocaman bir göbek demekti. Ancak bu bilgiyi küçücük çocukların bile bilmesine rağmen değişen bir şey olmadı. Dünyada genel olarak baktığımızda obezite azalmıyor tersine artıyor. Ancak endokrinoloji uzmanları şişmanlığa sebep olan yeni faktörler de keşfettiler. Bilimadamları ‘elbette ki insanların yakabileceğinden daha fazla kalori edinmesi her zamanki gibi en büyük problemimiz’ diyor ancak işin içinde başka faktörlerin de olduğunu belirtiyorlar. İşte şişmanlığa sebep olan gizli düşmanlar:


1. UYKU PROBLEMLERİ
Yapılan araştırmalar, günde 12 saatten az uyuyan okul çağı çocuklarının, 12 saat ve daha çok uyuyanlara göre 3.5 kat daha fazla obezite riskine sahip olduklarını ortaya koyuyor. İşin en ilginci anne-babanın obez olması, hareketsizlik, uzun saatler TV seyretmek gibi faktörlerin hiçbir bu çocuklarda uyku kadar etkili olmuyor! Bilimadamları bunu uyku sırasında leptin hormonunun seviyesinin düşmesine bağlıyor. Çünkü leptin vücutta metabolizmanın hızlanmasına yardımcı oluyor ve açlık hissini önlüyor. Bu süreç yetişkinlerde de aynı şekilde işlediği için gece uykusuna özellikle dikkat etmeniz gerekiyor. Uyku öncesinde yapacağınız ılık bir duş ve içeceğiniz bir bardak sıcak süt sizi daha da rahatlatacak. Eğer kronik bir uyku probleminiz varsa mutlaka bir doktora danışmalısınız.

2. GENETİK MİRAS
Gen araştırmaları şimdilerde şişmanlıkla ilgili araştırmaların en önemli ayağını oluşturuyor. Çünkü açlığın sorumlusunun bazı genler olduğu düşünülüyor. Tek yumurta ikizleriyle yapılan araştırmalar gösteriyor ki vücut ağırlığının yüzde 70’ine kadar olan kısmını genlerimize sadece yüzde 30’luk bir bölümünü ise çevre faktörlerine borçluyuz. Bilimadamları şişmanlığa yol açan gen sayısının 30-100 arasında olduğunu söylüyor.Hepsinin tek başına çok küçük bir etkileri var. Ancak bir araya geldiklerinde tartının ibresini fırlatıveriyorlar. Buna göre iştahı artıran genler, vücuda elma veya armut formunu veren genler, metabolizmayı yöneten genler belirlenmiş durumda. Yuvarlak genlere sahip olanların maalesef yediklerine çok dikkat etmesi gerekiyor. Her şeyden önce özellikle yaşamın belli dönemlerinde özellikle dikkat etmeniz gerekiyor. Örneğin hamilelik döneminde veya menopoza girerken. Doktorlar gelecekte bu gen durumunu dengeleyecek ilaçların çıkacağını söylüyor. Ama o zamana dek yapılacak şey beslenme alışkanlıklarına dikkat etmek.

3. İLAÇLARIN ETKİSİ
Pek çok kadın bazı doğum kontrol ilaçlarının yarattığı kilo problemlerinden haberdar. Aslında sadece doğum kontrol ilaçları değil genel olarak pek çok ilaç fazla kiloya sebep olabiliyor. O yüzden hastasına ilaç yazan bir doktorun bu konuda hassas davranması gerekiyor. Örneğin bazı depresyon ilaçları 3-4 kiloya kadar artışa sebep olabiliyor. Tansiyon için kullanılan kimi ilaçlarsa ekstra 2 kilo anlamına gelebiliyor. Diyabet ilaçlarının 3-4, insülin şırıngalarının ise uzun vadede 10-15 kiloya kadar artışa sebep olduğu biliniyor. Bu yüzden özellikle diyabet problemi olanların erkenden spor yapmaya başlamaları tedavi sırasında gelebilecek kilolara karşı koymaları açısından önemli. Eğer ilaç kullanımında kilo alma gibi bir endişeniz varsa bunu mutlaka doktorunuzla paylaşmalısınız. Belki de daha ince bir alternatifiniz olabilir.

4. KLİMALAR
Üşüdüğümüzde veya terlediğimizde vücudumuz ısıyı ayarlamak zorunda kalır ve bunun içinde enerjiye ihtiyacı olur. Klimalar ise işte bu görevi üstlenirler. Hayvanlar üzerinde yapılan bir deneyde sıcakta veya soğukta kilo verdikleri gözlemlenmiş. Gün boyunca sabit olarak ısıtılan veya klimayla soğutan mekanlarda yaşıyoruz. Bu ısı ortalama 26 derece civarında. Ve tam da bu ısıda ekstra hiçbir şey yakmak mümkün değil. Bu yüzden vücudunuza rahat vermeyin ve onu zaman zaman ısı değişimlerine maruz bırakın. Mesela saunaya girin ardından buz gibi havuzda yüzün. Hatta bazı geceler pencereler açık olarak uyumaktan korkmayın. Bu sizin bağışıklık sisteminizi de harekete geçirecek emin olun.

5. EVLENMEK
Sadece kişisel tecrübeler değil bilimsel araştırmalar da evliliğin yemek alışkanlıklarını hem kadın hem de erkek açısından bilinçsizce değiştirdiğini ortaya koyuyor. İngiltere Newcastle Üniversitesi bilimadamları, yaptıkları çalışmalarda evlendikten sonra erkeklerin daha sağlıklı beslendiklerini, kadınlarınsa yemelerine çok fazla dikkat etmeyip kilo aldıklarını ortaya çıkarmış. Uzmanlar bunun sebebini kadınların daha fazla et ve büyük porsiyonlarda yemek yemesine, evlilikle ilgili strese daha yatkın olmalarına ve genel olarak sağlıksız beslenmelerine bağlıyor. Peki bu konuda ne yapılabilir? Bilimadamları esprili bir cevap veriyor ya bekar kalacaksınız ya da eski sabit beslenme alışkanlığınızı devam ettireceksiniz.

6. NİKOTİN
Her geçen gün daha çok insanın sigaradan vazgeçmesi sağlık açısından çok güzel bir şey. Ancak bunun etkilerini sadece ciğerlerde ve deride değil maalesef tartıda da görüyorsunuz. Amerika’daki Michigan Üniversitesi bilimadamları sigarayı bıraktıktan sonra sanıldığından da çok kilo alındığına dikkat çekiyor. Diyelim sigara içerken 2-6 kilo fazlanız varsa sigarayı bıraktıktan sonra bu fazlalık rahatlıkla 7-8 kiloyu bulabiliyor. Çünkü nikotin iştahı kesiyor ve metabolizma çalışmasını hızlandırıyor. Ancak kilo bile alsanız yine de değer çünkü sağlığa nikotinden daha fazla zarar veren bir şey yok. Uzmanlar sigarayı bırakanların özellikle ilk 6 ay çok dikkat etmeleri gerektiğini söylüyor. Kilo alımını önlemek, kilo almaktan daha kolay. Önemli olan bunun bilincine içtiğiniz son sigarada varmak ve buna göre bir bilanço yapmak. Yani daha az yemek ve daha çok spor yapmak.

7. YAŞ
Araştırmalar, insanoğlunun 20 yaşının ortasına kadar her ay 300 gram aldığını gösteriyor. Yaşlandıkça da kas grubundan kaybediyoruz. Ancak bu kas grubu önemli çünkü tek başlarına bile kalori yakmak için onlara ihtiyacımız var. 25-30 yaşlarında kilo daha da çok artıyor. Bu 40 yaşına kadar böyle gidiyor. Menopoz döneminde östrojen azaldığı için ekstra kilolar alınıyor. Bu yüzden yaşlandıkça kas egzersizlerine önem vermelisiniz. Ayrıca protein tüketimini de artırmalısınız. Çünkü kas gücünü artırmak için proteine ihtiyacınız var.

8.STRES
Bütün bir gün etrafta koşuşturursak aslında kilo vermemiz gerek değil mi? Ancak Amerika’daki Chicago üniversitesi’nde yapılan bir araştırma bunun aksini gösteriyor. Özellikle kadınlar stres zamanlarında lüzumsuz bir şekilde kilo alıyorlar. Üstelik stres faktörleri ne kadar artarsa o kadar çok kilo alıyorlar. Çünkü stres sırasında kortizol denilen bir madde salgılıyoruz. Bu da yağ hücrelerini harekete geçiriyor ve enerjinin görevini yapmasını engelliyor. Bu stres yükü haftalar boyu sürerse o zaman vücut, yağ deposu rezervini artırıyor. Bu yüzden kendinize zaman zaman mutlaka özel vakit ayırın. Stresinizin üstesinden gelebilmek için birileriyle konuşmak ya da düşüncelerinizi yazıya dökmek de iyi gelebilir. Boston Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre gerilimden en kolay kurtulmanın yolu onun üzerine gitmek.

Yaşlandıkça, özellikle karnımızın etrafında simit dediğimiz bölgede yağ kitlesi oluşur ve şekilli bir göbeğe sahip olmak dahada zorlaşır. Göbek yağını kaybetmenin en iyi yolu, hızlı yemeyi ortadan kaldırmak yani porsiyonlarımızı tüketirken mümkün olduğu kadar sohbet etmek. Göbek yağı için en riskli beslenme şekli tv karşısında yemektir. Düzenli bir uyku saatine sahip olmak ne çok ne de az uyumak kilo vermek isteyenler için günde 7 saatten fazlası iç yağlanma oluşumunu destekler, aktif kalmak, egzersiz stillerini birleştirmek, yoga yapmak ve çoklu doymamış yağ asitleri içeren yağ gruplarını tüketmek ve günlük beslenmemizin içerisine, sirke , badem , fasulye, salatalık , avokado , yeşil çay ve diyet lifi  eklemek gerekmektedir .


simit bölgesi yağlanması nedir?

Kilo vermek, modern dünyamızda herkesin aklında olan ama çok az kişinin başardığı bir şeydir. Kilo verme ve vücudumuzu şekle sokma popüler hobilerdendir diyebiliriz, ancak vücudun kilo verirken bir türlü gitmeyen en sinir bozucu bölgesi simit bölgesi bel çevresidir. Göbek yağları, vücudun diğer yağ birikimlerinden biraz daha farklıdır ve çoğunlukla visseral yağ olarak adlandırılırYağın bu şekilde göbek etrafında birikmesi aslında kalphastalıklarının, diyabetin ve diğer ciddi sağlık sorunlarının  erken göstergeleridir 
Vücuttaki yağ, vücudumuzun en tehlikeli formudur, çünkü hayati organlarımızla çok yakındır azı karardır çoğu zarardır. Büyük yağ hücreleri aynı  zamanda kanser , diyabet, inme, osteoporoz ve metabolik dengesizlikler riskini artıran pek çok açıdan tehlikeli olabilecek hormon ve kimyasallar da salmaktadır Vücut içi yağ (karın yağıaslında karın kasları ve yağın subkütan tabakasının altında bulunur , bu da görülmesi zor ve daha da zor yakmamızı sağlar aktif bir spor hayatı olmadan hatta yakılması imkansızdır Hızlı bir şekilde kilo kaybı vaat eden birçok diyet beslenme tavsiyeleri vs ,ancak ve sadece geçici veya yüzeysel bir düzeltmedir. Gelelim sadete İşte göbek yağını kaybetmenin en iyi yollarından bazıları.

Karın Yağını Kaybetmenin Yolları

Göbek yağını kaybetmenin basit yolları şunları içerir:

Fast Food'u ortadan kaldır

Geç uyandığınızda ve öğle yemeğiini atladığınızda lezzetli bir cheeseburger almanız hızlı ve kolay olabilir , ancak diyetiniz ve göbek yağ yakma planlarınız için bu bir felakettir. Mükemmeliyetçi değilim ama insan bence sınırlarını bilmeli ve metebolizmasını tanımalı eğer o gün 1 saat sporu gözel alıyorsanız yiyin bir sorun yok .Doymuş yağlar, yani hayvansal yağlar spor veya diyet yapıp  yağ yakmak için çalışıyorsanız sizin için iyi bir seçim değildir ve  bu yüzden  fast-food tüketimini kesmek hayrınıza olacaktır. Hani Bazı yağları bazı zamanlar için ayırabiliriz. haftada 1-2 defa tereyağı fastfood olmamak kaydı ile kuyruk yağı gibi yağlar çok sorun değil 

Salatalık yiyin


Salatalık besin değeri yüksek , çok düşük kalorili bir besindir; diyet lifi, mineraller ve gerekli vitaminlerle doludur , bir arkadaşım üç ay boyunca sadece salatalık yiyerek 14 kg verdi sağlıklımı değil tek başına olmaz. Salatalıklar sizi tok tutabilir midenizi doldurabilir ve metabolizmanızı optimize edebilir ve vücuda istenmeyen yağ katkısı olmadan kilo kaybını hızlandırmaya yardımcı olur .

Çoklu doymamış yağları tüketin

Gövdenizin yağını azaltmak için doğru miktarda yağ yemeniz çok önemlidir. Bazı yağlar sadece doymuş yağlar gibi visseral yağa katkıda bulunur, ancak fındıklarda ve belirli balık türlerinde bulunan çoklu doymamış yağları diyetinize eklerseniz , anti-inflamatuar potansiyelinden yararlanabilir ve aslında iç organ yağınızı azaltmaya yardımcı olabilirsiniz. 

Yoga yapın

Çalışmalar post-natal ve post-menopausal kadınların egzersizlerine ve sağlık rejimlerine yoga eklerseler viseral yağ depolarında önemli oranlarda azalmalar gördüklerini gösteriyor. Yoga, stres azaltmak ve aşırı stres hormonlarını vücudunuzdan atmak için harika bir yoldur , yani kortizol. Kronik stres, kortizol seviyeleri ve karın yağları arasında direkt bir bağlantı var, bu yüzden aklınızı boşaltın, sakinleşin.

Hareketli Kal

Bir sedanter yaşam tarzı yüksek viseral yağ, ilişkili sadece genellikle fiziksel eksikliği anlamına gelir, çünkü egzersiz , aynı zamanda çünkü ilişkili alt metabolik seviyelerde, sağlıksız gıda yüksek alımı ve bu stres gibi psikolojik etkileri olan anksiyete ve suçluluk. Mümkün olduğunca aktif kalarak (asansörün yerine merdivenleri alarak, çalışırken ayakta kalmanız veya işe bisiklet sürmeniz), fiziksel ve zihinsel enerjinizi yüksek tutarak karın yağının gelişimini önleyebilirsiniz.

Uykunuzu Düzenleyin

Araştırmalar, uyku planının ve düzenlenmesinin  6-7 saatten fazla olmasının yğ yakımında sorun teşkil edeceğini gösteriyor.6 saat uyku en ideali olmakla beraber yağ metebolizması üzerinde oldukça olumlu etkileri mevcut Bununla birlikte, haftanın iki günü (Cumartesi ve Pazar?) çokk fazla uyursanız, yağlanmanız artabilir. Aslında, sıkı bir uyku programı yapın , ancak vücudunuzun tatil günleriniz için çok tembel olmasınada izin vermeyin. Ne çok uyuyun nede uykusuz kalın. ben 10 saat uyumayınca uykumu alamıyorum diyenler yağ yakmadı hiç şansınız yok bilin istedim. 

Badem yiyin kavrulmamış olsun

Bel bölgenizdeki yağı yakmaya çalışıyorsanız, belki de en iyi sonuç, çoklu doymamış ve tekli doymamış yağları diyetinize eklemektir bu da bizim istediğimiz iyi nevi ve anti-inflamatuar ve kolesterol dengeleyici faaliyetlerle visseral yağın yok edilmesine yardımcı olan yağlardır. . Ayrıca, badem ve  fındık kas oluşumunu desteklerken  ve yağ yakmaya yardımcı yüksek lif    ve  magnezyum  konsantrasyonları da içerir.


Egzersizi çeşitlendirin ve stilleri Birleştirin

Birçok kişi, kardiyovasküler egzersiz programlarının, göbek yağını yakmanın en iyi yolu olduğunu düşünürken, egzersiz stillerini birleştirmek aslında hızlı bir şekilde göbek yağını kaybetmek için daha iyi bir yoldur. Kardiyo egzersizleri arasında kilo egzersizi yaptığınızda, yüksek yoğunluklu egzersiz metabolizmanızın hızlanmasına  ve daha hızlı daha fazla yağ yakmanıza neden olabilir. Vücudunuzdaki değişen egzersiz stilleri ve fiziksel talepler, metabolizmanızı "herzaman diri " tutabilir, yüksek seviyede çalışır, hatta uykudayken spor yapmadığınızda dahi yağ yakabilir!

Avokado tüketin

Avokadonların yüksek lif içeriği sizi düzenli tutar ve açlık azaltırken bazı önemli amino asitlerin konsantrasyonu vücut ağırlığını optimize etmeye ve gereksiz göbek yağının yakılmasına yardımcı olabilir. Avakadoyu hala meyva zannedenlerimiz var yapmayın. 

Diyetinizde Sirke kullanın

Hoş görünmeyebilir, fakat bir çok anekdot ve kullanıcı kanıtı sirkenin aslında göbek yağını yakıcı etkili bir araç olabileceğini söylüyor. Bir çorba kaşığı sirke içmek iç organlarımızın etrafındaki yağı azaltabilir ve bu konudaki araştırmalar biraz sınırlı da olsa, sirke içindeki asitlerin visseral yağ metabolizmasını yakan bazı proteinlerin üretimini teşvik ettiğine inanılıyor .

Yüksek Diyet lifi Alımı

Yüksek konsantrasyonda diyet lifi bulunan gıdalar, tüm vücutta inflamasyonu azaltmada, kolesterol düzeylerini dengelemede , sindirim sisteminizi düzene koymaya ve besin alımınızı optimize etmede oldukça faydalıdır; bunların hepsi metabolizmayı iyileştirmeye ve daha fazla karın yağı yakmaya yardımcı olabilir.

Nişastayı Kes

Nişasta, kolayca iç organ yağına dönüştürülebilen boş kalorinin önemli bir kaynağıdır Eğer büyük bir patates yiyo iseniz , vekarın yağı yakmaya çalışıyorsanız, elinizdekini sakince yerine bırakın . Bunun yerine bir avuç badem veya salatalık tüketin avakado olur hiç sorun değil!

Daha küçük porsiyonlar yiyin ve yavaş yavaş yiyin

Göbek yağını yakmak istiyorsanız neyi ve nasıl yiyeceğinize dair çok sayıda tavsiye var, herkesinde muhakkak bi fikri var. Yok komşum şöyle yaptı yok eltim böyle yaptı çok dinlersiniz. ancak mantıklı olan şey daha yavaş ve daha küçük lokmalar halinde yemektir . Daha küçük lokmalar yiyerek ve onları yavaş yavaş tüketerek vücudunuzun, aldığı şeyleri işlemesine zaman tanıyın. Ayrıca, daha küçük porsiyonlar, metabolizmanızı ve sindirim sisteminizi daha uzun süre aktif ve uyanık şekilde tutar buda ufak porsiyonlarınızın sayısını artırırken metebolizma hızınızıda ikiye katlar; bu da göbek yağını yakar!

Fiziksel olarak kendinizi zorlayın

Kendinizi normal egzersiz döngüsünden biraz kurtarın ve vücudunuzun sınırlarını zorlayın, bu göbek yağını yakmanın harika bir yoludur. Düzenli olarak yaptığınız egzersizde terlemeye başlarsınız vücudunuz ısınır yüzünüz yanmaya başlar  bu noktada kendinize "meydan okuma" hissetmiyorsanız, vücudunuz muhtemelen metabolizmasını hızlandırıp  iç organ yağ hücrelerini yakarak tepki vermez Bununla birlikte, normalde yaptığınızın ötesinde vücudunuzu çeşitli egzersiz stilleri ve yoğunluklarıyla şaşırtmak zorlamak daha fazlasını ondan istemek ,yağ yakım sisteminizi çok hızlı bir şekilde başlatabilir.

Diyetinizi her hafta değiştirin.

Aynı gıdaları günün aynı saatlerinde bir iki hafta boyunca  yerseniz vücudunuzun istenmeyen bir ritime düşmesine sebep olabilirsiniz. Bazen, metabolizmayı esnek kılmak ve sisteminizi dinamik ve duyarlı hale getirmek için , midenizi biraz gerginleştirmeniz, farklı gıdalar, besinler, vitaminler, mineraller, organik bileşikler vb. Tüketmeniz gerekir . Bu, hamburger yiyin manasına gelmez, Bu mutfak kültürünüzü biraz genişletin farklı seçeneklerede yer verin akdeniz mutfağı uzak doğu tatlarınıda deneyin demektir.
- Referanslar

Kedi otu, Baldrian, Valariana officinalis

Kedi kökü
Şifalı kedi otu
Uyku otu
Cadı otu
Tıbbi kedi otu
Hayvan otu
Kokar kök
Familyası:
Kedi kökü; Valeriane radix
Kedi otunun sadece kökleri çay, tentür ve natürel ilaç yapımında kullanılır.
Giriş:
Kedi otunun bilinen dünyada 300 türü mevcuttur ve Türkiye’de 10 türünün bulunduğu ve bunların genellikle Marmara, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde yetiştiği bilinmektedir. Bu tıbbi kedi otunun haricinde Mexica kedi otu; Valeriana edulis (valeriana mexica), Hint kedi otu; Valeriana jatamansi Jones (Valeriana wallichii) ve Japon Kedi otunu; Valeriana fauriei BRIQ (Valeriana nipponica NAKAİ sayabiliriz. Bunların haricinde Tıbbi kedi otunun kendi alt türevleri de vardır. Bunlar yetiştiği toprağa, çevreye ve iklime göre değişikliklere uğramıştır. Çayır kedi otu; V.officinalis var.pratentis DIERBACH (v.pratensis), bu genellikle çayırlık ve çimenliklerde yetişir. Mürver kedi otu; V.sambucifolia bunun yaprakları Mürver yaprağına benzer. Tepe kedi otu; V.collinia WALLR (V.officinalis ssp.collina), Kaya kedi otu; V.saxatilis ve Dağ kedi otu; V.montana gibi isimlerle anılırlar. Meksika kedi otu, Hint kedi otu ve Japon kedi otunun birleşimindeki maddeler yapılan araştırmalar sonucu birçok bakımdan tıbbi kedi otuna farklılık göstermektedir ve aranan özelliklere sahip değillerdir. Bu nedenle biz sadece Avrupa ve Asya’nın ılıman bölgelerinde yetişen ve sonra Kuzey Amerika’da kültür bitkisi olarak yetiştirilmeye başlanan tıbbi kedi otunu ele alacağız.
Botanik:
Normal olarak kedi otu 0,5-1,2 metre boyundadır. Fakat humuslu, nemli ve mineral bakımından zengin topraklarda 2  metre’yi bulabilir. Gövde yuvarlak, içi boş, esmer, kahverengimsi veya kızılımsı esmer veya esmerimsi yeşil renktedir ve çatallaşmadan yükselir. Alt yaprakları uzun saplı kanat yapraklar olup tekildir yani yaprakları kanat gibi karşılıklı olarak dizilmiş olup sonda bir tek yaprak bulunur. Üst yaprakları gövdeye oturmuş olup karşılıklıdır. Alt yaprakları yumurta veya oval şekilde, kenarları dişli, üst yaprakları mızrak şeklinde ve kenarları bütündür. Çiçekleri salkım şemsiye şeklinde yani üzüm salkımı gibi çiçek sapların bağlı fakat geriden şemsiye görünümündedir. Çok küçük olan çiçeklerinin taç yaprakları 2-7m büyüklüğünde, pembe, açık pembe veya beyaz renkte, ortada 3-5 döllenme tozluğu vardır ve çiçek şemsiyesi takriben 50-150 çiçekten meydana gelir. Kökleri bir yumru şeklinde, 3-5 cm uzunluğunda, yumurta veya silindir şeklinde, ikinci olarak bu kökten çevresine yayılan 15-20 cm uzunluğunda, 1-4 metre kalınlığında, ip gibi yan kökler ve ana köklerden uzanan sürgünler çevresinde yeni kökler oluşturur. Ana kök ve saçak köklerin dışı sarımsı gri veya açık esmer renktedir.
Yetiştirilmesi:
Mart veya Nisanda kasalara veya seralara tohumları ekilir ve mayısta fideler bahçe veya tarlalara ekilir.
Hasat zamanı:
Kökleri eylül ve ekimde sökülerek yıkanır, kurutulur, nem¬den uzakta ve ışıktan uzakta muhafaza edilir. Kedi kökü kurutulurken sıcaklığın 40C°’nin üzerine çıkmaması gerekir. Şayet bunun üzerinde bir ısı ile kurutulur ise birleşimindeki eter yağı türevleri yok olur.
Birleşimi:
Birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sıralayabiliriz;
a) Eter yağ türevleri %0,3-1 arasında olup bunlarda Mono, Sesquiterpenler ve Sesquiterpenasitler olarak üç türden bulunur. 1) Monoterpenler; Bornylasetat, Bornylisovaleral, borneol, campfer, camphen, 1,8-cineol ve α-Pinen içerir. 2) Sesquiterpenler; Valerenal, valerenol, valeranon, E/Z-valerylacetat, E/Z-valerylisovalerat, β-bisabolen, γ-cadinen ve β-Elemen 3) Sesquiterpenasitler; Valerenasit, hydroxyvalerenasit, acetoxyvalerenasit, ısovalerylasit, eugenolisovalerylasit
b) Valepotria türevleri (Valeriana-epoxy-triester) %0,5-2 oranında bulunur ve monolar ve diler diye ikiye ayrılır. 1) Diler; Valtrat (%50-80), Isovaltrat, homovaltrat ve acevaltrat 2) Monolar; didrovaltrat, homodivaltrat ve IVHD-valdrat
c) Fenolkarbonikasitler; %1-3 oranında olup en önemlileri; trans-hesperidinasit, chlorogenasit ve kahve asidi içerir.
d) Alkaloitler; %0,05 oranında; Valerianin, actinidin α-methylpyrrylketon içerir.
e) Doyamamış yağ asitleri; Oleik asit, linolasit, linolenasit, stearinasit, belenasit ve arachidonasit içerir.
f) Ligan türevleri; Pinoresinol, 8-hydroxypinoresinol, prinsepinol bunların glikozitleri ile Massoniresinol-4-β-glikozit içerir.
g) Meksika kedi kökü; %5-8 valepotria türevleri ve çok az miktarda eter yağı, Japon kedi otu kökü %0,05 valepotriatlar ve %6-8 eter yağ türevleri, Hint kedi kökü %3-6 valepotriatlar ve %0,5 eter yağ türevleri, Şifalı kedi otu kökü %0,5-2 valepotriatlar, %0,3-0,8 eter yağları ile diğerlerinden farklı olarak %1-2 Hesperidin, valeranon ve liganlar içerir. bu farklılık Şifalı kedi otu kökünü diğer türlerden kaliteli kılar.
Özellikleri: Keskin, hafif acı, kuru ve serinleticidir.
Tesir şekli:
Teskin edici, uyutucu, krampları çözücü, korkuları önleyici, damarları daraltıcı, tansiyonu hafif düşürücü, sinirleri kuvvetlendiricidir.
Araştırmalar:
Bazı ilim adamları kedi kökünün birleşimindeki maddelerden eter yağları ile bazıları valepotriatlar ile bazıları da lignanlar ile araştırma yapmışlardır. Araştırma sonuçlarında hiçbir maddenin tek başına bir rol oynamadığı aksine bütün maddelerin birlikte etki ettiği tespit edilmiştir.
1) Vorbach ve Arnold 1995’de 121 hasta ile deney yapmışlardır. Hastalardan 61 kedi kökü ekstresi (Sedonium Dragees) 60 hasta ise Plasebo (ilaç gibi fakat sırf deney için hiçbnir etkisi olmayan hap veya damla) ile 28 gün bir deney yapılmıştır. Bu süre sonunda kedi otu kökü ekstresi alanlarda uyku rahatsızlıklarından uyuyamama, sık sık uyanma, hafif uyuma ve sinirsel huzursuzluğu iyileştirdiği görülmüştür. (ZP.1.98.53, ZP.4.98, ZP.3.97.152, NM.1.96.35, Nhp.8.99.1252)
2) 225 hastaya 12 ev doktoru tarafından 2 hafta süreyle kedi otu kökü hapı verilmiştir. Bu draje kedi ot kökü, şerbetçi otu kozalağı ve oğul otu yaprak ekstrelerinden meydana gelir. İki hafta süreyle bu hapı alan hastalarda uyuyamama, sık sık uyanma, sinirsel huzursuzluk ve stres gibi rahatsızlıklar %80 oranında iyileşmiştir. Hastalardan %96,4’ü ve doktorları %96,9’u bu kompleksi drajeyi pasif olarak değerlendirmişlerdir. Zaten bu karışım Alman sağlık bakanlığına bağlı olarak çalışan Komisyon E tarafından tavsiye edilmiştir. (Aynı komisyon E kedi kökü, şerbetçi otu kozalağı, çarkıfelek otu karışımını da aynı şekilde tavsiye etmiştir.) Deneye katılan hastaların %98,2’si bu drajenin hiçbir yan tesiri olmadığını beyan etmişlerdir. (ZP.3.95.147). oysa kimyasal uyku ilacı alanlar o gün sersem gibi olurlar ve günlük işlerini düzenli şekilde yapamazlar.
3) Dr.Martin Adler 500 hastasını kedi otu kökü hapı ile tedavi etmiş ve hastalarda sinirsel huzursuzluk, uyuyamam, hafif uyuma, sık sık uyanma gibi haller %90 oranında iyileşmiştir. (Nhp.3.97.446)
4) Kedi otu kökü damlası ile 95 hasta üzerinde günde 3×15 veya 3×30 damla 4-6hafta süreyle hastalara verilmiş. Hastalarda görülen sinirliklik, huzursuzlu, uyku rahatsızlıkları, yorgunluk, dermansızlık, korku, yıkılmışlık ve depresyon gibi rahatsızlıklar büyük oranda iyileşmiştir. (Nhp.2.99.240) Valariana Strath damlasının 100ml’sinde; 0,6gr alıç yaprağı, 0,6gr lavanta çiçeği, 0,6gr Şerbetçi otu kozalağı, 0,6gr Oğulotu yaprak ve 1,6gr kedi otu kökü ekstrelerinden oluşur.
5) Uyuyamama ve huzursuzluk gibi rahatsızlıkları olan 830 hasta üzerinde 279 doktor gözetiminde 4-8hafta sedacurla tedavi denemesi yapılmış ve hastaların %88’inin iyileştiği görülmüştür. (ZP.6.99.337)
Kullanılması:
a) Kedi otu kökü araştırmalara göre başta uyku rahatsızlıklarından uyu-yamam, sık sık uyanma ve hafif uyuma, sinirsel huzursuzluk, sinirsel mide-bağırsak ağrıları, sinirsel kalp rahatsızlıkları, gerginlik ve telaş, korku, stres gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır.
b) Komisyon E’nin yayınladığı monografi bildirisine göre kedi ot kökü natürel ilaçları iç. Huzursuzluk ve sinirsel nedenlerle uyuyamamaya karşı kullanılır.
c) Halk arasında yatağa girerken nefes daralması ve tıkaması gibi duygulara, titreme, hafif depresyon korku, korkulu rüya görme, telaş, gerginlik, uyuyamama ve sinirlilik gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır. 
d) Homeopati’de uyuyamama, heyecanlanma, sinirlilik, histeri, aşırı du-yarlılık, menopoz, baş ağrısı, bel ağrısı, siyatik, eklem ağrısı, nevralji ve huzursuzluğa karşı kullanılır.

Açıklama: Kedi otu kökünün çayı, damlası veya kişide yorgunluk, hal-sizlik ve isteksizlik gibi yan tesirleri olmadığından günlük yaşama negatif yönde etki etmediği gibi konsantrasyonu kuvvetlendirerek iyi yönde etki eder. Kedi kökü uyku rahatsızlıklarında en çok kullanılan 5-6 şifalı bitkiden en önemlisidir ve diğer şifalı bitkilerle kullanıldığında etkisi artar. Hastalığın türüne göre kedi kökü ile çeşitli harman çaylar tentürler veya natürel ilaçlar yapılır. Kava-kava birinci dereceden korku, kılıç otu birinci dereceden depresyon, kedi kökü ise birinci dereceden uyku rahatsızlıklarına karşı kullanılır. Fakat bu değil ki kedi kökü korku ve depresyon rahatsızlıklarına karşı etkili değil anlamına gelmemelidir. Zira bir şifalı bitki temin edilemediğinde diğeri ile bu rahatsızlıklar tedavi edilebilir.
Çayı: İki kahve kaşığı kedi kökü demliğe konur ve üzerine 300-500ml kaynar su ilave edilerek 5-190dk demlenmesi beklenir ve sonra süzülerek içilir.
Çay harmanları;
 Şişkinliğe çayı;
>30 gr Kedi otu kökü
>30 gr Papatya çiçeği
>30 gr Nane yaprağı
>10 gr Kimyon tohumu
Stres çay;
>30 gr Kediotu kökü
>30 gr Oğul otu yaprağı
>20 gr Çarkıfelek otu
>20 gr Nane yaprağı
 iştah çayı
>30g Eğri kökü
>30g Nane yaprağı
>20g Kedi ot kökü
>20g Çentiyan kökü
 Şişkinliği çayı;
>20 gr Papatya çiçeği
>20 gr Nane yaprağı
>20 gr Kedi kökü
>20 gr Kimyon tohumu
>20 gr Çörek tohumu
 Stres çayı (İç huzursuzluk ve uyuyamama):
>35 gr Kedi ot kökü
>25gr Oğul ot yaprağı
>25gr Nane yaprağı
>15 gr Kılıçotu
 Uyuyamama ve sinirsel huzursuzluğa karşı sinir ve uyku çayı;
>30 gr Kedi otu kökü
>30 gr Oğulotu yaprağı
>30 gr Şerbetçiot kozalağı
>10 gr LavantaÇiçeği
Stres çay;
>40 gr Kedi kökü
>20 gr Şerbetçi kozalağı
>20 gr Oğulotu yaprağı
>10 gr Çarkıfelek otu
>10 gr Kılıç otu
erkekler için sinir ve uyku çayı;
>30 gr Oğulotu yaprağı
>30 gr Kedi kökü
>30 gr Çarkıfelek otu
>10 gr Lavanta çiçeği
kadınlar için sinir ve uyku çayı;
>30 gr Oğulotu yaprağı
>30 gr Kedi kökü
>30 gr Şerbetçi kozalağı
>10 gr Lavanta çiçeği
Teskin edici çay (Sinirsel Heyecanlanma ve Uyuyamamaya)
>40g Kedi ot kökü
>20g Nane yaprağı
>15g Oğul ot yaprağı
>15g Şerbetçiot kozalağı
>10g Lavanta Çiçeği
Hazımsızlık ve Şişkinliğe çayı;
>10 gr Çörek tohumu
>30 gr Rezene tohumu
>30 gr Kimyon tohumu
>15 gr Kedi kökü
>15 gr Tarçın kabuğu
>15 gr Oğulotu yaprağı
Uyku çayı (uyuyamama, uykuya dalamama gibi rahatsızlıklara karşı);
>40 gr Kedi otu kökü
>20 gr Çarkıfelek otu
>30 gr Oğul otu
>10 gr Turunç kabuğu
Strese karşı çay (kramplara karşı sinirleri kuvvetlendirici);
>40 gr Kılıç otu
>20 gr Oğulotu
>20 gr Çarkıfelek otu
>10 gr Lavanta çiçeği
>10 gr Ginseng kökü
sinirsel kalp rahatsızlıklarına karşı çay;
>20 gr Oğulotu yaprağı
>20 gr Alıç yaprak ve çiçeği
>20 gr Şerbetçiot kozalağı
>20 gr Turunç çiçeği
>20 gr Kedi kökü
Uyku çayı (uyuyamama, uykuya dalamama gibi rahatsızlıklara karşı);
>40 gr Kedi otu kökü
>30 gr Çarkıfelek otu
>20 gr Oğul otu
>10 gr Lavanta çiçeği
Homeopati’de: Kedi otunun kurutulmuş köklerinden 100gr bir şişeye konur ve üzerine 500ml %70’lik alkol ilave edilir. Güneş ışınlarından uzakta 4-6 hafta muhafaza edilir ve bu süre sonunda süzülerek elde edilen tentüre homeopati’de <> adı verilir. Bu tentürden günde 3-4 defa 25-30 damla 4-6 hafta süreyle alınır. Yukarıdaki çay har-manlarından da aynı şekilde tentür yapılır.
Hastalığın belirtileri (semptom):

1) Şayet hastada sinirsel histerik heyecanlanma, telaş, bir olumlu, bir olumsuz davranma, iç huzursuzluk, olduğu yerde duramama, ağrıları bir o organda bir bu organda ortaya çıkar ve kendini havada imiş gibi hafif hisseder.
2) Genel sinirlilik nedeni ile uyuyamama
3) Bütün duyu organlarının hassaslaşması
4) Baş ağrısının sinirsel, ani ve dönüşümlü olması
5) Aşırı histerik davranışlar
6) Ağrılar dinlenirken artar, hareket halindeyken azalır
Bu gibi rahatsızlıklarda kedi otu kökü tentür gerekir.
Yan tesirleri: Kedi kökünün bilinen bir yan tesiri yoktur. Fakat aşırı dozajda ve uzun süre kullanılır ise baş ağrısı, baş dönmesi ve bulantı gibi geçici rahatsızlıklara neden olabilir.

ivythemes

{facebook#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {twitter#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {google-plus#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {pinterest#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {youtube#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL} {instagram#YOUR_SOCIAL_PROFILE_URL}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget